İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 3 · 8 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 3

2. Bölüm “TEVAFUK”

İki gündür yoğun okul temposundan sonra bugün tek dersimin olmasını zafer günüm ilan edebilirdim. Ne yazık ki kızların hiçbiri bu seçmeli dersi almadığından - ya da alamadığından dersem daha doğru olacak-- sıkıcı geçeceğine emindim. Bizim okulda ders seçmek için belirli bir süre veriliyor ve süre başladığı anda kontenjan dolmadan almak istediğiniz dersleri seçmeniz gerekiyor. Haliyle sistem donabiliyor ya da geç haberin olursa sona kalan derslerden birini almak zorunda kalabiliyorsun. Bu dönem nasipliydim ki istediğim tüm dersleri alabildim. Mezun olabilmem için düşük olan ortalamamı ya sabit tutmalıydım ya da biraz daha yükseltmek için çabalamalıydım. Bu yüzden ilk haftadan ders çalışmalarına başlamam gerekiyordu ve ben şimdiden yoruldum. Bir de tek başıma gidecek olmam beni iyice endişelendirdi. Bütün gün kızlarla birlikte olunca tek başıma kaldığım zaman kaybolacakmış hissine kapılıyordum. Sanırım bugün kendime fazlasıyla güvenmeli ve olabildiğince dikkat etmeliydim! Neyse ki süre iki saat..

Giysi dolabının karşısında ne giyeceğime karar verirken, Hilal' in eşlik etmesiyle siyah pantolon ve üzerine giydiğim vizon renginde kapüşonlu sweatshirt ile kombinimi tamamladım. Tıka basa dolu çekmecenin içerisinden çıkardığım gri şalı elime aldım. Ütülemek için oturma odasına gittim. Ütü masasını çıkarmaya üşendiğimden bu görevi koltuğun üzerine serdiğim seccadeye bıraktım. Bu yaptığım davranışı annem görse saatlerce başımın etini yerdi. Bazen bu yüzden şehir dışında okuduğum için şanslı hissediyordum. Yarım yamalak ütülediğim şal ile tekrar odaya geldim. Kapının yanında ki duvara monte edilmiş boy aynasına yaklaştım. Şalı pembe çiçekli yatak örtümün üzerine serip, önce bonemi düzgünce bağladım. Daha sonra gri şalı tekrar elime aldım ve başıma yerleştirdim. Kaymaması için iğneleri uygun yerlere sapladım. Omuzlarıma attığımda şalın uçlarını aynadaki yansımama şöyle bir baktım. Yüzüme dikkatli bakınca farkettim ki açık tenim bu aralar daha da solgun görünüyordu. Elimi yüzümde istemsizce gezdirdim. Yuvarlak gözlerim ferini kaybetmiş, dudaklarım kansızım diye bağırıyordu adeta. Ama yine de güldüğümde tatlı olmayı başarıyordum. Odanın kapısı aniden açılınca yerimden sıçradım. Yüzümdeki şaşkın ifadeye karşı Nur, dudağını yana doğru kıvırmış, dağılmış sarı saçlarıyla beraber kafasını olumsuz şekilde sallıyordu. Bir şey söylemeden kırmızı puantiyeli pijamasıyla dolabını açtı. Düşünmeden çıkardığı mavi şalını göstererek "Yüzüne bir şeyler yap. Ölü gibisin! Ayrıca başındaki korkunç duruyor. Bunu takıcaksın."dedi ve odadan dışarı çıktı. Başka şansımın olmadığını bildiğimden masamın üzerinde bulunan makyaj çantamı elime alıp aynanın karşısına geçtim. Şalımı çıkarıp yatağın üzerine attım. Yüzüme hafif bir makyaj yaptım. En azından biraz da olsa o renksiz suratım canlandı. Kapı tekrar açıldığında Nur, şalı güzelce ütülemiş gülümseyerek uzattı."Şimdi güzel görünüyorsun." Bu ses ve tavır öz güvenimi geri getirdi. Mavi şalı hızlı bir şekilde başıma yerleştirdim ve artık hazırdım.

〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️

Yirmi iki yaşında henüz olgunlaşmamış kendi iç dünyasında dolanıp duran bir çocuğum. Çocuğum diyorum çünkü yaşıma göre oldukça küçük gösteriyordum. İlk başlarda bu durum pek hoşuma gitmezdi. Yaşıtlarım nasıl davranıyorsa onları taklit etme eylemine girer, genç kız nasıl olunur ispat etmeye çalışırdım. Mesela o çok sevdiğim atlı karıncaya binmeden döner, pamuk şekerini yemeden ayrılırdım lunaparktan. Sonra içime oturan o tatlı hevesim hayallerimi dürter, kendim olmam için yalvarırdı adeta. Ve ben bu yüzden büyüdükçe çocuk olmak istedim. Önce salıncakta sallanan küçüklere özendim, elindeki bozuk paralarla bakkaldan çikolata alan çocuk olmak istedim. Sonra üzerine konan uğur böceğine sevgiyle bakan o gözler olarak devam etmek istedim hayata. Ama yaşam sadece büyümekle çocuk olmak arasındaki ayrımı yapmak değildi. Doğmaktan ölmeye kadar geçen zarfta yaşamaktı yılları. Olmayan zaman kavramının içinde büyüyecekti beden. Geriye kalan sadece mazide kalan anılar olacaktı. Geçmişe dönüp baktığında ne çocukluğun ne de giden gençliğin eşlik edecek sana. Bu yüzden boş yaşamamalı insan. Arkasına bakmadan gitmeli toprağa. Bir ağaç gibi güzel meyve vermeli yer altından kökleri. Bunun için de asıl sır kul olmaktı. Bedenin itaat etmeliydi namaz kılarak. Dünya nimetlerinden vazgeçmeliydi nefsin oruç tutarak. Kötülük kaçmalıydı ruhunun derinliklerinden. Dilin lâl olmalıydı dünyanın sesine karşı. Ve sonunda Allah aşkını tattığında gelip geçen onca günleri bir kenara itip ona ulaşmak için düşer kalp yollara. Yönün Rabbin, pusulan gönlün olur.

〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰️〰

️

Sınıftan içeri girdiğimde daha önce karşılaşmadığım kişilere rastladım. Ders saatlerim çakıştığı için bu seçmeli dersi ikinci öğretimlerle birlikte almak zorundaydım. Tanımadığım yüzler karşında heyecanla nereye oturacağımı düşünürken cam tarafında dördüncü amfinin boş olduğunu farkettim. Hızlı adımlarla yürüdüm. Trençkotumu çıkarıp sıranın üzerine doğru katlayarak koydum. Cam kenarına doğru yaklaştım ve dışarıyı seyretmeye koyuldum. Kısa süreliğine de olsa çam ağaçlarıyla kaplı kampüsün manzarasında kurduğum sıcacık hayallerimde kayboldum. Birkaç dakika sonra sınıf kapısının kapanmasıyla başımı çevirdim. İçeri giren Oğuz Hoca her zamanki gibi spor kıyafetiyle elindeki dosyayı masasının üzerine koyup sınıfa şöyle bir göz attı. Hafif bir gülümsemeyle "Merhaba arkadaşlar!" dedi. Hep bir ağızdan karşılık verirken bende bulunduğum sınıfı inceleme gereğinde bulundum. Yaklaşık yirmi kişi var ya da yoktu. Aynı sınıfta olduğum kişiler olsa da yüzlerini hatırlayamadığım için ayırt edemiyordum. Ama birini hatırlamak istemesem de fazlasıyla yakından tanıyordum. Duvar tarafında ilk sırada oturan kızı. Onunla aynı derste olmaya alışkındım ama bu kadar az olan bir sınıfta sürekli göze çarpacak olması tedirgin etti. Daha fazla düşünmek istemediğimden önüme döndüm. Hoca genel bir konuşma yapıyordu.

"Dersimiz girişimcilik." diyerek dersin içeriği hakkında bilgi verdi. Ve devam etti. "Son döneminiz farkındayım yüksek almak istiyorsunuz. Bu konuda size yardımcı olacağım. Vize ve final yapmayarak!"

Sınıfın çığlıkları arasında ben de alkışlamaya koyuldum. Herşeyin sınavla ölçüldüğü bir düzende farklı bir yol izlemenin mümkün olacağını görecektik.

Oğuz hoca gürültüyü susturmak adına masasına birkaç kez vurup yüksek bir ses tonuyla "Evet arkadaşlar sessizlik sağlayalım." dedi ve sakin tavrıyla devam etti.

"Şöyle ki sınav yok, ödev var. Her hafta grup olarak ödev konunuzu belirleyeceğiz ve burada gerekli metaryallerle sunuma hazırlanacaksınız. Tabi yönetmelik gereği vize ve final sınavlarına katılmanız gerekiyor. Ama korkmayın, sadece kompozisyon yazmanız yeterli olacak. Kağıtlara istediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz. "

Kahkaha sesleri ve samimi konuşmalarla her şey güzel görünüyordu fakat bu grup konusu beni endişlendirmedi değil. Hiç tanımadığım kişilerle bir araya gelmek zorunda kalacaktım. Endişem özgüvenim olmadığından değil! Hayatıma yeni birilerini almak ya da yeni bir ortama hazırlamak biraz yorucu geliyordu sadece.

Slayt gösterimiyle beraber imza listesi de dolaşıyordu masalarda. Not defterime Hocanın slayta eklemediği detayları yazmaya başladım. Yeni oluşacak grupta bilgisiz görünmek istemiyordum. Defterime gömülü halde iken önümdeki çocuğun doğrulmasıyla ben de başımı kaldırdım. İmza listesi çoktan gelmişti bile önümdeki sıraya. Listeyi almak için masaya doğru biraz daha yaklaştım. Çocuğun imza atmasını beklerken o listeye bile dokunmadı. Başını aniden bana doğru çevirdi. Göz göze geldiğim anda kalbimin sesi dış dünya ile bağlatısı kopardı. Bambaşka bir yerde eşlik ediyordu bedenime. Bu oydu. Otogardan sınıfa kadar örülmüş tevafuk zincirinde tekrar karşılaştık. Yüzlerimiz öyle yakın mesafedeydi ki kendimi bir anda geri çektim. Dağılmış saçlarını düzeltir gibi yapıp "Kalemin var mı?" dedi. Şaşkınlığım bir müddet yüzüme yansımış olsa da çabuk toparladım. Hızlıca sıranın ucunda duran çantamı kendime doğru çektim. Karıştırmaya başladım. Çantamda az malzeme olmasına karşın titreyen ellerim kalemi bulmakta zorlanıyordu. Sonunda bu hengame içerisinde pembe bir tükenmez kalem bulabildim. Ona doğru uzattım. Eline aldığında kaleme bakıp hafif bir tebessüm etti. Önüne dönüp imzaladıktan sonra listeyle beraber bana uzattı. Gözlerimin içine bakarak "teşekkürler" dedi. Dilimi yuttum sanki. Hiçbir şey söylemeden başımı salladım. Masada duran kağıda aynı kalem ile ismimi yazıp, imzamı attıktan sonra listeyi arka sıraya verdim. Önümde oturan kişinin hala o olduğuna inanamıyordum. Gözlerimi birkaç kez açıp kapattım. Yüzüne bir kez daha bakmak istedim. Yavaşça masaya doğru yaklaşıyordum ki arkadaki çocukların seslenmesiyle pembe bulutlarım bi anda yok oldu.

"Kalemi alabilir miyiz?"

Geriye doğru çekildim. Pembe kalemimi arkadaki çocuklara dönmeden uzattım. Ve bu kıymetli kalemim onlara da eşlik etti.

Ders boyunca yaşadığım şoku atlamak için çabalarken hocanın anlattıklarına odaklanamadım. Şimdi ben ve o.. Aynı derste, aynı sınıfta, hatta önümde.. Her hafta karşılaşacaktık. Belki de azda olsa konuşacaktık. Buna hazır mıyım bilmiyordum. Sadece gelip geçici bir heves olarak düşünmeliydim okul bitene kadar...

Dersin bitmesiyle trençkotumu giyip çıkmaya hazırlanıyordum ki Oğuz hoca "Arkadaşlar grupları oluşturalım. Ondan sonra dağılabilirsiniz." dedi. Elindeki imza listesinden sırasıyla grupları oluşturmaya başladı. Merakla ekip arkadaşlarımın kim olacağını bekliyordum. Listenin sonlarına doğru gelirken gülerek "Bu pembe kalemle imza atan kişiler sizde bir grupsunuz" dedi. Başımdan aşağı sanki kaynar sular döküldü. Yüzümdeki o donmuş ifadeyi görür gibiydim. Diğer kişilerin kim olduğunu dahi umursamıyordum. Endişelendiğim şey onunla aynı grupta olmaktı. Tekrar tevafuk zincirine şöyle bir göz attım. Aynı sınıf, aynı ders ve aynı grup. Gerçekten dünya çok küçük ve tevafuklar bir o kadar yakın..

Sessizliğimi koruyarak ayağa kalktım. Çantamı koluma takıp arkama bakmadan çıkmak istiyordum. Şu anda onlarla konuşmak için hazır değildim. Ne zaman hazır olurum onu ben de bilmiyordum. Ama en azından bugün değildi. Adımlarımı ardı adına hızlandırdım. Hedefime yani sınıfın kapısına neredeyse geldim. Tam kurtuldum derken arkamdan bir ses işittim.

"Hey! Mavi şallı!"

Yerimde duraksadım. Etrafı hafifçe gözlemledim. Çağırılan kişinin başkası olmasını istedim. Ne yazık ki o şansız bendim. Adımlarım ileri doğru giderken cevap vermek için hafifçe döndüm. Yüz ifademi normale çevirdim. Karşımda alaylı bir gülümseme ile elindeki telefonu işaret etti.

"Numaranı versene."

"Telefon numaramı mı? Neden?"

Ağzımdan çıkan kelimeler utanç vericiydi. O iki çocukla beraber gülmeye başladılar. Yüzüm sinirden kızarmak üzereydi. Resmen üç tane serseri karşısında alay konusu olmuştum. Öfkeyle yumruğumu sıktım. Gülmesini nihayet bitirdikten sonra bej rengindeki ceketinin fermuarını çekip kapüşonunu başına giydirdi.

"Duymadın hocayı galiba. WhatsApp grubu oluşturacağız." dedi. Sesini sanki bir çocuğa laf anlatmak ister gibi vurgulu bir şekilde "İletişim kurmak için.." diye ekledi.

İletişim kelimesini baskılı bir şekilde söylemesi gerçekten gıcıktı. Sinirimi kontrol altında tutmalıydım. Sakince yaklaşmalıydım. Yüzüme zar zor geçirdiğim o sakin tavrımla beraber çantamı hemen yanımdaki masanın üzerine koydum. Çıkardığım sarı post-itin üzerine telefonumu ve ismimi yazdım. Elimdeki post-iti vermek için yanına yaklaştım. O soğuk yüzüne karşı bakışlarım sıcak olamazdı. Kağıdı almak için elini uzattı. Bir hamle yapmam gerekti. Gözlerinden çekmedim gözlerimi. Post-iti eline sert bir şekilde yapıştırdım ve tebessüm ettim. Aynı şekilde diğer çocuklara da o sinsi gülüşümü gösterip dışarı çıktım. Adımlarımı öylesine sıklaştırdım ki önüme bile bakmadan yürüyordum. İstediğim tek şey bir an önce evime gitmekti. Durağa geldiğimde otobüs yeni gelmişti. Otobüse biner binmez boş tekli koltuklardan birine oturdum. Kulaklığımı takıp dış dünya ile bağlantımı kestim. Az önce yaşadığım o sahneler geldikçe aklıma, yol boyu bana eşlik eden her bir görüntüye odaklanmak istedim. Çam ağaçları, sokak lambaları, trafik ışıkları hatta yol çizgileri.. Fakat gözlerimin önüne dökülen tek bir fotoğraf karesi vardı ve ben onu izlemekle meşguldüm.

Bölüm sonu

2 yorum