Uzunca bir süre sessizliğimi korudum. Vizelerin başlamasıyla aklımın tamamımını derslerime vermeye çalıştım. Soğuk tavırlarım bu kararımı desteklemişti. İçtiğim sayısız kahveyle uykusuz kalan bedenim bir hayli zayıf düştü. Şu anda istediğim tek şey, her şeyi unutup sıcacık evimde annemin sebzeli çorbasından içmekti. Ve bu istediğimi cuma günkü son sınavımdan sonra gerçekleştirdim. Yaklaşık iki saatin sonunda Kocaeli'ye vardık. Deniz kokan bu şehir geride bıraktığım yeşillikten bir haberdi. Kapıyı çaldığımda annem her geldiğimde yönelltiği o meşhur sözünü söyledi.
"Gittikçe küçülüyorsun!"
Onun gözünde yaşım ne kadar büyürse büyüsün, altı yaşlarında ellerini arkaya bağlayıp vücudunu hafifçe sallayarak utanan kız çocuğuyumdur. Kardeşim benden biraz daha uzun olduğundan bu tabire tutulmazdı. Aslında bu durum hoşuma da gitmiyor değildi. Biraz hasret giderdikten sonra odama koşuşturdum. Yatağıma oturup etrafı yavaşça izledim. Ne kadar tuhaf geldi. Kilometrelerce uzakta bıraktığım o kırgın ruhum şu an bana eşlik etmiyordu. Bu fırsatı değerlendirip kafamı toparlamalıydım.
Kardeşim odaya girip o pembe tavşanlı pijamalarıyla birlikte yanıma oturdu. Yüzü gittikçe olgunlaşmaya başlarken ufak tefek sivilceler yaşını ortaya çıkarıyordu. Saçları benden daha açık kahveyken gözleriyle aynı renkti. "Ee abla bitiyor okul. Hala bir şey yok mu?" diye sordu.
"Sence?" dedim.
"Aldım cevabımı." deyip eliyle ağzını kapadı.
İrem benden beş yaş küçük olmasına rağmen onun hızına ve bilgisine yeteşemezdim. Sosyal medyaya hakim olmasıyla moda, makyaj ve en önemlisi indirim ondan sorulurdu. Ne zaman bir şey alacak olsam önce onu arardım. Ama henüz bu konuları onunla konuşacak kadar hazır durumda değildi. Okulla ilgili merakını giderdim neyse ki..
"Üniversite zor gibi görünüyor." dediğinde "Evet zor ama o zorluğu yenecek yaşta gidiyorsun. Bu yüzden şimdiden endişe etme." dedim. Yüzüme o kıvrık kirpikleriyle beraber masumca bakarken bir şey söylemek üzere dudağını ısırdı. Gözlerini kaçırır gibi yaparken halının desenine odaklandı. Bu halini bilirim, bir şey söylemek istiyordu ama cesaret edemiyordu. Yanına yaklaştım biraz daha. Elimi sırtında gezdirdim. Yüzüne eğilip "Anlat bakalım prenses. Dinliyorum seni. " dedim.
" Prenses mi? Abla ben büyüdüm lütfen. "
" Bak sen büyümüşmüş. Benim gözümde hala çok küçüksün. "
Gülüşmelerimiz can verirken camın önündeki çiçeklere, bir anda durdu." Sana bir şey demem gerek. " dedi. Kaşlarımı kaldırmış söyleyeceği şeyi merakla bekliyorum. Yutkundu.
"Abla şey. Babamla annem geçen konuşurken onları duydum. "
Durdu. Elimi omuzuna koydum "Devam et. Dinliyorum ben seni." dedim.
"Hani senin kaza olayın varya.. Suçluyu bulamamışlardı. Aslında o.. Suçlu sana çarpan kişi falan değilmiş sanırım. Sen.. Sen kaçarken arabanın önüne çıkmışsın ve adam frene bassa da duramamış. "
Beynime tek tek yerleşen kelimeler olayın düğümünü daha da körükleştirdi. Yıllarca kaza olarak düşündüğüm şey tamamen farklıydı. Ailemin benden bu durumu saklaması daha da korkunçtu. Elim ayağım titrerken gözlerimden akan yaşları farketmedim. İrem gözyaşlarımı eliyle silerken nefesimi tuttum hıçkırmamak için. Sesi kısık şekilde tekrarladı "Abla özür dilerim. Seni üzmek istemedim." boynuna sıkıca sarıldım. Burnumu çekerken bir yandan gözlerimi sildim. "Anlatman çok doğru oldu. Sakın üzülme. Bu seninle küçük bir sırrımız. Anlaştık mı?" kollarımdan kurtulurken "Anlaştık." dedi.
"Kızlar gelin yemek hazır!"
Annemin sesiyle beraber yerimizden doğrulduk. Gardırobun aynısından nasıl göründüğümü kontrol ettikten sonra kapıyı açtım. İrem bir hızla kolumu tutup içeri aldı ve kapıyı kapattı. "Az daha unutuyordum. Bekle. " dedikten sonra yatağın altına eğilip bir kutu çıkardı. Kenarları soyulmuş turuncu kutuyu bana doğru uzattı. Yavaşça elime aldım bir canlıyı tutar gibi dikkatle. Kutunun kapağını açtım ve yatağın üzerine koydum. İçinde oyuncak uçak vardı. Bunu beklemiyordum. Geçmişe dair evimizde herhangi bir eşya bulunmazdı. Annem anıların kalmasından hoşlanmadığı için onları yok etmeyi tercih ederdi ya da ben öyle sanıyordum. Uçağı elime aldım. Avcum kadar büyüklükte beyaz renkli ve bir çok yerinden kırılmıştı.. Bu kadar eskimiş bir oyuncağı annem hayatta saklamazdı. Mutlaka bir hikayesi olmalıydı. İrem'in anlattıkları kulaklarımdayken bu oyuncakla beraber çözmem gereken bir oyunun içinde olduğumu anladım. Ailemin benden sakladığı sırrı bir şekilde ortaya çıkarmalıydım. Bu hastalığıma sebep olan şeyi eninde sonunda bulmalıydım. Annemin tekrar seslenmesiye oyuncağı yerine koyup yatağın altına sürükledim.
...
Ailemle dolu dolu geçirdiğim bir haftanın sonunda veda vaktimiz gelmişti. Babamla terminale geldiğimizde otobüs henüz gelmemişti. Yazhanede oturup biraz sohbet ettik. Ağzıma gelip giden soruları sormam gerekirken her defasında farklı konulardan bahsettim. Bundan kaçmamalıydım. Her hastalığın bir çözümü vardı. O çözüm aslında sebebin için de yer alırdı. Bunu ortaya çıkarırsam belki o zaman normal bir hayat yaşayabilirdim. Kendimi toparladım ve babama çevirdim yüzümü.
"O gün... Yani kaza olduğu gün neden dışarı çıkmıştım. Hatırlıyor musun baba?" dediğimde babam gözlerini kaçırdı benden ve arkasına yaslanır haldeyken doğruldu..
"Bu nerden çıktı şimdi?"
"Sadece.. Sadece öğrenmek istiyorum. Olamaz mı?"
"Olabilir tabi ama çok uzun zaman geçti üzerinden. O gün heralde oyun oynuyordun arkadaşlarınla." dediğinde "Baba annem bakkala gittiğimi söylemişti." dedim. Babam ayağını titremeye başladı. Beyazlamış sakalında elini gezdirirken "Oda olabilir tabi kızım. Annen diyorsa doğrudur. Benden daha iyi hafızaya sahip biliyorsun. Daha sabah ne yediğimi hatırlamıyorum ben." dedi.
"Haklısın baba. Sormadım farzet. Sanırım geldi otobüsüm. Çıkalım."
Babamın benden sakladığı bir şey vardı. Bundan artık emindim. Ama neden? Neden öğrenmeme yardımcı olmuyorlardı. Gözlerim dolarken yüzümü gizleyerek "Hoşçakal baba. Allah'a emanet olun." dedim. Sıkıca boynuma sarıldı. Yanaklarımı öpüp iki elinin arasına aldı yüzümü. "Sende Allah'a emanet ol kızım. Vardığında haber et. Geçmişi çok düşünme. Şuan senin için önemli olan geleceğin bunu unutma. Tamam mı?"
Başımı olumlu anlamda salladım. Hızlı adımlarla otobüse bindim. Gözlerimi silerek cam kenarındaki koltuğuma oturdum. Çantamda gizlediğim kutuyu dışarı çıkardım. Kardeşim annem temizlik yaparken bulur endişesiyle bana teslim etti. İçime düşen sızıyla uçağı yerinden çıkardım. Hatırlarım umuduyla bir o yana bir bu yana çevirdim. Küçükte olsa bir görüntü belirir diye bekledim. Zihnim anı odalarının kapılarını kitlemişti adeta. Ailem gibi.. Oda istemiyordu gerçeği öğrenmemi.
....
Akşam kızlarla birlikte kendimize film gecesi hazırladık. Hepimiz yol yorgunu olsakta bir günü bile boş geçirmek istemiyorduk. Ne de olsa birlikte olduğumuz son anılarımızdı. Nur'un yatağına beş kişi sığmayı başarabildiğimizde, ortak kararla seçtiğimiz hint filminin ve ona eşlik eden abur cuburların keyfine varabildik. Filmin başlamasıyla kendimizi bambaşka bir dünyada bulduk. Renkli figürler, hareketli danslar, olağan üstü bir şekilde işlenmiş aşk hikayesi.... Normal hayattan çok uzaktı. Önceden hayranlıkla baktığım sahnelere şimdi isteksiz gözlemliyordum. Benim gibi biri daha vardı aramızda. O seste nasıl oldu bilinmez ama tüm cipsleri bitirdikten sonra ortamın sıcağıyla uyuyakalmıştı. Nur'u rahatsız etmeden ortalığı toparladık. Yatsı namazını kılmak üzere abdestlerimizi alıp oturma odasına gittik. Bir arada ibadet etmek kadar huzur veren başka şey olamazdı. Kızları yataklarına yatırdıktan sonra odama gittim. Sessizce kapıyı kapatmak üzereyken yorganı pat diye kaldırmasıyla yerimden sıçradım.
"Kanka uyumuşum ben." dediğinde damağımı parmağımla kaldırıp "Kanka ödümü kopardın!" dedim. Gülerek "Özür dilerim kankişim." dedi.
"Film başlar başlamaz uyudun. Nasıl yorulduysan artık."
"Of evet ya.. Neyse kalkıp abdest alıyım geç olmadan."
"Tamam." diyerek gülümsedim. Işığı açıp yatağıma geçtim. Nur ayağa kalkıp gitmek üzereyken çalışma masamın üzerindeki kutuyu gördü. "Melike bu kutu ne?" dediğinde "Ben de bilmiyorum. Git gel anlatırım." dedim. Yerinde durdu. Kapıyı kapattı içerideyken.
"Bekleyemem anlat hemen."
Yatağın içine girdim. Yorganı üzerime çekerken yanıma kadar geldi. Ayak ucuma doğru oturdu. Yerimden doğrularak anlatmaya başladım.
"Kanka her şey ortada işte. Kaza falan değil. O gün belli ki bir şeyden korkup kaçmışsın. Ama sizinkiler niye saklıyor ki bu durumu."
"İnan bende bilmiyorum. Neden gizliyorlar anlam veremiyorum. Galiba..." biraz duraksadım. Mavi gözlerinin içine masumca bakarak devam ettim.
" Tekrar bir şok yaşamamdan korkuyorlar. Biliyorsun. İşler daha da kötüye gidebilir. "
Biraz daha yaklaştı kedili pijamasıyla..
" Evet dediğin şekilde olabilir. Belki de senden gizli araştırmışlardır. Belki de gerçeği biliyorlardır."
Bir müddet düşündüm. Olayın aslını biliyor olabilirler miydi? Öyle olsa bile öğrenmemem için bunca zaman sakladılar, elbette bir korkuları vardır. Saç derime masaj yapar halde" Eğer biliyorlarsa bunu kurcalamam pek doğru olmaz değil mi? Sonuçta benim için en iyi kararı almışlardır. Eminim.. Neyse uyuyalım artık hadi sende namazını kıl. " dedim. Ağzını büzmüş şekilde başını eğdi. Daha sonra kutuya çevirdi başını." Bakabilir miyim? " dediğinde başımı salladım. Kutuyu eline aldı ve oyuncağı çıkardı. Evirip çevirirken" Baya eskimiş bu.. Acaba.. Bu olay gününde senin yanında mıydı? Yani annen saklamaz önemli bir şey olmasa değil mi? "dedi. Haklıydı. Annem kolay kolay saklamazdı. Bir bağı olmalıydı.
