Cemre ve Sena sabah ki dersi kaçırınca öğlenden sonraki ders için hazırladılar. Yanan ütüden geriye kalan parçaları siyah poşete koyup müdürün yanına indiler. İkisi de aksi yönlerini suratlarına çizmiş halde kapıyı çaldılar. İçeri girince her öğrenciye yaptığı o yapmacık gülümsemesiyle karşılaştılar. Müdür yaklaşık kırk yaşlarında evli bir kadındı. Saçları yaşına göre fazla beyazdı. Giyimi de klasik tarzdaydı. Siyah etek, siyah ceket ve beyaz gömlek.. Kilosunu gizlemeye çalıştığı zar zor nefes almasından belli oluyordu. Gözlüklerini çıkarıp masaya koydu. Kızlar yanına yaklaştıklarında poşete dikkatle baktı.
"O nedir kızlar? Bir şey mi vereceksiniz?"
Cemre poşeti masanın üzerine koyup geriye çekildi. Azar yemek üzere olduklarının farkında da olsalar her şey ben ve Nur içindi. Sena sırtını sıvazladı. Destek olduğunu hissettirmek için. Müdüre hanım poşeti açtığında karşılaştığı görüntüyle çığlık attı. Cemre kulaklarını kapatırken Sena açıklama yaptı.
"Ütünüz sabah kıyafetlerimizi ütülerken bu şekilde parçalandı. Nasıl olduğunu bizde bilmiyoruz."
Kadın sert diliyle "Nasıl olabilir böyle bir şey. Dalga mı geçiyorsunuz. Mahvetmişsiniz. Yeni aldık bir de." dedi.
Tripkraliçesi kozunu iyi ayarladı. Bir adım öne geldi. Saçlarını bir o yana bir bu yana savurarak gözlerini açtı.
"Demek ki kaliteli bir şey almamışsınız. Verdiğimiz yüzlükleri cebinize indirmek kolay tabi. Az daha yanıyorduk. Nasıl korktuk haberiniz var mı?"
Kadın bu tepkiye karşı zar zor karşılık verdi.
"O parayla elektrik, su, doğal gaz masraflarınızı ödüyoruz. Sıcacık yatağınızda yatıyorsunuz. Hem beğenmiyorsanız daha ucuz bir yer bulun. Banane bundan."
Sıra atarcandaydı.
"Ne demek istiyorsunuz. Bir senelik para saydık buraya. Ayrıca makbuz bile vermediniz. Bizi salak mı sanıyorsunuz? Kaçak işlettiğinizin farkındayız."
Cemre devam etti.
"Fazla sızlanmayın artık. Dersimiz var. Sizi dinleyerek geç kalamayız."
Kadın sinirden kızarmış patlamak üzereydi. Poşeti alıp masanın altındaki çöp kovasına attı. Elini gidin dermiş gibi salladı. Sırıtarak uzaklaşırken odadan Sena dayanamadı. Kapı kolunu tutarak, "Bir de ütü masasını değiştirseniz seviniriz. Bu arada dış kapıda yurdun ismini yazmamanız iyi fikir. Yakalanmamanız dileğiyle.. "dedi. Fazla ileri gittiklerinin farkında olsalar da susarak boyun eğmek yerine konuşarak içini dökmenin en iyi yol olduğunu biliyorlardı.
Dışarı çıktıklarında Sena, fermuarını çekmediği montunu yürüyerek kapatmaya çalışırken saçını kıstırdı.
"Cemre yardım et! "
"Cezalandırıldık sanırım."
Cemre saçlarını dikkatle tuttu ve yavaşça oynattı. Canını acıtmamak için biraz daha yaklaştı Sena'ya. Sonunda kurtardığı saçları serbest bırakırken gülümseyerek başını kaldırdı. Tam karşı taraftaki kafede gördüğü kişiye odaklandı. Sena önünde bu şekilde dikilmesini anlayamadı.
"Kanka çekil de gidelim artık." dediğinde "Bekle!" dedi.
Omuzlarından tutmuş başını görünmemek için sakladı. Gerçekten gördüğü kişi Tolga mıydı? Karşı masasında da bir kız oturuyordu. Ellerinin sinirden titremesiyle serbest bıraktı. Yüzü kireçten farksız solgundu. O zayıf suratı neler hissettiğini gösteriyordu. Aklına gelen onca şeyi reddetmek istedi önce. Soğukkalınlığını korumalıydı. En önemlisi yanlış anlamanın kurbanı olmamalıydı.
"Cemre bir şey mi var? Ne gördün?"
Sena yönünü çevirdiğinde sözler boğazına düğümlendi. Cemre'yi rahatlatması gerekirken aklındaki cümleler kaybolmuştu. Koluna dokunarak "Gidelim, sonra konuşursun. Arkadaşıdır bence." dedi. Kendi bile inanmadı söylediğine. Cemre ise elini başına götürüp gözlerini kapatıp açtı. Kendine gelmek için bir kaç saniye bekledi. Çantasını sıkarken "Gidelim!" dedi. Kafeye doğru yürümeye başladı. Sena kolundan tuttu. "Saçmalama sakın. Bak daha kötü olacak."
"Bir şey olmaz tatlım. Düş peşime."
Tripkraliçesi kafasına bir şeyi koyduysa mutlaka yapar, kimse engel olamazdı. Kafeye dalmasıyla oturdukları masaya gelmesi bir oldu. Sena Cemre'nin hızına yetişmeye çalışırken Tolga telaştan ayağa kalktı. Tehlikenin farkındaydı. Bomba şimdi patlayacaktı.
"Aşkım. Sohbetiniz bol olsun. Rahatsız etmedim inşallah."
"Estağfurullah... Yani.. Hayatım tanıştırayım sizi önce."
Cemre'nin kolundan tuttu. Fakat Cemre kolunu sertçe çekti. Kollarını birleştirip açıklama yapmasını bekledi. Tolga kafasını kaşırken cümleleri düzgün söyleme çalıştı.
"Şey. Elif o. Elif, sevgilim Cemre bahsetmiştim ya hani. "
Kız oturuşunu bozmadan hafifçe gülümsedi.
"Memnun oldum canım."
Cemre kıza doğru yaklaşarak "CANIM MI? Sen kimsin ya!" dedi. Tolga kızı tutmaya çalışırken etraftaki bakışların odağı olmuşlardı. Sena yüzünü gizlemeye çalıştı. Az sonra olacaklar korkutmuştu. Tolga Cemre'yi sakinleştirmeye çalışırken sonunda kurtuluşu buldu. Kafeye henüz giriş yapmış olan Yiğit sayesinde...
"Yiğit! Buradayız."
Yiğit yardım isteyen arkadaşını kurtarmak için kendisini feda etmek zorunda olduğunu biliyordu. İçine sinmeyerek isteksiz adımlarla kaos masasına geldi. Kızlara selam verirken hafif bir tebessüm yaptı. Tolga Cemre'nin arkasına saklarken yüzünü, Yiğit'e zorda kaldığının sinyalini verdi. Yiğit anlamış olacak ki masada oturan kıza "Merhaba. Çok beklettim sizi değil mi?" dedi. Tolga "Yok kanka ama az daha gelmeseydin helvamı yiyecektin." dediğinde Elif gözlerini Tolga'ya dikmiş şekilde "Hoşgeldin Yiğitciğim. Hiç sorun yok." dedi ve yalancı gülümsemeyle Yiğit'e döndü. Cemre sinirini hala atamamışken dirseğiyle Tolga'ya vurdu.
"Ne karıştırıyorsunuz?"
Tolga karnına aldığı sert darbeyle zor konuştu.
"Ya güzelim. Yanlış anlıyorsun. Anlatacağım. Bismillah!" sesini alçaltarak devam etti.
"Yiğit Elif'ten hoşlanıyor. Ben de ikisini buluşturmak için oyun yaptım. Ama sen her şeyi berbat ettin."
Cemre bu açıklama karşısında kararsız kaldı. Bir Yiğit'e bir de Elif'e baktı. Doğru söylüyor olabilir miydi? Sena dayanamayarak dürttü kolundan.
"Kanka. Gidelim artık. Günahını aldık çocuğun. Yürü!"
İçinde oluşan şüpheyi yıkamayacağını biliyordu. Bu yüzden sevdiği adama güvenmek istedi. Üzerindeki ceketi düzeltirken asık suratını da unutmadı. Yalancı gülümsemesiyle "Ben gidiyorum o zaman canım. Tanıştığımıza sevindim Elif. İyi sohbetler." dedi.
Elif gülümserken Yiğit tedirgin haliyle elini nereye koyacağını şaşırdı. Tolga'nın oyunlarına alet olmak istemiyordu. Gerçeği söylemek istese de bunu en yakın dostuna yapamazdı. Bu yüzden zamana bırakmayı tercih etti. Benim gibi...


