İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 45 · 7 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 45

41. Bölüm "KURTARICI"

Biraz daha gölün çevresinde turladıktan sonra kamp yerine geldik.

"Arkadaşlar ilk görevinizi açıklıyorum."

Etraftan gelen uğultulara istinaden ekledi.

"Merak etmeyin eğlenceli olacak. Size verdiğim sürede etrafı az çok öğrendiniz. İstediğim şey burada olmasını istediğiniz ya da eksik bulduğunuz bir iş fikri geliştireceksiniz. Bakmayın öyle! 20 dakikanız var!"

Gelen itirazlara aldırmadan süreyi başlattı. Heyecandan aklıma birşey gelmiyordu. Etrafa göz atmaya başladık. Eksik ya da olması gereken şey ne olabilirdi?

Ali ağaca yaslanır bir halde kollarını kavuşturdu.

"Her şey var işte, ne eksik ki? Kafe, seyyar satıcılar, mangal yerleri..."

Furkan eline aldığı bir dal ile toprağın üzerine bir şeyler karalıyordu. Sıkıldığı her halinden belliydi. Yerinden doğruldu. "Hani eğlenceli geçecekti piknik. Resmen ödev yapıyoruz. Gerçi bir şeyde yok burda. Sadece piknik yapabilirsin. " dediğinde "Başka ne olabilirdi ki? Göl sonuçta. Teleferik falan da yapılamaz buraya. Ama.." dedim ve cümlemi tamamlamadan kısarak gözlerimi karşıya doğru baktım. Bir şey düşündüğümü farkettiklerini sesleri çıkmadığı için anladım. Devam ettim.

"Aslında rengarenk ışıklar olsaydı gölün üzerinde ya da hemen kenarlarında, gökyüzü de dilek fenerleriyle dolsaydı güzel olmaz mıydı?"

Samet nihayet sessizliğini bozup yaşam belirtileri gösteriyordu. Sanki hayalime ortak olurmuş gibi devam etti. "Karanlık bastırdığında ortaya çıkan suyun üzerindeki ışıklı nilüferler ve ona eşlik eden şarkılar.." Oturduğu yerden ayağa kalkarak ekledi.

"Tamam işte. Eğlence şirketi olup organizasyon yapacağız burada."

"Nasıl yani ?" diye sordu Furkan. Samet ellerini bağlayıp anlatmaya koyuldu.

"Şöyle ki biz eğlence sektörü olarak gezi düzenleyeceğiz. Işıklandırma, balon, dilek fenerleri gibi şeylerle insanların hem gezip hem eğlenmesini sağlayacağız. Yani sıkıcı ortamlara biz müdahale edeceğiz.."

Grup olarak sözlü bir biçimde projemizi sunduk ve ilk görevimizi tamamladık. Birkaç soru cevap şeklinde etkinlik yaptıktan sonra acıkan midelerimizi doyurma vakti gelmişti. Mangal için hazırlanan malzemeleri çıkartarak hazırlığa başladık. Kızlar masayı hazırlama, erkeklerde pişirme görevini üstlendi. Bende yardım etmek için verilen domatesleri doğradım. Yanımda duran kişi hafif kilolu, siyah saçlı ve kırmızı rujuyla sevimli bir suratı vardı. Benimle sohbete girmedi. Yalnızca göz göze geldiğimiz sırada hafifçe tebessüm etti. Aldırış etmeden dilimlenen domatesleri tabaklara ayırdım. Soğuktan üşüyen ellerimi biraz dinlendirmek adına durdum. Masaya şöyle bir bakınca daha bir poşet salatalık ve yine neredeyse onun kadar biber vardı. Bunların hepsini ben mi doğrayacaktım? Kızlara doğru döndüğümde Yeliz ile muhatap olmamak için sustum. Sınıftaki çoğu kızı ağına almış dedikodunun dibine vuruyordu. Onunla sohbet etmeyenlerde ya telefonuyla meşguldü ya da erkek arkadaşıyla. Yanımdaki kız poşetleri önüme doğru pat diye boşalttığında kendime geldim. Şaşkın ifademle ne olduğunu anlamaya çalışırken yandan bir gülümsemeyle "Bunları da halledersin değil mi? Benim ellerim hassas. Bu yüzden yapamıyorum malesef canım." dedi. Şu canım kelimesini o kadar itici söyledi ki birkaç gün bu kelimeyi duymak istemiyordum. Cevap vermemek için tuttum kendimi. Zaten bolca vaktim vardı arkadaşım olmadığı için. İsmini bilmediğim kız Yeliz'in yanına gidip kahkahayla gülmeye başladı. Anlaşılan yellozun oyunları bitmemiş buradada beni bulmuştu. Sabret Hindiba..

Salatalıkları soymaya başladığımda ellerim gitgide soğuktan kızarıyordu. Pikniğe geldiğime bin pişman oldum. Sırf Samet için katılmıştım ama onun tek yaptığı bana soğuk davranmaktı. Ve sonunda kurtarıcı prenslerim ağaçların arasından bana doğru geliyorlardı. Onları görür görmez gözlerim parladı ve gülmeye başladım. Furkan yanıma geldiğinde elimdeki bıçağı alıp masaya koydu. Kızgın bir ifadeyle "Buradakiler ne iş yapıyor acaba? Ellerine bak kıpkırmızı olmuş." dedi. Ali de peşinden elimdeki salatalığı kapıp beni kenara ittirdi ve doğramaya başladı.

"Neden bizi çağırmadın? Böyle olacağını tahmin etmiştim."

Ne demek istediğini anlamak için Ali' ye doğru yaklaştım.

"Nasıl tahmin ettin?"

Salatalıklara odaklanmış şekilde konuştu.

"Yanlarından geçerken kulak misafiri olduk sadece."

Furkan doğranmış salatalığı ağzına atarken "Ne misafiri bildiğin bilerek yaklaştık arkalarından. Ama iyiyde oldu. Prensesi kötü cadılardan kurtardık." dedi. Hoşuma gittiği için gülücüklere boğuldum. Nihayet kurtarıcılarım sayesinde kalan işleride hallettik. Kızların o kıskanç bakışlarına karşılık daha çok kahkaha attım. Oğuz hoca yanımda Ali ve Furkan'ı görünce onları mangalın başına çağırdı. Böylece mutluluğum sadece beş dakika sürmüş oldu. Çocuklar gittiğinde kendimi aslanların önüne atılmış ceylan gibi hissettim. Kızların öfkeyle bakan gözlerine karşılık vermeden bardakları yerleştirmeye başladım. Daha fazla dayanamayan Yeliz masaya doğru yaklaştı. Saçlarını arkaya atarken "İşte bazıları da bir erkekle yetinemez. Olan o masum kişiye oluyor. Yazık.. Her şeyden habersiz sevgilisine güveniyor zavallım." dedi. Elimdeki bardağı sertçe masaya vurdum. Burnumdan dumanlar çıkarken "Aramızda bir şey olmadığını bilen en iyi sensin. Çevirdiğin oyunun da farkındayım. Sesim çıkmıyor diye bu şekilde konuşamazsın." dedim. Kızlara döndü ve masadan uzaklaştı.

"Duydunuz mu, hepsi benim oyunummuş."

Bana doğru çevirdi o şeytan suratını ve devam etti.

"Flört hayatın beni ilgilendirmez haklısın. Ama millete ahlak bekçiliği yapıp arkandan bu kadar erkeği peşine çekersen o zaman sessiz kalamam."

Üzerine doğru yürüyerek "Ne saçmaladığın farkında değilsin kafayı yemişsin sen." dedim. Sesim sinirden yüksek ve titrek çıkıyordu. Ağzıma gelen her şeyi söylemeye hazırdım.

"Bu ne haller kızım. Yanına iki erkek geldi diye güç mü aldın?"

"Yeliz gerçekten ne yaptığını bilmiyorsun. Ama ben seni kendine getirmesini iyi bilirim. Yaptığın oyunları da bir bir ortaya çıkaracağım." dediğimde bana doğru yaklaştı ve "Ne oyunu ya, kafan iyi mi senin? Benim seninle işim olmaz." dedi. Sinirden kısılmış gözleri kalın eyelinerında dahada küçülmüş, sinsi suratı o şişik dudaklarından çıkan kelimeyi iyice ön plana çıkıyor gibiydi.

"Her yaptığın hareket olay olacak.. Yıllar önce bana yaptığın muamelenin aynısını yaşayacaksın."

"Hala benim yaptığımı sanıyorsun değil mi? Aslında sende farkındasın gerçek suçlunun kim olduğunun."

Öfkesini kontrol edemeyip kolumu tuttu ve gözlerini kocaman açarak "Yalancısın büyük bir yalancı." diye bağırmaya başladı. Öyle şiddetli sıkıyordu ki acıdan kıvranıyordum. Kolumu ondan kurtarmaya çalıştım . Tüm gücümle kendime doğru çektiğim sırada Yeliz'in elini kolumdan tek bir hamleye ile uzaklaştırdı.

"Benimle geliyorsun işimiz var. " dediğinde Yeliz'in suratı, bileğimden tutmasıyla mosmor olmuştu Masanın ucunda duran montumu diğer eline aldı. Saniyeler için de gerçekleştirdiği bu hareketlere anlam veremesemde tepkisiz kalmayı tercih ettim. Biraz yürüdükten sonra elini kolumdan çekti. Montumu giydirmek istermiş gibi bana doğru tuttu. Gözleriyle giy der gibi bakıyorken bu isteğini geri çeviremezdim. Sweatimin kolundan tutarak montumun kollarına yerleştirdim. Bu bana ikinci kez montumu giydirmesiydi ve benim kalbim hala ilk olduğundaki gibi atmaya başladı.

"Fermuarını da sen çek bir zahmet." dediğinde tüm ahengi bozdu. Fermuarımı çektikten sonra arkasından öylece takip etmeye başladım. Nereye gittiğimizi bilmiyordum ama pekte önemi yoktu aslında. Oradan ayrılmak iyi hissettirdi. Sanki tüm ağırlıklarımı arkamda bırakmış, tüy kadar hafiftim. Otobüslerin olduğu yere kadar yürüdük. Arada bir arkasına bakıp beni yokluyordu. Kaç dakikadır tek kelime bile etmemişti. En azından kızar diye düşünmüştüm. Kızması bile beni kendime getirmeye yetiyordu. Çünkü beni umursadığı anlamına geliyordu bu.

Montumun cebine koyduğum ellerimle taşlı yollardan geçerken zorlansamda bir müddet sonra oyun gibi gelmişti. Büyük taşların üzerine basmadan ilerlemek.. Bir, iki, üç.. Adımlarım dengesiz bir şekilde devam ediyordum. Bu oyunu en son küçükken kardeşimle yapmıştım. O günleri tekrar hatırlıyordum. Tek derdimiz yarın ne oynayacağımızdı. Oda zaten birkaç taşla bile çözüme kavuşuyordu. Oyun o kadar zevkliydi ki kimseyi görmüyordum. Samet'i bile. Biraz daha böyle devam ettikten sonra yerde yavaşça hareket eden salyangoza denk gelen ayağımı çekmek için bir hamle yaptım. Fakat ayağım boşluğa gelince sendeleyerek kendimi frenlemeye çalıştığım sırada başımı Samet'in o kaslı sırtına vurdum.

"Ahh!"

Utandığım için kendimi geriye doğru çektim. Bu seferde ayağımın altından kayan taşlar yüzünden tekrar dengimi kaybedip düşmek üzereydim. Kolumdan hızlıca tuttu. Kendisine çekerek "Dikkatli ol!" dedi. O anda yüzlerimizin birbirine bu kadar yakın olması, kıpır kıpır karıncalandırdı midemi. Yüzümdeki o aptal ifadeyle "Teşekkürler." dedim. Hayranlıkla baktığım bu sahneye "Neyi bekliyorsun? İçecekleri al!" diyerek bozdu. Omuzlarımı silktim ve sesimi düzeltip elime tutuşturduğu poşetleri taşıdım. Elimdeki ağırlıklardan dolayı yavaş yavaş yürüyordum. Piknik alanına yaklaştığımız sırada durdu ve bana doğru döndü. Elimdeki poşetleri işaret ederken" Yardım edeyim istersen. " dedi. Azcık mesafe kalmışken bunu söylemesi baya anlamlıydı.

"Geldik ne de olsa. Gerek yok. "

Yanıma yaklaştı ve önümde dikildi. Soğuktan kızarmış ellerimin arasından poşetleri nazikçe eline aldı. O bal rengi gözlerini yüzümde gezdirdi birkaç saniye.

"Ellerin neredeyse kanamak üzere ama yardım istemek aklına gelmiyor. Eğer zorlanıyorsan çekinmeden söylemelisin. Bu acizlik değil. Her seferinde bunu yapıyorsun. Kalbinde kaç tane daha bu şekilde yara oluşacak?"

Söyledikleri içinde boğuldum, o dert denizini tam anlamıyla özetlemişti. Boğulmak üzere olduğumun farkında olsamda suyun üzerine çıkmak için mücadele ediyordum. Biliyordum ki bunu yaparken oluşan yaraların hayatım boyunca izi kalacaktı. Halbu ki bana uzatılan eli tutabilsem o dipsiz kuyudan kurtulabilirdim. Hemde yara almadan. Peki ya sonrası içinde aynı şey geçerli olacak mıydı? Ya en büyük darbeyi beni kurtaran kişi yaparsa, o zaman o küçük yaraların yerini kocaman yaralara bırakacaktı ve sonunda beni bitirmeye sebep olacaktı. Poşetleri eline aldığında "Ellerim kanasa dahi kendi kendime mücadele etmeyi yeğlerim." dedim ve önden yürüdüm.

Bölüm sonu

2 yorum