İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 21 · 7 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 21

18. Bölüm "NE KADAR TANIYORUM?"

Oğuz hocanın istediği malzemeleri yanıma alıp derse gittim. Sınıftaki diğer öğrencilerin masaları da karton, makas, dergi ve gazetelerle doluydu. İlkokul yıllarındaki o hava hakimdi buralarda. Eğlenceli bir şeyler yapacağımız belliydi. Bu yüzden mutlu ifademle her zamanki amfiye oturdum. Siyah kabanımı çıkarıp sırama koyarken grubun diğer üyeleride geliyordu. Poşetimdekileri sıranın üzerine çıkarttım. Onlardan selam vermelerini bekledim. En azından kim olduklarından kesin emin olabilirdim. Sarı kıvır saçlarıyla Furkan o neşeli gülümsemesini yüzüne kondurmuş arkama otururken Ali sessizce yanına geçti. Bu çocuktaki sessizlik yüzünden ne diyeceğimi bilemez hale geliyordum. Konuşmak istemiyormuş gibi durduğundan kendimi istenmeyen kişi olarak görüyordum. Yine de selam vermeliydim. Arkamı dönüp tebessüm ettim.

"Selam arkadaşlar. Getirdiniz mi malzemeleri?"

Ali sade bir selam diyerek karşılık verirken Furkan atladı.

"Kanka ya ben getirdim ama makası unutmuşum. Yapıştırıcıyıda. Başka bir şey unuttuk mu?"

Yüzünü Ali'ye doğru döndürdü. Ali soğuk bakışlarla karşıladı.

"Furkan kendinide unutmayı düşünseydin keşke. Gerçi o zaman da biz senin yüzünden derse giremezdik. Hayır kabak yine niye bize patlatıyor anlamıyorum."

Ara not, Oğuz hocanın hoşlanmadığı bir durum vardı. Çok değişik bir istek gibi gelse de takım ruhunu güçlendirmek için yaptığı belliydi. Sorun şu ki eğer takım arkadaşlarımızdan bir kişi derse girmezse diğerleri de giremez. Bir şey daha.. Eğer takım arkadaşlarımızdan bir kişi derse geç kalırsa hocanın verdiği cezaya razı olmamız gerekecekti. Zor gibi görünsede sonunda AA almak varsa katlanılır.

"Niye öyle diyorsun ya. Sen getirseydin. Her şeyi ben mi düşüneyim." dediğinde, Ali "Lan oğlum! Benim dersim vardı biliyorsun. Altı üstü kırtasiyeye uğrayıp listede yazılanları alacaktın." dedi.

"Listeyi unutmuşum evde. Hem ne olacak alırız birinden."

"Bir gün kendini de unut be arkadaşım. Allah rızası için.."

Bu ikilinin kavgasını izlemek güzel olsa da ortamı yatıştırmalıydım.

"Ben veririm size. Sorun değil. Hem belki grupça yaparız. Daha belli değil nasılsa." dediğimde Furkan "Sağol Melikecik. Valla sen de olmasan çekilmez bunlar. Al bak diğeri de geliyor sallana sallana." dedi. Sanki suçlu kişi o değilmiş gibi.

Dediği yöne doğru baktım. Samet elinde zorla taşıdığı poşetini sallayarak getiriyordu. Saçları bugün özensiz gibi görünüyordu. Gözleride şiş gibiydi. Zaten küçük gözleri vardı gülünce kaybolacak cinsten. Şişince iyice çekik olmuşlardı. Suratına dikkatle baktığımı farkettiği an kafamı çevirdim. O buna aldırış etmeden arkama oturdu. Çocukların yanına..

Furkan getirdiklerine bakarken ben oralı olmadım. Biraz sonra hoca geldi ve sessizlik oluştu. Oğuz hoca üzerinden çıkarmadığı o mavi hırkasının cebine ellerini koymuş vaziyette masasına yaslandı. Sıralara göz atarken başını sallayarak söyledi.

"Hepiniz hazırsınız bakıyorum da. Bugün ders eğlenceli geçecek bundan şüpheniz olmasın. Sizden istediğim şey şu. Beni dikkatle dinleyin. Geçen haftalarda yaptığınız sunumlar güzeldi fakat bir ahenk bozukluğu vardı. Nasıl anlatabilirim. Grup ruhu dedikleri şey varya o yoktu. Bir fikri öne sürmek, onu yapmak sizi takım yapmaya yetmez. O fikri güçlendirecek elementler lazım. Birbirinizi ne kadar iyi tanırsanız aranızdaki ilişkide o kadar kuvvetli olur. Sorumluluk gücünüz artar. Bu yüzden grubunuzu iki parçaya ayırın ve birbirinize soracağınız şu sorularla birlikte kartona grup arkadaşınızı oluşturun. Serbest çalışma yapılacak. Bu yüzden rahat olun lütfen. Evet sorular şunlar:

1. Kişilik özelliğiniz nedir? Nasıl bir insansın?

2. Yapmaktan keyif aldığınız yani hobileriniz nelerdir?

3. Sevmediğiniz şeyler yani fobileriniz nelerdir?

4. Bir de tabi ki son olarak hayaliniz nedir? "

Tam bana göre şeylerdi; kesip, yapıştırıp, tasarlamak. Bazen bu yüzden ana sınıfı öğretmeni olmayı bile düşünmüştüm. Ama durum farklıydı tabi. Eşim kim olacak diye çocuklara döndüm. Furkan Ali'ye dönük şekilde çoktan soruları cevaplamaya başlamış, Samet'in malzemelerine göz dikmişti. Samet ise sessizce arkasına yaslanmış telefonuyla oynuyordu. Daha fazla suskun kalamadım.

"Pardon da biriniz bana eşlik etmeli. Kendi kendime yapamam heralde."

Furkan "Samet boşta kanka. Beraber yapın işte." dedi.

Samet beni tınlamazken sinirle masasına vurdum. Bu ani tepkileri Sena'ya borçluydum. Onun atarlı yanı bazen bana da eşlik ediyordu. Samet telefonu masaya bırakırken yaklaştı.

"Bıkmaz mısın sen? Dırdır dırdır. Başım ağrıdı."

"Daha iki kelime ettim ya. Ne çabuk ağrıdı başın."

Kafasını kaşıyarak ayağa kalktı. Sıramın ucuna koyduğum kabanımı arka masaya attıktan sonra oturdu. Vücudunu bana doğru döndürdü. Gri sweatshirtün bağcıklarını çekiştirirken "Başla hadi. Yerime geçmek istiyorum." dedi. Sanki ben sana bayılıyordum. Poşetimden çıkardığım sarı kartonu önüme doğru serdim. Birinci soruyla birlikte cevaplamaya başladım.

"Kendini beğenmiş, ukala, sadece kendini düşünen, nezaket kurallarını bilmeyen..."

Ben saymaya devam ederken "Dur bir dakika. Hooop!" diyerek susturdu.

"Bahsettiğin kişi ben miyim?"

"Başka biri mi var sırada?"

"Peki madem bende seni yazayım."

Sinirli ifadesiyle sırasının üzerinde bulunan diğer siyah kartonu önüne aldı. Eline aldığı kalemle birlikte yazmaya başladı.

"Mızmız, her işe burnunu sokan, balık hafızalı, kendini ezdirmekten keyif alan bir köle.."

Söyledikleri şeyler ağırlığını hissetirirken öfkeyle yanına yaklaştım.

"Sil ya. Saçmalama. Abarttın resmen."

Elindeki kalemi oynatırken yüzüme doğru yaklaştı.

"Senin yazdıkların peki? Ben miyim gerçekten? Dikkatle bak. Nasıl biriyim?"

Gözleriyle yüzümü süzerken midemde oluşan kıpırtılar yüzümü kızartıyordu. Sözler ağzıma gelinceye kadar kayboldular. Gömleğimin düğmelerini çevirmeye başladım. Diğer elime aldığım kalem ile kartona dönerek "Tamam ciddi oluyorum. Başlıyorum." dedim ve yazmaya koyuldum.

"Kendinden emin, duygusal düşünce yerine mantığıyla hareket eden, ama her ne kadar kabul etmese de kalbinin sesine kulak veren, kaybetmeyi kabullenemeyen, güçlü gibi görünsede yüreğinin bir köşesinde zayıf tarafını saklayan.. Bunlar... Yeterli sanırım. "

Yüzümü ona çevirdiğim de başını eline yaslamış derin bir bakışla parlıyordu gözleri. Dalmış gibi bakarken cevap bekleyen ifademle başını elinden çekti. Kendini hafifçe silkeledikten sonra" Yani.. Fena değil. "dedi.

"O zaman hobilere geçiyorum. Söylemene gerek yok. O gün dediklerin aklımda. "

Bunu dediğim an duraksadım. İnsan kendi sözleriyle rezil olur muydu? Ben her defasında bunu yaşıyordum. Yüzüne bakmadan kalemi tekrar aldım ve yazmaya devam ettim. O ise gülümseyerek beni izliyordu. Bu durum daha can sıkıcıydı. Titreyen elim dışarıdan belli olmuyordu umarım. Aynı şekilde soğuk terler boşalttığımda. Nihayet yazdıklarım bitince dergi ve gazetelerden işaretlediğim resimleri kesmesini istedim. Makası eline aldı ve kesmeye başladı. Kestiği parçaları kartona dikkatlice yapıştırdım. Yazılarla beraber resimler bütünleştikçe güzel bir tablo oluştu. Göz ucuyla baktığım da derginin sayfasında Kapadokya resmini gördüm. Heyecanıma engel olamadan parmağımı resmin üzerine koydum.

"Bu da olsun. Çok güzel değil mi?"

Gülümsedi.

"Tamam.. Daha önce gittin galiba?"

"Yok gitmedim ama gitmek istiyorum."

Makasıyla resmi keserken ben konuşmaya devam ettim.

"Küçükken o balonlara binmeyi hayal ederdim. Bulutlara uzanacağıma inanırdım. Hep derdim ki bir gün gökyüzünü bu balonla gezeceğim. Çocuk aklı işte."

Henüz resmi kesmeyi bitirmemiş, elindeki makasla donuk bir halde boşluğa bakıyordu. Başımı yüzüne doğru yaklaştırdım. " Bir sorun mu var? "

Başını kaldırdığında kızarmaya başlamıştı gözleri. Suratı ruh gibi beyaza bürünmüş tuhaf bir hali vardı. Saniyeler içinde değişen ifadesinin sebebi ne olabilirdi? Kendini toparlamaya çalıştı. Kaldığı yerden kesmeye devam etti. Zorlukla yaptığı bu basit işi elini kesmesiyle bıraktı.

"Ahh!"

Parmağı kanamaya başlarken çantamda her zaman bulundurduğum yarabandını çıkarmak üzere yanıma aldım. Çantamın kalabalığı arasında nihayet bulduğum peçete ve yara bandını masanın üzerine koydum. Parmağını sıkarken kan daha çok akıyordu. Peçeteyi ani bir hareketle yaranın üzerine bastırdım bu acıtmıştı. Elini çekerken "Ne yapıyosun?" diye bağırdı.

"Parmağını uzat! Yoksa daha çok acıyacak."

Elini yavaşça uzattı. Kanayan yeri peçeteyle temizledikten sonra acısını dindirmek için hafifçe üfledim. Yarabandını paketinden kurtardıktan sonra yaranın üzerine nazik bir şekilde yapıştırırdım. Yaptığım şey mutlu etmiş gibi gülümseyerek kaldırdım başımı. Beni inceleyen yüzüyle karşılaştım. Hızla atan kalbimin sesi kulaklarımı çınlatırken kafamı öne doğru eğmek için tüm vücut fonksiyonlarımla savaş halindeydim. Bana bakan derin gözleri görünüşünden çok farklıydı. Hem şefkatli hemde asi.. Neden bilmiyordum beni küçüklüğüme götürdü. Yeni okula başladığım o sokağın kokusuna.. Duvarı çizik sınıflara... Oyunlar oynadığım arkadaşlarıma.. Bu atmosfer içinde kaybolurken Furkan'ın arkadan bize doğru eğilmesiyle kendime geldim. Geriye doğru çekildiğimde Furkan "Ne bu romantik hava? Görende dizi çekimi var sanır." dedi. İkimizde suç üstü yakalanmışız gibi sessizdik. Samet birden ayağa kalktı. Robot gibi duruşuyla "Saçma salak konuşma." dedi. Furkan aldığı cevaba karşılık "Lan ne konuştum da. Aman sizinle laf dalaşına giremem. Kantine inelim hadi." dedi. Onlar ayrılırken ben sınıfta kalmayı tercih ettim. Kartonu tamamlamam gerektiğini düşünerek yaptığım işe devam ettim. İşim bittiğinde diğer siyah karton gözüme battı. Uzanarak dokundum ve önüme sürükledim. Yazdığı o saçma sapan şeyleri görünce kartonun arkasını çevirdim. Bir şeyler yazılıydı. Hangi ara yazmış bunları bilmiyordum ama okumak için sabırsızlandım.

"Zayıf gibi görünse de güçlü biri, gülmeyi fazlasıyla seviyor, sakin ama inatçı, alıngan ve çocuk gibi mızmız, çabuk hastalanıyor.."

Okudukça gülmeme engel olamadım. Beni böyle tanıması hoşuma gitmedi değil. Yüreğim fotoğraflarken bu kareyi, kestiğim resimleri yapıştırdım. Ve artık hazırdı.

Bölüm sonu

7 yorum