Sınıfın bakışları yüzüme odaklanmışken birde duyduğum sesler kulağımı karıncalandırmaya devam ediyordu. İki gündür kızlar eşlik ettiği için yanımda, kafam biraz daha rahattı. Ama bugün için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.. Sıraya oturduğum anda gözlerim direkt olarak Yeliz'i aradı. O kıvırcık saçlarını parmaklarımın arasında hissetmek istiyordum. Malesef ki hocanın gelmesiyle bu istediğimi torpilemek zorundaydım. Bir saat boyunca derse odaklanamamın sebebi sadece içinde bulunduğum oyun değildi. Seneler öncesine dayanan asıl sorundu. O kaza anı.. İnsanların arkamdan ne söylediği ne düşündüğü umrumda değildi. Canımı en çok sıkan şey hastalığımın birileri tarafından kullanılıp beni acizleştirmek istemeleriydi.
Hoca ara verir vermez ayağa kalktım. Artık yelloza hesap sorma vaktim gelmişti. Amfiden çıktığım sırada Furkan karşımda dikildi sanki birazdan olacakları biliyor gibi.. Ali ve Samet arkamda ki sırada otururken ağızlarını bıçak açmıyordu. Furkan o sevimli gülüşüyle birlikte "Tebrikler kardo. Sonunda başardın. Yiğit iyi çocuktur. Ama seni üzerse ben hep yanındayım." dedi. Hızını kesmeden konuşmaya devam ettiği için sözünü bölemedim..
"Furkan öyle bir şey yok."
Gözlerini açmış şaşkın bakışıyla "Nasıl ya ama fotoğraf.." cümlesini bitirmesine izin vermeden "Kimin yaptığını bilmiyorum. Yani öyle bir şey yok aramızda." dedim. Üzülmüş bir halde dudaklarını büzdü. Ellerini kaldırıp "O zaman üzülme kardo. Ben yanındayım. Bir gün olacak mutlaka." dedi. Hala ısrarla aynı şey üzerinde durması sinir bozucu olsada Furkan'ın o tatlı ifadesi karşısında sessiz kaldım. Samet biz konuştuğumuz sırada çoktan kalkmış kapının önündeydi. Ali ise yanımıza doğru yaklaşmış bizi dinliyordu. Az önceki kızgın suratının yerini rahatlamış bir ifade almıştı. Furkan "Kantine inelim burda dikilecek miyiz böyle?" dediğinde Ali ayağa kalktı. Merdivenleri inerken son basamakta durdu ve bana doğru döndü. "Melike sen gelmiyor musun?" diye sordu. Ayakta dikilmiş öylece dururken asıl amacım yellozu bulmaktı. Şuan için bunu ertelemeliydim. Başımı olumlu şekilde sallayıp çocukların yanına geldim. Kapıdan çıkarken Samet'i yanlarına çağırdılar ama oralı olmadı. Geçen gün yapılan oyunu onun yaptığını sandığım için mi böyleydi blmiyorum. Lakin ona teşekkür de etmem gerektiğinin farkındaydım. En azından beni umursaması kendimi değerli hissettirdi. Onunla konuşmam gerekti.
"Benim bir işim var sonra katılırım size ."
Çocuklar kantine doğru inerken geriye döndüm. Samet duvara yaslanmış şekilde başını telefonundan kaldırmıyordu. Beni farkettiğine emindim. İnatla görmezden geliyordu. Yüzüne doğru yaklaştırdım başımı. Bu sefer de yönünü başka tarafa çevirdi. Resmen trip atıyordu bana. Tekrar yüzümü yaklaştırdım, bu seferde diğer tarafa çevirdi. Bana başka şans bırakmadığından iki koluna birden yapıştım. Dışardan farklı görünsede asıl amacım dikkatini çekmekti. Saçları gözüne kadar gelmiş şekilde kısık gözleriyle kaşlarını kaldırdı. Anlamsız bakışlarına karşı elimi kollarında çektim. Kahve renkli hırkasını düzeltirken o, konuşmaya başladım.
"Hem özür dilemek istiyorum, hemde teşekkür etmek istiyorum."
"Gerek yok."
"Var."
Hala yüzüme bakmazken "Ben o gün gerçekten kötü hissettim. Dışarıdan belki hareketlerime anlam veremiyorsun ama.. Geçen de dediğim gibi evet öğrenmenizi istemediğim bir durum var. Bunu tahmin bile edemezsin." dedim. Gözlerim dolmuş vaziyetteyken sesimin aciz çıkmasından korktum. Bakışlarımı koridorda gezdirirken "Tamam bize açıklama yapma eyvallah derim. Ama neden hesap sormuyorsun? Mutlaka tahmin yürüttüğün bir isim vardır. Nedense sen hala ısrarla o kişinin kuklası olmaya devam ediyorsun. " dedi. Başımı Samet'e çevirdiğimde kızarmış gözlerimle birlikte " Sorunda o zaten. Evet biri var ve ben direk olarak hesap sorarsam daha fazla zarar göreceğimi biliyorum. "dedim.
Yerinden doğruldu ve sesini yükselterek" İyi de şimdide zarar görüyorsun farkında değil misin sen?" dedi. Diğer öğrenciler bize bakarken kolundan tutup koridorun sağ tarafında kalan tuvalet ile merdivenin olduğu aralığa doğru sürükledim. Burası en azından sakin ve sessizdi.
"Samet. Ben etrafımda dönen oyunun farkındayım. Bunu yapan kişiden tabi hesap soracağım hatta onun saçlarına yapışıp kafasını duvarlara vurmak istiyorum. Ama şimdi değil. Çünkü elimde kanıt yok."
Ayağını duvara doğru bükülü şekilde kollarını göğsünde birleştirdi. Başını biraz bana doğru eğdirdikten sonra " Kanıta ihtiyacın yok. Hesap sor ve bitsin. Bu kadar. " dedi.
"Şimdi hesap sorma vakti değil niye ısrar ediyorsun?"
Ayağını sertçe yere vurdu, yaslandığı yerden doğruldu.
" Hoşuna gitti galiba. Yiğit ile sevgili pozlarınız."
Sinirden dişlerimi sıktım ve başımı oynatırken " Saçmalıyorsun. " dedim. Biraz daha yaklaştı suratıma. Nefesini yüzümde hissediyordum.
" Ben değil sen saçmalıyorsun. Hem sende istiyordun sevgili olmak. Amacına ulaşmış oldun. Yalan mı?"
Sesimin en yüksek tonuyla" Samet iyi misin sen ya? Laftan anlamıyor musun? Yiğit ile aramızda bir şey yok. " dediğimde " O yüzden mi onunla buluşmak için her defasında can atıyordun?" dedi hesap sorar bir tavırla.
"Bilmediğin şeyler var. Boş konuşma."
"Söyle o zaman Melike. Söyle de bileyim."
Derin bir nefes alıp pencereye doğru baktım. Sessiz kalmamdan dolayı daha fazla kudurdu. Yumruğunu sıkarken kulağıma doğru yaklaştı.
"İşte cevap tam da bu. Yiğit ile daha kaç poz vereceksin merakla bekliyorum."
Sinirim tavan yapmışken kulaklarımdan dumanlar çıkıyordu adeta. Söylediği sözü yediremezken beni sürekli ezmeye çalışması içimde ona karşı kocaman bir kin beslememe sebep oldu. Önüne dağılan o açık kahve saçlarına yapıştım ve çekmeye başladım. Gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Ne yaptığımın farkında değildim. Resmen aylarca içimde tuttuğum o kini kusuyordum.
"A! Bırak! Melike sana diyorum, bırak saçımı."
Yalvardıkça daha çok çektim. O dağ gibi çocuk şuan ellerimin arasında bana yalvarıyordu, bundan daha büyük bir keyif olamazdı. Tabi bu keyfim uzun sümedi. Topuzuma doğru koydu elini ve başımı geriye doğru itmeye çalıştı. Şalımı bozmak üzereyken cıyaklayarak " Ya! şalımı bozacaksın. Samet!" diye bağırdım.
"Önce sen bırak."
Yüzü kızarmış ve terlemişti. Sıkıca kavradım saçlarını.
" Hayır olmaz önce sen!"
Daha çok ittirdi geriye doğru. Başım arkaya doğru giderken acı çekiyordum. Kelimeler ağzımdan tek tek çıktı.
" Bırak diyorum sana!"
Çocuklar bizi görür görmez yanımıza koştular. Biz hala birbirimize söylenmeye devam ederken Furkan benim kolumu, Ali ise Samet'in kolunu çekiştirmeye başladı. Furkan nefes nefese kalmış halde "Yapmayın çocuk musunuz siz ya? İki dakika yalnız bırakmaya gelmiyorsunuz. " dedi. Ali Samet'in elini zorda olsa başımından çekmeyi başardığında, Furkan parmaklarımı saçlarından tek tek ayırdı. Sonunda ikimizde özgürlüğümüze kavuştuk. Kayan bonemi arkama dönüp düzeltirken Ali yüksek sesle "Abi siz ne yapıyorsunuz? Biri görse böyle hoş bir durum değil. Furkan bile bu kadarını yapmaz. Olgun olun biraz." dediğinde Furkan "Yine kabak bana patladı. Yalnız varya uzaktan efsane görünüyordunuz. İnstagrama atsam şimdi kaç bin izlenmişti." dedi. Ali kafasını sallayarak "Al birini vur ötekine. Allah'ım bana sabır, şunlara da akıl fikir. " dedi. Samet saçlarını düzeltirken çocuklara doğru döndüm. Şu anımızı nasıl açıklayabiliriz bilmiyordum. Ali ve Furkan cevap beklerken ikimizde sessiz kaldık. Furkan "Neden kavga ettiniz açıklayacak mısınız artık?" dedi. Samet ve ben birbirimize kötü bakışlar atarken aynı anda "Hayır!" dedik.
Furkan ellerini ovar gibi yaptı.
"Peki çocuklar. O zaman birbirinizden özür dileyin. Kapansın konu."
Samet ile tekrar göz göze geldik. Aynı anda "Hayır!" diye bağırdık. Furkan sinirlenmiş halde üzerimize doğru gelirken Ali kolundan tuttu.
" Gidelim artık saçma sapan hareketler yapmayın oğlum ya. "
Furkan bana göz kırparak " Bu gıcığa kimse dayanamaz arkandayım kardo.. " dedi. Baş parmağını kaldırırken havaya bende aynı hareketi yaptım. Az önce iki keçi gibi birbirimize dalmış olsakta günden güne dahada yakınlaştığımızı düşünüyordum. Suratıma yapışan o aptal gülümsenin aynısı Samet'te de vardı. Her ne kadar öksürüyormuş gibi yapsada güldüğünün farkındaydım. Sınıfa doğru ilerken gülüşümün yerini nefret aldı. Yeliz ağzını sonuna kadar açmış kahkahalar atarken buna kayıtsız kalamadım. Samet'e doğru yaklaştım ve " Galiba haklısın. İntikam almanın tam zamanı. " dedim. Yüzüme anlamsızca bakarken kötü gülüşümü suratıma kondurarak hızlı adımlarla hedefime doğru ilerledim. Şuan istediğim tek şey etrafımı saran yılanları teker teker yok etmekti. Gözüm artık ne okulu ne de etraftakileri görüyordu. Hedefimde sadece bir kişi vardı ve tam yaklaşmak üzereydim ki bir an da kendim hedef oldum. Samet arkamdan benimle birlikte ilerledi ve tepki vereceğimi anladığında "Ho.. Hop!" diyerek kollarımı hareketsiz hale getirecek şekilde sarıldı. Kin, nefret, öfke tüm bu duyguların yerini aşk aldı sadece bir saniye ile.. Kalbim küt küt atarken başı yanağıma değiyordu. Nefesi kulağıma ılık ılık esiyordu. Kolları ise bedenimi sarmış haldeyken yutkunmak istesem de anı bozmamak için tuttum kendimi. Sadece kokusunu içime çekmek istedim.
İkimizde şaşkınlıktan donmuş bir vaziyetteyken Oğuz hoca yanımıza gelip "Çocuklar romantizmi başka sefere bırakın ders başlıyor." dedi. Samet ani bir hareketle beni bırakırken bacaklarım titriyordu. Gömleğimi düzeltir gibi yaparken kimseye bakmadan hocanın peşinden sınıfa girdim. Furkan ve Ali çoktan yerlerini almışken Samet benden hemen sonra geldi. Dudaklarım gülümsemek isterken sıkıca kapattım. Salak gibi görünmek istemiyordum.
Ders bitmek üzereyken Oğuz hoca notlarımızı açıkladı ve tam puan aldık. Öyle çok sevindim ki yaptığımız emeklerin karşılığını almak harika bir şeydi. Genel olarak sınıfta ki herkesin notu iyiydi. Bunun şerefine haftasonu piknik yapma planı kurdular. Bu tür etkinlikler yalnızca kızlar yanımdayken güzeldi. Tek başıma katılmak için kendimi henüz hazır hissetmiyordum..
...
