İçeriğe geç

HİS

Bölüm 3 · 9 dk okuma

HİS

Bölüm 3

Hırka

Tuğba, Nur ve diğerleri lavaboya gideceğini söyleyip uzun süre geri dönmeyen Mihri'yi merak etmişlerdi. 5 dakikaya geleceğini söylemişti fakat 15 dakikadır ortada yoktu.

"Ben Mihri'ye bakarım. Siz yemeğinize devam edin." dedi Akın ayağa kalkıp yemek tabletini eline alırken. Fakat diğerleri bu fikri onaylamamıştı.

"Biz de gelelim doyduk zaten."dedi Tuğba'yla Nur tabletlerini ellerine alırken. Murat da onlara uyup masadan kalktığında gözler Feride'ye dönmüştü.

"Benim yemeğim bitmedi. Siz gidin gelirim arkanızdan." dedi gülümseyip çorbasını hızlı hızlı içmeye devam ederken. Çocuklar onu masada bırakıp üst kata doğru ilerlediler. Fakat yolları Sevim tarafından kesilmişti.

"Bana hemen açıklama yap." dedi Sevim. Nur'un önünde durup parmağını hesap sorar bir ifadeyle sallamıştı.

"Ne hesabıymış o, biz sana soralım." dedi Tuğba Nur'un yanına ilerleyerek. Sevim'e öldürücü bakışlarını atıyordu. Nur ise ne olduğunu anlamamıştı. 'Konferanstaki hareketim epey koymuş' diye düşündü. Ve ardından alaylı bir şekilde gülmüştü.

"Oğuzhan'la aranızda ne var?" diye ciyaklamıştı birden kız. Nur ne olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Sevim'in tepkisine bakılırsa Oğuzhan'la konuştuklarını duymuş olmalıydı. Fakat bu kızın, Oğuzhan'la arasındaki bağlantı ne anlayamamıştı.

"Bu seni neden ilgilendiriyor?" dedi Nur düz bir sesle.

"Bana bak kızım." dedi Sevim tüm çirkefliğiyle Nur'un üstüne yürüyerek. O sırada Akın aralarına girmiş ve Sevim'i uzaklaştırmıştı.

"Sorun çıkarma Sevim, git işine." dedi Akın sinirle soluyarak. Kendi arkadaşlarına karışan biri, ona karışmış sayılırdı. Ve bu onu oldukça rahatsız etmişti. Nur Akın'ın arkasından sıyrılıp Sevim'in tam önünde durdu.

"Bakıyorum, bakıyorum da biraz daha bakarsam gözlerim kanayabilir. O yüzden çekil ayağımın altından." diye konuşup Sevim'in omzuna çarparak diğerlerinin yanına doğru ilerledi. Sevim ise sinirle bir çığlık atmıştı. Onu takmayıp hep beraber üst kata çıkan merdivene yöneldiklerinde Oğuzhan o sırada merdivenlerden iniyordu. Nur ile göz göze geldiklerine Oğuzhan gülümsemişti. Fakat Nur gözlerini ondan kaçırıp, o sırada ona bir şeyler anlatan Tuğba'ya çevirdi. Aklında hâlâ Sevim ile aralarında ne olduğu sorusu dolaşıyordu.

"Mihri değil mi o?" Murat'ın sesiyle hepsi ona dönmüştü. Ardından parmağıyla gösterdiği yere baktıklarında Mihri'yi duvara yaslanmış ve gözü yaşlı bir şekilde bulmuşlardı. Nur koşar adımlarla Mihri'nin yanına ilerleyecekken Akın onu durdurdu. Mihri biriyle telefonda konuşuyordu. Fakat hiçbiri ne konuştuğunu duymamıştı. Mihri telefonu kapatıp ardından duvarın dibine yığılmıştı. Gözünden düşen bir damlayı elinin arkasıyla sildiğinde herkes şaşkın bir şekilde ona bakmaya devam ediyordu.

"Mihri?"

Kız, yaşlı gözlerle onlara döndüğünde yüzünde korku dolu bir ifade belirmişti. Ardından duvarın dibinden hızla kalkıp yüzünü sildi. Gülümseyerek çocukların yanına ilerlediğinde Akın şüphe dolu gözlerle ona bakıyordu.

"Kimle konuşuyordun?" dedi Akın. Mihri ise telefonunu hemen cebine attı.

"Bir arkadaşımla. Önemli bir şey değil."

"Niye ağladın, kötü bir şey mi oldu?" diye sordu Tuğba endişeyle.

"Ağlamadım," dedi Mihri yine gülümseyerek. "Duygulandım sadece. Gerçekten mühim bir şey yok."

"Korkuttun bizi." dedi Murat kollarını açıp Mihri'ye uzanırken. Mihri alaylıca gülümseyip arkadaşının sarılmasına karşılık verdi. Tuğba sarılan ikiliyi ayırıp yalancı bir sinirle Murat'a baktı.

"Arkadaşımızı bize bıraksan diyorum. Kız kıza takılalım biraz."

"Olur hanımefendi. Biz rahatsızlık vermeyelim." dedi Akın ellerini cebine sokarken. "Biz de zaten spor salonuna gidicektik. Siz konuşursuzun kız kıza." İğneliyici bir ses tonuyla konuşmuştu. Mihri 'ye bir bakış atıp Murat'ı merdivenlere doğru çekiştirdi. İkisi birlikte gözden uzaklaştığında kızlar yalnız kalmıştı.

"Bahçeye inelim." dedi Nur arkadaşının koluna girerken.

"Evet hava bugün çok güzel. Nefes alırız biraz." dedi Tuğba da Mihri'nin diğer koluna girerken. Mihri ise gülümsemekle yetinmişti. 'Sanırım onlara bu olaydan bahsetmemeliyim' diye geçirdi içinden. Morallerini bozmak istememişti.

***

"Sevim'e baksana. Birazdan sinirden deliricek gibi gözüküyor." dedi Mihri onlara öldürücü bakışlar atan Sevim'e alaylı bir şekilde gülerken.

"Kantinde önümüzü kesip hesap sordu." dedi Tuğba gülerek. Mihri şaşkınlıkla onlara döndü.

"Hadi ya, neden?"

"Gereksiz bir konu, boşver." demişti Nur, Sevim'in ona bakışlarını umursamayarak. Fakat Tuğba nedenini hemen söylemişti.

"Nur'a hesap sordu, Oğuzhan'la konuştuğunu duymuş."

Mihri'yle Tuğba gülüşmeye başladıklarında Nur da gülmüştü.

"Ağzının payını vermişsinizdir siz. Keşke kaçırmasaydım o anı." dedi Mihri pişman olmuş bir ifadeyle. Ardından heyecan dolu gözlerle Nur'a döndü.

"Bu arada! Siz ne konuştunuz o çocukla? Anlat bakalım."

"Önemi bir şey değil ya." diye geçiştirmişti Nur. "Konferanstaki konuşmam hoşuna gitmiş, kulüplerine katılmam için konuştu."

"Ee, sen ne dedin?" diye sordu hemencecik Tuğba.

"Net bir şey söylemedim. Fakat kabul etmem herhalde."

"Saçmalama!" dedi Tuğba. "O kulüp okulun en iyi kulübü. Ayrıca ortalamanı da oldukça yükseltir. O kulübe katılıyorsun hemen."

"Evet, en yüksek notu o kulüp veriyormuş." dedi Mihri de Tuğba'yı destekler biçimde.

"Ha sen Sevimle uğraşmak istemiyorum diyorsan, orasını bize bırak."

"Ya o değil de, Oğuzhan beni şüpheye düşürüyor."

"Nasıl yani?"

"Davranışları, bakışları falan çok değişik. Garip hissediyorum."

Tuğba ve Mihri aynı anda birbirlerine baktıklarında büyük bir kahkaha attılar. Öyle yüksek sesle gülmüşlerdi ki etrafta ki öğrenciler garip bir şekilde onlara bakmıştı. Nur ise önce kaşlarını çatmış, ardından o da dayanamayıp gülmüştü.

"Bundan sonra okul başkanımız müstakbel eniştemiz oluyor desene." dedi Tuğba koluyla Mihri'yi dürterken. "Aynen, yakışıyorlar da."

"Aman be iyi ki anlattım. Kesin artık." dedi Nur önüne dönerken. Mihri ile Tuğba ise gülüşmeye devam ediyordu.

"Şu çocuk kim?"

Nur'un sesiyle bakışlar bahçeye dönmüştü. Tuğba Nur'a dönüp, "Kim?" diye sordu.

"İlerde, Murat'ın yanındaki çocuk. Kırmızı hırkalı olan."

Tuğba, Nur'un gösterdiği yere baktığında bir çift yeşil gözlerle göz göze gelmişti. Murat'ın yanında duruyordu ve boyu Murat'la hemen hemen aynıydı. Üzerinde kot pantolon, beyaz bir tişört ve kırmızı kapşonlu hırka vardı. Kapşonu kafasına çekmişti ve birkaç tutam saç alnına dökülmüştü. Kumral ve kahverengi tonlarında dalgalı saçları vardı.

"Okula yeni gelmiş herhalde, Murat'ın tanıdığı olmalı." dedi Mihri. O sırada Murat onları görmüş ve el sallamıştı. Mihri el sallamasına karşılık verdiğinde kızlara doğru ilerlemişti. Yanındaki kırmızı kapşonlu çocuk da Murat'la beraber kızların yanına doğru ilerlediğinde Tuğba gözlerini hâlâ ayıramamıştı.

Kimdi bu çocuk?

"Bizim melekler buradaymış demek." dedi Murat kocaman bir gülümsemeyle. "Buradayız kıvırcık." dedi Nur gülümseyerek.

Murat yanındaki çocuğu göstererek, "Bu Ceyhun. İlkokulu beraber okumuştuk çocukluk arkadaşım sayılır. Okulumuza yeni nakil geldi."

"Merhaba." dedi Ceyhun kızlara gülümseyerek. Ardından bakışları yine, buraya gelene kadar baktığı kıza döndü. Minyon bir kızdı. Kısa siyah saçları oldukça hoş duruyordu. Elini ilk ona doğru uzattı.

Tuğba, adının Ceyhun olduğunu öğrendiği kişinin uzattığı ele karşılık verdi.

"Ben de Tuğba." dedi uzattığı eli tutarken. Nedensiz bir şekilde kalbinin atışları hızlanmıştı. Ceyhun, "Memnun oldum." diyip elini geri çektiğinde ve diğer kızlarla tokalaştığında kalbi güm güm atmaya devam ediyordu.

Ceyhun ve Murat kızların karşısına bir bank çekip oturduklarında bir sohbet başlamıştı. Fakat Tuğba sohbetten uzak kalmıştı ve telefonuyla uğraşıyordu. Başını her kaldırışında Ceyhun'un yeşil gözleri, gözlerine değiyordu. Ve bu onu nedensizce heyecanlandırıyordu.

O sırada Tuğba'nın çalan telefonuyla bakışlar ona döndü. Tuğba aramayı cevaplandırıp telefonu kulağına yaklaştırdı. O sırada Mihri ve Murat sohbetlerine devam ediyordu.

"Ceyhun, bu hafta sonu okulumuz 2 haftalığına bir kamp düzenliyor. Bizim tüm tayfa kayıt yaptırdı."

"Öyle mi? Eğlenceli bir şeye benziyor." dedi Ceyhun gülümseyerek

"Sen de gelmelisin." dedi Murat heyecanla Ceyhun'a dönerek.

"Aynen. Akın, Murat ve sen aynı çadırda kalırsınız. Yabancılık çekmezsin. Akın da iyi çocuktur." dedi Nur. Yeni gelen bu çocuğu oldukça arkadaş canlısı bulmuşlardı.

Ceyhun "Sizin için sorun yoksa... " dediğinde Murat "Yok tabii, gelirsen mutlu oluruz." demişti.

"Aynen, Bizim için de sorun yok." dedi Mihri.

"Kızlar benim kütüphaneye uğramam lazım. Çıkışta buluşuruz." dedi Tuğba yerinden kalkarak. Mihri ve Nur'la kısaca vedalaşıp gitmek üzereydi ki Ceyhun'un lafıyla duraksamıştı.

"Benim de kütüphaneye gitmem gerek. Seninle gelebilir miyim, okulun içini pek bilmiyorum da." demişti Ceyhun Tuğba'ya hafifçe gülümseyerek.

Tuğba bir an ne diyeceğini bilememişti. Fakat Ceyhun ile yalnız kalmak onu biraz endişelendirmişti. Zaten o geldiğinden beri bir garipti ve fazla konuşmamıştı. Başıyla onaylayıp "Tabii." dedi.

Ceyhun ile birlikte okul binasına doğru ilerlediklerinde Tuğba'nın içinde bir heyecan kol geziyordu.

"Kitap okumayı seviyorsun sanırım." dedi Ceyhun kızın elindeki kitaplara bakarken. Tuğba elindeki kitaba kısa bir bakış atıp Ceyhun'a döndü.

"Evet, severim. Ya sen?"

Sonunda aralarındaki sessizlik sonlandığı için rahatlamıştı.

"Ben de severim." dedi Ceyhun gülümseyerek. O sırada girecekleri okul binasının kapısını açıp Tuğba'ya yol vermişti. Tuğba adımlarını kütüphaneye doğru yönlendirdiğinde kitaplar hakkında konuşmaya devam ediyorlardı.

"Burası." dedi Tuğba durduğu büyük kapıyı açmak için hamle yaptığında. O sırada kütüphaneden çıkan gözlüklü bir kız elindeki kahveyi Tuğba'nın üzerine dökmüştü.

"Özür dilerim! İyi misin?" dedi kız şaşkınlıkla Tuğba'ya bakarken.

Tuğba beyaz gömleğine dökülen kahveyle şaşkınlığa uğramıştı.

"Yandın mı?" diye sordu büyük bir endişeyle Ceyhun. Tuğba başını olumsuz anlamda salladı. Önce gözlüklü kıza dönmüş iyi olduğunu söylemişti. Kız yine de eline aldığı peçeteyle Tuğba'nın üzerini silmeye çalışmış ve özür dileyip durmuştu.

"Soğuk su tutman lazım, lavabo nerede?" dedi Ceyhun Tuğba'nın kolundan tutup çekiştirirken.

"Yanmadım, kahve soğuktu zaten." dedi Tuğba sakince.

"Üstün mahvoldu ama." dedi endişeyle.

Genç adamın aklına bir fikir geldiğinde Tuğba'yı kolundan tutup lavabo olduğunu düşündüğü yere doğru çekiştirdi.

"Dur, ne yapıyorsun Ceyhun?" Dedi Tuğba düşmek üzere olan kitabını son anda tutarken.

"Hırkamı sana vereceğim. Bu şekilde dolaşma." Dedi Ceyhun kısa bir açıklama yapıp lavabonun bulunduğu yere doğru ilerlemeye devam ederek.

***

Tuğba aynadan içinde resmen kaybolduğu kırmızı hırkaya baktı. Yüzünde nedensiz bir gülümseme belirmişti. Kahve lekeli olan formasını çantasına tıkıştırıp lavabonun üzerine bıraktığı kitapları geri eline aldı. Lavabodan çıktığında ileride bekleyen Ceyhun ile karşılaşmıştı. Ceyhun da onu farkettiğinde bir süre o şekilde kalmışlardı. Ceyhun, kırmızı hırkasının içinde kaybolmuş kıza bakıp gülümsedi. Tuğba ise hırkasını ona verip sadece beyaz bir tişörtle kalan Ceyhun'a mahcup bir şekilde gülümsemişti.

Tuğba, Ceyhun'un yanına doğru ilerliyordu ki, Ceyhun'un yanına bir kaç çocuk geldiğinde duraksadı. Sanırım arkadaşları, diye geçirdi içinden. Ardından onu rahatsız etmenin doğru olmayacağını düşünüp adımlarını bahçeye yönlendirdi. Umuyordu ki kızlar onu bu şekilde gördüğünde yanlış bir şeyler düşünmezlerdi. Fakat kendisi bile kendisini gülümsemekten alıkoyamıyordu.

***

Mihri, Nur, Akın ve Murat çıkış kapısına yaslanmış Tuğba'nın gelmesini bekliyorlardı. Ardından Tuğba kapıda belirdiğinde hepsinin şaşkınlıkla ağzı açık kalmıştı.

"Tuğba'nın üzerinde Ceyhun'un hırkası mı var, yanlış mı görüyorum?" dedi Nur şaşkınlığını gizleyemeyerek.

Mihri gülümseyip Nur'a döndü. "Sanırım ikinci eniştemi bulmuş bulundum."

"İkinci enişte derken?" dedi Akın kaşlarını çatarak. Mihri omuz silkip yanlarına gelen Tuğba'ya çevirdi bakışlarını.

"Ne?" dedi Tuğba sorar bir ifadeyle. Yanlarına ulaşana kadar hepsi ona uzaylı görmüş gibi bakmıştı.

"Üstadım bize bir açıklama yapacak mısın?" dedi Murat Tuğba'yı kapşonundan yakalayıp yanına çekiştirdiğinde.

"Ufak bir kaza oldu. Ceyhun da centilmenlik edip hırkasını bana verdi işte. Abartıp yanlış şeyler düşünmeyin, özellikle de siz!" dedi parmağıyla kızları işaret ederken. Mihri ve Nur ise daha fazla gülmelerini tutamamıştı.

"Neyse ne, sizinle daha sonra hesaplaşacağız." dedi Akın kızlara kısa bir bakış atarak. "Alışverişe çıkalım şimdi." Akın okuldan çıkmak üzereyken Mihri kolunu kaldırıp saatte baktı. Saatin 9 olmasına az kalmıştı. Bir bahane uydurup çocukların yanından ayrılması lazımdı.

"Ben gelemeyeceğim malesef. Annem eve çağırdı, önemliymiş." dedi Akın'a karşılık.

"Alışveriş ne olacak?"

"Kızlar benimkileri de halleder." dedi Mihri.

"Pekala o zaman." dedi Akın. Ardından Mihri'nin saçlarını karıştırıp "Dikkatli git." diye uyardı. Mihri gülümseyip hepsiyle vedalaştı ve onların ters istikametine doğru ilerlemeye başladı.

Yanlarından ayrılır ayrılmaz içine büyük bir korku düşmüştü. Parka gitmeye karar vermişti ama hâlâ bundan pek emin değildi. Fakat eğer gitmezse arkadaşları her şeyi öğrenecek ve bunu onlardan 1 sene boyunca gizlediğini anladıklarında kesinlikle büyük bir kavga çıkacaktı. Mihri onları üzemezdi. Bu yüzden şimdilik onu tehdit eden kişinin tehditlerine boyun eğmek zorundaydı.

Parkın bulunduğu sokağa ulaştığında yüreği ağzında atıyordu. Elini kalbine götürüp bir süre duraksadı. Başına kötü bir şey gelmemesini umuyordu. Yoksa her şey daha da karışacak, kötüleşecekti. Parka vardığında telefonunu çıkarıp hiç düşünmeden numarayı geri aradı. Bir kaç kere çaldıktan sonra telefon açılmıştı.

"Gelmene sevindim Gece kız. " dedi ses.

"Neredesin?" diye sordu Mihri, genç adam lafını bitirir bitirmez. "Geldim işte, bildiklerin aramızda kalsın."

"Sakin ol." dedi ses. Fakat Mihri o sesi her duyduğunda daha da çok endişeleniyordu. İçinde kötü bir his vardı.

"Arkandayım. Sanırım tanışmamızın zamanı geldi."

Mihri arkasını hızlıca dönüp etrafa baktı. Ardından gördüğü tanıdık simâyla birlikte telefon elinden düşmüş yeri boylamıştı.

BÖLÜM SONU.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.