Hem ders anlatımı, hem bilgisi, hem de dış görünüşü hayran hayran bakmamıza sebep olurken, üç saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Kapıda beni bekleyen Yiğit, sadece telefonuna odaklanmış kızların yönlendirmesiyle kim olduğunu anlamıştım. Hala gözü ekrandayken "Yiğit! Melike ben." dedim.Telefondan başını kaldırıp gülümsedi. "Yeni hukuk hocası baya iyimiş kızlar öv öv bitiremedi." dediğinde "Evet çok yakışıklı ve zeki biri." dedim sesimin en cırt tonuyla. Yönümüz aktivite merkezine doğruyken sorularımı şimdiden sormaya başladım.
"Kafama bir şey takıldı. Yani sen sabah beni nasıl tanıdın? Yani yanlış anlama sadece öğrenmek istiyorum."
Ellerini cebine koymuş şekilde yürürken ağzını kıvırır gibi yapıp " Samet seni görünce gülmeye başladı. Ben de neye güldüğünü sordum. Seni göstererek Melike'ye, geçen gün neyse boşver deyip tekrar gülmeye başladı. " dedi. Gıcıklığı her yerde gösteriyordu cidden.
" Anladım. Tuhaf biri işte boşver sen onu. "
" Ne oldu ki o gün komik bir şey mi geçti aranızda?" dediğinde aniden " Hayır tabi ki ne olabilir. O sadece benimle dalga geçmek için yapıyor. Boşversene. " dedim. Yiğit anlamsızca yüzüme bakarken aktivite merkezine gelmiştik bile. Gözümle şipşak seçtiğim kafeye doğru işaret ettim. Biraz kalabalık bir yer olsada en azından fiyatları uygundu. Çay hala on lira mesela.. Öğrenci için tam ideal bir yerdi. Köşeler kapılmış orta yerler boş iken yuvarlak küçük masaya oturduk. Çaylarımızı söyledikten sonra asıl muhabbete döndük. Masaya karnımı dayamış vaziyette sesimi kısarak "Ben birini daha hatırladım. Yani bilmiyorum hastalığım düzeliyor olabilir." dediğimde oda bana doğru yaklaştı. Bu kadar yakın mesafede tuhaf bir izlenim yaratsakta şuan için önemli değildi. "Kim peki hatırladığın kişi." dediğinde "Tuna hoca." dedim. Gülerek geriye yaslandı.
"Ee zaten onu tanıman normal. Fakültede onun kadar yakışıklı biri yok. Ondandır."
"Hayır öyle değil. Daha öncede karşılaşmıştık o hocayla ve yüzü aklıma geldi. Yani kafamdaki yüz ile onun yüzünü eşitleyebildim. Zihnim bunu nihayet yapabildi."
Biraz düşünceli bir hal bürüdü suratını. Masaya doğru tekrar yaklaştı ve "Bu evet cidden anlamsız ama güzel bir şey. Şuana kadar bende yalnızca bir kişiyi hatırladım. Senin gibi. Ama bu hastalığımın çözülecek olması anlamına gelmiyor değil mi? Belki beş kişiyi daha tanıyacak beynimiz ama yinede tam anlamıyla düzeleceğimizi, en azından kendi adıma düzeleceğimi sanmıyorum. "
Söylediklerini sindirmeye çalışırken istemsizce parmaklarımla oynama başladım. Yüz ifadem kendini belli ederken " Belki.. Belki düzelebilir olamaz mı? " dedim. Koluma dokunarak yumuşak sesiyle " Umarım dediğin gibi olur. " dedi. Kolumu çekerken ellerinin arasından "Hastalığını benden başka bilen var mı?" dedim.
"Evet var. Tolga. Liseden beri arkadaşız. Her ne kadar Cemre için Bolu'yu yazdığını söylesede benim için yazdığını biliyorum. Diğer çocuklarla arkadaş olmamı sağladı. Nerede olursam olayım hep yardımıma koştu."
"Ama Cemre ve Tolga Bursa da yaşıyorlar. Ben seni burada yaşıyorsun sanmıştım." dediğimde "Çalıştığım kafe varya orası babamın yeri. Evet Bursa'da yaşıyorduk, ben üniversiteyi kazanana kadar. Sonra babam benimle beraber buraya yerleşti. Çılgınlık değil mi?"dedi.
" Yoo.. Bence çok büyük bir fedakarlık. Hem senin için de iyi olmuştur. Bende çok isterdim. "
"Senin kızlar yeter sana. Bütün gün onlar yanında. Sonra bu ara Samet'le de iyi gibisin. "
Sesim aptal aşıklar gibi titrek çıktı.
"O nerden çıktı. Hayır yani bu ara aynı grupta olduğumuz için öyle. Yoksa.. "
Başımı yan tarafa çevirmemle önüme dönmem bir oldu. O şok ifadeden ne olduğunu anlamaması imkansızdı.
"Gördüğün kişi... İyi insanda lafın üstüne gelirmiş. "
Baktığı tarafa doğru tekrar çevirdim yüzümü. Samet bize doğru gelirken suratı düşmüş ve sinirli gibiydi. Yiğit'e yaklaşarak " Bak yine bir laf sokmaya geliyor bana. Şimdi izle. " dedim. Boğazımı düzeltir gibi yapıp yaslandım.
"Naber Yiğit."
"İyi senden."
"Bende iyiyim."
Bana doğru döndü. Kaşının altından süzerken beni Yiğit'e doğru konuştu.
"Melike'yi beş dakikalığına alabilir miyim? Bir şey konuşmak istiyorum. Tabi işin yoksa."
Beni köpek falan sanıyordu heralde.. Tam ağzımı açacakken Yiğit bana doğru bakarak "Bizde kalkıyorduk zaten alabilisin" dedi. Kaşlarımı kaldırıp kafamı salladım ama nafile.
"Gel işim var seninle." dedi ve kafeden dışarıya çıktı. Ayağa kalktığımda Yiğit çoktan kalkmış montunu giyiniyordu.
"Melike görüşürüz sana bol şans."
Ne şanş!
Arkasından her zaman olduğu gibi sessizce takip ettim. Montuma sıkıca sarılmışken rüzgar beni yine rahat bırakmıyordu. Fakültenin arka tarafına doğru geldiğimizde durdu. Yerler çamur ve kurumuş yapraklarla doluyken botlarımın altı fena halde kirli görünüyordu. Samet birkaç adım daha attıktan sonra durdu ve "Melike çantanı bir karıştırır mısın? Sana ait olmayan herhangi bir şey var mı?" dedi. Afalladım. Ne demek istediğini anlamış olsamda idrak edemedim. Sözünü tekrarladı. Çantamı hızla açıp karıştırdım. Büyük gözünde bir şey yoktu. Küçük fermuarlı bölmeyi açarken bir kağıt parçası buldum. Üzerinde söyle yazıyordu.
"Arka tarafta seni bekliyorum. KÖLE!"
Gözlerim büyümüş halde yazıyı defalarca okudum. Ne kadar süre bu haldeydim bilmiyorum ama Samet kağıdı elimden çekip "Tam da tahmin ettiğim gibi." dedi. Ellerim titrerken bej renkli duvara doğru yöneldim. Yavaş adımlarla yazıya doğru yaklaştım. Siyah tebeşirle kocaman" KÖLE OYUN YENİ BAŞLIYOR!" yazıyordu. Aksiyon ve gizem dolu bir film karesinin içerisindeydim sanki. Beni buraya niye getirdiğini yavaş yavaş anlamaya başlıyordum.
"Oyun yeni başlıyor demek. Ne istiyorsun. Bunu duvara yazmak yerine bana söyleyebilirdin."
Yanıma yaklaştı. Kolumdan çekerek yönümü kendisine çevirdi. Suratı kızgın bir şekilde "Salaksın. Hemde fazlasıyla." dediğinde bağırdım "Benimle düzgün konuş." dedim.
"Hala anlamadın mı? Biri seninle oyun oynuyor. Ödevin çalındığı o gün gibi. "
Kolumu çektim ve olayı anlamaya çalışırken duvara ve kağıda tekrar baktım. Bu şaka falan değildi. Gerçekten biri benimle fena halde eğleniyordu. Düşündüğüm tek isim Yeliz'di. Bana en son intikam küfürleri ederken bu kadar ciddiye alacağını tahmin etmemiştim. Telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi Hilal'di. Sesimi düzeltterek açtım. "Kanka bizim okulun Facebook sitesine bak hemen. Senin fotoğrafın var."
"Ta. Tamam."
Fazla heyecanlı ve gergindim. Telefonumun kilidini zar zor açmayı başarıp, Facebook'a girdim. Ana sayfadaki fotoğrafla beraber gözlerim tam anlamıyla doldu ve süzülerek aktı yaşlar. Yiğit'in az önce kolumu tuttuğu an çekilmiş ve üzerine okulumuzun yeni çifti diye paylaşılmıştı. Samet ekrana doğru yaklaştı. Fotoğrafı gördüğünde elindeki kağıdı buruşturarak duvara doğru fırlattı. Saçını arka doğru sertçe atarken "Kime ne anlatıyorum bende ki hata." dedi ve yürüdü. Arkasından öylece ağlar vaziyette dona kaldım..

