İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 34 · 6 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 34

30. Bölüm "KULAK MİSAFİRİ"

Ertesi gün kahvaltı bile yapamadan dışarı çıktık. Pastaneden aldığımız poğaçaları durağa gidene kadar ayaküstü yedik. Uykulu gözlerle koşuşturarak otobüse yetişmeye çalıştık. Şoför çok şükür ki bizi farketip bekledi. Yoksa bir onbeş dakika daha beklemek zorunda kalacaktık. Yolcu bindikçe arkalara doğru ilerdik. En sonunda havuz bölümüne kadar indim. Kalabalık erkek topluluğundan çekindiğim için kapının oradaki demire doğru yanaştım. Biraz sonra bebek arabasıyla bir aile bindi. Tıklım tıklım doluyken, kıpırdayacak yer bulamadım. Bir yandan küçük çocuğu susturmaya uğraşırken, diğer yandan bebek arabasındaki miniği uyutmaya çalışan anneye hayranlıkla baktım.Çocuğun ağlamasına daha fazla dayanamayarak çantamdaki çikolatayı ona doğru uzattım.

"Al bakalım."

Beni tınlamayıp ağlamaya devam etti. Annesi yavaşça uyardı.

"Oğlum bak, abla çikolata veriyor. Al ve teşekkür et."

Biraz çekimser bir tavırla yavaşca elini uzatarak aldı. Eğilerek hafifçe tebessüm ettim küçük gözlerine. Doğrulacağım esnada otobüs ani bir fren yaptı. Bedenimi sabit tutamadım. Kapıya doğru sıçradım. Tam çarpmak üzere olduğum anda biri omzumdan tutarak sert bir hamleyle çekti. Kendimi bu felaketten kurtaran kişinin karşısında buldum. Siyah montuyla neredeyse burun burunaydım. Titreyen bedenimi zar zor zaptettikten sonra hafifçe geriye çekildim. Başımı kaldırdım teşekkür etmek için. Tam bu sırada tüm kalabalığın bir anda yok olduğunu hissettim. Haftalar önce maruz kaldığım o görüntü tekrar zihnimde canlanırken kalbim sadece birkaç saniyeye teslim oldu. Ne kadar kolay pes etmiştim. Bu duruma daha fazla meyil vermemek için bir iki adım daha uzaklaştım.

"İyi misin?" diye sordu.

Ağzımdan hiçbir kelime çıkmıyordu. Sanki ilk defa karşılaşmıştık.. Başımı olumlu şekilde sallayıp döndüm. Kapının tam önündeydim ve hemen arkamda o vardı. Bana biraz daha yaklaştığının farkındaydım. Vücudum kaskatı kesilmiş bir halde sona varmayı bekliyordum. Yüreğime dokunan bir duygu vardı ve sanki özlemekle aynıydı. Yüzünü tekrar görmek istiyordum. Sanırım bu dileğimi gökyüzü gerçekleştirmek için güneş ışıklarını yansıtmaya başladı. Güneş ışıldadıkça yansıyan görüntümüzü izledim otobüsün camından. Kurduğum tüm hayallerin başrolündeki genç oydu sanki. Dursun istediğim şu zamanda, aldığım o heyecanı iliklerime kadar yaşıyordum. Cevapsız bırakılan tüm sorulara karşı tek bir doğruyla hareket eden kalbim, beni hiç düşünmüyordu. Birazdan görüntünün kaybolmasıyla afalladı gönlüm. O pembe bulutların yerini tekrar beyaz bulutlar aldı. Bitkisel hayatımdan kurtulmuşum gibi hissettim. Kampüse yaklaşırken güneş ışıkları son kez hatırlatır gibi pembe bulutlarımı tekrar verdi bana. Fakat bu sefer beliren görüntümüzde bir değişiklik vardı. Oda benimle beraber aynı yüzlere bakıyor gibiydi. O tozla kaplı camdan.. Çok sürmeden açılan kapıyla son buldu birlikte olduğumuz resim..

Adımlarımı sıklaştırarak indim hemen. Kızların arkamdan koşuşturarak gelmesiyle anlaşılan o ki farketmişlerdi. Nur fısıldayarak "Kanka o neydi ya. Ben heyecanlandım!" dediğinde Sena "Bu çocukta var bir şeyler. Benden demesi." diyerek destekledi.

"Hişt! Sessiz olun, arkamızda. Duyacak şimdi!"

Birkaç dakikayla yetiştiğimiz dersi en arka sıralardan eşlik ettik. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan araya çıkmak isterdik fakat ders proje yönetimi olunca dakikalar kat kat yavaş geçiyordu. Diğer kızlar uyku moduna geçmişken biz Cemre ile kantine indik. Kahvelerimizi alıp oturacak yer aradık. Kantin o kadar doluydu ki boş masa bulmak zor olacaktı. Etrafı kolacan ederken Cemre pembe sweatimin kolunu çekiştirdi.

"Kız şu Hakan değil mi?"

Cemre'nin baktığı yöne doğru çevirdim başımı. Alaylı bir ses tonuyla "Bakıyım.. A! Hakan mı o?" dedim. Olayın farkına varan Cemre suçluluk ifadesiyle "Pardon bebiş ya. Unuttum bir an. Ama Hakan o." dediğinde "Yanındaki de Ayça değil mi?" dedim. Suratıma şaşkınlıkla bakarken "Kanka bakma öyle civciv sarısı kazağından tanıdım. Sabah konuşuyordunuz ya.." dedim.

"Ay doğru. Ne konuşuyorlar acaba merak ettim."

"Al bendende o kadar."

Yüzümü o sinsi bakışıyla süzdü. Bu bakışların anlamını biliyorum. "Hadi yapalım!" dedim ve yavaşça kenarlardan yürümeye başladık. Onların oturduğu masanın yanındaki kolonun arkasına gizlendik. O kadar kısık sesle konuşuyolar ki hiçbir şey anlamıyorduk. Birde üstüne elimizdeki kahve bardaklarını düşürmemek adına kıvranıyorduk. Cemre daha fazla tahammül edemedi. Yaslandığı duvardan doğruldu. Gömleğini diğer eliyle düzletirken kahvesinden bir yudum içti. "Of, soğumuş bu kanka. Bir şey duymadık zaten gidelim." Haklıydı. Bende bulunduğum yerden uzaklaştım. Sınıfa çıkmak üzere kantinden dışarı çıktık.

"Melike! Melike!"

Arkamdan bağıran kişiye döndürdüm bedenimi. Cemre kulağıma doğru eğildi. "Kanka Furkan bu." dediğinde "Kıvırcık saçlarından belli." dedim. Güldü. Furkan koşar adımlarla yanımıza geldi.

"Naber?"

"İyi sen?"

"Bende iyiyim.. Şey diyecektim. Ayaküstü olmaz. Biraz oturalım mı?"

Cemre'ye doğru baktım. Başını sallayıp omzuma elini koyarken ayrıldı yanımızdan. Furkan'ın arkasından tekrar kantine geldim. Duvarın kenarındaki ikinci masaya geçtik.. Hemen arkamızdaki masada Ayça ve Hakan oturuyordu. Beni farketmesinler diye onlara sırtım dönük oturdum. Furkan'ın o sempatik yüzünü görünce istemsiz bir gülümse oluşuyordu bende.

"Benimle ne konuşacaksın? Hemen anlat geç kalacağım yoksa."

"Oğuz hocanın mesajını gördün mü?"

"Şu projeleri bir dosya halinde teslim etmemiz gerek, ondan bahsediyorsun değil mi?"

"Aynen o. Sen halledebilir misin? Çarşamba günü teslim edilecek. Öğle arasında Ezgi toplayacak."

"Tamam hallederim. Merak etme. Sadece bu mu yani?"

Sandalyesini biraz daha yaklaştırdı masaya. Kısık bir ses tonuyla "Yiğit ile ne yaptınız o gün? Çıkıyor musunuz? " diye sordu. Gülmemek için savaş verirken " Yok sadece oradan buradan konuştuk işte. " dedim. Yüzünü üzgün bir ifade kapladı. Benim için üzülmesi hoşuma gitmedi değil.

"Bu arada Ali çarşamba günü gelecek. Umarım yetişirde derse girebiliriz."

"Neden o kadar geç geliyor ki?"

"Bir şey söylemedi. Ama sesi tuhaf geliyordu."

"İnşallah kötü bir şey yoktur."

"İnşallah. Kalkalım mı? Derse geç kalma benim yüzümden. "

"Haklısın gidelim."

Ayağa kalkmak üzereydim. Hakan'ın sesiyle geri oturdum.

"Ayça ne yapmaya çalışıyorsun. Gerçekten anlamıyorum."

Furkan ayağa kalmış beni izliyorken "Kalkmıyor musun? " dedi. Sus işareti yapıp oturması için elimi salladım. Dediğimi yapıp karşıma oturdu. Pür dikkat odaklandım ve kulağıma zar zor geldi konuşmaları.

"Gerçekten hatırlamıyor musun o günü? Kafamdan uyduracak değilim herhalde."

"Ya Ayça hatırlamıyorum diyorum. Tamam uydurmuyorsun ama ben gerçekten ne yaptığımı bilmiyorum. Seni kırmak istemiyorum. Lütfen.."

Ağlamaklı bir ses geldi Ayça'dan ve o titrek sesiyle devam etti. "Peki sen hatırlama. Ben her anını her saniyesini aklımda tutmaya devam edeceğim. Hoşçakal.."

Bu neydi şimdi. Sanki dizi çekimindeymiş gibi konuştu. Salak kız. Sandalyesinden kalkarken sırtıma çarptı kolu. Yüzüme doğru eğilirken başımı iyice öne eğdim. "Pardon." dediğinde elimi salladım. Uzaklaşırken masadan başımı kaldırdım. Furkan ile göz göze geldik.

"Melike sanırım dersi kaçırdın. Saate bak!"

Telefonumu elime aldım. Bir çok cevapsız arama ve mesaj vardı. Kızlar meraktan çatlamış olmalılardı. Derse geç kalmak umrumda olmadı. Şuan duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. Furkan'a çevirdim başımı.

"Bu olanlar aramızda kalsın olur mu? "

"Merak etme sen kimseye demem. Sadece... Neden onları izledin. Yakın mısınız Ayça'yla."

Sesim bir anda yüksek çıktı.

"Ne münasebet!"

Korkulu gözlerle "Ben şey.. Öyle sandım. Kusura bakma." dedi.

"Pardon ya gıcık oluyorumda biraz ondan böyleyim." başımı ellerimin arasına alıp devam ettim. "O gün dediği şey ne olabilir acaba. Of! Hiçbir şey anlamadım."

"Şey olabilir mi? Geçen hafta Ayça evinde doğum günü partisi verdi. Gerçi ne alaka. Boşver." dediğinde "Boşverme devam et sen. Kimler davetliydi biliyor musun?" dedim.

"Bizim sınıftan bir kız katılmıştı. Konuşurlarken duydum bende. İstersen detayları öğrenirim."

Sevinçle parladı gözlerim. "Bu çok iyi olur Furkan. Özellikle Hakan ile ne yaşadılar onu merak ediyorum."

Bi anda suratı ekşidi ve geriye yaslandı. Bakışlarını pencereye dikti ve "Senden hiç beklemezdim. Az önce Yiğit hakkında konuşuyorduk. Şimdide Hakan'dan mı hoşlanmaya başladın." dedi. Gülmekten neredeyse çatlayacaktım. "Saçmalama kendim için değil. Bir arkadaşa lazım. Neyse artık kalkalım mi?"

"Öyleyse tamam." dediğinde ayağa kalktık. İçeri kırklı yaşlarda biri girdi. Uzun boylu ve fit vücuda sahip, giyimide bir o kadar havalıydı. Kot gri pantolonun üzerine koyu mavi spor bir kazak giymişti. İçine de açık mavi bir gömlek.. Saçlarını yan tarafa doğru atarken boynuna ince bir atkı bağlamıştı. Ağzım açık şekilde bakarken Furkan çenemi tutup ağzımı kapattı. Çok utandım.

"Hemen dibin düştü kızlar gibi. Bu yeni gelen hukuk hocası. Tuna Ertürk."

"Vay canına.. Çok iyimiş."

"Hadi Melike, üçüncü derse bari yetişelim."

Kolumdan sürüklerken bakışlarım o kişide kaldı. Gerçekten fazla karizmatik görünüyordu. Yüz hatları, duruşu, bakışı olağanüstüydü. Neyse ki merdivenleri çıkarken aklıma düşen dersim bu hayal ötesi şeyden kurtardı beni. Furkan dersinin olduğu sınıfa giderken bende kapıda beklemeye başladım. İnşallah üçüncü dersi ikinci dersle bağlamaz.

....

Bölüm sonu

5 yorum