İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 44 · 6 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 44

40. Bölüm "GEZİ"

Pazar günü sabahın yedisinde alarm çalarken, uykunun o en tatlı anında gitmekten vazgeçip alarmı kapattım. Gözlerimi sadece birkaç saniye kapattığımda aklıma gelen yüzü, gitmem için en büyük sebepti. Hala kalbim sarıldığı o anın etkisinde kalmış küt küt atıyordu. Kokusu buram buram büyülerken düşlerimi yataktan kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra geceden ütülediğim kıyafetlerimi giyindim. Şişmiş gözlerime makyaj yapmak zorlasada bugün yapmak istedim. Siyah eşofmanımın üzerine uzun beyaz sweatshirtüm, yeşil şalım ve bunlara uygun spor ayakkabımlarımla hazırdım. Kızlarla bir gün önceden hazırladığımız siyah sırt çantamı alarak onları uyandırmadan yavaş adımlarla dış kapıya kadar geldim. Vizon renkli şişme montumun fermuarını çekerken fazla hassas davrandım. Tam kapıyı açacağım sırada Hilal yarı açık gözlerle "Her şeyi aldın değil mi? Dikkatli ol! Bişey olursa ara mutlaka. Gerçi olmasada ara. Merakta bırakma bizi." dedi. Gülümseyerek kafamı salladım.

"Tamam kanka, uyu sen. Görüşürüz akşam."

Otobüsü bekleyeceğimiz yere vardım. Neredeyse herkes gelmişti. Çocukları ayırt etmeye çalışırken Furkan'ın elini sallamasıyla yanlarına gittim. 'Günaydın' la başladı ayak üstü muhabbetimiz. Furkan da benim gibi gezmeyi sevenlerdendi. Uyumadığı her halinden belliydi. Ali ise her zaman ki ifadesiyle olayı normalleştiriyordu. Oğuz hocanın gelmesiyle otobüse binmeye başladık. Furkan merdivenle kaldırım arasında "Hocam Samet gelmiyor mu?" diye sordu. "Bilmiyorum bir şey söylemedi ama.. Bekleyelim biraz." diyerek elindeki listeden yoklamayı aldı. Furkan boynuna astığı büyük beyaz kulaklığını takarak Ali'nin yanına, yani yan tarafımdaki koltuğa oturdu. Pencereden dışarıya bakıp bakıp durdum. Samet'in gelmesini öyle çok istiyordum ki dua ettim. On dakika daha bekletikten sonra gitmeye karar verdi Oğuz hoca. Hevesim öylesine kırıldı ki neredeyse ağlamak üzereydim. Niye bu kadar çok istiyordum onu? Melike kendine gel. Otobüs hareket ettiği sırada birden durdu. Kapı açıldığında Samet nefes nesefe merdivenleri çıkıyordu. O mutsuz ifademin yerini bir anda kocaman bir gülümseme aldı.. Özür dileyerek boş koltuk aramaya başladı.. Yanımdaki koltuğun boş olduğunu görünce bana doğru geldi ve "Çantanı al. Ben oturacağım." dedi. Soğuk ve kasılmış ifadesi ürkütsede oralı olmadım ve hızlıca çantamı kucakladım. İkimizde kasılarak oturduğumuzun farkındaydık. Kulaklığımı takıp bu durumu kısmen de olsa kurtardım sayılır. Yemyeşil doğanın eşliğinde kendimi farklı bir hayal dünyasının içinde buldum. Sessiz sedasız geçirdiğimiz bir saatin sonunda Gölcük'e vardık. Kart postaldaki gibi görüntüsüyle bizi kendine hayran bırakmıştı. Ağaçlarla çevrili yapısıyla göğün buluştuğu o anı resimlemiş gibiydi göl. Biraz yürüdükten sonra ağaçların arasından yukarıya doğru kendimize uygun bir yer bulduk. Tahta masaları birleştirerek yirmi kişilik grubumuzu bir araya topladık. Oğuz hocanın talimatıyla gezi programımız başladı.

"Kahvaltıyla başlıyoruz arkadaşlar. İki saat boşluğunuzda Gölcüğü gezip fotoğraf çekimlerinizi tamamlayın. Daha sonra yapacağınız etkinlikleri söyleyeceğim."

Sandviç ve çayla güne bu güzel ortamda başlamak hepimize enerji yüklemişti. Kahvaltısını bitirenler aramızdan ayrılıyordu. Şuan masada sadece üç kişi kaldık ki onları da tanımıyordum. Olabildiğince olduğumuz yerden ayrılmamaya çalışıyordum. Kalabalık bir ortama girmek zor olacağından yalnız kalmayı tercih ettim. Uzaktan insanları izleyemeye başladım. Defalarca fotoğraf çekinip yine de beğenmeyen kızları, gölü defalarca turlamalarına rağmen yorulmayan çiftleri, montunu giymek istemediği halde annesinin ısrarına mahrum kalan çocuğu..

Çayımı yavaş yavaş yudumlarken biri yanıma geldi. Ceketinden ayırt ettiğim kadarıyla Ali olmalıydı.

"Sen fotoğraf çektirmeyecek misin?"

Ellerimi heyecanla kaldırıp "Aslında.." cümlenin devamını getirmeden başımı eğdim. Biraz utanmıştım.

"Boşver. Siz takılın. Ben istemiyorum."

"İstersen sana eşlik edebilirim."

Furkan araya girerek "Melike gelsene. Grup olarak bir arada hareket etmemiz gerek. Unutma lütfen. Bir daha olmasın." dedi. Furkan'ın bu cana yakın hallerine bayılıyordum. Başımı salladım ve çocuklarla beraber göle doğru yürüdük. Gölün ucundaki evi arkamıza alıp başladık fotoğraf çekimlerine. Önce Furkan poz vermek istedi. Sağ elini ahşap çitlerin üzerine koydu, bacağını rahat bir pozisyonda bükerek başını hafifçe gökyüzüne kaldırdı. Tavırları o kadar rahattı ki bir modelden farkı yoktu. Eğlenceli ve umursamaz halleri yanındaki kişileride etkiliyordu. Onun yanında olup negatif düşünmek zor ihtimaldi.

"Benden bu kadar. Sıradaki gelsin."

Ali ile birbirimize baktık. İkimizde utangaç ve sessizdik. Elimdeki kamerayı göstererek "Hadi geç çekeyim seni de." dediğimde "Ben çekinmeyi sevmiyorum. Kamerayı bana ver." dedi. Gittikçe gerildiğimi hissettim. Tekrar ısrarcı bir halde ikna etmeye çalıştım.

"Önce sen çekin. Sonra ben. Olmaz mı?"

Hala düşünceli bir hali vardı. Olduğumuz yerde öylece birimizin gitmesini bekliyorduk. Çok geçmeden Furkan'ın bağırmasıyla irkildik.

"Ya altüstü şuraya geçip poz vereceksiniz. Neyin kavgası bu. Ali sen geç kanka, ben çekeceğim seni. Sonra Melike sende sıra."

Ali yavaş adımlarla ahşap çitlere yanaştı. Gergin hali yüzünden okunuyordu. Spor ceketinin cebine ellerini koymakla koymamak arasında gidip geldi. Aynı şekilde yüzü gülmekte de kararsızdı. En sonunda yalancı bir tebessümle düz bir duruş sergileyerek kameraya baktı. Bir iki deklanşör sesinden sonra ellerini cebine koyup yanımıza geldi. Sıra bendeydi. Kamerayı Ali aldı ve utancımdan titrer bir halde başımı kaldıramıyordum. Normalde kızlar olduğunda o kadar deli pozlar verirdim ki yabancı insanlara aldırış etmeden anın tadını çıkartırdım. Ama şuan da sanki tüm Gölcük yüzünü bana çevirmiş merakla bakıyordu. Kasılmaktan omuzlarım düşmüş, boyumun olduğundan daha kısa göründüğüne emindim. Ellerim sanki fazlalıkmış gibi nereye koyacağımı bilmiyordum. Altı üstü bir fotoğraftı. Niye bu kadar abartıyordum ki. Ali beni bekliyordu. Sonunda güçte olsa başımı kaldırdım yerden. Ellerimi birbirini tutar gibi yapıp dik bir şekilde durmaya çalıştım. Furkan gerilediğimi anlamış olacak ki birkaç poz gösterdi. Birinci poz için elini beline attı ve yüzünü yan tarafa çevirdi. İkinci poz içinse bir elini yanağına yapıştırıp diğer elini serbest bıraktı. Aynı şekilde yapmaya çalıştım. Fotoğraflarım çekildikten sonra çocukların yanına geldim ve çekilen fotoğraflara göz gezdirdim.. Ali ceketinin yakasını düzeltirken " Üçümüz birlikte çekinelim." dedi. Üçümüzün olduğu bir resim karesi güzel olabilirdi. 'Kim çekecek bizi' diye etrafı gözlemlerken "Samet! Samet buraya bak!" diye bağırdı Furkan.

Hocayla muhabbette dalmıştı ki farkedebildi sonunda. Yavaş adımlarla geldi yanımıza. Furkan eline kamerayı tutuştururken, bize de poz vereceğimiz yere gitmemizi söyledi. Samet elindeki kamerayı evirip çevirdikten sonra somurtuk bir halde bize doğru hedef aldı.

"Çekiyorum.. Çektim!"

Ali elini kaldırıp "Bir dakika ya poz bile vermedik. Melike sen ortamızda dur istersen." dedi.

"Çekiyorum!" diye bağırsada "Tamam" diyerek hızlıca geçtim ortaya. Birkaç poz çekindikten sonra onunda dahil olması gerektiğini düşündüm. Ne de olsa biz bir gruptuk ve hepimizde anı olarak kalmalıydı bu fotoğraflar. Yanımızdan geçen insanlara bakındım. Karşımızdan geçen kız grubunun yanına gidip bizi çekmelerini istedim. Kabul ettiklerinde bu istediğimi çocukların bakışları arasında Samet'e seslendim.

"Samet sende katıl bize."

"Gerek yok" diyerek arkasına dönüp gitmek üzereydi. Koşuşturarak kolundan tuttum. Ne yaptığımı ben bile bilmiyordum. Yavru bir kedi gibi yapıştım koluna. Gözlerime uzunca bir süre baktı. İçime düşen o sıcaklık yaptığım şeyin doğruluğundan emin gibiydi.

"Lütfen!" diyerek ekledim.

Sesim boğuk bir şekilde çıkmıştı. Bileğimden sıkıca kavrayak o soğuk ifadesini bozmadan tuttuğum kolundan ayırdı. İfadesiz kalan bakışlarımın arasında çocukların yanına gitti. Olduğum yerde öylece kalakaldım. Ben ona bir adım artarken o koşarak uzaklaşıyordu sanki.

"Çekiyor muyum?" diye seslendi kız.

Sesim tekrar düzensiz bir halde "E... Evet" dedim.

Ali, Furkan ve Samet. Bu şekilde yanyana sıralanmışlardı. Fazla düşünmedim sağa ya da sola geçmek için. Ali'nin yanında olmam gerektiğini biliyordum. Öyle de yaptım.

Şuan Samet ile aynı kadrajda duran bedenlerimiz birbirinden kilometrelerce uzaktaydı. Bana neden soğuk davrandığını anlayamadım. Bileğimin acısını hissettikçe kalbimin soğuması gerekmiyor muydu? Neden hiçbir şey olmamış gibi atmaya devam ediyordu? O benden uzaklaştıkça yüreğimide peşinden götürüyordu farkında değil! Ama belki de yakınlaşmamamız ikimiz içinde hayırlı olacaktı. Her ne kadar sonunda yanacağını bilsemde kalbimin, ondan koparmak zorundaydım. Sessizce gülümsedim kameraya..

Bölüm sonu

1 yorum