İçeriğe geç

Hilaf Alavere

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Hilaf Alavere

Bölüm 6

3.BÖLÜM-MECAL I

3.BÖLÜM -MECAL

Güç alındı, saflaştı, sevk edildi. Kirlenen saflık güçlendi, geçicilikte gizlendi.

“Çünkü sen öyle istedin.”

Ne istersek o olurdu, bunu evrenden ister ve çağırırdık ya da ayağına giderdik. Hayır ne isterlerse o olurdu. Temsilci ne isterse o olurdu, temsilci olmak istemez ise üzeri örtülürdü. Ama onun kefeni örtülmezdi üzerine. Bu asla olmazdı.

Meyus hatırlıyordu küçüklüğünü o ne isterse o olurdu, hayır daha doğrusu o ne isterse alınırdı.

Kalemler, oyuncaklar, süslü tokalar. Kısacası küçük bir çocuk ne isterse onu alırlardı, küçük kıza. Sonrasında büyümüştü, içindeki alma isteği ve aldığında yaşadığı saniyelik hazlar yoldaşı haline gelmişti. Gençliğinde kısa bir dönem hem annesi hem de babası işsiz kalmıştı.

O dönem isteklerinin boşa çıktığını görünce delirirdi kendince. Daha doğrusu ergenlik denen dönemin en başındaydı o zamanlar, ani duygulanmalar ve tepkiler normaldi. Ama ailesi bu konuda empati kurmazdı.

Ailesine sataştığında başlarından savrulurdu. Bir keresinde yediği darbenin acısı hala sızlatırdı tenini.

O dönem kendini haklı görüyordu, şimdi geriye baksa kendini haklı bulmazdı belki ama bir kabahati olduğunu da söyleyemezdi. O dönem içindeki alma arzusu daha da alevlenmişti.

Bunu durduramadığını fark ettiğinde durdurmayı çok denemişti. Bu çabaları hayattan kendini koparıp soyutlamaya karar verdiğinde bu alma güdüsünü bastırmıştı. Dışarı çıkmadıkça güzel tokalara ihtiyacı kalmamıştı, gözlerini kapayıp zihnine kilitleyince kendini ihtiyacı kalmamıştı güzel bebeklere.

Dediği şeyi anlamamıştı, bildiği kadarıyla lanetlilerin bir şeyleri uçurma yetisine sahip olmazdı. Bu her açıdan saçma gelirdi kulağa bu konuda pek bilgisi olmasa da. Ayrıca içlerindeki enerjiyi ya da büyüyü kontrol etmeleri mümkün değildi bile. Aksine enerji onları kontrol ederdi, sadece gerçekten güçlü olanlar direnebilenlerdi.

"Sadece uçan kedidir belki?" Uçan kedi de en az uçurabilen lanet kadar saçma geliyordu kulağa.

"Uçan kedi diye bir şey yok gül güzeli."

"Ama lanetli olan insanlar var? Ve ayrıca adım-" Cümlesi Bert'in ki ile yarıda kesildi.

"Adını biliyorum." Şuan bu inatlaşmaya girmek istemiyordu. Uçan bir kedi vardı ve bu kesinlikle normal değildi. Bir süredir hiçbir şey normal değildi. Sıkı topuzuna dayanamayan saçları tokayı kopartıp omzuna döküldüğünde onları düzeltmekle uğraşmadı. Toka bile dayanamamıştı, uçan kediye tekrar uzanmayı denemeyecekti. Bert kediyi kolayca kucağına aldığında ise hayvan uçmamıştı. İkna oluyor gibiydi. Bunu o yapmış olabilirdi. Pençeleri çıkabiliyorsa buna şaşırmamalıydı. Onunda aklını karıştıran şeyler vardı.İlki yaydığı güç bu gün başlamıştı, ilk olarak yemek yiyip güçlendiğinden olduğunu düşünmüştü lakin bunun başka bir sebebi var gibiydi. Kıza bir cevap vermeyecekti. Kızı daha da korkutup germek istemiyordu.

“Sadece biraz rüzgar, sakin ol.” Kızın gerildiğini fark ediyordu. Bunun onu sakinleştirmesini umuyordu, bu kızın sakin kalması gerektiğinin farkındaydı. Kıza yalan söylemiyordu. Bunu yapan rüzgarın enerjisiydi.

Adamın düşüncesine göre kızın çağrısına yanıt vermişti enerji. Ama lanete bulanmış birinin enerji çağıracak kadar saf kalmadığını da biliyordu. Kız korkuyla kucağındaki kediye uzandığında kediyi onun kollarına bıraktı. Bu sefer bir şey olmamıştı. Kız kediyle konuşmaya çalışırken annesinin numarasını tuşlayıp ona danışmak üzere uyumak için hazırlık yapan kadının telefonunu çaldırdı.

"Bir şey sormam lazım. " Sesine merakını yansıtmadı. Normal duyulması daha iyiydi. Bunu birilerine söylemek kızın tercihiydi. Ama o şuanda bunu kıza söylemeyi tercih etmiyordu.

"Halimi hatırımı?" Annesinin yaptığı imaya takılmadı. Kızın yanından birkaç adım uzaklaştı.

Onu her mesafeden duyamayacağını biliyordu, kız kabullenişini yaşamamıştı. Daha neler yapabileceğinin farkında dahi değildi lakin sadece gördükleri bile onu delirtmeye yetmişti.

"Aynı anda hem lanetlenmiş olup hem de enerji çağırabilir misin?” Kadın duraksadı. Bu daha önce görülmemişti. Bu fazla güç, fazla büyü, tehlike demekti. Bunu oğlunun da bildiğini biliyordu.

Bunun Odra ile ilgili olduğunu düşündü ilk olarak, torununa yapılmış olabilecekler geldi gözünün önüne. Kızın daha genç olduğunu biliyordu. Kız böyle bir günah için çok gençti, tıpkı oğlu gibi.

Lanetin bir enerji çağıranı kirleterek öldüreceğini de biliyordu. Kurtulma şansı pek olmazdı. Kızın daha kabullenmemiş olmasına sevindi. Ama bu kızı ne olursa olsun yeterince kirlenemeyeceğinin farkındaydı. O an oğlunun bunu bilip bilmemesini düşünmedi.

"Daha önce olmadı." Hiçbir enerji çağıran kendini kurt kanıyla lanetlemek istemezdi. Böyle mutlak bir güce erişmek için bunu deneyenler olmuştu ama çoğu ya kan kusarak ölmüş ya da enerjiyi taşıyamamış bedenleri işlevsiz kalmıştı. Kadın derin bir nefes aldı. Cezanın verildiğini düşünüyordu, ama adalet muhakemesi kendince farklıydı. Onun gözünde bedeli ödeyecek olan masumlardı.

"Ama olamayacağı anlama gelmez." Annesi bir çağırandı. Gücü büyüktü, enerji çağırmakta da oldukça tecrübeliydi lakin kullanmayı bırakalı çok olmuştu. Özellikle de Meyus’un doğum haberinden sonra neredeyse yanına yanaşmamıştı. Bunun temsilciden enerji çalmak gibi olacağını düşünüyordu. Kız çoğu büyü çağıran tarafından sevilmezdi bu yüzden.

"Neden sordun?"

"Sadece merak." Diye geçiştirdi cevabı. Annesinin anladığını biliyor hatta kendisinden daha çok anlamlandırdığını sezebiliyordu.

"Peki kapatıyorum." Ve telefon kapandı. Kadın oğlunla aralarındakileri konuşmayalı çok oluyordu.

Kadın bir süre önce enerji çağırmayı bıraktığı gibi oğlunu da bırakmak zorunda kalmıştı. Oğlundan korkmamıştı, oğlunun kendisine zarar vermesinden korkmamıştı. Oğlunun annesine zarar verdiği için yaşayacağı vicdan azabından korkmuştu. Bert sadece annesini hep orada tutmak istemişti ama ekstra bir yakınlık kurmakta da zorlanmıştı. Annesini çok masum bilirdi, kirlendikten sonra yanına yanaşmayı kendine yakıştıramamıştı. Hala kediyle konuşan kıza döndü.

"Dediklerimi tekrarlamanı istiyorum."

"Volare." Kız anlamasa da kelimeyi tekrar etti. Ve hiç bir şey olmadı.

"Bu ne içindi? Şimdi de cadı mı oldum?" Kedi rüzgar ile bile savrulmuş olabilirdi.

"İlk harfe vurgu yap." Duyduğu kelimeyi tekrar etti.

“Volare.” Kelimenin dudaklarından dökülmesiyle yanında anlık olarak havalanan çalı üzerine güçlü bir çığlık koy verdi. Kız aslında tılsımlı bir kelime dile getirmemişti. Sadece başka bir lisanda komut vermişti ve anlamasa da verdiği komutlar büyük bir öneme sahipti. Enerji çağıranlar ilk başladıklarında antik dillerden komut yardımı alırlardı.

"Bana ne dedirttin?" Kız panik ve korku karışımı ile karşısındaki adama döndü.

"Ben dedirtmedim. Sen kediden duydun. Hayvan miyavladıktan sonra haykırdın." Duyduğu şeyi zihni algılamakta zorlanıyordu. Duyduğu her şeyi zihni algılamakta zorlanıyordu. Ya da daha basitçe inkar ediyordu olanları, olacakları.

"Kedi şimdi de konuşuyor mu yani?" Kız doğanın enerjisine bağlı olan bu hayvanı anlayabiliyordu, zihninde bir uğultu koptu saniyelik olarak.

Hayvanın sinirleri arasında akan enerjiyi dahi hissedebiliyor kilitlerini açabiliyordu.

"Saçmalama, zaten miyavlamak onun konuşma biçimiydi. Sadece şimdi sen anlıyorsun." Asıl saçmalayanın o olduğunu düşündü, bu kadarı fazlaydı. Bert zihnin de bir şeyleri mantık çizgisine oturtamıyordu. Kızın enerji çağıran olması imkansızdı, kızın dikkatini çelmeyecek şekilde etrafı kontrol etti. Çevrede kimse gözükmüyordu. Ama bunu nedense kızın yaptığını düşünmemeye çalışıyor bu düşünceyi mantık çizgisine oturtamıyordu.

"Bunu daha önce yapmış mıydın?" Adam kıza açıklama yaparak onu daha da korkutmak istemese de kızdan öğreneceği herhangi bir bilgi işine yarayabilirdi. Bu cümle ardından aklında gece gördüğü rüya canlandı. Parçaları birleştirmek zor olmamıştı.

"Laneti, büyük ve güçlü değil mi? Ve geri alınabilir?" Başıyla onayladı onu bunu nereden bildiğini merak etmişti.

"Dün rüyamda bir şeyler oldu. Ben sadece rüya sanıyordum." Nefesini yenileyip devam etti.

"Büyükannemin laneti emildi. Lanet saf olarak beyaz duman gibiydi ve benim içime girdi." Taşlar yerine oturuyordu. Beş cadının tüm büyüsüne sahipti. İlk kurt melezi yapılırken beş enerji çağıran kendilerini feda etmişlerdi.

"Benimle gel." Kızın elinden kediyi alıp kenardaki çitlerin üzerine bıraktı.

“Koşabilir misin?" Kız başıyla onayladı. Geçenlerde geldikleri eski konak evdelerdi. Bert yavaşça kapıyı tıklattı ve kapı açılınca hızla içeri girdiler.

"Kız enerji çağırabiliyor." Dedi karşısında duran kadın, yaşlı bir görünüme sahipti demek ki kurt adam değil diye düşündü.

"Nasıl anladın?" Ona hayretle bakan kadını tanımıyordu.

"Anne, gel anlatacağım." Bert kadının kolundan tutarak sağ taraftaki odaya yönlendirdi. Neler olduğunu anlamlandıramıyordu. Arka odalardan birine girdiklerinde annesi oğlunun kafasındaki soru işaretlerini giderecek kelimeyi biliyordu ama önce oğlunun konuşmasını bekledi.

“Kız enerjiyi çağırabiliyor.” Ama annesi buna zaten ihtimal veriyordu. Annesi saflık temsilcisine dair çok fazla şey biliyordu oğlu aksine. Tabii ki daha önce bir tane olmamasından kaynaklı tüm bildikleri birer ihtimaldi. Neyin ne kadar kesin olduğu bilinemezdi. Oğlu ise bu kıza dair ısırıldığı dışında hiçbir şey bilmiyordu.

“Kız saflık temsilcisi.” Annesinin ağzından çıkan oğlunu şaşırtmıştı. Annesinin devam etmesi için birkaç saniye bekledi. Bu oldukça önemli bir detaydı.

“Ciddi olamazsın. Bunu neden daha önce söylemedin?” Şimdi parçalar az çok yerine oturuyordu. Eğer kız saflık temsilcisi ise Odra’dan alınan lanet bu kızın içine bir yara olmaktan öteye gitmezdi. Ama yara hafife alınmamalı derinleşmeden merhemlenmeliydi. Verilen ceza Odra’nın ödülü mahiyetindeydi ama kimse fark etmiyordu. Bunu en başında neden kendisine söylemediğini sorguladı, bu çok büyük bir detaydı. Görev dahilinde olmasa bile bilmesi gerektiğini düşündü.

“Merak etmediğini söylemiştin.” Annesi oğluna bundan ilk başta bahsetmek hatta onu uyarmak istemişti. Odra’ya verilecek cezanın faturasının bu kıza kesileceğini bildiğinden onun yanına gitmesini istememişti. Bu kızın etrafında tehlike de olurdu oğlu. Bunu biliyordu, bunu seziyordu da annesel içgüdü ile. Oğlunu korumaya çalışmıştı hep, kıza karşı hiçbir nefreti yoktu.

“Kız bir görevdi ve onunla ilgili olan detayları değil ona dair detayları önemsememiştim.” Bu doğruydu, görevlere karşı titiz yaklaşmıştı hep. Hiçbirinin kişiliğini merak etmemiş, önemsememişti.

Daha doğrusu doğrudan kendine verilen bir görev sayılmazdı.

Ama Odra’nın ölümü merak uyandırmıştı. Ve bu merakı en iyi şekilde yenmek için bunu görev edinmişti.

“Bu bilgi görevi tehlikeye atabilecek seviyede, bunu söylemeliydin.” Annesinin kesinlikle bunu ona daha önceden söylemesi gerektiğini düşünüyordu. Söylememesinin sebebini de tahmin ediyordu.

Annesi korumacı bir kadındı, bunu özellikle yaşadığı o kara dönemden sonra daha iyi biliyordu.

Annesi fazla korumacıydı, babasız büyümüştü ama bunu hiçbir yönden hissettirmemeye çalışmıştı oğluna.

“Ne yapacaksın annene ceza mı vereceksin? Belki kanını akıtırsın?” Kadın oğlunun acımasızlığını yüzüne vurmayı sevmezdi, ağzından çıktığı anda da pişman olmuştu. Ama bazen katlanamıyordu işte, anne yüreğiydi. Oğlunu böyle görmeyi gözünde normalleştiremiyordu ne kadar denerse denesin.

Adamın bastırdığı duygular içinde kırpışırdı annesinin her cümlesiyle. İçinden o da lanet ederdi lanetine. Annesinin masumluğuna yakışmadığını düşünürdü.

Bu günün normal olması gerekirdi. Köşedeki saattin tam olarak on yedi sıfırı gösterdiğini gördü. İçine bir karamsarlık çöküyor onunla savaşmaya çalışıyordu. Ne konuştuklarını duyamıyor zihninden gelen seslere esir düşüyordu. Karanlık düşünceler büyük bir hızla onu ele geçirirken zihninde yankılanan tek bir ses berraktı. Enerji ona bakacak olanı istiyordu, içinde barındırdığı enerji evcil bir köpekten farksızdı, sürekli havlar ve ilgi isterdi.

"Ardeat." Bu sesleri engellemek adına hiçbir şey yapamıyordu. Bacakları kendinden bağımsız evin dışına koşmaya başladı. O kadar hızlı koşuyordu ki başı dönmüştü. Sesler bir anda kesildiğinde gözleri açıldı. Ormanın ortasındaydı. Etrafına dikkatlice bakamadan devreye giren sesler ile gözleri tekrar kapandı. Sıcaklığı hissetti, sıcaklığın adeta ona doğru süzüldüğünü hissetti. Sanki elini bir mumun üzerinde tutuyordu ve birazdan mumun ateşi eline çekilecek ve onu yakacaktı.

"Ardeat!" Diye haykırdığında ise tüm sesler susmuştu. Gözlerini tekrar açtığında etrafında alevler içinde kalmış ormana baktı. Bunu o yapmış olamazdı. Alevler gitgide ona doğru yaklaşıyordu. Elinde beliren sivri pençeler ile bedeninden uçsun istedi ruhu. Yakıyordu, parçalıyordu, canavardı. Dizlerinin üzerine çöktü teessür ile. Pençeleri hırsla toprağa sapladığında aklını kaçırıyor gibiydi.

Bedeninin kontrolünü kaybetmek üzereydi. Pençelerin ucunda hissettiği taş parçası daha da sinirlendirmiş ve gözünden akan yaşlar ile suladığı toprağı kazmaya başlamıştı. Eline gelen taşı kenara fırlattı, bunu neden yaptığını bilmiyordu. Sakin olmalıydı, derin bir nefes aldı. Lakin şuan tüm oksijeni içine çekse bile sakinleşemeyecekti.

Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver.

Kendini bininciye telkin ederken pençelerin gittiğini hissetti. Lakin hala yanan orman içinden canlı çıkma olasılığı düşüktü.

Toprak olmuş ellerini kaldırdı, ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Aslında bir şey demesinin gereği de yoktu. Avuç içi az önce kazdığı toprağa bakıyordu. Ellerini yanan ağaçlara yöneltti.

Alevler sönsün, orman yanmadı.

Ettiği telkinlere rağmen gözlerini araladığında hala yanmaktaydı orman. Belki de biri onunla oyun oynuyordu. Başka bir çağıran vardı ve olayı saptırıyordu. Sebepsiz buna inanmak istedi. Ellerini göğe kaldırdı. Ellerini hissetti ve hayal etti. Ellerinden gelen gücü saldı. Yağ yağmur, kurut alevleri.

Temsilci içine ekilen enerji ile sınırlarını zorlarken habersizdi tüm enerjiye ev sahipliği yapan bedeninin kilidi açtığından. Anlına düşen bir damla yağmur ile sevinçle doğruldu. Gerçekten onu boğan ihtimaller ile başarmıştı. Alevler bir süre sonra tamamen dindiğinde kendini daha iyihissediyordu. Enerjiyi hissetmişti, yorgun değildi enerjiyi içinde hissetmişti.

Enerji onun içine dolmuştu ve o enerjiyi salmıştı. Ormanın içinde hızla yürümeye başladı. Ormanın çıkışını bulduktan sonra çalan telefonu bekletmeden yanıtladı.

"Alo?"

"Meyus, neredesin?" Duyduğu ses Emir'e aitti. Duymayı beklediği bir ses kesinlikle değildi ne de şuan konuşmaya ihtiyaç duyduğu bir ses. Takip edileceğini düşünmüştü aslında yavaş yavaş alışıyor ve temkinini arttırmayı kendine tembih ediyordu.

"Numaramı nereden buldun?" Numarasını Efdal hariç kimseye vermemişti. Efdal bile numarasını oldukça büyük bir ısrar sonucu almıştı.

"Sınıf grubundan aldım. Neredesin?" Bir sınıf grubu olduğunu yeni öğreniyordu. Hala pek normale dönmemişti anlaşılan. Sınıf grubuna bile numarasının babası tarafından verildiğine emindi. Adam ona hala bir açıklama yapmamıştı. En ufak bir açıklama da bile bulunmamıştı. Bu sinirini bozmaya başlıyordu, normalde umursamazdı. Ama şuan onlara karşı sakladığı sır altında eziliyordu. Eğer büyükannesi bu kadar olayın içindeyse babasının haberi olmamasını olası görmüyordu.

"Ormandan çıktım, taksi ile eve gideceğim." Açıklama yapmak istemiyordu ama evden bir anda can havliyle nasıl çıktığı göz önüne alınırsa merak edilmesi olasıydı. Buna alışamayacaktı bu onu korkutuyordu. Aramayı kapatıp bir taksi çağırdı.

Her geçen gün bu ülkeye dair yeni şeyler öğreniyordu, birkaç taksi numarası, polis kodu. Zamanla bazı şeyleri kabul ederdi bünyemiz. Bazı şeyleri sindirirdi, dişleri üzerini iyice ezdikten sonra. Kızın dişleri artık daha keskindi ama sindirecekleri de daha büyüktü, çiğnedikçe ağzında büyürdü. Eve giden adımları birbirinin ardını takip ediyordu.

Düşünmeye harcayabileceği çok vakti yoktu daha doğrusu sahip olduğu vakit düşünerek harcayabildiği söylenemezdi. Eve girdiğinde onu şaşırtan bir manzara gördü. Babası ve annesi sessizce yağan yağmuru seyrediyorlardı. Fırtına öncesi sessizlikte savrulmaya devam ediyorlardı, yaptıkları hortuma direnmek değildi, bulutlara saldırıydı.

"Meyus, bize her şeyi söyleyeceksin."

Bölüm sonu

3 yorum