*******2 HAFTA SONRA*******
Buraya yeni bir başlangıç için gelişimizin üzerinden 15 gün geçmişti. Alıştık sayılırdı tabii istisnaları saymazsak. Artık yavaş yavaşta olsa uyum sağlamaya başlamıştık ama ne kadar çabalasakta köy halkının eleştirilerinden kaçamamıştık. Giyim tarzımız, düşünce yapımız ve alışkanlıklarımızla eleştiri konusu olmuştuk. Evet uyum sağlamamız gerekiyordu, elimizden geleni yapıyorduk da ve davranış olarak pek değişmesede Ada bile elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Köy yakınlarında gerçekleşen saldırının üzerinden de 14 gün geçmişti evet biz geldikten 1 gün sonra olmuştu. Yaralanan Batuhan Yüzbaşı iyileştikten hemen sonra görev başına dönmüştü. Bu süreç zarfında iletişimimiz azalmamış, aksine artmıştı. Çünkü köyde bize yardımcı olan bizim için elinden geleni yapan nadir kişilerdendi. Evet köy halkı misafirperver ve cana yakındı ama ister istemez bir soğukluk oluyordu. Bunu hissettirmeyen nadir kişiler Batuhan Yüzbaşı ve Timiydi. Klasik bir iş gününe uyanmıştık daha doğrusu uyanamamıştık çünkü sabaha kadar Adanın kitaplarını ayrılmakla uğraşmıştık evet, geleli 2 hafta olmuştu ama daha yeni vakit bulabilmiştik. “Hilal uyuma hadi” Kendimi zar zor yataktan dışarı atmıştım. “Of aşırı uykum var ya keşke hafta sonu yapsaydık kitapları” mızmızlanmanın faydası olmayacağını anlayınca su ısıtıp hızlıca duş almıştım. İkimizde giyindikten sonra kahvaltı yapmak için oturmuştuk. “Ya Hilal bir ara çarşıya gidip az kalori yapacak şeyler alalım mesela yulaf, diyet yoğurt, bowl malzemesi. Geldik geleli peynir falan yiyoruz”….”Tamam işte el yapımı mis gibi ürünler ayrıca ne diyeti ya 3 aydır yulaf, bowldan başka bir şey yemiyorsun takmışsın kafaya” Kahvaltıdan sonra masayı toplayıp çıkmıştık. Sağlık ocağına geldiğimde Naz hemşire çoktan gelmiş içeride oturuyordu. “Günaydın Naz” Artık resmiyeti bırakıp isimlerimizle hitap etmeye başlamıştık. “Günaydın Hilal, kahve yaptım ikimize muayene saati gelmeden içelim” Sabahları kahve içmeyi çok seviyordum, günün başladığını hissettiriyordu. “Çok güzel olur bir türlü ayılamadım zaten” Kahvemizi içtikten sonra muayene saatinin gelmesiyle iş başına geçmiştik. “Sıradaki hasta gelsin” İçeri orta yaşlarda bir teyze girmişti. “Gel teyze otur şöyle. Anlat bakalım neyin var”….”kizum benim başım ağrıy bir ilaç yazıver da” Reçetesini yazıp uzatmıştım. “Buyurun ilaç yazdım başınız ağrıdıkça kullanın”…..”Kizum bir şey daha diyeceğum. Bizum evde yarın gün var. Yanındaki süslü kizida al gel evim hemen okulun yanında emine teyze de gösterirler” Süslü kız derken Adayı kastettiğini hemen anlamıştım. “Tamam uğrarız teyzecim” O bu derken nihayet öğle arası olmuştu. Naz hemşireyle yemeklerimizi alıp sağlık ocağının dışındaki çardağa geçmiştik. “Hilal unutmadın dimi saat 5 te askeriyeye gideceğiz” Mis gibi de unutmuştum. Askeriye doktoru bugün olmadığı için yerine bugünlük ben gidecektim, Nazda yardım etmek için gelecekti. “Unuttum ben onu ya neyse 1 günden bir şey olmaz. Zaten genel kontrolleri yapacakmışız” Yemekleri yedikten sonra toplanıp içeri geçmiştik. Bugün öyle böyle hızlı geçmişti. Saat 5 te sağlık ocağını kilitleyip askeriyeye gitmek üzere dışarı çıkmıştık. “Ben arayım araç göndersinler yürümeyelim başımıza bir şey falan gelir”…..”Bir şey olmaz ya ben gittim zaten daha önce çok da uzak değil hem hava almış oluruz” Nazın ısrarı sonucu yürümeyi kabul etmiştim. Yavaş yavaş ormanlık yolların içine girmeye başlamıştık. “Naz pek yürümelik yol değil gibi ama”….”Normal orman yolu işte hem sen bugün topuklu giymişsin” Normalde topuklu giymeyi seviyordum ama bu ortamda giymemeye çalışsamda Adanın zoruyla giymiştim. “Ada çok ısrar etti bende giydim askeriye meseleside aklımdan çıkmış zaten” Normal yürürken köpek havlaması duyarak duraksamıştık. Ses yakınlaşmaya başlamıştı. Arkamı döndüğümde bize 15 metre uzaklıktaki köpekle bakışmıştım. “Naz koş!” Önüme döner dönmez ayağımdaki topukluya rağmen ormanlık alanda hızla koşmaya başlamıştım. Neyseki koşma konusunda sıkıntım yoktu ama yavaştan nefes nefese kaldığımı hissediyordum. Nazda benimle aynı hızda koşuyordu. İki kız ormanın ortasında çığlık çığlığa koşuyorduk. Köpek kovalamasına dair hatırladığım tek şey 8 yaşındaki mahalle anımdı. Çok geçmeden askeriyenin kapısına varmıştık. Kapıdaki nöbetçi askerler nefes nefese kalmış halimize bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Köpecik sağ olsun kişi sayısı çoğalınca vazgeçip gerisin geri dönmüştü. “Hanımlar iyi misiniz geçin oturun şöyle” Nöbetçi askerin talimatıyla yandaki sandalyelere oturmuştuk. “Alın su için nefes nefese kalmışsınız” Biz elimiz kolumuz titreyerek suyu içmeye çalışırken kapıdan Batuhan Yüzbaşı çıkmıştı. “Hilal, Naz hemşire Ne oldu size? nefes nefese kalmışsınız iyi misiniz?” Elimdeki suyu bırakarak konuşmaya başlamıştım. “Köpek kovaladı mahvolduk ya!” Şaşırmıştı “Siz ormanlık alandan tek başınıza mı geldiniz?” Onay verircesine kafamızı sallamıştık. “Aferin size! gelinir mi oradan baksanıza halinize, ya bir şey gelseydi başınıza sende giymişsin topuklu ayakkabıyı”…..”Hepsi Nazın suçu ben dedim ona bir şey olmaz dedi”….”Evet ben dedim gelelim diye ama ne bileyim böyle olacak”….”Neyse olan olmuş artık içeri geçelim soluklanın biraz” Üçümüz içeri girmiştik. Naz lavaboya gitmişti, ben ve Batuhan da Batuhanın odasına geçmiştik. Masasının tam karşısındaki koltuğa oturmuştum. Belli etmemeye çalışıyordum ama ayağım koştuğum için fena acımıştı. O sırada Batuhan da odasındaki dolapları kurcalıyordu. Dolaplardan birinden terlik çıkarmıştı. “Hilal ayağındakileri çıkart bunları giy daha fazla rahatsız olma. Büyük ama idare et” Topuklulardan kurtulacağın için o kadar mutlu olmuştum ki. “Kaç numara ki?”….”45 numara” Şaşkınlıktan gözlerim kocaman açılmıştı. “45 mi!”….”Evet, boyla orantılı ya hani” Batuhanı İlk defa ciddi ciddi süzmüştüm. Boyu gerçekten bayağı uzundu. “Doğru sende boyda var” Terlikleri giymiştim kötü dursa da topukludan çok daha rahattı. Komik halimi oturduğu yerden sırıtarak izliyordu. “Ne sırıtıyorsun ya! Sen bile böyle yapıyorsan herkes güler bana”….”Merak etme burada benden başka kimse sırıtamaz sana. Başına geleceği bilir onlar”….”Neyse tamam teşekkür ederim, bana revirin yerini gösterir misin?” Odandan çıkıp aşağı kattaki revire geçmiştik. Naz hemşire içeride beni bekliyordu. “Hilal çıkarken ara beni ben bırakayım sizi”…..”Tamam ararım.” Kontroller dosyalar derken 2 saati devirmiştik ve sonunda işimiz bitmişti. Çıkmadan önce az da olsa dağılan odayı toplamaya başlamıştık. “Eski haline döndüğüne göre çıkabiliriz hadi ara Batuhan Komutanı” Aramak için telefona uzandığımda kapı çalmıştı. “Gir” Gelen Mert Üsteğmendi. “Merhaba, gitmeden şu raporada bakar mısın Doktor Hanım?” İçeri gelmesini işaret etmiştim. “Bakarım tabi ver” Mertin içeri girmesiyle Nazın tavrının değiştiğini fark etmiştim daha naif bir tavra bürünmüştü. “Mert, Hoş geldin canım” diyerek samimi bir tavırla sarılmıştı. Ama Mert pek oralı değildi sarılmadan geri çekilmişti. “Hoş bulduk Naz” Ne olduğuna anlam veremeden izliyordum. Ortam Mertin tavrıyla iyice buz kesmişti daha fazla uzatmadan bakmıştım rapora. “Mert, baktım yani sorun yok temiz bu rapor” Mert raporu geri aldıktan sonra teşekkür edip çıkmıştı. “Ben arayım artık Batuhanı” Aradıktan sonra gitmek için bahçeye çıkmıştık bizden hemen sonra Batuhan da gelmişti. “Evinize bırakıyorum dimi?” Naz konuşmaya başlamıştı. “Beni köydeki durağın oraya bıraksan yeter merkeze gideceğim de”….”İstersen merkezede bırakabilirim”…….”Gerçekten gerek yok” Nazı durağa bıraktıktan sonra arabada sadece ikimiz kalmıştık. Batuhan arabayla çiçeklerin bulunduğu bir kenara yaklaşıp kırmızı bir gül kopartarak bana uzatmıştı. “Senin kadar güzel değil ama idare et” Gülümsemeden edememiştim. “Biliyor musun gül benim en sevdiğim çiçek”…..”Benim en sevdiğim çiçek sensin” Utanmıştım, yüzümün kıp kırmızı olduğunu hissediyordum. “Bunu kitabımın arasına koyacağım hep benimle olacak. Hem çiçekler en iyi böyle muhafaza ediliyor bence” manalı manalı bakmaya başlamıştı. “Benden başka çiçek verenlerde var yani? Baksana bayağı deneyimlisin” Çaktırmamaya çalışsada sinirlendiği bariz belliydi. “Ya ne alakası var insan kendine çiçek alamaz mı hem kibarlık olarak hediye edilmişte olabilir ne var bunda yani”…..”Olamaz öyle bir şey sana sadece ben çiçek veririm ” Biraz sabrını sınamak istiyordum. “Mesela ben Doktorum hastalarımdan biri kibarlık olarak çiçek vermiş olabilir almayım mı?” Derin bir nefes almıştı. “Ben kibarlık falan anlamam o çiçeği alır verenin bir yerlerine monte ederim” Daha fazla sinir etmeden konuyu kapamıştım.