İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 40 · 5 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 40

36. Bölüm "KABUS"

Bir tarla dolusu hindibalar, bulutların altında bana gülümserken, rüzgarın uğultusuna aldanmayıp onları toplamaya başladım o küçük ellerimle. Mavi önlüğüm çimlerin başını okşarken, tüm dileklerimi biriktirdim aklımda. Hepsini dilemek için sabırsızdım. Kucak dolusu topladığım hindibaları az ileride arkası dönük erkek çocuğuna vermek üzere koşmaya başladım. Benim gibi üzerinde mavi önlüğü ve gri pantolonu vardı. Saçları güneş ışığıyla birlikte parlarken yüzünü henüz göremedim. Hala koşmaya devam ettim. Nefes nefese. Ve sonunda yüzünü bana döndüğü an etraf bir anda bulutların siyahlığına büründü. Hindibalar teker teker yok olmaya. Ellerimle sıkıca tuttuğum hindibalara daha dileğimi söyleyemeden uçmaya başladılar. Her yer karanlık ve ürkütücüyken o çocuğu aramaya başladım. Ama ismini bir türlü hatırlayamadım. Söylediğim tek şey "rüzgar beni bırakma" ydı. Kesilen nefesimle hıçkıra hıçkıra ağlayarak, o zifiri karanlıkta önümü görmeden koşmaya devam ettim.

İki gün önceki koşuşturma yetmezmiş gibi gece boyu rüyamda macera yaşamaya devam ettiğimden sabah ter içinde uyandım. İçimdeki sıkıntı hala geçmemişti. O kamera kayıtları eğer izlenirse yandığımızın resmiydi. Kızlar avutmak için mi söylediler bilmiyordum, herhangi bir olay olmadığı müddetçe bakmazlarmış. Şimdilik bu yalana inanmam gerekti, yoksa bu şekilde düşüne düşüne kafayı yiyebilirdim. Üzerimi değiştirip şalımı da yaptığımda gitmek için hazırdım. Nur pembe kazağıyla ayna karşında salınırken bambaşka bir dünyaya gitmişti sanki. Aklından geçenleri tahmin ediyordum. Bugün Hakan ile görüşecekti. O yüzden o pasaklı kızın yerine hanım hanımcık kız almıştı.

"Sence bu şalım oldu mu? Daha iki gün önce takmıştım ama..." dediğinde "Bence gayet olmuş başka renk yakışmaz ona." dedim. Krem renkli şalını yaparken bende siyah şalımı yaptım ve montumu almak üzere portmantoya gittim. Nur arkamdan gelirken Hilal hazır bir şekilde dış kapıda dikiliyordu. İkimizi de süzdükten sonra "Biri cicili bicili giyinmiş, hanım hanımcık. Diğeri siyahlara bürünmüş umursuz genç." dedi. Üzerimde siyah beyaz çizgili kazak ve siyah pantolonum vardı. Evet siyah ağırlıklı olsada bence beyaz çizgiler kurtarıyordu. Her neyse. Umrumda olmadan montumu ve botlarımı giyerek dışarı çıktım. Hukuk dersi için fazlasıyla heyecanlıydık, çünkü yeni hocamız yani Tuna hoca dersimize girecekti. Nasıl olacağını merakla bekliyorduk. Okula girdiğimizde kızlar bizden önce gelmiş, hocanın tam önündeki amfiyi kapmışlardı. Montlarımızı ve çantalarımızı bırakıp kapı önü sohbetine çıktık. Etraf kalabalıkken seslerde birbirine karışır vaziyetteydi. Gözüm ara sıra karşı taraftaki sınıfın kapısına ilişiyordu. Nedeni belliydi. Samet oradaydı. Kapı önünde arkadaşlarıyla bizim gibi sohbet ediyordu. Biraz sonra yanında ki çocuk bize doğru gelmeye başladı. Kumral, kirli sakallı, orta boydan biraz uzun, zayıf.. Sanki bana gülümsüyordu. Şaşkın halim yüzümden okunurken Cemre'nin dürtmesiyle kim olduğunu öğrendim.

"Ay Yiğit geliyor kanka. Fazla yüz verme buna. Aklıma geldikçe midem bulanıyor.."

Sena koluna sertçe vuruş yaparken " O nerden çıktı şimdi. Anlatsana lan. " dedi. Cemre " Susun geliyor. Sonra anlatırım. " dediğinde Yiğit o tatlı gülümsemesiyle selam verdi. Kızlara Yiğit'inde benimle aynı hastalığa sahip olduğunu söylemiştim. Ama tabi ki Yiğit'in bu durumdan haberi yoktu henüz. Özellikle Cemre'nin öğrenmesini istemiyordu. Bu yüzden vicdan azabı çekiyordum.

"Selam Yiğit. Nasılsın?" dediğimde "İyiyim Melike. Sen nasılsın. O gün biraz tuhaftın çok konuşamadık ama.." dedi. Kızlar yüzüme bakarken "İyiyim bir sorun yok." diyebildim.

"Öğleden sonra dersin var mı?"

"Hayır. " dediğimde "O zaman kaldığımız yerden devam edelim mi? Tabi planın yoksa." dedi.

Cemre yalandan öksürürken koluma dokundu. Davranışlarını çözemesemde karşı tarafa yansıtmamak adına gülümsedim ve kafamı salladım.

"Tabi bir planım yok."

"Görüşürüz o halde iyi dersler kızlar."

Hep bir ağızdan iyi dersler dedikten sonra, Yiğit aramızdan ayrıldı. Hemen Cemre'ye döndüm ve "Kanka ayıp ama. Yanlış anlayacak." dedim. Kollarını göğsünde birleştirirken "Asıl onun yaptığı ayıp. Geçen çorba götürdüm demiştim ya Tolga'ya. O gün Yiğit kız arkadaşıyla odadaydı. Utanmadan bide hasta çocuğun evine gelmişler." dedi. Ağzımdan sesim birden yüksek çıktı.

"Gördün mü onları."

Cemre gözlerini kaçırken düşünceli bir halde "Yok görmedim. Tolga öyle söyledi." dediğinde Nur "Hiç öyle bir tipte yok çocukta." dedi. Sena baskıcı ses tonuyla "Kızlar öyle olsa bile bundan size ne? Melike sen bakma bunlara. İlk defa kendi hastalığına sahip birini buldun. Baksana. Çocuk bizi tanıyıp geldi. Gerçi enteresan, nasıl tanıdı cidden." dediğinde "Fotoğraflardan. Hepimizin fotoğrafı var onda. Oradan tanımaya çalışıyor." dedim. Nur düşünceli şekilde "Fotoğraf falan yoktu elinde. " dedi. Hilal sohbetimize fazlasıyla yabancı gibi sessizce telefonuyla uğraşıyordu. Cemre Hilal'in telefonunu elinden çekip " Tatlım, balım. Melike demişti ya telefonunda da var diye. Ne çabuk unuttun. " dedi. Hilal telefonunu almak için elini uzatırken " Ver şunu kızım. İşim var ya. " dedi. Hilal'in bu sessiz halleri iyi biliriz. Ne zaman sınavlar açıklanmaya başlasa bu şekilde telefonuna gömülür hiç bir şey söylemezdi. Cemre telefonu verirken " Hadi söyle hangi ders kötü geldi. " dedi. Hilal başı önde bir şekilde kısık ses tonuyla" Finansal yönetim " dedi. Hep bir ağızdan çığlık attık. Çünkü bu derse en iyi hazırlananlardan biri Hilal'di. O düşük aldıysa bizi düşünemiyordum bile. Telefonlara yapışmış şekilde sisteme giriş yapmaya çalıştık. Sistem açılmamakta ısrar ederken, biz sabırsız gençler amacımızdan şaşmadık. O anda mutlaka notumuzu öğrenmeliydik düşük bile olsa.. Başımı artık telefonumdan çekmek istedim. Çabuk pes etmiş gibi olsamda sonucu az buçuk tahmin ettiğimdendi bu rahatlığım. Ders saati gelmişken hocalarda bir bir sınıflara girmeye başladılar. Sametlerin olduğu sınıfın hocasıda girmişken artık o tarafla bir bağım kalmamıştı. Böyle düşünürken Tuna hocayı farketmemle olduğum yerde kaldım. Gözlerimi açıp kapattım. Gerçekten kantinde ve yukarıda gördüğüm yüz ile aynıydı. Nasıl olurdu bu? Nasıl tanıyabildim? Kızlara döndüm heyecanlı ve titrek halde.

"Kızlar. Tuna hoca geliyor."

Sena boş bakışlarıyla "Ee.. gelsin kanka." değinde Nur "Evet lan geliyor cidden yakışıklı hoca." dedi. Henüz beni anlamamışlardı. Biri hariç. "Kanka bir dakika, bir dakika! Sen nasıl tanıdın bu hocayı." derken Hilal, benimle birlikte gözleri parladı. "Bilmiyorum sadece tanıdım. O gün yukarıda gördüğümde de tanımıştım ama kapıda isim yazdığından o heyecanla anlayamadım. Ama şuan eminim." Nur ellerimi tutarak hafifçe yerinde zıpladı.

"Kanka düzeliyor bak. Önce Samet, sonra bu hoca. Her şey düzene oturacak."

Sena ve Cemre de aynı şekilde sevinirken hocanın yaklaşmasıyla sınıfa girdik. İlk defa bir hukuk dersine bu kadar adapte olabildim. Hastalığımın düzelecek olması umudu kalbime işlerken endişelerimde beni bırakıyordu tabi ki. On bir yıldır olan bir hastalık sadece birkaç ay da düzelecek bir şey değildi. Yinede elimden geldiği kadar iyileşmeye çalışacaktım.

Bölüm sonu

3 yorum