"Ama Mihri, ilerde hiç kimsen olan bu kişi her şeyini elinden alacak."
"Kolay gelsin." Dedim telefonu kapatıp cebime atarken. Bu sondu, bir daha telefonlarını açmayacaktım. Apartman kapısını açıp içeri girdiğimde üstüme başıma çekidüzen verip zile bastım.
***
"Feride bizi kampa yazdırırken aklına bize sorman gerektiği gelmedi mi!" dedi Tuğba sinirli bir ses tonuyla. "Belki gelmek istemiyorum."
"Neyse, gitmeyelim üstüne. Belki bu kamp işi güzel olur."
Kitaplarımı rafa kaldırmaya devam ederken yatağın üzerinde hoparlöre aldığım telefona bakıp gülümsedim.
"Heh! Sizin iyiliğinizi düşündüm işte. Bu kamp işi muhteşem olacak." diye heyecanla bağırdı Feride. Yanımda olmayıp telefonun diğer ucundan konuştuğu için şükretmiştim. Çünkü Feride'nin bu şekilde heyecanlı bağırışları kulaklarımız için pek iyi olmuyordu.
Çantamın içine lazım olan birkaç kitabı sıkıştırırken aynadan kendime bakmıştım. Her zamanki gibi dağınık bir saç, yorgun bir yüz ve basit bir kombindi. Çantamı sırtıma takıp telefonumu aldım. Kızlar sohbet etmeye devam ediyordu. Evden çıkacağımı söyleyip konferanstan ayrıldım ve kulaklıklarımı telefona taktım. Kızlarla okulun kafeteryasında buluşacaktık. Kulaklıklarımı kulağıma takıp evden çıktım. Otobüse bineceğim durağa ilerlerken tüm olanlar aklımdan çıkmış sadece eskiler canlanmıştı. Hayatımın çoğu zamanında yakında ölecek olduğumu unutuyordum. Sanki o konudan bahsetmezsem, o konuyu düşünmezsem kendiliğinden geçecekti. Fakat öyle bir şeyin mümkün olmadığını biliyordum.
Sonunda okula vardığımda gülümsedim. Okulu değil, okulun içindeki anılarımı ve bizim tayfayı seviyordum. Sanırım onlara olan sevgim bu lanet okulu bile katlanabilir kılıyordu bana. Kafeteryaya vardığımda bizim kızları her zaman oturduğumuz masanın 2 arkasındaki masada görmüştüm. Beni ilk fark eden Tuğba olmuştu. Gülümseyip elimi onlara doğru sallarken diğerleri de beni fark etmişti. Bizim kızların aksine grubumuzda iki kişi daha vardı. Murat ve Akın. Murat kıvırcık saçlı ve oldukça neşeli bir çocuktu. Akın ise çoğunlukla ben gibiydi. Hatta benim erkek versiyonum desem doğru olurdu. Soğuk, depresif ama biraz yakınlaşınca oldukça eğlenceli ve iyi bir çocuktu.
*
Hikayenin bundan sonraki kısımları 3. Kişili anlatım ile ilerleyecektir.
*
"Neden bizim masada değiliz?" dedi Mihri masadakilere. Murat sinirle elini masaya vurduğunda masadakiler şaşkınlıkla bakışlarını ona çevirdi.
"Ne oldu kıvırcık?" dedi Nur. Murat'ı ilk defa böylesine sinirli görmüştü ve ortamı yumuşatmak için bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu.
"Benim ilk göz ağrım, canım masam." dedi Murat hüzünle tayfanın her zaman oturduğu fakat bugün kafeterya görevlisi tarafından öğretmenlere ayrılan masaya bakarken.
"Boşver be Murti buna mı taktın sen?" dedi Tuğba dalgın bir ifade ile. Bir an tüm bakışlar ona çevrilmişti. Gençlerin 'Hayırdır' adı altındaki bakışlarını Tuğba fark etmemişti. Genç kız gözünü bir noktaya dikmiş öylece dalmıştı.
"Bu kamp işi ne oluyor?" dedi Akın hem konuyu değiştirmek hem de hesap sormak için. Mihri elini havaya kaldırıp 'ben bilmem' ifadesiyle dudağını büzdü. "Feride'nin başının altından çıktı."
"E bizim neden haberimiz yok, bizsiz mi gideceğinizi zannettiniz siz?" dedi Murat kırılmış gibi yaparak. Kollarını göğsünde birleştirmiş ve diğerlerine sırtını dönmüştü. Kıvırcık saçları ve o şekilde oturuşu kesinlikle küçük bir çocuğu andırıyordu.
"Bizim de haberimiz yoktu zaten." dedi Nur Akın'a karşılık.
"Demek öyle..." dedi Akın tek kaşını kaldırarak kızlara bakarken. Feride geldiğinden beri telefonuyla hararetli bir şekilde konuşuyordu. Nur telefonunda bir şey arıyordu, Tuğba bir yere dalmış ve meyve suyunu olabildiğince yavaş içiyordu. Mihri ise Murat'ı tekrardan barıştırmak için elinden geleni yapıyordu. Akın yalancı bir öksürükle bakışları üzerine çekti.
"Kampa bizde geliyoruz. Ya hepimiz ya da hiçbirimiz, anladınız mı?"
Mihri gülümseyerek Akın'a baktı. Akın'ın kesinlikle kamp gibi faliyetlerden nefret ettiğini biliyordu herkes. Fakat yine de arkadaşlarını tek göndermeye içi elvermemiş ve kendisi de gelmeye karar vermişti. Bu hareket tam da grubun abisine yakışacak bir hareketti.
"Bana uyar." dedi Nur gülümseyerek. Ardından grubun geri kalanıda bunu onayladığında kayıt işlemleri için hep beraber rehberliğe doğru yol almışlardı.
Kayıt işlemlerini hallettiklerinde okul çıkışında hep beraber kiraz kafede buluşup sonrasında alışverişe çıkacaklarına dair sözleşmişlerdi. Feride çoktan alışverişe gittiğinden ve diğerleriyle pek takılmadığından gelemeyeceğini söylemişti. Grubun geri kalanı onaylayıp sınıflara doğru ilerlerken duyulan anons ile adımlarını alt katta bulunan konferans salonuna yönlendirmişlerdi.
"Tüm öğrencilerin dikkatine! Okul başkanı adayı Oğuzhan Kaya'nın ve müdür yardımcımızın konuşması için 12. Sınıflar konferans salonuna bekleniyor."
Anons birkaç defa tekrarlandığında kızlar göz göze geldi ve sinsice gülümsediler. Kesinlike bu konuşmaya katılmayacaklartı. Çocuklar alt kata ilerlerken Mihri diğerlerine de işaret verip ters istikamete doğru yöneldi. Fakat Akın Mihri'nin planını anlamıştı ve gitmelerine izin vermeyecekti.
"Hey!" dedi kızların dikkatini çekmek için. Onların ardından giden Murat'ı görünce kaşları çatıldı. "Murat sende mi şunlara uydun?" dedi hayret dolu bir sesle. Tuğba oflayıp geri dönerken Mihri hemen Murat'ın koluna girmişti.
"Doğru olan şeyi yapıyor." dedi kendisini savunarak. "Gitmesek ne olur ya müdür çok konuşuyor."
Tuğba ile Nur da Mihri'ye katılıyordu. Kesinlikle konferans salonuna inmektense, 2 ders üst üste tarih dersi dinlemeyi yeğlerdi hepsi.
"Mihri! Yürü." Dedi Akın yalancı bir sinirle. Kızların yine başlarına bela açmasını istemiyordu. Ya onlar azarlanmayı çok seviyordu ya da Akın çok disiplinliydi.
"O konferansa kesinlikle inmiyoruz." dedi Mihri. Fakat bu atarının Akın'a sökmeyeceğini çok iyi biliyordu. Geçen seferki seminer konuşmasından kaçmışlar ve müdüre yakalanmışlardı. Fakat Akın sayesinde paçayı sıyırmışlardı. Eğer yine yakalanırlarsa Akın kesinlikle kafalarını kırardı.
"Emin misin?" dedi Akın tek kaşını kaldırıp gülümserken.
"Eminiz."
***
Nur, Mihri ve Tuğba konferans salonunda en arkalardan bir sıraya yan yana oturmuştu. Feride ve diğerleri ise bir sıra önlerine oturmuştu. Akın arada bir dönüyor kızların kaçıp kaçmadığını gözetliyor ve bu hareketi de kızları delirtiyordu. Kısacası 3 kafadar yine yanyanaydı.
"Biri beni bir şekilde bayıltsın, müdür sahneden inince uyandırırsınız. Kat-la-na-mı-yo-rum!" dedi Mihri. Ses tonunu ayarlayamamış ve etraftakilerin öldürücü bakışlarının odağı olmuştu. Koltuğunda iyice küçülüp en sonunda ona bakanlara sert bir şekilde karşılık vermişti.
Tuğba ise Mihri'ye aynı şekilde katılmıştı. "Al benden de o kadar. Kafayı yemezsem iyidir." demişti elindeki 3 gazozun ikisini Nur ile Mihri'ye pay ederek.
"En azından bu sefer mantıklı bir konu için konuşacaklarmış, katlanabiliriz." dedi Nur diğerlerinin sızlanmasına katılmayarak. Konuşma okulun bahçesinde beslenen 2 yavru köpek ve kedi ailesi için olacaktı. Kimi öğrenciler bu hayvanların okulda olmasını onaylıyordı fakat bir kısım öğrenci oldukça rahatsız oluyordu. Nur, ufacık hayvanların onlara ne gibi bir zararı dokunduğunu bir türlü anlamıyordu. Ve kesinlikle o hayvanların okul bahçesinden atılmasına karşıydı. Kendisinin de ufak, tüylü bir köpeği vardı ve bu konularda oldukça hassastı.
"Bana gazoz yok mu?" Dedi Murat arkasını dönüp büzdüğü dudaklarıyla Tuğba'ya bakarken. Üç kızın arkada gazoz keyfi yapması onu kıskandırmıştı.
"3 tane almıştım." dedi Tuğba üzgün bir ses tonuyla. Mihri elindeki gazozu açmadığını fark edince onu Murat'a fırlattı.
"Al benimkini iç. Ama lütfen şu surat ifadesiyle bakma bize ve önüne dön." Diğer kızlar minnet dolu ifadeleriyle Mihri'ye bakmıştı. Çünkü eğer Murat'a tıkınacağı bir şey vermeselerdi bu konferansı onlara zindan ederdi.
"Sen birtanesin." dedi Murat büyük bir neşeyle havada yakaladığı gazozu açıp kafasına diktiğinde. Mihri kaşlarını çatmış Tuğba ise gülümseyerek Murat'ın kıvırcık kafasına hafifçe vurmuştu.
Nur "Sonunda başlıyor." Dediğinde herkesin bakışları konferansın büyük sahnesine dönmüştü.
Sahneye ilk olarak okulda başkan adayı olan çocuk gelmişti. Arkasındaki perdeye yansıtılan bir slayt vardı. Nur o kişiye daha dikkatli baktığında içinde anlamlandıramadığı hisler belirmişti. Sahnedeki çocuk 1.85 boylarında, okulun en kavgacı çocuğu olmasına rağmen oldukça başarılı bir öğrenci olan Oğuzhan Kaya'ydı. Nur bu zamana kadar ismini duymuştu fakat ilk kez görüyordu onu. Demek ki hayvan sevgisi var diye geçirdi içinden. Esmer ve hafif sakallıydı. Yüzü kemikli ve kahverengi saçı düzgün bir şekilde taranmıştı. Üzerinde asker yeşili, armalı bir hırka vardı fakat yapılı vücudu yine göz önündeydi.
Mihri ve Tuğba slaytta gösterilen okulun bahçesindeki kedileri fark ettiğinde dikkatlerini yoğunlaştırmıştı. Kedilerden birine kendileri isim takmıştı ve oldukça seviyorlardı. Umarım atmayı düşünmüyorlardır diye geçirdiler içlerinden.
"Arkadaşlar öncelikle tanımayanlarınız vardır diye kendimi tanıtayım. Ben Oğuzhan Kaya. 12/G sınıfındayım ve bildiğiniz üzere bu yıl okul başkanlığına adaylığımı koydum. Bugün sizi toplama amacım okulumuzun bahçesinde bulunan kedi ve köpekler..." Konferans salonunda ilk olarak destekliyici nidalar, ardından ise itiraz dolu uğultular hakimiyet kurmuştu. Nur sinirle itiraz edenlere baktı.
"...ben kessinlikle kalmaları taraftarıyım. O küçücük hayvanlar birkaç aydır bizim tarafımızdan ilgi görüyor, besleniliyor ve tamamen bize alışkınlar. Hatta eğer başkan seçilirsem bahçede onlara küçük bir alan yapmak için çalışmalar yürütürüm. Tabii bunun için desteğiniz lazım. O küçük ve savunmasız hayvanlardan rahatsız olanlara ise hiçbir şekilde katılmıyorum..."
Salonda yine itirazlar başladığında bir kız öğrenci elini kaldırmıştı. Nur başını o tarafa çevirdiğinde Sevim ile karşılaşmıştı. Bu kızdan ezelden beri hoşlanmazdı zaten. Oldukça tiki ve ergenliğini aşamamış bir kızdı onun gözünde. Öğrenciler bakışlarını ona çevirdiğinde görevli öğrencilerden biri de mikrafonu kapıp Sevim'e ulaştırmıştı.
"Arkadaşlar ben Sevim Sayar. Ben arkadaşımızın söylediklerine katılmıyorum. Birkaç kişi hayvan sevecek diye sağlıksız bir ortamda bulunmamız çok bencilce. Çoğumuz o hayvanlar yüzünden bahçede rahat edemiyoruz. Okul gibi bir alanda böylesine boş işler sadece okulumuzun ismini karalar. Bu yüzden müdürümüz o hayvancağızları umarım devlet barınağına gönderirsiniz." demiş ve mikrofonu görevli çocuğa verip geri yerine oturmuştu. Bir kısım Sevim'in dediklerini mantıklı bulup alkış tutarken Nur sinirle gözlerini kısmıştı. Kürsüde bulunan genç adam da aynı sinirle doluydu fakat bunu göstermemek için olağünüstü bir çaba harcıyordu.
Nur, arkadaşlarını şaşırtacak bir hareket yapıp elini kaldırdı. Görevli mikrafonu Nur'a doğru götürürken Nur bakışların da odağı olmuştu. Tuğba ile Mihri önce Nur'a ardından birbirlerine bakmışlardı. Nur'un, hatta kendilerinin de bu kızdan ne denli hoşlanmadıklarını biliyorlardı. Ve Nur oldukça asi bir kızdı. Kavga çıkması olası bir olaydı. Fakat Tuğba ve Mihri Nur'u ne derse desin sonuna kadar desteklerdi.
Akın ve Murat da güvendiklerini belli eden bakışlarla Nur'a dönmüşlerdi. Bu durumdan hoşnut olmayan tek kişi Feride'ydi. Ona göre tamamen gülünç durumdalardı.
"Benim kendimi tanıtmama gerek yok. Bize bencil diyen şahsiyete birkaç cevabım olacak sadece. Öncelikle okul bahçesinde bulunan tüm kedi ve köpeklerin aşısı tam ve her ay gönüllü veliler tarafından sağlık kontrolüne götürülüyor. Yani demem o ki tüm o hayvanlar Sevim arkadaşımızdan daha sağlıklı ve temiz olabilir. Ayrıca kimse o hayvanları size zorla sevdirmiyor. Bahçemiz oldukça büyük, birkaç kedi köpek kimseye şu ana kadar bir zarar vermedi. Aksine oldukça tatlı ve uysallar. Hayvanları koruma ve onlara barınmaları için ortam hazırlama boş bir iş değil. Aksine okulumuzu değerlendirir. Söyleyeceklerim bu kadar." Nur mikrafonu görevlinin eline tutuşturup yerine oturduğunda önce kendi arkadaşları ardından da salonun büyük bir kısmı alkış tutmuştu. Sevim dönmüş ve öldürücü bakışlarını kızların üzerine dikmişti. Kızlar da aynı şekilde ona karşılık verdiğinde Nur sadece alaylı bir şekilde gülmüş ve Sevim'in yüzünün sinirden kızarmasını zevkle izlemişti.
"Ya sen efsanesin." dedi Murat 32 diş gülümseyerek.
"İlk defa Murat'a katılıyorum. Güzel konuştun." dedi Akın baş parmağını göstererek.
Tuğba, "Sevim bu lafların altından uzun bir süre kalkamayacak." dedi keyifle sırıtırken.
"Ona müstehak." dedi Mihri de Sevim'e kötü kötü bakmayı sürdürürken.
Nur ise o sırada ona dikkatle bakan kürsüdeki çocuğa dikmişti bakışlarını. İsmi neydi diye düşündü. Hatırlamıştı, Oğuzhan Kaya. Bu çocukla daha sonra karşılaşacaklarını hissediyordu.
Konferans, müdürün de konuşmasıyla sonlanmış öğle tenefüsünün başlamasıyla tayfa yine toplanmıştı. Kafeteryaya, sabah oturdukları masaya doğru ilerlerlerken yabancı bir sima ile karşılaşmışlardı.
"Biraz konuşabilir miyiz?"
Mihri ve Tuğba konuşan kişiye döndüğünde Konferansta sunum yapan çocuğu görmüşlerdi. Çocuk Nur'un karşısına dikilmiş ve konuşmak için izin istiyordu. Nur oldukça şaşırmış bir ifadeyle Oğuzhan'a bakıyordu. Acaba ne söyleyecek? diye geçirmişti içinden. Fakat tüm arkadaşları yanlarında ve Akın'ın da delici bakışları Oğuzhan'ın üzerinde olduğundan bu riske girmek istemedi.
"Malesef-" demek üzereydi ki Tuğba onun lafını kesmişti.
"Nur biz oturuyoruz sen de konuştuktan sonra gelirsin." Mihri'ye göz kırpıp Murat'ın kolundan çekiştirip masaya doğru ilerlediğinde Mihri ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Akın'ın koluna hızlıca girip masaya doğru çekiştirdi. İkisinin yalnız kalması daha iyi olur diye düşünmüşlerdi. Masalarına oturduklarında Akın hâlâ bahçeye doğru ilerlemekte olan Nur ve Oğuzhan'a bakıyordu. Gözü bu çocuğu hiç tutmamıştı.
"Siz ne işler karıştırıyorsunuz?" dedi Akın Mihri ve Tuğba'ya sert bakışlar atarken.
"Yoo, bir şey karıştırdığımız falan yok."
"Salak mısın Akın. Nur'la o yakışıklı çocuğu yalnız bırakmak için yaptılar. Anlamadın mı?"
Mihri ve Tuğba sinirle, konuşan Feride'ye döndü. 'Bu kızın ağzının ayarı yok mu' diye düşünüyorlardı.
***
Nur içinden Mihri ve Tuğba'ya oldukça sövmüşse de bir yandan da Oğuzhan'ın söyleyeceği şeyi oldukça merak ediyordu. Bahçede voleybol oynayanların karşısındaki banklardan birine oturduklarında Oğuzhan ona doğru dönmüştü.
"Öncelikle düzgün bir şekilde tanışalım." deyip elini tokalaşmak için Nur'a uzattığında bir süre eli havada kalmıştı. Nur da elini uzattığında çocuk, "Ben Oğuzhan." diyerek kendini kısaca tanıtmıştı.
"Ben de Nur. Memnun oldum." dedi Nur tokalaştıktan sonra elini geri çekerken. Ardından bakışlarını çocuğun kahverengi gözlerinden çekmiş voleybol izleyenlere odaklanmıştı.
"Konferansta yaptığın konuşma çok hoştu." dedi Oğuzhan Nur'a bakmaya devam ederken. Genç kızı bir kaç defa daha görmüştü okulda. Fakat konferansta yaptığı konuşma ile daha çok ilgisini çekmişti.
"Sağ ol." dedi Nur düz bir ifadeyle. Niye bilmiyordu fakat bu çocuğun karşısında gerilmeden edemiyordu.
"Eğer senin için de bir sakıncası yoksa, kulübümüze katılmanı istiyorum."
"Kulüp mü?" dedi Nur Oğuzhan'a dönerek.
"Evet, hayvan hakları için bir kulübümüz var. Katılırsan güzel olur."
"Düşünürüm." dedi Nur gülümsemesine karşılık vererek.
"Cevabını yarın söylersin o zaman." dedi Oğuzhan kızın yüzüne bakmaya devam ederken.
"Tamam, teklifin için sağ ol. Benim gitmem lazım." Oğuzhan bir süre daha kızın yüzüne bakmayı sürdürmüştü. Nur kalkıp okul binasının içine girip gözden kaybolana kadar arkasından bakmayı sürdürmüştü. Aslında kulüp bahaneydi ve bu kızla daha yakından tanışmak istemişti.
***
"Sizce ne konuşuyorlar?" dedi Feride büyük bir heyecanla konuşarak. O sırada çorbasını karıştıran Tuğba ona kaşlarını çatarak baktı. "Feride sen bu olaya neden bu kadar taktın? Konferansta girecek delik arıyordun." Feride omzunu silkip arkasına geri yaslandı. Onun bu hâline Akın ve Murat gülmüştü. Murat Tuğba'ya döndü. Tuğba bu aralar nedensiz bir şekilde çok dalgın ve durgundu.
"Üstadım bir sorun mu var?"dedi alaylı bir şekilde. "Varsa isim ver sıkalım ümüğünü." diye devam etmişti. Tuğba gülümseyip yemeğini yemeye devam etti. Murat ise ısrarlarına devam ediyordu.
Mihri çocukları masada bırakıp lavaboya doğru ilerlemişti. Nur'u kantine doğru girerken görmüş fakat Nur onu görmemişti. Yoluna devam edip bir üst kata çıktı. Herkes öğle yemeğinde olduğundan koridorlar boştu. Koridorun sonundaki lavabolara doğru ilerliyordu ki telefonu mesaj sesiyle titredi.
Gönderen: 0535xxxxxxx
Beni unutmuş gibisin.
Mihri telefona bir süre uzaylı görmüş gibi bakmıştı. Dün gizli numaradan arayıp duran çocuk bu diye düşündü. Ardından numaranın ekran görüntüsünü aldı. Eğer bir daha rahatsız edilirse numarayı doğrudan aile avukatlarına verecekti. Ardından numarayı geri arayıp tehdit etmek daha kolay bir seçenek diye düşündü. Numarayı arayıp kulağına götürdü.
"Sesimi özlemiş olmalısın." dedi aynı ses alaycı bir tınıyla.
"Bana bak." dedi Mihri sinirli bir ses tonuyla "Eğer beni bir daha rahatsız edip bu aptal oyununa devam edersen polise giderim, ayrıca numaranı da savcılığa veririm. Anladın mı?"
"Hiç sanmıyorum." dedi genç adam ardından kısık bir sesle gülerken. "Sana eğer bunları birine anlatırsan başına ne geleceğini söylemiştim."
"Bu kadarı yeter. Bugün şikayet dilekçemi oluşturacağım." dedi Mihri sinirle bağırırken. Asabı bozulmuş gibi hissediyordu.
"Peki, durma git polise. Ben de o sırada arkadaşlarına kısa bir süre içerisinde öleceğini haber veririm."
Mihri kelimenin tam anlamıyla donakaldı. Bu yabancı tüm bunları nereden biliyordu? Ve onu neden böyle bir şeyle tehdit etmişti anlamıyordu.
"Sanırım kararın değişti." dedi ses tehlikeli bir sevinçle.
Mihri yere düşmemek için duvara tutundu. Vücudu resmen şoka girmişti ve ne yapacağını bilmiyordu.
"Sa-Sakın." dedi titrek bir sesle. Bu olayı kimsenin bilmemesi lazımdı. Özellikle de arkadaşları kesinlikle bilmemeliydi. Gözlerinden bir damla yaş düşerken telefonu daha sıkı kavradı. O ses yine konuşmuştu.
"Öyleyse anlaştık Mihri. Bugün aynı saatte parka gel, tanışmalıyız."
Mihri telefonu kapatıp duvara yaslandı. Tamamen arafta kalmıştı ve ne yapcağını da bilmiyordu. Arkadaşlarına bunu söyleyemezdi fakat şu an onlarla konuşmaya ihtiyacı vardı. Nefesini düzene sokmaya çalışmış fakat olduğu yere yığılmıştı. Korkuyordu, sinirliydi en önemlisi de suçluluk duyuyordu. Fakat yapacağı hiçbir şey yoktu.
"Mihri?"
Mihri sesin geldiği yere döndüğünde arkadaşları ile karşılaşmıştı. Nur, Tuğba, Akın ve Murat ona şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Bir seçim yapması lazımdı. Ya her şeyi onlara anlatacak ya da bu akşam o parka geri gidecekti.
Ne yapacaktı?
BÖLÜM SONU