İçeriğe geç

HİS

Bölüm 18 · 13 dk okuma

HİS

Bölüm 18

Vedalar

"Olay mahaline 2 ambulans sevk edin derhal."

"Komiserim, içerisi temiz. Zanlıları karakola götürüyoruz."

"Tamam." dedi komiser. Ellerini kelleşmiş, kırlaşmış saçlarına götürdü. Deponun kapısında oturan gencecik çocuklara bakıyordu. Muhtemelen içerideki iki kurban yakınlarıydı. Meslek hayatı boyunca böyle tablolara maruz kalmıştı fakat, bu seferkini yaşlı kalbi kaldıramıyordu.

Akın kenardaki kaldırıma çökmüş, ellerini başının arasına almıştı, yavaş bir şekilde sallanıyordu. Murat duvara yaslanmış stresli bir şekilde avuç içlerini duvara dönmüştü. Transa girmiş gibi duvarı tırmalıyor parmaklarının aşınmasına neden oluyordu. Mihri, düşmemek için Asrın'a yaslanıyor, deponun kapısına öylece bakıyordu.

Polislerden duyduğuna göre, vurulan kişi Tuğba'ydı. Nur'un ise kanına zehirli bir madde enjekte edilmişti. Polisler biraz daha geç kalsa, ölmüş olabilirmiş. Bu ihtimali düşününce Mihri'nin bedenini bir ürperti kaplamıştı.

Canı yanıyordu...

Fakat, canı yanan tek kişi o değildi.

Ceyhun, titreyen ellerini genç kızın yüzüne yaklaştırdı. Yüzüne düşmüş kısa saçlarını düzeltirken, teni Tuğba'nın yüzündeki kurumuş kanlara değmişti. Genç kızın yanağını okşayıp, ellerini sıkıca tuttu.

"Ehvenişer?"

Gülümsedi, gözlerinden yaşlar akıyordu. Bu sefer acısını, maskesi edindiği gülüşü ile saklayamıyordu.

"Ben geldim Tuğba." dedi eğilip, alnına bir öpücük kondururken. Ellerinin altındaki beden, bir ölüymüşçesine cansızdı.

"Bak, ruh-u revan'ın geldi. Hadi, aç gözlerini."

Genç kız açmadı gözlerini, Ceyhun'un yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Aç gözlerini Tuğba. Nefes alamıyorum, lütfen."

Mantıksız geliyordu her şey genç adama. Birkaç saat önce, sevdiğini ona söylemek için planlar kuruyordu. Açılacaktı yarın o küçük çocuk parkında. Sarılacaktı uzun uzun, sevecekti bir ömür.

"Daha sana seni sevdiğimi bile söyleyemedim be ehvenişer." Gözlerinden yaşlar ardı arkasına döküldü, yüreği acıyla burkuldu. "Yapma bunu bana."

Genç kızın bedenine yayılan kırmızı kana baktı. Başını olumsuz anlamda salladı. "Sen bu kırmızıyı sevmezsin Tuğba. Sen bu kırmızıya layık değilsin. Senin bedenindeki tek kırmızı benim hırkam olmalı. Hadi, uyan."

Yanıtsız kaldı tüm sözcükleri, ruhu can çekişti genç adamın.

"Aç gözlerini ehvenişer. Seni seviyorum, seni çok seviyorum."

Genç kızın ellerini daha sıkı tuttu. Sonunda söyleyebilmişti ama son olmasından korkuyordu. Daha defalarca kuracaktı bu sözleri, genç kız bıkana kadar onu sevdiğini söyleyecekti. Birlikte tamamlayacaklardı kitapları, birlikte tam olacaklardı.

Tutamadı kendini, söylediği hiçbir kelime anlam kazanmıyordu. Tuğba uyanmıyordu, kalbi iyileşmiyordu. Ruhu can çekişmeye devam ediyordu.

Tuğba'yı tutup kucağına aldı. Olmazdı, burada böylece duramazdı. Kurtarmalıydı onu, iyileştirmeliydi. Yavaş adımlarla çıktı depodan. Etraftaki, acıyan bakışları es geçerek ilerledi. Yüreği ağrıyordu, nefes alabilmek için dışarı çıkmıştı, nefesi yine de daralıyordu.

"Ölemezsin sevdiğim, daha yaşayacağımız çok şey var."

***

Genç adam önüne çıkan polisleri es geçmiş depoya hızlı adımlarla girmişti. Gözleri etrafta gezindi, kalbi korkuyla atıyor, endişe bir virüs gibi tüm hücrelerine yayılıyordu.

Sonra onu gördü.

Her şeyden, kendinden bile sakındığı o genç kızı, yerde hareketsiz duruyorken gördü.

Adımları hızlandı, kısa sürede eğilmiş genç kızın başını yerden kaldırmıştı.

"Nur?" dedi dönüt bekler bir vaziyette. İçinde bir şeyler kopuyor, kalbi sızım sızım sızlıyordu.

"Nur, özür dilerim. Özür dilerim, uyan lütfen. Korkutma beni nolur güzelim."

Titreyen elleri, kızın yüzüne yaklaştı. Hafifçe dokundurdu elini, baş parmağıyla okşadı yanağını. Dokunmaya kıyamıyordu, daha dokunmaya bile kıyamıyordu.

Hiçbir zaman ağlayamayacağını düşünmüştü, fakat şimdi, gözünden akan yaşlar yüzünü yakıyordu.

"Ben." dedi pişmanlıkla. Gözlerini sımsıkı yummuştu. "Ben çok pişmanım Nur. Seni hak etmiyorum, ama lütfen, affet beni. Aç gözlerini, dayanamıyorum."

Gözü, genç kızın güzel boynundaki morarıklığa takıldı. Ardından gözü bir metre kadar ilerilerindeki şırıngayı bulunca, acı dolu bir şekilde bağırdı.

Hayır, olamazdı. Ölüyor olamazdı. Kendi kollarının arasında can veremezdi, veda edemezdi ona.

"Senin canın acıyor ve hiçbir şey yapamıyorum Nur!" diye bağırdı. Öyle bir bağırmıştı ki, tüm depoda yankılanmıştı acı dolu haykırışı.

"Keşke, elimde olsaydı." dedi genç adam gözyaşlarının arasından. "Keşke senin tüm acıların, tüm yaraların bende sızlasaydı. Ama sen acı çekmeseydin Nur."

Genç kızın bedenini tutup göğsüne yasladı. Öyle uzun zamandır istiyordu ki ona sarılmayı, kokusunu doya doya içine çekebilmeyi. Fakat şimdi, kitap arasında solmaya bırakılmış bir çiçek gibiydi göğsünde. Öylesine kırılgan, öylesine cansız...

"Seni seviyorum." diye fısıldadı kulağına. Gitmiş olamazdı, onu sevdiğini duymadan, gidemezdi. Zaten bu korku bile onu şehirlerce bir enkazın altına sürüklemişti, nasıl kurtulacaktı bu acıdan.

"Seni de kaybedemem, gözlerinde yıldızları taşıyan, ağlayınca yanaklarında ay ışığı beliren, fakat gülünce, gözlerinin yeşilinden bir orman filizlenen, dudaklarından çiçekler yeşeren kız. Ben seni kaybetmeyi göze alamam."

Sarıldı, sımsıkı.

Sanki biraz olsun bıraksa, bir kuş gibi uçuverecekti ellerinin arasından. Ve genç adam, bu ihtimalden ölesiye korkuyordu.

Ambulansların sesi, insanların oluşturduğu meraklı kalabalığın gürültüsü, şehrin sakinliği, bir işkenceden farksızdı bugün. Ölümün kıyısında, bir veda oldu.

***

Mihri, elindeki çiçeklerden birini Nur'un yatağına, birini de Tuğba'nın yatağına bıraktı. Tuğba, Mihri'yi fark ettiğinde tek eliyle kitabı kapatmış, gülümseyerek Mihri'ye bakmıştı.

"Mihri mi geldi?"

Mihri, Nur'un sesini duyduğunda, başını ona çevirmişti. Nur, boynundaki boyunluktan acı çekmesine rağmen heyecanla gülümsedi.

"Ben geldim tabii."

"Her gün o çiçekleri sen getiriyordun demek." dedi Tuğba elini çiçeklere doğru uzatırken. Mihri ondan önce davranmış çiçeğe uzanıp Tuğba'nın eline bırakmıştı. Tuğba, çiçekleri koklayıp gülümsedi. "Senin getirdiğini tahmin edebilmiştim."

"Birkaç defa daha gelmiştim, girmeme günde sadece bir kez izin veriyorlar." dedi Mihri üzüntüyle. "Her geldiğimde uyuyordunuz. Ben de uyandırmaya kıyamadım." diye de eklemişti.

O kötü olayın üzerinden tam 3 gün geçmişti. Kızlar, yavaş yavaş sarıyorlardı yaralarını. Unutmaya çalışıyorlardı o anları.

"Çok sıkıldım." dedi Nur. "Bütün gün yatıyorum, yemekler de berbat zaten. Hatırlatın, hastaneden çıktığımızda lahmacun yemeye gidelim."

"Ben ısmarlarım." dedi Mihri elini kaldırıp gülümserken. Eski hallerine dönüyor oluşları hepsini mutlu ediyordu.

"Bana uyar. 3 öğün mercimek çorbası nedir ya? İçim dışım mercimek oldu." dedi Tuğba yakınarak.

Mihri sırıtarak, çantasını kucağına aldı. Fermuarı açmaya başladığında iki kız doğrulup, Mihri'ye dikkat kesmişlerdi.

Sonunda Mihri çantasından, büyükçe bir yemek kabı ve 3'er adet gazoz çıkardığında hepsi bir ağızdan çığlık atmıştı.

"Ya bu kız bize Allah'ın lütfu. Yoksa o elindeki sarma mı?" dedi Tuğba sevinçle.

"Ne! sarma mı? Diğerinde de içli köfte var sanki." dedi Nur hayranlık dolu bir sesle.

"Nesrin Teyze'nin ellerine sağlık." dedi Mihri kabı açıp masadan aldığı kağıt tabaklara bölüştürürken. "Sağ olsun kırmadı ricamı."

"Ben o Nesrin Teyze'yi yerim yer." dedi Tuğba ona uzatılan tabağı alıp sarmaları büyük bir iştahla yerken. Nur, konuşmaya bile fırsat bulamadan büyük bir zevkle, yavaş yavaş yemeye koyulmuştu.

"Ya sen bunları odaya nasıl soktun?" dedi Nur gülümserken.

"Tabiki de Murat sayesinde." dedi Mihri gülümserken. Ardından bir sandalye çekip yatakların arasındaki boşluğa yerleştirdi. Kızlara açtığı gazozları verip kendi gazozunu da eline aldığında sonunda sandalyesine oturdu.

"Biliyorsunuz, içeri girmeden önce hemşireler üzerimizi arıyor. İşte bugün de tam geliyordum, hemşire durdurdu beni. Odaya yabancı bir şey sokup sokmadığımı soruşturdu işte. Geçen sefer getirdiğim çikolata paketlerini fark etmişler sanırım. Neyse, Murat bu hemşireyi tavlamış dersem?"

"Oha derim."

"E Yuh derim."

"Tavlamış işte." dedi Mihri. "Biliyorsunuz Murat'ın kıvırcık saçlı kızlara karşı bir başka ilgisi var. "

"Kendi de marul kafa işte, dengini arıyor." dedi Nur. Üç kız buna güldü.

"İşte hemşire yengemiz de bu seferliğine bize kıyak geçti."

Kızlar yemeğe devam ettiklerinde, kapı tıklatılmıştı. Üçü korku dolu bakışlarla birbirlerine baktılar.

"Yoksa doktor mu geldi?" dedi Tuğba korkuyla.

"Yakalandık." dedi Nur da elindeki tabağı bir kenara bırakırken.

"Kapıda Akın duruyordu." dedi Mihri şüpheli bir ses tonuyla. "Kim gelmiş olabilir?"

Kapı bir kez daha tıklatıldığında kızlar hızla ortalıktaki yemeğe dair her şeyi yok ettiler. Ardından Mihri, koşarak kapının kilidini çevirdi.

Kilidi çevirir çevirmez kapı açılmış, Murat hızlı bir şekilde odaya dalmıştı. Ardından kapıyı hızla kapatıp kilidi çevirdi. Kapıya yaslanıp derin derin nefesler aldığında, kızlar ona uzaylı görmüş gibi bakıyordu.

"Ne oldu Murti, bu ne hâl?" diye sordu Nur.

"Sorma be balpıtırcığım, bu sefer efsane sıçtım."

"Şaşırdık mı?" dedi Tuğba kızlara dönerek. Yatağın altına bıraktığı gazozu çıkarıp içmek üzereydi ki Murat koşarak gazozu ondan kapmıştı.

"Ya yeter ya, hep çalıyorsun gazozumu!"

"Gazoz bu, yenisi alınır. Sen git kalbini çalan kişiye yakın. Kalbin yenisi alınmaz." dedi Murat Tuğba'ya karşılık.

Mihri'yle Nur birbirlerine bakmış, ardından bir alkış tutturmuşlardı.

"Hayatımda ilk defa Murat'ın edebi bir söz söyleyişini işittim. Bundan sonra ölsem de gam yemem." dedi Nur hayretle. Murat kendini epey aşmıştı.

"Ee, Murat. Yine ne yaptın?" diye sordu Mihri.

"Ya, şimdi-"

"Açın şu kapıyı!"

Murat' ın sözleri, kapının arkasından gelen Akın'ın sözleri ile kesilmişti. Mihri hızlıca kalkıp kapıyı açtığında, Akın içeri girmişti.

"Lan Murat! Ulan ben seni, tek tek hücrelerine ayırayım. Sonra o her hücreyi mitoz mitoz bölerek s*****m. Lan senin kafanın içinde taşıdığın şey sadece aksesuar mı? Birazcık olsun, iğne ucu kadar olsun aklın yok mu lan *sansür* *sansür."

"Hop, sakin ol be!" dedi Nur çattığı kaşlarıyla. Sabah sabah bu kadar küfürü duymaya hazır değildi.

Akın kızların olduğunu yeni fark etmiş olacak ki, susup kenardaki koltuğa attı kendini.

"Yine ne yapmış bizim yarım akıllı?" diye sordu Tuğba.

"Şu kıvırcık saçlı hemşire." dedi Akın sinirle soluyarak. "Bu andaval gidip aramızda çöpçatanlık yapmış." Murat'ı kastediyordu. "Kız sıkıştırdı beni zemin katta, zor kurtardım canımı."

Kızlar bir kahkaha patlattıklarında, Murat Tuğba'nın arkasına saklanmıştı. Akın'ın onu pataklayacağından korkmuştu.

Akın başta sinirini hâlâ geçiremese de, en sonunda kızların o neşeli hâline dayanamamış, gülmüştü.

Tayfa eksisi gibiydi. Akın ve Murat'ın kavgaları her zamanki gibi tatlıya bağlanmış, kızlar sebepli sebepsiz her şeye yine gülmüşlerdi.

Mihri buruk bir gülümsemeyle baktı hepsine. Murat, masadan aldığı peçeteleri Akın'a atıyor, Akın ona karşılık duvardan söktüğü çerçeveyi fırlatıyordu.

Kızlar buna bile gülüyordu. Aslında pek de normal sayılmazlardı.

O günün ertesi, kızların hastaneden taburcu olma zamanı gelmişti. Çantalarını toparlarken Akın çoktan bir taksi çağırtmıştı.

Ölüm kalım savaşı vererek girdikleri hastaneden gülerek çıkıyorlardı. Akın kızların çantalarını taksicinin açtığı bagaja yerleştirdi. Ardından girmeleri için kapıyı açmıştı ki, bir ses onları durdurmuştu.

"Hey!"

Tuğba, duyduğu ses ile kalbi tanıdık bir heyecanla atarken sesin geldiği tarafa döndü. Ona doğru gülümseyerek gelen Ceyhun'u görünce yüzünü bir tebessüm kaplamıştı. Genç adamın kumral saçları biraz uzamış düzenli bir şekilde arkaya taranmıştı. Yeşil gözleri bu uzaklıktan bile fark edilebilir şekilde ışıldıyordu. Üzerinde siyah bir ceket ve bordo tişört vardı. Siyah bir kotla da kombinini tamamlamıştı.

Oldukça... yakışıklı görünüyordu.

"Selam kardeşim." dedi Akın, baş selamı verirken. Ceyhun ona karşılık vermiş kısa süre içerisinde Tuğba'nın yanına ulaşmıştı. Tuğba daha ne olduğunu anlamadan elini tutmuştu.

Akın kaşlarını şüpheyle kaldırıp Tuğba'nın elini tutan Ceyhun'a baktı.

"Müsadenle ben Tuğba'yı alıyorum."

"Müsaade etmesem ne yapacaksın?" dedi Akın, sahte bir alayla gülümserken.

"Aşkımıza engel olma kardeşim."

Tuğbanın yanakları kızarırken, Ceyhun'un tuttuğu elini sıktı. Ceyhun ona döndüğünde, yüz ifadesiyle 'sus' işareti yaptı. Ceyhun bunu anlasa da muzip bir ifadeyle gülümsedi.

"Ben de seni seviyorum ehvenişer."

Nur, Akın ve Mihri şaşkınlıkla ikiliye baktı. Tuğba daha çok kızarırken, kaşlarını çatarak baktı Ceyhun'a. Onu utandırmaktan niye bu kadar çok zevk alıyordu?

"Çifte kumruları bırakalım gitsinler."

Oğuzhan'ın sesi duyulduğunda herkes oraya döndü. Oğuzhan arabasının karşısında duruyor tayfaya gülümseyerek bakıyordu. Ardından kısa sürede tayfanın yanına ulaştı. Nur'un yanında durmuştu.

Nur, yüzünü Oğuzhan'a çevirdi. O gün, yarı baygın hâldeyken Oğuzhan'ın söylediği her şeyi duymuştu.

"İznin olursa, benim tamir etmem gereken bir kalp var." dedi Oğuzhan yüzünü Nur'a çevirirken.

Akın gözlerini bayarak baktı çiftlere.

"Murat'a bile katlanmak daha kolay oluyor bazen. İyi, gidin takılın. Ben, Mihri ve Murat sap sap gezeriz artık." dedi Akın.

Çiftler gitmek üzereyken, Akın'ın söylediği şey ile duraksadılar.

"İşiniz bittiğinde akşam bende toplanalım. Mihri'nin size söylemesi gereken önemli bir konu var."

Mihri şaşkın bakışlarını Akın'a çevirdi. Kalbi korkuyla atıyordu. Fakat Akın'ın yüzündeki güven verici gülümsemeyi görünce içi bir nebze olsun rahatlamıştı.

Erkekler olayı biliyordu, fakat Nur ve Tuğba'nın henüz bir haberi yoktu. Erkeklerin bügünkü görevi, onları bu habere hazırlamaktı. Ve Mihri'nin önünde önemli bir sınav vardı artık. Yapabilecek miydi? Anlatabilecek miydi?

***

Murat evinin yakınlarında indiğinde Akın taksiciye sahile götürmesini söylemişti. Sahile vardıklarında Akın ücreti ödeyip Mihri'nin inmesine yardımcı oldu. İki arkadaş birlikte kayalıkların bulunduğu alana ilerlediler. Düz bir kaya bulduklarında oturmuşlar, denizi seyre dalmışlardı.

"Teşekkür ederim Akın." dedi Mihri buruk bir gülümsemeyle. Akın'ın onu affetmesi çok büyükçe bir davranıştı. Sonuçta aylardır kandırıyordu çocukluk arkadaşını.

"Teşekkür etme Mihri, kız bize. Nasıl affedeceksin bizi bilmiyorum." dedi Akın sıkkın bir ses tonuyla. "Gözümüzün önünde ölümle savaşıyormuşsun aylardır, biz fark edemedik. Nasıl?"

"İlaçlarım sayesinde." dedi Mihri gülümserken. Çok güçlü bir ağrı kesicisi vardı Mihri'nin. Arkadaşları...

"Son zamanlarımı normal biri gibi geçirmek istedim Akın, üzülmenizi hiç istemedim."

"Nasıl üzülmeyiz be Mihri?" dedi Akın, gözleri dolu doluydu. "Sanki ruhumdan bir parçayı söküyorlar benden, nasıl canım yanmasın?"

"Öyle söyleme." dedi Mihri gülümserken. "Ben hep kalbinizde olacağım, orası benim için dünyalardan daha güzel bir yer."

"Ya kalbim sendeyse Mihri?"

Mihri duraksadı, arkadaşının bakışlarında farklı bir ifade seziyordu. Üzüntü, kırgınlık, çokça pişmanlık.

"Seni sevmek çok güzeldi Mihri." dedi Akın gülümserken. Elini kaldırıp Mihri'nin yüzüne dokundurdu. Bir damla yaş, eline çarpınca dağılmıştı.

"Fakat vazgeçmeliyim Mihri. Çünkü, seni çok seven birini tanıyorum ben. Ve eminim, daha çok mutlu edecektir seni." dedi Akın gülümsemeye devam ederken. Üşümüş olmalı ki ellerini ceketinin cebine sokmuştu.

"Beni sizden daha fazla kimse sevemez ki." dedi Mihri gülümseyerek. Arkadaşlarını düşününce, yüreği yine huzurla dolmuştu.

"Sever." dedi Akın. Yüzünde hüzün dolu bir ifade vardı. "Şimdi gideceğim, burada oturmaya devam et."

"Ne? Nereye?" dedi Mihri kayadan kalkan Akın'a bakmak için arkasını döndüğünde. O sırada Asrın'ı görmüş, gülüşü yüzünde donmuştu. Asrın'a bakmaya öyle bir dalmıştı ki çoktan uzaklaşan Akın'ı fark edememişti bile. Yavaşça ayağa kalktığında Asrın da bir kaç adım atmıştı genç kıza. Asrın'ın elinde ufak bir defter vardı. Yıpranmış olduğu buradan bile belli oluyordu.

Mihri, arkasını dönüp kayaya tekrardan oturdu. Asrın da yanına gelmiş, az önce Akın'ın bulunduğu yere oturmuştu. İki genç, denizi izliyordu şimdi.

Aralarında büyük bir sessizlik vardı, fakat şimdiye kadar içlerinde en az 10 kere kavga etmişler, saatlerce sohbet etmişlerdi.

"Neden geldiğimi merak ediyorsundur Mihri." dedi Asrın. Mihri dönüp Asrın'ın yüzüne kısa bir bakış attı. Ela gözleri ilk defa sahici bir his barındırıyordu içinde. Asrın, ilk defa duygularıyla bakıyordu Mihri'ye.

"Merak edemiyorum artık Asrın. Hayatıma birden girdin zaten. Amansız, hiç beklemediğim bir anda." dedi Mihri. Ardından söylediği şeylere, kendisi güldü. Ne saçma konuşmuştu öyle.

"Ailenin yaptığı bir trafik kazasında, annemi kaybettim Mihri."

Mihri kafasını hızlıca Asrın'a çevirdi. Kalbi üzüntüyle sarsılmıştı. Demek ki o kazada kaybettiği kişi, annesiydi.

"Bu yüzden mi canımı yakmak istedin? Bu yüzden mi Feride bana ihanet etti?"

"Feride sana hiçbir zaman ihanet etmedi. Onu ben zorladım." dedi Asrın. Siyah saçları rüzgarın etkisiyle karışmıştı. "Ama Mihri, canını hiçbir zaman yakmak istemedim. İnan bana." Gülümsedi. Mihri'nin gözleri her zamanki gibi gamzelerini bulmuştu.

"Sana zarar vermek... Bunu asla yapamadım. Evet, senin canını yakmak için girdim hayatına. Ama tek yapabildiğim seni tehlikelerden korumak oldu. Ne ironi ama."

"Neden Asrın? İntikamını alabilirdin." dedi Mihri. Asrın'ın öylesine bir sebeple bu intikamdan vazgeçişi saçma geliyordu.

"Biliyorsun Mihri. Kurbanıma aşık oldum."

Mihri gözlerini Asrın'a çevirdi. Şaşkınlıkla bakıyordu. Asrın, ona aşık olduğunu mu söylemişti? Nasıl?

Asrın tekrardan gülümsediğinde, sol yanağındaki çukur daha da belirginleşti. Mihri dokunma isteğiyle başa çıktı bir anlığına. Ardından gözlerini tekrardan Asrın'a çevirdi.

"O gün, seni suçladığım için özür dilerim." dedi. 3 gün önce yaşanan olayda Asrın'a ağır ithamlarda bulunmuştu.

Asrın tepkisiz kaldı. Ardından elindeki defteri Mihri'ye uzattı.

"Bu defteri ben gidince oku tamam mı?" demişti yumuşak bir ses tonuyla. Mihri elini uzatıp defteri kavradığında şüpheci bakışlarla baktı Asrın'a.

"Gidiyor musun?"

"Evet Mihri, gidiyorum. Geri dönmemek üzere çıkıyorum artık hayatından. Sana yeterince acı verdim zaten."

Boğazı düğümlendi genç kızın. Asrın gidiyordu. Garipti, çoğu zaman gitmesini istediği adamın şimdi gideceğine üzülmesi. Varlığına bu kadar alışmışken Asrın'a alışmışken, gitmesine nasıl izin verebilirdi?

"Bu defteri okuduktan sonra." dedi Asrın elini uzatıp, Mihri'nin çenesinden tutarken. Yüzünü kaldırıp, doğrudan gözlerinin içine bakmıştı. "Hâlâ kalmamı istiyorsan, senin için kalırım Mihri. Şimdi gitmem lazım."

Her şey kısa bir süre içerisinde gelişti. Asrın önce, Mihri'yi kendine çekip kısaca sarılmış. Ardından dolan gözleri ile kayalıklardan çıkıp gözden kaybolmuştu. Mihri dolan gözleriyle defterin ilk sayfasını araladı.

***

"Akın, hepimizi topladın ama Mihri nerede?" diye sordu Tuğba. Tüm tayfa Akın'ın evinde buluşmuştu fakat, Mihri ortalıkta görünmüyordu.

"Yukarıda, odamda." dedi Akın. "Bilgisayarda işi varmış. Gelir birazdan."

"Çok uzun sürdü ama." dedi Nur şüpheci bir ifadeyle. O sırada evin kapısı büyük bir gürültüyle çalınmıştı. Ceyhun Akın'a döndü.

"Birini mi bekliyordun Akın?"

"Yoo." dedi Akın kapıya doğru ilerlerken. Kapıyı açtığı anda Asrın onu ittirmiş, üst kata doğru koşmaya başlamıştı.

"Mihri! Neredesin?"

Kızlar korkuyla birbirlerine baktılar.

Mihri'nin başına bir şey mi gelmişti?

"Allah kahretsin!" dedi Akın ellerini saçlarına daldırırken. Yüzünde endişeli bir hâl vardı.

"Ne oluyor Akın?" dedi Nur endişeyle.

O sırada tüm bakışlar merdivenden İnen, kucağında baygın hâlde Mihri'yi taşıyan Asrın'a dönmüştü. Asrın'ın gözleri kızarmış, yüzünde dehşet dolu bir ifade hakimiyet kurmuştu.

"Mihri!" dedi Asrın, adeta haykırarak.

O an anlaşılmıştı her şey, Mihri'nin kalbi, o defterdekileri okumaya dayanamamıştı.

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.