Ders çıkışına kadar sessizce oturdu yanımda. Ondan beklenmeyen hareketler sergilemesi şaşırttı. Normal bir zamanda gıcıklık yapmadan durmazdı. Bugün beni azat etmişti resmen. Kabanımı giyerken arka sıraya doğru döndüm. Yiğit ile mutlaka görüşmem gerekti. O gün dedikleri kulağımdan bir türlü silinmedi.
"Kafede tanıştığım çocuk varya Yiğit."
Furkan imalı bir tavırla "Ee.." dedi.
"Şey o hangi günler orada çalışıyor. Onunla bir şey konuşmam gerekte."
Sırıtan suratı yanlış anladığını belli ediyordu.
"Yiğit demek.. Hafta sonları çalışıyor diye biliyorum. Ben ona sorarım istersen. Buluşmada ayarlarım kanka.. Orası bende." dediğinde heyecanla susturmaya çalıştım.
"Ya hayır. Öyle bir şey değil. Tamam sen yazarsın bana."
Biz konuşurken Samet deri ceketini üzerine geçirdikten sonra masamın üzerindeki sarı kartonu dürüm gibi hızla sardı. Başı eğik halde yüzümüze bakmadan elini sallayarak uzaklaştı. Ne değişik bir insansın.
Gerçekten nasıl bir bulmacasın sen?
Ben neden çözmek zorundayım seni?
Çocuklara" İyi akşamlar" dedikten sonra siyah kartonu alıp dışarı çıktım..
Aklıma takılan sorular eşliğinde kızlarla bulaşmak üzere çarşıya indim. Meydanla birleşen bu cadde akşam saati olmasına rağmen epey hareketli olurdu. Işıkları güneşe meydan okuyan dükkanlar, iştahımızı açan sokak satıcıları, sesleri birbirine karışmasına rağmen aldırış etmeyen insan kalabalığı... Bu akşama yakışır en güzel yerlerden birini seçtik kendimize. Sıcak ortamı, sakin müzikleri ve rahatça sohbet edeceğimiz yuvarlak masalarıyla her daim mekanımız olmuştur. Her zamanki yerimize otururken siyah kartonu kırışmasın diye önem vererek sandalyeme yasladım.. Üzerimi çıkarırken kızlar kartona bakmak için çabalıyordu. Aldırış etmedim. Garson menüyü önümüze koyarken bakmadan siparişleri verdik. Ve artık muhabettimize başlayabilirdik.
Hilal sırtını sandalyesine doğru yaslayıp "Ee! Dökülün bakalım kızçeler. " dedi. Nur "önce ben itiraz etmek yok." diyerek her zaman ki gibi başlangıcı yapmıştı ve devam etti. "Hakan yine mesaj attı." Biraz merakımızı artırmak için lafı dolandırdıktan sonra sonunda öğrendik.
"Şöyle yazdı: Sayfa 13'teki grafiğin yorumu yarım bırakılmış. Hatırlıyor musun devamını?"
Cemre meraklı gözlerle Nur'a doğru yaklaşıp "Hatırladım deme sakın!" dediğinde "Sence? Psikopat hatırladı. Geçen seneki dersin notunu nasıl hatırlar diye çocuk şok oldu." dedim.
Boşuna arşiv demiyordum Nur'a. Bir şey aklıma takılsa hemen ona sorardım. Ezberi çok iyidir. Bu yüzdende genel olarak yüksek alırdı sınavlardan.
Cemre "Yuh kanka! Artık bişey diyemiyorum sana. Bravo!" diyerek alkışladı.
Sena kahkalarımızı bölmek için elini kaldırıp "Sırada ki ben!" diyerek devam etti.
"Şuan Umut'la baya ilerledi konuşmamız. Ailelerimize anlattık. Yani yakında söz var kızlar hazırlıklı olun."
Hepimizin sevinç çığlıkları arasında bu anı ölümsüzleştirmek için videoya aldık. Cemre "Kim kaldı? Neyse sırayı bozmadan devam edeyim." dedi. Hilal Cemre' ye bulaşmadan duramazdı.
"Dur! Anlatmadan sen tahmin yürütelim. Yine kavga ettiniz. Sen ayrıldın, oda özür dilemek için birşeyler yaptı."
Cemre gayet ciddi bir tavırla "Hayır yanlış tahmin canım. Bir haftadır kavga etmiyoruz. Baya gelişme var bizde." diyerek kahvesini yudumladı. Hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Cemre ve erkek arkadaşı liseden beri birliktelerdi. Normalde bu kadar uzun ilişkilerde kavga oranı düşük olması gerekirken bizimkilerde gittikçe artmıştı. Gerçi bu durumun nedeni süre değil, karakterlerinin birbirine benzer olmasıydı. İkiside inatçı, alttan alan taraf yoktu. Bu yüzden surekli didişirlerdi. Kızlara şöyle bir bakınca sıranın bana geldiğini anladım.
"Başlıyorum o halde" diyerek bugün olanları heyecanla anlattım. Nur ciddi bir tavırla "Kanka sizde bir şey olacak bence, içime doğdu." dediğinde Hilal "Ben Nur'a katılmıyorum. O çocuk kızımıza göre değil. Dengesiz birine benziyor. Öyle değil mi ama?" diyerek omzuma dokundu. Sena "Doğru diyor Hilal. Bir de Allah için yakışıklı çocuk. Yetişemezsin. Çapkın olur öyle tipler. Üzülürsün." diye tamamladı.
Üzgün bir ifadeyle önümdeki çay bardağına doğru baktım ve düşüncelere kaptırdım kendimi. Beni önemsedikleri için böyle konuştuklarını bilsemde içim rahat değildi. Onlarca olumsuz yorumları beynim algılarken, kalbim sadece bir olumluyu kabul edilir hale getirdi. Kendim ile muhasebeleşme zamanım geldi sanırım. Çok geç olmadan kendime engel olmalıydım. İçimi kemiren bu sızıntıyı bir şekilde başımdan atmalıydım. Bu kadar emir kipinden sonra geriye kalan tek şey ama kelimesiydi.. Ve beni en çok korkutan da buydu.. Ama...
...
