İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 26 · 5 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 26

23.Bölüm "TANIŞMA VAKTİ"

Gece yarısına kadar kızların desteğiyle bulduğum iş fikrini paylaşmak için fazlasıyla heyecanlı uyandım sabaha. Bir de ayrı bir mutluluk vardı. Bugün nihayet Yiğit ile görüşecektim. Onunla konuşmayı o kadar çok hayal ettim ki artık kendime sus diyordum. Soracağım şeyleri ezberledim sırasıyla. Ama biliyordum ki yüzyüze görüştüğümüzde bunları unutacaktım. Beynimin yoğunluğu ve kalbimin kıpır kıpır atmasıyla birlikte yarım yamalak yaptım kahvaltımı. Aceleci ruhum bedenimi esir alırken kırıp dökmekte zor olmadı. Kıyafetime dökülen ve yıkadığım halde çıkmayan fondöten, kapağını komidinin arkasına düşürdüğüm canım rujum bunun en büyük kanıtıydı. Acele işe şeytan karıştırdı nasılsa. Daha dikkatli bir pozisyona dönmek için yavaş hareketler sergilemeye başladım. Lekeli tuniğimi kirlilere atarken, kırmızı beyaz çizgili sweatimi giyindim. Şal konusundaki kararsızlığıma karşı Hilal'in devreye girmesiyle bordo şalı ütüledim. Siyah pantolonla beraber bu kombini birleştirdiğim için kocaman bir gülümsemeyle aynaya baktım. "Her şey güzel olacak."

Pozitif duygular içerisinde kafeye geldim. Daha önce oturduğumuz pencere kenarının boş olduğunu görmem daha da mutlu etti. Çocuklar her zamanki gibi gecikecek olsada moralimi hiçbir şey bozamazdı. Montumu tahta sandalyeye asarken etrafı gözlemlemeyi de unutmadım. Garsonların yüzlerine dikkatle baksamda onu ayırt edemeyeceğimi biliyordum. Yine de hatırlamak için zorladım kendimi. Bana doğru gelen çalışana karşı heyecanla yerimden doğruldum. O olabilir miydi? Gülümseyerek beklerken yanıma geldiğinde "Ne alırsınız?" diye sordu. Yanıldığımı anladığım da suratım asılmış halde "Çay alırım." dedim. Güneş ışınları pencereden yüzümü okşarken pes etmek bana yakışmazdı. Tekrar başımı kaldırdım. Yeniden süzdüm kafenin her yanını. Sürgülü kapının açılmasıyla aradaki mesafeye rağmen hatırladığım tek yüzü tanımak ismini koyamadığım bir his bıraktı gönlüme. Sanki sadece onu tanımak için doğmuştum. Onun yüzünü hatırlamak için yaşıyordum. Hislerinden emin olamadığım birini hayatımın merkezi yapmam ne kadar doğru olurdu? Gözlerimi çekerken bana ait olmayan bakışlarından, sıcak çayımdan bir yudum aldım. Masaya doğru geldiğinde ona bakmamaya devam ettim. Zaten benden geri kalır yanı yoktu. Sessizce karşıma oturup telefonuyla uğraşmaya başladı. Hemen ardından çocuklarda içeri girdi. Sarı saçlarından tanıyabildiğim Furkan, beni görür görmez şak diye yanıma oturdu. Montu rahat oturmasına izin vermezken o heyecanla "Melike anlat hemen. Meraktan uyuyamadım. Bak göz altlarım morardı. " dedi. Ali, Furkan'ın koluna hafifçe bir yumruk attı.

"Kandırma kızı. Horlaya Horlaya uyudun. Asıl ben senin sesinden uyuyamadım."

Oturduğu yerde gri montunu çıkarmaya çalışırken konuştu.

"Ben mi horlamışım? Yalan söyleme şimdi. Horlasaydım duyardım. Yani heralde uyanırdım sesime."

"Ya oğlum uyurken nasıl duyar insan kendini. Neyse daha fazla laf yetiştiremem sana illallah dedirttirsin. "

Ali'nin kısa sürede pes etmesi bu tatlı atışmayı durdurmaya yetti. Gözler benim üzerimde anlatmam için beklerken, beklediğim kişinin gelmesiyle dilim tutuldu. Bordo kazağının üzerinde isim yazılı broşu onu tanımama yardımcı oldu.

'Yiğit Aytaç'

Elindeki menüyü masaya koyarken çocuklar selam vermeden önce atladım.

"Merhaba Yiğit!"

Sesim dibine kadar heyecanlı çıktı. Bende kendimden beklemiyordum. Duygularıma engel olmak zorlandığım konulardandı. Patavatsız kalbim beni rezil etmek için vardı. Yinede umrumda olmadı.

"Hoşgeldin Melike."

"Hoşbuldum."

Utangaç ifademi saklamaya çalışırken Furkan kolumu dürttü. Niye bu tepkiyi verdiğini anlamadım. Siparişleri verdikten sonra Yiğit yanımızdan ayrıldı. O arkasına döner dönmez Furkan bana çevirdi yüzünü..

"Çok belli ediyorsun." dediğinde "Neyi? " dedim.

"Neyi olacak. Yiğitten hoşlandığını."

Kahkaha attım dayanamayarak. Beni yanlış anlayacaklarını tahmin ediyordum. Fakat böyle anlaşılması rahatsız etmedi. Ne de olsa gerçeği söyleyemeyecektim. Bu yüzden bu yalanın arkasına sığınmak önümdeki tek seçenekti. Gülüşümü durdurup ciddi olmaya çalıştım. Sesimi kısarak konuşmaya dikkat ettim.

"Haklısın. Fazla heyecan yaptım. Dikkat edeceğim."

Baş parmağımı kaldırıp onay işareti yaptığımda, o da benimle beraber aynı hareketi yaptı.

"Böldüm ama başlasak mı artık?"

Samet'in zamansız çıkışı ona karşı nasıl davranacağımı da zorlaştırıyordu. Bir şey söylemeden önüme döndüm ve fikrimi açıkladım.

"Bize çıkan kelime 'ilk' ti. Ve bizim düşündüğümüz şey herkesin ilkiydi. Ya birinin ilki olursak?"

Gözlerimle beni anlamalarını umut ediyordum. Furkan gecikmeden cevapladı.

"Doğru işimiz daha da kolaylaşırdı."

Ali ise her zamanki gibi kısa yanıtladı.

"Katılıyorum."

Bu ikiliye bakararak anlatmaya devam ettim.

"İşte bende düşündüm ki yaşlı insanların hayatlarında ilk olmak. Onların yapamadığı ya da gerçekleştirmek istediği bir şeyi biz, gerçekleştirmesi için yardımcı olacağız. Biz onların ilki olacağız. "

Samet yüksek bir ses tonuyla araya girdi.

"Bende buradayım. Hani farkedemediysen diye söylüyorum."

Niye atarlandı şimdi? Asıl beni umursamayan buz kesilen kişi oydu. Hindiba umursama! Görmemezlikten gel! Devam ettim projenin ayrıntılarını anlatmaya, fakat bu kez Samet'in gözlerine baka baka. Furkan "Kulağa eğlenceli geliyor." dedi ve baş parmağını kaldırarak devam etti. "Benden tam okey. Çok iyi olacak. Hatta videoya falan alalım."

Ali arkasına yaslanır şekilde "Yani, geliştirilebilir bir proje. " diyerek onayladı.Yüzümdeki mutlu ifadeyle tabessüm ederken Samet masaya doğru yanaştı.

"Peki bu mükemmel projenizi nerede gerçekleştireceksiniz?"

Aynı şekilde bende yanaştım masaya. Yakın olmamız sorun olmadı.

"Onu da düşündüm. Atatürk orman parkı! Yaşlı kapasitesi nerdeyse yüzde seksen oranında."

Bu sefer çok şükür ki Samet ile birlikte hepsinin yüzünde olumlu bir ifade vardı. Günü, yeri ve ihtiyaçları belirlemek adına liste oluşturmaya başladık. Yiğit içeceklerle beraber masamıza geldi. Tepsidekileri dağıtırken benimle konuşmayı da ihmal etmedi.

"Ne zaman biter ödeviniz."

"On beş dakika yeter."

Samet kolayı bardağına yukarıdan boşaltırken araya girdi.

"On beş dakika? Hıh? O kadar kısa süre içerisinde hangisini belirleyebiliriz." dediğinde "Gayet iyi bir süre. Yetişiriz." dedim. Bunu söylediğimde boş kola tenekesini sıkarak büktü. Sinirlendiği dudaklarının titremesinden belli oluyordu.

"Bu kadar güveniyorsan o zaman mükemmel projeni sen gerçekleştir. Ben gidiyorum."

Ayağa kalkıp deri ceketini giyinmeden omuzuna doğru parmağıyla tuttu. Önüne dökülen saçlarını rahatsız etmesine rağmen geriye doğru atmadı. Ali kolundan tutarak durdurdu.

"Niye atarlısın. Otur. Birazdan bitecek zaten. Haklı Melike. "

Furkan da destekledi.

"Huysuzluk çıkarma oğlum. Otur şuraya."

Samet'in sarı teni kırmızıyla buluşurken, sandalyesini sert bir şekilde çekti ve oturdu. Yiğit olanlara anlam vermediğinden göz kırpıp uzaklaştı. Bir şey söyleyemedim. Daha doğrusu söylecek bir şey bulamadım. Nedenini bilmediğim bir davranış için ne söyleyebilirdim? Hele bir de onun gibi karmaşık karaktere sahip birine.. Başımı yan taraftan ayırmadan ödevi tamamlamaya koyulduk. Geçmez dediğim dakikalar beni utandırdı. Yaklaşık yirmi dakika içinde her işi hallettik. Not defterimi çantama koyarken çocuklar ayağa kalktı. Ayrılmak üzere bana 'Hoşçakal' derken Samet dışarı çıktı. Herkes gittiğine göre artık Yiğit ile konuşabilecektim. Heyecanla diğer masalara servis yapmasını bekliyordum. Sonunda işi arkadaşına devredip yanıma geldi. Karşı sandalyeme oturdu ve bana içten gülümsemesini gösterdi. Meraklı kalbim sormak istediklerini dilime sürüklerken dudaklarımı sıkıyordum. Beni anladığını bakışlarından çözebiliyordum. Ellerini masada birleştirirken "Artık tanışma vakti geldi. Değil mi?" dedi.

"Evet sonunda. Merak ettiğim o kadar çok şey var ki!" dediğimde "Öğreneceksin zamanla. Yavaş yavaş.." dedi.

Bölüm sonu

3 yorum