"Arkandayım. Sanırım tanışmamızın zamanı geldi."
Mihri karşısında gördüğü kişi ile ufak çaplı bir şok geçirmişti. Telefon elinden kayıp yere düşerken bakışları genç adamın şaşkın yüzünde takılı kaldı. Mihri için yelkovan akrebi kovalamayı bırakmıştı sanki. O an aklından geçen milyonlarca düşünce vardı. Fakat hiçbiri mantıklı gelmiyordu.
"Akın?"
Mihri şaşkınlıkla çocukluk arkadaşına bakmaya devam ediyordu. Bir an tüm bu iğrenç şakaları onun yaptığını düşündü ve dehşet bir ifadeye büründü yüzü. Kalbi yabancı olmayan bir ihanet acısıyla kavruluyordu.
"Bunu nasıl yaparsın!" diye bağırdı ve ardından onu taşımayı reddeden bacaklarına yenilip bedeni yeri boyladı.
Akın şaşkın bir ifadeyle Mihri'ye bakmaya devam ediyordu. Neler saçmaladığını ve neden bu kadar korktuğunu bir türlü anlamamıştı. Elindeki paketleri yere bırakıp koşar adımlarla Mihri'nin yanına ulaştı. Genç kız başını eğmiş ve deli gibi ağlıyordu.
"Ne oldu Mihri! Neden ağlıyorsun? Neyden korktun bu kadar?" dedi panikle. Buraya sadece Mihri'yi kiraz kafe'ye götürmek için gelmişti. Fakat Mihri'yi yine telefonda biriyle konuşurken bulmuştu. Ve Mihri şu an aklının alamayacağı bir şekilde davranıyordu.
Mihri bir an duraksadı. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Sonunda gerçeği anlayabilmişti.
Tuzağa düşmüştü.
Kendisine şaşkınlıkla bakan Akın'a çevirdi gözlerini. Ne yapacaktı şimdi? Gizli numaranın onunla oyun oynadığını anlayamamış ve pot kırmıştı.
Akın Mihri'yi bir kez daha dürttü.
"Anlatsana Mihri!" diye bağırdı. "Ne bu hâlin! Kim korkuttu seni?"
Akın'ın gözlerinden alevler fışkırıyordu resmen. O kadar sinirliydi ki gözü kimseyi görmüyordu.
Mihri gözlerini yumup son birkaç damlanın daha düşmesine izin verdi.
"Özür dilerim." dedi Akın'a mahcup bir ifadeyle.
"Başlatma özrüne! Açıklama yap." dedi Akın kızın kollarından tutup ayağa kaldırırken. Mihri sessizliğini korumaya devam ediyordu. Onunla oynayan kişi eline geçse tüm sinirini kusacaktı.
"Bizimkilerin yanına götürmek için seni almaya geliyorum. Karşılaştığım şu tabloya bak! Okulda da aynı şekildeydin. Mihri bizden ne saklıyorsan hemen bir açıklama yap, sonu kötü olmasın."
Akın hâlâ sakinleşmemiş ve bağırmaya devam etmişti. Fakat söyledikleri ve azarları Mihri'nin bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyordu.
Ne diyebilirdi ki?
'Akın ben ölüyorum. İşte sizden sakladığım için manyağın teki beni tehdit ediyor, onunla uğraşıyorum ' mu diyecekti? Diyemezdi.
"Akın, daha sonra konuşalım." dedi yolun karşısından geçen teyzelere ufak bir bakış atarken. Birkaçı durmuş bağırmaya devam eden Akın'a öldürücü bakışlarını atıyorlardı.
Akın, Mihri'nin baktığı yere baktı. Çoğu insan onlara bakıyordu. Sinirle soluyup Mihri'nin yere düşen eşyalarına yöneldi. Çantayı ve telefonu sert bir şekilde Mihri'ye verip ileride bıraktığı paketlere ilerledi. Ardından başını arkaya doğru hafifçe çevirmiş ve Mihri'ye gelmesini işaret eden bir bakış atmıştı.
Mihri rahatlamış bir şekilde nefes verdi. Akın'ın sorularından kaçtığını düşünüyordu. Fakat Akın ufak bir kafenin içine doğru ilerlediğinde kaşlarını çattı. Burası diğer çocuklarla buluşacakları kafe değildi.
"Akın ne işimiz var burada?" dedi içeri girmekte olan Akın'a seslenerek. Akın onu takip etmeyen Mihri'yi fark ettiğinde geri döndü ve kolundan tutarak kafeye doğru ilerledi. Mihri direnmeyip Akın'ın onu yönlendirmesine izin verdi.
Birlikte yuvarlak, ufak bir masaya oturdular. Akın iki kahve alıp masaya geri oturduğunda bakışlarını Mihri'ye odakladı.
"Mihri. Annen ve baban seni bana emanet ettiler biliyorsun değil mi? Sen gittikten sonra anneni aradım. Ama senin eve gelmediğini söyledi. Feride'yle olan olayları öğrendim sonra, bu parka çağırmış seni o gün. Parka geldiğimde telefonda kimle konuşuyordun? Sabah da aynı şekildeydi."
Mihri endişeye kapılmıştı. Ne söyleyeceğini, ne gibi bir bahane bulacağını bilememişti. Ardından sert bir ifadeyle Akın'a baktı.
"Akın bana çocuk muamelesi yapma. Üzerime gelmeye de son ver artık. Arkadaş mıyız, yoksa sen benim bakıcım mısın?"
Mihri masadan kalkmaya yeltenmişti ki Akın onu durdurdu.
"Saçmalama Mihri. Hepimiz çocukluktan beri tanırız birbirimizi. Birbirimizden gizlimiz, saklımız olmaz. Birimizin başına dert açılsa, hepimiz o derdi yüklenir, o dertle baş ederiz. Asıl sen bizi gerçekten arkadaş olarak görüyorsan bir şeyler saklamayı bırak artık. Son zamanlarda çok garip davrandığının farkında değil misin?"
Akın'ın söyledikleri Mihri'nin kalbindeki yaraya tuz basmıştı sanki. Onlardan saklaması gerekiyordu, kimse bilmemeliydi. Ellerinin arasındaki kupaya dikmişti gözlerini. Sanki bakışlarını Akın'a çevirir çevirmez ağlamaya başlayacaktı. Akın Mihri'nin hâlini görünce sesini bir perde yumuşattı.
"Bana anlatabilirsin Mihri. Diğer türlü sana yardımcı olamam. O telefonda konuştuğun kişi kimdi, seni neden bu kadar çok korkutuyor?" diye sordu şefkatli bir sesle.
Mihri ne yapacağını bilemiyordu. Bir yandan anlatıp kurtulmak istiyordu fakat o cesareti bulamıyordu.
"Konuştuğum kişi sevgilimdi." dedi bir anda. Uydurduğu bu yalan canını yakmıştı kızın. Fakat diğer türlü Akın'ın soru yağmurundan kurtulacağını zannetmiyordu. Böyle söylemek zorunda kalmıştı.
Akın'ın yüzündeki gülümseme kaybolmuştu. "Sevgilin mi?"
"Evet, ayrıldık ama. O yüzden kötüyüm bu aralar."
Mihri göz ucuyla Akın'a baktı. İnanmışa benziyordu. Fakat biraz bozulmuştu.
"Sevgilin vardı ama bize hiç söyleme gereği duymadın mı Mihri." dedi Akın. Mihri, Akın'ın sesinde bir kırılmışlık sezmişti.
"Anlatacaktım, anlatacaktım ama fırsat bulamadım. Gerçekten özür dilerim Akın."
Akın ifadesiz bir şekilde Mihri'ye bakmaya devam etti. Ardından paketleri Mihri'nin önüne doğru itti.
"Kampta ihtiyacın olacak şeyler. Senin yerine kızlar aldı."
Akın sözlerini bitirir bitirmez ayağa kalktığında Mihri üzgün bir ifadeyle ona bakıyordu. Arkadaşının kalbini kırmayı hiç istememişti ve kendini kötü hissediyordu. Akın bile böyle bir tepki verdiyse, Nur ve Tuğba'nın tepkilerinden korkuyordu. Akın'ın kimseye bu olaydan bahsetmemesini umdu. Yoksa durumlar epeyce karışacaktı.
"Akın böyle davranm-"
Sözünü dahi bitiremeden Akın arkasını dönmüş ve kafenin kapısını açıp dışarı çıkmıştı. Mihri mekanın cam duvarlarının ardından hızlıca uzaklaşan Akın'a bakıyordu. Sonunda gözle görünemeyecek kadar uzaklaştığında Mihri başını ellerinin arasına aldı.
Akın'a, çocukluk arkadaşına yalan söylemenin suçluluk duygusuyla baş etmeye çalışıyordu. Bir yandan da gerçeği hâlâ açıklayamadığı için kötü hissediyordu. Yine çaresiz bir durumda kalmıştı. Ve bu çaresizlik hayatının her anında elinde hançeriyle önünü kesiyordu.
***
Nur, Tuğba, Akın, Feride ve Murat bahçedeki banklara kurulmuş derin bir sohbete başlamışlardı. Ertesi gün gidecekleri kamp için hepsi heyecanlıydı.
"Aa, bu arada. Akın, dün Mihri'yi bulabildin mi?"
Gözler Akın'a döndüğünde Akın'ın yüzündeki ifade donuklaşmıştı. Dün yaşadıkları şeyler oldukça kötüydü. Fakat bir yandan da Mihri'ye karşı sert davrandığı için pişmanlık hissediyordu.
"Evet." dedi kısa ve geçiştirir bir şekilde.
"Bu arada Mihri nerede?" dedi Murat etrafa bakınırken. Akın da okul bahçesinin girişine bakıp duruyordu.
"Geç kalacakmış, uyanamamış." dedi Tuğba elindeki telefonu sallarken. Mihri'yle mesajlaşmışlardı.
Akın oturuşunu düzeltip çocuklara döndü.
"Mihri'nin sevgilisi olduğunu aranızda bilen var mıydı?"
Nur ve Tuğba aynı anda içtikleri gazozları ağızlarından geri püskürtmüşlerdi.
"Ne? İnanmam." dedi Murat büzdüğü suratıyla. Mihri kesinlikle sevgili yapacak bir kız değildi. Hem yapmış olsa haberleri olurdu değil mi?
"Akın nereden çıkardın bunu?" dedi Nur şaşkınlıkla. Akın eliyle 'boşver' dercesine bir işaret yaptı.
"Yanlış anlamışım, tamam yok bir şey. Kapatalım konuyu." dedi hızlıca. Mihri muhtemelen onlara da anlatmamıştı ve Akın pot kırmak istemiyordu. Fakat tekrardan şüphelenmeye başlamıştı. Mihri'nin ne sakladığını bir şekilde öğrenmesi gerekiyordu. Ama şimdilik bu konuyu kapatmak daha akıllıca bir hareket olacaktı. Mihri'yi zor durumda bırakmak istemiyordu.
***
Sonunda Mihri de okula geldiğinde arkadaşlarıyla selamlaşmış ve sınıflara dağılmak üzere ayrılmışlardı. Mihri ile Nur sanat atölyesine doğru ilerlerken Tuğba bir işinin olduğunu söyleyip onlardan ayrılmıştı. Akın ve Murat ise spor klübünde olduğundan ilk ders izinliydiler.
"Mihri, Akın'la aranızda bir sorun mu var sizin?" dedi Nur Mihri'ye yandan bakış atarken. Mihri ise omuzlarını silkmekle yetindi.
"Dün biraz tartıştık. Her zamanki sinirli Akın işte. Boş yere olayları büyüttü, önemli bir mesele değil."
Nur bir şey söylemeyerek önüne döndü. Ardından iki kız da gördükleri şeyle şok olmuşlardı. Konferanstaki çocuk -Oğuzhan- ile Sevim kendi sınıflarının kapısında duruyordu. Sevim hararetle bir şeyler söylüyor, Oğuzhan ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Bu konferanstaki manyak değil mi?" dedi Mihri başıyla Sevim'i işaret ederken. Nur sıkıntıyla nefesini verdi. Sevim'le uğraşacak havada değildi.
"Boşver." dedi Mihri'ye. "Bir şey söylerse kâle alma. Hiç bununla uğraşacak havada değilim."
"Herhalde yine sana hesap sormaya kalkışacak. Çok sinir bozucu. Fakat anlamadığım bu ikisinin arasında ne var acaba?" dedi Mihri. Daha çok kendine sorar gibiydi. Sınıflarına yaklaştıklarında Sevim'in görüş alanına girmişlerdi. Nur önden ilerleyip sınıftan içeri giriyordu ki Sevim Nur'u kolundan tutmuştu.
"Hop, bir dakika. Konuşacaklarımız var." Sevim saçlarını bir baş hareketiyle arkaya atıp çattığı kaşlarıyla Nur'a öldürücü bakışlar attı. Nur ise kolunu sertçe Sevim'den kurtarıp Sevim'in üzerine doğru yürüdü.
"Benim seninle konuşacak bir şeyim yok ama." Sesini bir perde dahi arttırmamış fakat yinede oldukça sert konuşmuştu.
Mihri bir önceki olayı kaçırmıştı ama şimdikini zevkle izliyordu. Sevim gibi kendini dünyanın sekicinci harikası zanneden kızların kapak oluşunu seyretmek zevkli olacaktı.
"Sevim! Abartma gidelim buradan." dedi Oğuzhan Sevim'in elini tutarken. Nur önce Oğuzhan ile Sevim'in birleşen ellerine bakmış, ardından ise Oğuzhan'ın yüzüne çevirmişti bakışlarını. İçini anlamlandıramadığı bir burukluk kaplamıştı. Fakat kendini toparlaması uzun sürmemişti.
"Bir daha seni sevgilimin yakınında görürsem-"
"Ne yaparsın?" dedi Nur Sevim'in üzerine bir adım daha daha atarken. Sevim kaşlarını çatmış ve kem-küm etmeye başlamıştı. Nur'un böyle bir tepki vereceğini hiç düşünmemişti.
"Sana açıklamaya yapmıyorum ama şunu bil ki sevgilin mi artık her kimse benim bir bağlantım yok. Bir daha benim karşıma böyle saçma bir ithamla çıkarsan, sonu fena olur!"
"Sen kim oluyorsun da beni tehdit ediyorsun!" diye çemkirdi Sevim. Suratı sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Nur'un alaylı bir şekilde güldüğünü görünce elini Nur'a vurmak üzere kaldırdı. Nur o sırada başını çevirdiğinden ve gitmek üzere olduğundan Sevim'in kaldırdığı eli görememişti. Mihri bunu farkettiğinde hızlı bir şekilde oraya ilerleyip Sevim'in elini sertçe itti. Sevim bir çığlık atıp refleksle onu iten kıza vurmuştu. Mihri göğsüne aldığı darbeyle sendelemiş ve duvara çarpmıştı.
Nur, Sevim'in Mihri'ye vurduğunu gördüğünde sinirle Sevim'in yanağına bir tokat indirdi. Etraftaki tüm bakışlar onlara çevrilmişti. Ve biri gelip Nur'u durdurmazsa, Nur Sevim'i tanınmaz hâle getirebilirdi.
"Nasıl ona vurmaya cesaret edersin!" diye bağırdı Sevim'e karşı. Sevim aradan sıyrılıp Oğuzhan'ın arkasına saklandığında Nur daha çok sinirlenmişti. Uzanıp Sevim'in sarı saçlarını eline doladı. Sevim kulakları rahatsız eden bir çığlık attığında etraftaki kalabalık artmıştı.
Oğuzhan, kız arkadaşına saldıran Nur'u kolundan tutarak ayırdı. Kavgayı ayırmasının tek nedeni olayın büyümemesi ve nöbetçi öğretmenlerin görmesini engellemekti. Sevim saçlarını Nur'un elinden kurtarır kurtarmaz daha uzak bir noktaya kaçmış ve yalandan ağlamasına devam etmişti.
"Dur artık!" dedi Oğuzhan sinirle. Nur'un bileklerinden tutuyordu ve Sevim'in yanına ulaşmasına engel olmaya çalışıyordu.
"Sana ne oluyor? Karışma. " diye bağırdı Nur bileklerini kurtarıp Oğuzhan'ı göğsünden ittirerek.
"Vurduğun kişi benim sevgilim! Karışırım." dedi sert bir ses tonuyla. Nur afallayarak bakışlarını önce Oğuzhan'ın üzerinde, sonra da Sevim'in üzerine gezdirdi.
"Birbirinizi bulmuşsunuz. İki karaktersiz bir olmuş-"
Oğuzhan, Nur'un üzerine yürüdüğünde Nur bir anlık şaşkınlıkla cümlesini devam ettirememişti. Fakat hâlâ içindeki sinir hakimiyetini koruyordu.
"Tek kelime daha edersen sonuçları fena olur." diye sert bir şekilde konuştu Oğuzhan. Nur ise göz devirmekle yetindi. Genç adam o kadar sinirlenmişti ki, alnındaki damarlar belirginleşmiş, sıktığı dişlerinden çenesi kasılmıştı. Fakat Nur için hiçbir anlam ifade etmiyordu bunlar.
"İki karaktersiz birbirinizi bulmuşsunuz." diye bitirdi cümlesini. Oğuzhan sinirle kızın üzerine bir adım daha atarak aralarındaki mesafeyi kapattı. Ortamdaki gerginlik hat safhadaydı. Nur'un yerinde bir başkası olsa korkudan kaçmıştı fakat Nur olduğu yerde duruyordu.
Oğuzhan Nur'a kısa bir bakış atıp ardından arkasını dönerek uzaklaştı. Köşeye sinmiş olan Sevim'in elinden tutup kalabalığı böldü. Koridorun diğer ucuna doğru uzaklaştıklarında Nur oluşan kalabalığa seslendi.
"Neye bakıyorsunuz! İşinize dönün." diye bağırdı asabı bozulmuşçasına. Etraftakiler, özellikle de Sevim'in arkadaşları Nur'a kötücül bakışlar atıyorlardı.
"Tamam Nur, gidelim hadi."
Nur, Mihri'nin zayıf sesini duyduğunda ona döndü. Mihri'nin yüzü kireç kesmişti adeta. zaten böylesine öfke patlaması yaşamasının en büyük nedeni Mihri'nin zarar görmüş olmasıydı.
"İyi misin?" dedi Mihri'nin koluna girerken. Mihri olumlu anlamda başını salladı fakat yüzü hâlâ dehşet bir ifadeyle kaplıydı.
"İyiyim. Asıl sen iyi misin? Sevim bugün haddini fazlaca aştı. Ayrıca o çocuk geçen gün sana karşı bu kadar sert değildi, bir günde resmen kişiliğini kaybetmiş." dedi gözden uzaklaşan ikiliye bakarken.
Nur omzunu silkti. "Boş ver. Maskesini düşürünce nasıl bir şey olduğunu anlamış olduk. Yine de bu yaptıkları yanlarına kalmayacak."
"Ama güzel dövdün he." dedi Mihri sırıtmaya başlarken. Nur da dayanamayıp sırıtmıştı. Sevim'in saçlarını çekiştirirken attığı çığlıklar hâlâ kulağındaydı. Sevim bu dayağı haketmişti. En azından bir süre tayfayı rahatsız etmezdi.
***
Tuğba oturduğu bankta rahatsız bir şekilde kıpırdandı. Elinde tuttuğu karton pakette Ceyhun'un kırmızı hırkası vardı. Bir şekilde hırkayı ona geri vermeli ve bu ince davranışı için teşekkür etmeliydi.
Ceyhun, Murat ve Akın ders boyunca basketbol oynamışlardı. Tuğba ise onların maçı bitirmelerini bekliyordu. Murat seyirci koltuklarında oturan Tuğba'yı farkedince oyundan çıkmış ve soluğu Tuğba'nın yanında almıştı.
"Oo, Üstadım gelmiş. Bana gazoz mu getirdin?" dedi şen bir şekilde gülerek. Akın ve Ceyhun da oynamayı bırakmış ve sohbet etmeye başlamışlardı. Sanırım bu yeni kişiyi Akın da sevmişti.
"Daha sonra ısmarlarım." dedi Tuğba gülümseyerek.
"Hayır demem." dedi Murat sırıtarak. "Neden geldin o zaman? Kızlar gelmemiş." dedi kıvırcık saçlarını arkaya doğru yatırırken.
"Ee, şey. Ceyhunla konuşmam lazımdı. Ama neyse ben daha sonra konuş-"
"Ceyhun! Buraya gel."
Tuğba şaşkınlıkla Murat'a baktı. Murat sahaya dönmüş ve ellerini sallayarak Ceyhun'a sesleniyordu. Ceyhun Murat'ı duyunca Akın'ın yanından ayrılıp Murat'a doğru ilerlemeye başladı. Tuğba'nın kalbi heyecanla atmaya başlamıştı. Başını kaldırdığında Ceyhun ile göz göze gelmişlerdi. Genç adamın yeşil gözleri güneşin altında yıldız misali parıldıyordu. Ceyhun gülümseyerek Tuğba'nın karşısında durdu. Ardından ona seslenip duran Murat'a çevirdi bakışlarını.
"Siz Tuğba'yla konuşun. Ben gazoz kapıp geliyorum." dedi Murat sandalyelerin üzerinden atlayıp kantin binasına doğru ilerlerken. Tuğba ile Ceyhun'u yalnız bırakmıştı. Tuğba oturduğu yerden kalkıp Ceyhun'un karşına dikildi.
"Nasılsın?" dedi Ceyhun gülümseyerek. Düne nazaran kumral saçları daha düzenli taranmıştı ve üzerinde siyah bir tişört vardı. Kırmızı bir şapkayı ters bir şekilde kafasına takmıştı ve oldukça tatlı görünüyordu. Giydiği salaş tişörtten bile belli olan kasları vardı.
"İyiyim." dedi Tuğba. "Sen görmeyeli nasılsın?"
"Gayet iyi." dedi Ceyhun. Ardından bakışları kızın elinde olan torbaya değmişti. Torbanın içinde bulunan hırkasını görünce aklına dün olanlar gelmiş ve bu gülümsemesine neden olmuştu.
"Dün hırkanı verdiğin için gerçekten çok teşekkürler. Sanırım artık teslim etmeliyim." dedi Tuğba mahçup bir şekilde gülümseyip paketi Ceyhun'a uzatarak.
Ceyhun başını olumsuz anlamda salladı.
"Sana daha çok yakıştı. Senin olabilir."
"Gerek yok." dedi Tuğba. Aslında bir yandan hırkayı geri vermek istemiyordu.
"Hediyem olsun o zaman. Lütfen geri çevirme." diye ısrar ederek torbayı kızın eline geri verdi.
Genç oğlan ile genç kızın bakışları bir süre birbirlerinde odaklı kalmıştı. Fakat o bakışma Akın'ın sesi ile bölünmüştü.
"Ceyhun!"
Ceyhun Akın'a döndüğünde Akın o sırada basket topunu eliyle sektiriyordu.
"Hadi be oğlum! Ağaç olduk." dedi açık açık Ceyhun'un gelmesini ima ederken. Ceyhun Tuğba'ya göz kırpıp hızlı adımlarla sahaya indi. Tuğba ise kalbindeki o tanıdık hisle baş başa kalmıştı. Gözünü her kapatıp açışında Ceyhun'un gülen sureti zihninde canlanıyordu. Kendini ne ara bu çocuğa böylesine kaptırdığını bilmiyordu.
***
Mihri Nur'dan ayrıldığında koşar adımlarla alt kattaki lavaboya ilerlemişti. Her an kusacak gibiydi. Bedeni yaşadığı hastalıktan dolayı iyice güçten düşmüş, en ufak darbede direncini düşürür hâle gelmişti. Sevim'in vuruşu oldukça güçsüz olsa bile Mihri'yi altüst etmişti. Nur'un yanında bunu saklayabildiği kadar saklamış, midesindeki bulantıyı kontrol altına almaya çalışmıştı. Fakat daha fazla dayanamamıştı. Tuvalete girer girmez kabinlerden birine girdi ve klozetin kapağını açtı.
Midesinde ne varsa dışarı çıkartmıştı. Midesindeki kasılmalar durmuyor, gözleri kararıyordu.
Midesinde hiçbir şey kalmayıncaya kadar kusmuştu. Fakat kasılmaları ve öğürmeleri durmamıştı. Ağzını eliyle kapatıp arkasındaki kapıya yaslandı. Kendini tekrardan çaresiz ve yalnız hissediyordu. Doktorunun söylediğine göre zaman ilerledikçe durumu da daha fazla kötüleşecekti. Ne zamana kadar saklayabilirdi bilmiyordu. Fakat şimdiden arkadaşlarını endişelendirmek istemiyordu.
Kusma durumları önceden de sık sık olduğundan çantasında diş fırçasını, macun, naneli sakız gibi şeyler taşıyordu. Sifonu çekip kabinden çıktı ve çantasını lavabonun üzerine bıraktı. Soğuk suyu yüzüne çarpıp, çantasından çıkardığı diş fırçası ve diş macunuyla dişlerini fırçaladı. Dağılan saçlarını küçük bir tokayla arkadan tutturup, yüzüne renk gelmesi için biraz makyaj yaptı. Ardından çantasının fermuarını kapatıp koluna astı ve lavabodan çıktı. Telefonu mesaj sesiyle titrediğinde cebinden çıkarıp ekran kilidini açtı. Mesaj WhatsApp'taki grup sohbetlerinden gelmişti.
Grup ismi= GRUP
~Feride
Ballarım! Herkesi bahçeye bekliyorum. Sizinle tanıştırmam gereken biri var.
~Murti
Amcam doğum yapıyor. Ben gelemeyeceğim balpıtırcığım ;)
~Akın
Murat saçmalama da in aşağıya. Feride ben de gelmek üzereyim.
~Feride
Hadi bekletmeyin.
~Nur
Tuğba'yla gelmek üzereyiz. Bizim yerdesiniz değil mi?
~Feride
Evet, her zamanki banklarda...
~Murti
Amcamı bu kutlu gününde yalnız bırakamam. Elveda...
Murti gruptan ayrıldı
Mihri gülümseyerek telefonu geri cebine yerleştirdi. Bahçe çıkışına doğru ilerlerken kapıda Nur ve Tuğba'yla karşılaşmıştı. Birlikte her zaman oturdukları banklara doğru ilerlerken Feride ve Akın'ı görmüşlerdi. Bankta oturuyorlardı.
"Heh! Geldiniz mi?" dedi Feride heyecanla.
"Yok, trafik var." dedi Murat. Tüm o gelmemek için uydurduğu bahanelere rağmen gelmişti. Kızların arasından sıyrılıp banka yayıldı. "Feride senin için amcamı yoksaydım. Bana gazoz borcun var balpıtırcığım." dedi ayaklarını banka uzatıp rahat bir konum alırken. Kıvırcık saçları gözünü kapatmıştı.
"Tamam söz Murticim!" dedi Feride şen bir sesle.
"Evet Feride. Hepimizi özel olarak çağırmana vesile olan bu şahıs nerede?" dedi Akın bıkkın bir ifadeyle.
"Aynen. Ayrıca kim, adı ne?" diye sordu Tuğba. Nur ise konuşmadan uzak kalıp bankta kalan son yere oturdu.
"Kuzenim oluyor. İsmi Asrın. Bizim okula nakil geldi geçen hafta. Bundan sonra bizimle yani!" Feride cümlesini heyecanlı bir şekilde bitirmişti.
"Sizin de arkadaşlarınız bir bitmiyor. Hadi Ceyhun'u sevdim. Delikanlı, iyi çocuk. Ama Asrın'ı gözüm tutmazsa çevremizde görmek istemiyorum. Anlaşıldı mı Feride?" dedi Akın her zamanki grubun abisi tavrını takınırken diğerleri ona gülümsemekle yetinmişti.
"Heh! Geldi işte."
Mihri Feride'nin neşeli çığlığıyla yerinde sıçramıştı. Gelen kişinin kim olduğunu görebilmek için arkasını döndüğünde, bankın ayaklarından birine takılmış ve dengesini kaybetmişti. O sırada güçlü ve yabancı bir kolun onu belinden kavramasıyla son anda yere çakılmaktan kurtulmuştu. Saçları omzundan dökülüp yer çekimine mağlup olurken güneşten gördüğü kadarıyla onu tutan kişinin yüzünü inceledi.
İlk fark ettiği şey, ona ifadesiz bir şekilde bakan bir çift ela gözdü. Güneşin altında, gri bir bilye gibi parıldıyordu. Kirpikleri elmacık kemiklerine gölge yapmış, sivri burnu kemikli yüzüyle uyum içinde kalmıştı. Dudakları bir ressamın tuvalinden çıkmışcasına düzgündü. Genç kız, bu adama artık ne kadar garip bir şekilde bakmışsa genç adamın dudağının kenarı kıvrılmış ve yanağındaki gamze gözler önüne serilmişti. Siyah saçları arkaya doğru taranmış, fakat bir tutam saç ise alnına dökülmüştü.
"Asrın, artık kızı bıraksan."
Feride kaşlarını çatmış, Mihri ile Asrın'ın haddinden fazla yakın durmalarına bir anlam verememişti.
Mihri sanki bu büyülü dakikalardan sonunda kurtulmuş gibi birden kendisine geldi.
Asrın, diye geçirdi içinden. Evet, onu tutan kişi Feride'nin kuzeni olan Asrın'dı. Fakat, inkâr edilemeyecek kadar çok yakışıklıydı.
Asrın, Mihri'yi hiç zorlanmadan kaldırdı ve ellerini genç kızın üzerinden çekti. Mihri sonunda ayaklarının üzerinde durabildiğinde çocukların garip bakışlarına maruz kalmıştı.
"Evet arkadaşlar! Kuzenim, Asrın." dedi Feride eliyle genç adamı takdim ederken.
Genç adam çehresindeki o yarım gülüşle elini Mihri'ye uzattı.
"Merhaba, ben Asrın."
Mihri duyduğu ses ile adeta başından vurulmuştu. Şaşkınlıkla bir ona uzatılan ele bir de genç adama bakmıştı.
Bu ses! Gizli numara'nın sesiydi.
BÖLÜM SONU.