İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 32 · 6 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 32

28. Bölüm "YARA"

Sabah zar zor yataktan kalktık. Nur'un tüm gece sorduğu sorulara yanıt vermekten en son kaçta uyuduğumu hatırlamıyordum. İlk dersin hukuk olması da ayrı bir talihsizlikti. Hocanın anlattıkları masal gibi gelmiş, kafamı sıraya koyduğum andan sonrası rüyaydı.

"Melike uyan!”

"Beş dakika daha lütfen!"

O anda beynime şak diye oturan derste olduğum gerçeği düştü. Bana seslenen kişinin hoca olmaması için dua etmeye başladım. Kafamı yavaşça kaldırdığımda bana tatlı bir gülümsemeyle bakıyordu. Uyku sersemi kim olduğunu ayırt etmem zordu. Ama en azından hoca olmadığını biliyordum. Derin bir oh çektim. Geriye doğru yaslanıp uykulu gözlerimi açıp kapadım.

"Uykucu seni!"

Sesinden hatırlamaya çalışıyordum. Sessiz kalırken "Ufaklık!" diyerek yüzüme doğru eğildi. Bu sihirli sözcük onu tanımama yardım etti.

"Yavuz abi. Biraz uykusuzum. Kusura bakma."

"Sabaha kadar film izlersen böyle olur." dediğinde sesimi kontrol edemeyerek yüksek çıktı.

"Hiçte bile. Ders çalıştım. Vizeler yaklaşıyor."

" Ders çalışmışmış. Bak sen. Neyse inanıyorum bu seferlik."

"Ya yavuz abi!"

"Tamam tamam. Kahve getireyim sana inek öğrenci. Sende o arada yüzünü yıka, açılırsın."

"Teşekkürler."

Yavuz abi çıkarken sınıftan ben de ayağa kalktım. Kızlar yanımda yoktu ve kapının önünde sohbete dalmışlardı. Yanlarından geçerken Cemre "Kanka uyandırdı mı prensin?" dedi. Kızlar gülüşürken yanaklarımın kızardığını hissettim. Yüzümü soğuk bir ifadeye bürüyüp "Ben yüzümü yıkamaya gidiyorum. Görüşürüz derste." dedim. Utandığımı iyi biliyorlardı bu yüzden bu fırsatı bulmuşken dillerine düşmemek olmazdı. Sena "Git kankam yıka yüzünü. Bu seferde atlı prensinle karşılaşırsın belki." dedi. Nur "atlı prens kim?" diye sorunca Sena "Kanka sen çok ders çalışma. Beynin yanmış iyice." dedi. Hilal kızlarla gülüşürken Nur'un bu saflığına karşı acıyarak " Samet'i diyor kanka. " dedi. Kızların bu alaylı konuşmalarına daha fazla dayanamayarak sessizce uzaklaştım.

Kızlar tuvaletine girer girmez lavabolara yöneldim. Musluğu açarak avuçlarımın içine dolan suyu yüzüme çarptım. Birkaç kere.. Yüzümü yıkadıktan sonra ağrıyan başımı yavaşça kaldırdım. Gözlerimin görünürlüğü artarken, aynada benim görüntümle birlikte yansıyan kişiye bir müddet bakakaldım. Beni izliyor gibiydi. Sarı düz saçları ve uzun boyu vardı. Sınıftaki kızlardan biri olabilirdi. Emin olamadığım için en iyi karar görmezden gelmekti. Yan duvarda asılı sensörlü havlu makinesinden peçete alıp elimi kuruladım ve kapının arkasındaki çöp kutusuna atıp kaçmak üzereydim.

"Sen Samet ile aynı gruptaydın değil mi?"

Duyduğum ses karşısında şok oldum. Samet'i tanıyan biri kim olabilirdi? Elimi kapının kulpundan çekip soğuk bir ifade takındım. Başımı sallayarak yanıtladım. Konuşmak istemediğim her halimden belliydi. Fakat o ısrarla konuştu.

"Son projeniz baya iyi geçmiş sanırım. Yüzünde gülücükler eksik olmadı. Senin fikrinmiş öyle mi?"

Neden bana bu şekilde sorular soruyordu bilmiyorum ama sakin geçen dört senenin sonunda bu kadar aksiyon yaşamak yorucu geliyordu.

Yüzüne doğru bakarak "Yani ben başlattım evet ama onlar da yardım.. " devam edemeden sözümü kesti.

"Her neyse! Ben Aslı Ertürk. Samet'in kız arkadaşıyım. Samet'in mutlu olması benim için her şeyden çok önemli." deyip saçlarını arka tarafa attı. Pembe v yaka kazağından görünen teni daha da belirginleşti. Sessiz kalışımın ardından " Sadece bunu söylemek istemiştim. İyi günler. " dedi. Amacının ne olduğunu anladım. Sırf kendini göstermek ve Samet'in sahibi olduğunu hatırlatmak içindi tüm bu saçma konuşmalar. Yanımdan başını iyice yukarı kaldırarak geçerken suratına yapıştırmak istedim. Yumruğumu sıkarak arkasından dışarı çıktım. Biraz sakinleşmek için bekledim. Neler oluyordu bana? Gerçekten bağırasım vardı. Başımın ağrısı gitgide artıyordu. Sakin sakin solumaya başladım havayı. Gözlerimi kapattım ve birkaç saniye sonra açtığımda elindeki kahve bardaklarıyla birlikte sınıfa doğru giden birini gördüm. Kıyafetlerini hatırlayamasamda yürüyüşü Yavuz abiye benziyordu. Peşinden gittim koşuşturarak. Sinirlendiğimi belli etmemek için gülümsedim.

"Yavuz abi!"

"Geldin mi ufaklık."

Dersin mi vardı?"

Kahveyi elime verip "Evet, yan sınıfındayım da ne bu uykusuz haller?" dedi.

"Söyledim ya. Ders çalışıyorum. Ondan.."

"Ee tabi üç kız bir araya gelirse dedikodunuzda bol olur."

Kahveden bir yudum alıp "Günahımızı alıyorsun. Bu gözler kaç gündür ders çalışıyor haberin var mı? " dedim. İşaret parmağımla göz altlarımı gösterirken "Bak ne kadar mor! Görüyor musun?" dedim.

Yüzüne takındığı o tatlı gülümsemeyle devam etti. "Öyle mi? Kıyamam ufaklığıma. Çok mu çalıştın sen bakıyım?"

Yavuz abiye yanıt verirken gözüm onların üzerindeydi. Kendimi onlara bakmaktan alıkoyamıyordum. Yan yana duran bedenleri o kadar uyumluydu ki gerçekten çift gibi görünüyorlardı. Belki de gerçekten sevgililerdi. İkiside uzun boylu ve zayıf vücuda sahip ve ikisi de sarışındı. Sanki birbirleri için yaratılmışlardı. Aslı denen kızın o narin ve tatlı hareketleri Samet'i gülümsetirken benim yanımda büründüğü o soğuk ifadesi gözlerimin önüne geldi. Benimle birlikteyken bir güç sanki bana yaklaşmasına izin vermiyordu. Mutlu olmasını istemiyordu. Belki de cidden benden hiç hoşlanmıyordu. Söylediklerim hoşuna gitmiyordu. Olamaz mı? Kabullenmek bu kadar zor muydu Hindiba? Kafamı ağrıtan onlarca soruyu hazmetmek hiçte kolay değildi ve birazdan göreceğim şeyle birlikte..

"Melike! Yüzün bembeyaz kesildi. Hasta mısın?"

O anki gördüğüm şey karşısında hisselerime engel olamadım. Gözümün önünde Samet'in koluna girmişti. Bu da yetmezmiş gibi hafifçe başını kaldırıp yanağından öpmüştü. Elimin titremesiyle kahveyi birazcık döktüm. Yüreğimin acıyla kaplanmasından mıdır parmağımın acısını hissetmiyordum.

Yavuz abi telaşlı bir halde "Sen dur! Peçete alıp geleceğim." dedi. Kolundan hızlıca tutup durdurdum.

"Önemli değil. Bende vardı şimdi silerim. Hocanız geliyor, derse gir sen."

Zar zor ikna edip gönderdikten sonra sınıfa girdim. Çantamdan çıkardığım peçeteyle elimi temizledim. Ne kadar acısını hissetmesemde fena bir şekilde yanmıştı. Kızlara farkettirmeden sızlayan yeri kendime sakladım. Nereye baksam, ne tarafa dönsem aklımdan çıkmadı o görüntü. Böyle şeyleri kendime sindirmeden başka birine anlatmazdım. Bu yüzden kalbim çöplük gibi tüm dertleri barındırırdı. Ne zaman beynim devreye geçerse ancak o zaman tamamen silinirdi. Sanırım bu sefer ki uzun bir zaman alacak..

Ders bitiminde Nur "Kanka ben önden gidiyorum. Hakan kitabımı getirmiş." dedi ve beni öperek yanımdan ayrıldı. Öğleden sonra dersim olmadığı için diğer kızlara katılamadım. Tek başıma eve gitmek üzere kulaklığımı taktım ve sınıftan çıkmak üzereydim.

"Ay!"

"Özür dilerim Melike." dedi bana çarpan kişi, nefes nefese. Çıkan kulaklığımı düzeltirken "Önemli değil" dedim. Yüzüme doğru eğilip dikkatle baktı. Beni tanıyan biriydi anlaşılan. Bakışlarımı bende ona çevirdim. Yüzü tanıdık geliyor gibiydi ama bir türlü oturtamadım zihnimde. Gözleri, kaşları, burnu, ağzı her şey paramparçaydı. Bir yapboz gibi. Siyah kaşlı, sert yüz ifadesine sahip ve çenesinin ortasında bir oyuk vardı. Bu özellikleri Ali'ye fazla benziyordu. Ama ya değilse. Yine de şansımı denemek istedim.

"Ne yapıyorsun burada dersin mi vardı? " dediğimde "Elini uzat" dedi.

"Ne!"

"Elini uzat dedim."

Daha kim olduğuna bile emin olmadığım bir kişiye elimi nasıl verebilirdim? Anlamsız gelse de o masum bakışlarına karşı elimi tedirgin bir halde uzattım. Güldü ve "O değil yanan elini istiyorum." dedi. Şaşkınlık içinde diğer elimi uzattım. Elime dokunmamaya özen gösterirken yanan parmağımı buldu. Elindeki kremi nazikçe yanan bölgeye sürdü. Gerçekten Ali miydi bunu yapan? O soğuk karaktere sahip insandan böylesine sıcak düşünceli biri çıkar mıydı? Aklıma oturtamadığımdan dikkatle izliyordum. Usul usul üflerken yarayı gözlerimizin buluşmasıyla kendini geriye doğru çekti. Kendimi sapık gibi hissettim. Başımı çevirip elimi de çektim. Ne diyeceğimi bilemedim. Kekeleyerek döküldü ağzımdan kelimeler.

"Ben.. Teşekkür ederim. A.. Ali."

İsmini söylerken gözlerimi kapadım. Doğru olması için dua ettim.

"Rica ederim. Bu sende kalsın." dediğinde derin bir oh çektim. Ali olduğu için gerçekten çok mutluydum. Uzattığı kremi aldığımda gülümseyerek yanımdan ayrıldı. İçim öyle çok rahatladı ki.. Her ne kadar anlatmak istemesemde beni anlayıp, harekete geçen birinin varlığı değerli hissettirdi. Yaraya bakıp anlamsız bir gülümsemeyle otobüse bindim.

Yol boyunca onu düşündüm.

Yarayı kapayanı değil de açanı.

〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️

İnsan ne garip değil mi? Mutsuz olacağını bile bile sonuna kadar yürür bazen.. Karşısına çıkan onlarca güzel şeyleri görmezden gelip, açılan tüm kapıları elinin tersiyle itiverir. Yolun karanlık tarafında olduğunu bilmesine rağmen, ısrarla devam eder. Önüne çıkan taşları kenara attığında da güçlü hisseder. Oysa, ufacıkta olsa bir ışık yansın uğruna, tüm yıldızları söndürdüğünün farkında değil..

〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️

Bölüm sonu

3 yorum

  • Aaa bir dk yeni fark ettim. Şimdi gerçekten sevgili mi bunlar, kardeş ya da kuzen değiller. Samet Samet yakışmadı Samet