İçeriğe geç

Hilaf Alavere

Bölüm 3 · 28 dk okuma

Hilaf Alavere

Bölüm 3

2.BÖLÜM-MELÜL İSYAN I

2.BÖLÜM-MELÜL İSYAN

Bir küçük zıpladı, ikinci hopladı, üçüncü de atladı, ölen dördüncüydü.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildi, görmenin anlamı neydi o vakit? Bir yanılsama ya da daha kötüsü en ilkel fikir tohumlarıydı gördüklerimiz. Tohumu geliştiren zihnimizde onu suladığımız suyun miktarı bile etkilerdi tohumu. Bilinmezlik en derin çukurdu, gördüklerimizin tohumu olduğu düşüncelerimiz ile beslediğimiz bitki bizi bu çukurdan çıkarabilir miydi?

Asıl odak buydu. Belki de bizi çukurdan çıkaracak olan gerçekten de bir tohumdu onu nasıl kullandığımız şekillendirildi çukurdan çıkışımızı.

Belki de zihnimiz sonsuza değin o çukurda çıkmayı istemez ve tohumu kendine saklardı. Gördüklerini sulayan biri görebilirdi çiğ manzarasını.

Zihnin kendi gerçekliğinden oldukça uzaklaşmış şeyleri kendine yabancı görmesi tedirginliğini arttırmıştı.

Kendini okuduğu kitaplardan birinin içinde kurgulamıştı birkaç dakika. Gözlerini araladığında zihninde birleşen yapboz parçalarının görüntüsü onu dehşete düşürüyordu. Yerde yatıyordu bu ürkütücü gelmişti, tedirginlikle sadece düşmüş olduğunu telkin etti kendine.

Sadece bir kabus gördüğünü kendine kabul ettirmeyi denerken gördükleri bu çabalarını anlamsız kıldı, hızlı bir çığlık koy vermeye niyetlendiğinde karşısındaki silüet bunu önceden sezmiş ve evi inletecek çığlığı engellemişti.

“Şşş sessiz ol torun.” Diye fısıldadı genç adam kızın tüylerini diken diken eden bir yakınlıkta. Kızın ağzını eliyle kapamadan önce hızla kızın arkasına geçmişti. Kızın paniğini anlamaya çalışıyor lakin bu kadar çok bayılmasını normal bulmuyordu, işinin oldukça zor olduğunun farkına varırken Odra'yı iyi anmamıştı. Ağzını kapayan elin ucundaki pençeleri hatırladı ve kendini hızla geri çekti.

“Nesin sen?”

Korkuyla fısıldadı, mutasyon gibi ihtimaller zihnini tırmalarken detone olmuştu. Kızıl saçlı kız gitmişti, Meyus önce adamın onu öldürdüğünden şüphelendi lakin gerçek böyle değildi. Zaten beklemeye meyilli olmadığından sıkılması uzun sürmemişti Liren'in.

Bu kızın dayanıksızlığını görmek onu rahatsız etmişti. Bert kadar anlayışlı değildi.

“Belli değil mi?” Değildi korku dolu bakışlar içindekine. Bert sinirden sırıtmaya başladı. Karşılaşmayı beklediği manzara kesinlikle bu değildi. O buraya malzemeleri teslim etmek için gelmişti, Odra'nın kızı bilinçlendirmesi gerekirdi.

“Gerçekten bilmiyorsun, Odra ölü olmasaydın-“ Kızın yeterince korkmuş bünyesine bakıp cümlesini tamamlamadı. Kızın bu kadar ürkmesini beklemiyordu, kızın bu kadar habersiz olmasını beklemiyordu. Anlık bir empati ile kendini kötü hissedecekti neredeyse lakin bu olmadı. Sadece Odra'nın onu bu duruma sokmasından rahatsızlık hissediyordu.

Kız sürekli Odra'dan bahsettiklerini duyuyordu. Bu yabancılar büyükannesini tanıyorlardı ve bunu merak ediyordu.

Zihnini az önce gördüklerinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Kaçmak o anda aklına gelen son ihtimal bile değildi çünkü karşısındaki adamın onu saniyeler içinde yakalayabileceğini görmüştü.

“Onu nereden tanıyorsun? Büyükannemi?” Bert kadını nereden tanıdığını düşündü yüzündeki gülümseme gömüleli çok olsa da bu soru üzerine toprak atıyordu.

“Bizim Aran’ımızdı.” Kızın bu kelimenin anlamını bilmediğini biliyordu lakin açıklamamayı seçti. Biraz daha kafasını karıştırmak için bu şekilde söylemişti hatta. Kafası karışırsa hissettiği duyguların yoğunluğu azalırdı. Kız bir önceki sorusunu yenilemişti, bu kelimeye takılmamıştı. Zihni aynanda birden fazla soru üretiyor biri cevaplanmadan diğerinin merakı kabarıyordu içinde.

"Nesin sen?"

Soruyu sorarken gelecek cevaptan korkuyordu lakin cevabı istemekten de alıkoyamıyordu kendini. Zihni olayları algılamaya çalışırken yüzündeki şaşkınlık ifadesi genişliyordu.

"Anlamadın değil mi?" Anlamamıştı, zihninde dolaşan fikirler olağanüstüydü ve gerçek olamazlardı. Meyus adamın tırnaklarını hatırladı dona kaldı, gözünün önünde sergilenen perdeyi engelleyemedi.

“Meyus koş hadi.” Dedi yaşı sadece ruhuna baltalanmış kadın. Karşısında gördüğü zayıf bacaklarıyla koşmaya çalışan ufak tefek bir kız çocuğu değildi. Gördüğü siyah kabarık bir yele idi. Tek kendisinin gördüğünü herkese gösterene değin durmazdı Odra.

"Koş kızım hadi!" Kız bu cümleyle nefes nefeseyken durmuştu, nefeslenirken döndü büyükannesine.

"Ben senin kızın değilim ki." Dedi sorarcasına sesinde ki gizli inkar ile. Büyükannesi ona neden kızı desindi ki? Annesi bile ona çok sık kızım diye hitap etmezdi. Onun bir adı vardı. Meyus, meyustu.

"Sen benim kızımsın Meyus, benimsin." Demişti büyükannesi kıza, daha önce anne babası hariç hatta çoğu zaman onlar bile, onu sahiplenen pek olmazdı. Kızı korkutması gereken bu cümle içinde bunun normal olduğuna dair bir his uyandırdı. Bilemiyordu, bunları ayırt edebilecek kadar ilgi görmemişti. Büyükannesi koşmasını istiyorsa bunu yapacaktı gayesi her küçük çocuk gibi sevilmekten öte değildi.

Büyükannesinin gösterdiği noktaya koşmaya başladı, pek hızlı değildi. Onun yaşlarında ne kadar hızlı olunabilirse o kadar hızlı, belki daha yavaştı.

"Daha hızlı koşmalısın, bunu ister misin?" Başıyla onayladı kız. Küçük göğsü hızla inip kalkıyor nefeslerini zar zor toparlıyordu.

Çalışanların onu yemeğe çağırmalarını umduğundan gözü sürekli kapıdaydı. Ama çağırılmadan bırakıp gidemezdi, kendi isteği ile kimseyi bırakıp gidemezdi.

"Tabii ki istersin, sen benim kızımsın Meyus."

Kadın tüm benliğiyle sahiplenmeye çalışırdı kızı, oğlunun davranışlarından sonra bu kız onun tek umudu idi. Bu kız için oğlundan kalma paramparça umutları ve tamamen sağlam yepyeni umutları vardı. Umut fazla masum kalırdı amaç doğru kelimeydi.

"Gözlerime bak Meyus." Masum gözleri ona çevirdi. Kız büyükannesine bakarken gözlerinin yandığını hissetti belki de duygularını bastıramamış ve ağlamaya başlamıştı bu şekilde düşündü küçük kız. Bir süre gözlerini ayırmadı Odra, kızın başı ağrıdan çatlayacak dereceye gelene değin.

Kız en ufak bir kelime dahi etmemişti, sevgi arayışındaki çaresizlik kırık bir dala tutunmasına değil o dalı kendine batırmasına neden oluyordu.

"Saflık temsilcisi." Diye bir fısıltı duyulduktan sonra bırakmıştı büyükannesi kızı. Kız üzerine çöken yorgunlukla en yakınındaki kütüğün üzerine oturdu. Ne kadar büyük bir kütüktü, içinde rahatlıkla yaşanılabilir diye geçirdi içinden.

"Güzel bir kütük değil mi büyükanne Odra?" Lâkin cevap alamamıştı, kız her cevapsız bırakıldığında sorusunu yeniler cevapsız kaldığında hissettiği hisler hala hızla inip kalkan göğsündeki kalbini yaralardı.

Odra boğuştuğu düşüncelerinden kızın oradaki varlığını neredeyse unutmuştu. Kız kütüğün üzerinden kalktı ve içine bakmak için dizlerinin üzerine çöktü, içi boştu bunu anlamıyordu. Ağaçların içi boş değildi lakin yerdeki kütüklerin içi boştu.

Bu soru her zaman zihnini kurcalardı lakin araştırma zamanı da aklına gelmezdi, düşünmeyi erteledi ve emekleyerek kütüğe girdi. Boy ve kilosuna göre oldukça rahat sığmıştı içeriye lakin buradan hoşlanmamıştı.

Kütüğün içinde kazınmış birkaç figür vardı, muhtemelen ondan önce buraya giren birkaç çocuk yapmıştı. Küçük kız dışarı çıkmak için ters tarafa emekledi. Odra telaşlıydı onu kaybedemezdi. Kanı ve soyadı kendi dünyasındaki yerini kaybetmeyecekti.

O saflık temsilcisiydi, soyu onun olmalıydı, ne olursa olsun ne gerekirse gereksin. Kızı delicesine ararken kütükten çıkmak için uğraş veren bedeni gördü.

"Meyus kızım endişelendim, gel buraya." Kız kollarını açmış büyükannesine koştu, hala hızlı değildi. Kafasını kadının omzuna yasladı ve büyük bir acı hissetti.

“Bilincine yarım saatten fazla sahip çıkamıyor musun?” Duyduğu cümleye aldırış etmedi, zihninin kurmaca bir senaryoyu bu kadar gerçek düşlemesi garip gelmişti. Böyle bir anısı olmadığına emindi belki de sadece eski rüyalarından biriydi.

“İyi misin?” Kızın sendelediğini fark ediyordu, kız sanki ruhen bu dünyaya geri dönmeye çabalıyor ama tırnakları buna el vermiyordu. Tekrar düşeceği sırada omzundan yakalanmasaydı muhtemelen yere geri düşecekti. İstemsiz bir titreme kızın vücudunu ele geçirdiğinde Bert elini kızın beline doladı, kızı kolayca kaldırdı, kız oldukça hafifti, lanete göre özellikle fazla hafif kalıyordu.

Kızı yatağa bıraktı, belki bunu daha önce yapmalıydı çünkü kızın teni yerle birden fazla kez buluşmuştu. Oldukça da soğuktu.

Kenardaki şömineye birkaç odun atarak bilincine sahip çıkmaya çalışan kızı izledi, kızın titremesi dur durak bilmiyordu.

Şiddetlendiğinde kızın yanına oturdu ve elleriyle kızınkileri kavradı. Farklı bir hırsın şok etkisiyle titremesi dinen kızın gözleri kızarmıştı.

Lâkin tek damla bile yeşermemişti gözlerinde. Adam içinden lanetler ediyor bu konuşmayı yapması gerekenin kendisi olmadığını biliyordu. Kızın titremesi daha az iken usulca dudaklarından döküldü kelimeler.

"Gerçek değil mi hepsi?" Bu soruda bir kabullenmişim izleri saklıydı, Bert onu başıyla onaylandığında kız ellerini geri çekti ve doğruldu. Kabulleniş inkarın ilk aşamasıydı. Kız ne olduğunu sormuyordu artık, onun neye dönüştüğünü algılayabiliyordu zihni lakin kabullenememişti uzunca bir süre. Kabulleniş uzun evrelerle dolu bir döngüydü. Kız sakinlik evresindeydi.

Ölene dek tam kabulleniş görülemez derlerdi, alışılırdı. Belki ölümden saniyeler önce birisine kağıt kalem verilse düşünürler bu denli düşünmezdi.

"Peki bunların benimle ilgisi ne?" Sesi ürkekti, Bert kızın kendisinden korktuğunu hissedebiliyordu. Normalde korku salmak onu rahatsız etmez durumdan duruma haz bile verirdi ama o an kızın ondan korkmamasını dilemişti ki kıza kendisinin de ne olduğunu söyleyebilsin. Bu kadar zor olmasını beklemiyordu. Odra’nın herkesi eleştirirken kendisi gibi güçlü birini yetiştirmesini beklemişti.

“Senin de lanetlenmişlerden olabileceğin ihtimali çok güçlü." Kıza az önce açıklamadığı bu terimi açıklaması gerekiyordu. Bir anda her şeyi söyleyip gitmek istese de kızın bir anda kaldıramayacağını düşünüyordu. Kendisi kaldırabilmiş miydi ki?

"Ne olmam?" Kız az önce üstünde durmadığı bu kelimeyi şimdi daha çok merak ediyordu. Daha doğrusu dizginlemeye çalıştığı merak hissi daha da alevleniyordu. Alevleri uzaktan izliyordu, arada elini üzerlerine tutuyor elinden yanık kokusu gelene kadar çekmeden sabit duruyordu. Yandığında ise çekiyor ve etkisi olmayacak olsa da üflüyordu.

"Kurt hayvanından gelen lanete bulanmış olman." Bunun için onun gibi olması gerekirdi, o pençelerin yapma olmadığını biliyordu ama kendisinin de sahip olmadığından son derece emindi. Yine de gerilmişti.

İnkar çok aşamalıysa ilk aşaması kabulleniş en çok can yakanıydı. Kabullenilmeyen kuvvetle inkar edilemezdi. İnkar istenmeyeneydi.

"Odra buna tüm hayatını adamıştı biraz bile ilerleme kaydetmemiş.” Buna anlam veremiyordu Odra’nın yapacağı bir hareket değildi. Temsilci ile kafasını meşgul edip kendi soyunu ihmal etmişti demek ki, diye düşündü.

“Şuan bu açıklamalara zaman yok kendini serbest bırakmalısın dolunayda."

Kızın gözleri tekrar dondu, bu tarz şeylerin dolunayda olacağını bilecek kadar dizi izlemişti. Karşısındaki adamın dönüşmesinden korktu ve yatakta geriledi. Adamın kontrolü kaybederse ilk parçalayacağı şeyin kendi kalbi olduğunu hissediyordu ve kesinlikle mecaz bir anlam taşımıyordu hissiyatı.

"Tüm efsaneler gerçek mi?" Genç adamın elindeki iplere korkuyla baktı.

"Hepsi değil." Şuanda bir gerçeklik içinde bulunduğunu telkin etti kız kendine. Ama bu işe yaramıyordu, hala bir rüya da gibiydi.

Bunların gerçekliğini algılayamıyor, tepkisizliğinden tepki veremiyordu. Tepkisizliği çocukluğuna dayanırdı. Ani bir olayda kılını dahi kıpırdatmazdı bazen.

Aldatıldığını öğrense yüzünde tek mimik oynamazdı. Duygusuz değildi, içinde olan yıkımı yansıtmamayı iyi öğrenmişti. Küçük Meyus’un düşürdüğü çatalın sesine ani ve korkutucu tepkiler veren babasından sakınması gerekmişti. Sessizleşmişti, sinmişti içine.

Babası fena bir adam değildi, sadece ani tepkiler onu tetikliyordu. Meyus bunu çocukken ağzına acı gelen yemek tadıyla anlamıştı.

Çatalına dört parmağını da sarmıştı yıllarca biri etrafına iki kol dolanmadığından.

"İpleri koparamazsın rahat ol." Kız o anda kendisine yapılanı anlıyordu. Bert açık açık kızında onun gibi olduğunu söylüyordu.

Kendisini sorgulayan zihin inkar aşamasını bitirememişti dahi.

"Gerçekten rahatladım." Zihninde dönen sorular boğazında düğümleniyordu buna rağmen içindeki çığlık ağzından kaçmış ve evi inletecek bu çığlık bir kükreme gibi çıkmıştı, kız kendinden korktu. Verdiği bu büyük tepkiyle kendini tokatlamak istedi ama bu sefer yanağına bir tokat yememişti. Karşısındaki adam babası değildi ve tepkisini aşırı bulmuyor gibi gözüküyordu gözüne.

Kendinden iğrendi, geriledi kendinden daha çok korktu. Ellerine baktığında gördüğü tırnaklar ona ait değildi.

Elleri bağlandığında bunu engellemek istedi kendisini savuruyor ondan kurtulmaya çalışıyordu.

Ellerinde hissettiği ıslaklık ile duraksadı, kanın yoğunluğunu hissetti ellerinde. Elleri ve ayakları bağlıydı, iplerin derisini ezdiğini hissediyordu. Karşısında artık az çok seçebildiği silüet değişmemişti. Bert dudağının kanını sildi, bu kız onu gerçekten uğraştıracaktı.

Sessiz ve masum bir görüntüye sahipti kız, lanet ile evrildiği formu da pek asi değildi tam da bu sebepten uğraşacağı su götürmezdi.

Kızın formunu almasını yavaşça bekledi. Tüm kemikleri evrim geçirdiğinden acı iniltileri gitgide artıyordu.

Kız aklını yitirmek üzere olduğunu hissediyordu, iplerden kurtulmaya çalıştı. Kemiklerine saplanan ağrı ve kırılmaları iliklerinde hissetti. Vahşileşiyor, ipleri sökmeye çalışırken birçok kez kendi kanını tırnaklarında daha doğrusu pençelerinde hissediyordu.

Pençeleri uzadı, kemiklerinde kırılmalar azaldı, saçları güçleşti ve nihayetinde gözleri parladı. Siyah ve beyaz birbirini ortaladı, kendi kanıyla boğuşan kızın gözleri bu iki renkte parladı.

…

Kız çırpınmaktan ve dönüşümünden bitap düşmüş bir şekilde yerde uzanıyordu. Adam kızın eski haline dönen bedenine işkence eden ipleri çözdü. Kendini kontrol etmeyi öğrenmesi gerekiyordu kızın. İplere önlem olarak annesinin hazırladığı bitkilerin esanslarını eklemişti.

Bu sayede kızın teni ne kadar zarar görse de iplerden kurtulmayı başaramamıştı. Parmaklarını yavaşça kızın aşınmış bileklerine doladı, bitkilerin de etkisiyle çok canı yanmış olmalıydı. Kızın bileklerini sarmayı bitirdiğinde kız kendine gelmişti. Gözleri onunkiler ile buluştuğunda dikkatini çeken detayı hatırladı.

Beyaz ve siyahın yoğunluğunun karmaşası. Bu göz rengi görülmezdi, görülen renkler turuncu, gri ve hakiden ibaretti.Bert Odra'nın bir şeyler bilerek öldüğünü seziyordu lakin kadın ölü olduğundan bu sezgileri anlamsızdı. Bert Odra'nın bir günah tarafından ölümünün getirildiğine inanıyordu.

"Hayır, hayır, hayır!" Kız nefes nefeseydi, bedeni yorgunluktan bayılıyor lakin onu sakinleştirmiyordu. Attığı çığlıklar korkuya bulanmıştı. O denli korkuyordu ki kendinden, tepki vermesi korkutmuyordu onu.

Kurduğu cümlelerin sonunda nokta değil ünlem beliriyordu, yakarıyordu. Genç kız kendinden korkuyordu. Kız inkar evresinin sonuna geçmişti zihninde, hatırlayamadığı anılar inkarı çok öncesinden beri tatmıştı. Afallama ve bitişi yaşatan kabullenme. Kendisinden duyduğu nefret bedenini söküp atmak istemesine sebebiyet veriyordu. Ruh bedene dikiliydi, kız bu ipleri sökmeye uğraşmıştı.

“Şşş sakin ol.” Bu işin kendisine bırakılmasından bir kez daha nefret etti. Birini ısırmak sorumluluktu, Odra bunu neredeyse hiç düşünmezdi. Bu sorumluluğu yine sırtlanmamıştı. Bert yine bu sorumluluğu omuzlarında hissediyor altından kalkmaya çalışıyordu.

Kız bağırmayı keserken nefesi düzene giriyordu.

“Sakin ol.” Gerçekliği sorguladı kız tekrar tekrar ve karşısında beliren buhar bulutuna baktı, büyükannesinin silüetinden buhara. Bir sesleniş duydu, ne dediğini seçememişti gözleri büyükannesinin dalgalanan gözlerine dikti.

“Korkma Meyus, ne olduğundan ne olabileceğinden.” Demişti büyükannesi sevgiye aç bakan gözlere. Kızı kendine bağlamak istiyordu.

“Sen benimsin kızım. Sen benimlesin.” Artık korktuğu tek şey kendisi değildi, üzerine gelen buhardan kaçmak için geriledi.

Karşısındaki kişiye tek kelime edemedi dili adeta lal kesilmişti. Buhar içine işliyordu, içine aldığı buhar olmuştu.

“Sen öldün.” Sesi ruhani çıkmıştı, ona yakın buhar bulutu duruldu.

“Bunu kim yaptı biliyor musun?” Bu cümle kadının öldürüldüğünü vurgular nitelikteydi. Ölmek ve öldürülmek sonu aynı kapıya açılan farklı koridorlar. Birinin penceresi var diğerinin ise yok. Babaannesinin öldürüldüğünü anladı bu cümleden, bunu bile bilmiyordu genç kız hiçbir şey bilmiyordu.

“Git lütfen.” Aklını yitirdiğini hissediyordu, bunu fark etti, Odra kızın en zayıf anında yakalamıştı onu yine. Buhardan dudaklarında beliren bir tebessüm müydü gördüğü yoksa buhar bulutunun dağılışı mıydı emin olamamıştı kız. Kız sanki buhar doğrudan bünyesinin dayanağıymış gibi yastığa devrildi. Odra aslında orada yoktu, buna yetkisi ve izni olamazdı lakin kız o anda ona erişmek istemişti, isteği geri çevrilemezdi.

"Lanet gelsin, sen iyi misin? " Onu duyabildiğini o an fark etti. Kız kaşlarını çatmıştı, dakikalardır transa girmiş gibi dikilen kızın gerçekliği algıladığında rahatladı.

"Gitti." Söyleyebildiği son kelime bu olurken zihni onu tekrar karanlığa gömdü. Düşünceleri ve istekleri kesişip kızı harcıyordu. Sarf ettiği enerji ona ait miydi ki? Temsil edene mi aitti kıyafet yoksa tasarımcısına mı?

Kız dirençsizdi, sürekli olarak bilincini yitiriyordu. Bir süre daha buradaydı genç adam en azından sabah olana kadar. Yatağın kenarına oturdu tekrardan, kızın bedeni yatağın diğer ucundaydı. Kızı ilk defa inceleme fırsatı bulmuştu. Güzel lakin buruk bir yüze sahipti, hüznü kendine ev edinmiş gibiydi. Daha önce hiç gülümsemediğinin düşünülebileceği kadar pürüzsüzdü teni. Kanla ıslanan siyah saçları her yere dağılmıştı. Ailesi eve birkaç saat sonra geldiğinde onları oyalamak için

Liren’in yapacağı sahte kazanın işe yaradığını anladı. Eve gelmelerinin üzerinden saatler geçse de ikisi de kızlarını kontrol etmeye gelmemişti. Saatlerce farkında olmadan izledi onu. Düşünceleri kapalı bir kutudan farksız zihninde uçuştu güneş doğarken. Kızı son kez kontrol ettikten sonra camdan çıkmadan fısıldadı.

"Görüşeceğiz gül güzeli."

…

Dünden kalan bir baş ağrısı eşliğinde gözlerini araladı. Olanları gerçekliği zihninde hızlıca yenilendi. Kocaman odasında yalnızdı, rüya olmasını istedi lakin şöminedeki küller ile bu isteği boşa çıktı. Kandan birbirine yapışmış saçlarını kaşıyarak doğruldu. Elini yüzünü yıkadıktan sonra bileğindeki sargılar dikkatini çekti, onları hatırlamıyordu.

Üzerinde ağır bir kan kokusu vardı, vücudunu suyun altına bırakmadan sargılardan kurtuldu. Bileklerinde gariplik yoktu, niye sarıldıklarını anlamlandıramıyor ve hatırlamıyordu bir deja vu yaşadığını hissediyordu. Suyun altındaki bedeni titredi, saçlarındaki kuru kalıntılar ayaklarının yanında düşerken suyu üzerlerine tutarak giderden akmalarını izledi. Kan parçacıklarını kazıdı saçlarından.

Eline döktüğü şampuan yeterli gelmiyordu. Kan pıhtıları saçlarından dökülse de zihninden ayrılmıyordu.

Üzerini giyinmek üzere banyodan çıktı, hareketleri o denli yavaştı ki ne yapması gerektiğini bilen ve uygulayan bir robottan farksızdı. Simsiyah giyinmişti, cenaze için ziyaret bile gelmişti aksi yakışmazdı değil mi? Bedeninden nefret ediyordu, dünün hatıraları içini parçalıyordu tenini parçalamak istemesine sebep oluyordu.Okul için üniformalar olduğunu fark etmişti lakin bunu umursamıyordu. Hiçbir şey olmamış gibi okula gidecekti. Yapabileceği hiçbir şey olmadığını hissediyordu.

Ellerindeki ipler çözülmüş yaraları sargılamıştı lakin asıl zehirli ipi şuan boynunda nefesini kesmek üzere olduğunu hissediyordu. Buradaki insanlar ile aynı dili bilmemesi onu biraz da olsa kurtarıyordu.

Dün gelenler ile iletişim kurmuştu lakin takip edildiğini bildiğinden buralı olmadıklarını düşünüyordu. Saçlarını kuruttu, suyla arındırmış olsa da kanı hala hissedebiliyordu. Saçlarını kuruttu onları ıslak hissetmek istemiyordu. Efsanevi derecede epik olan şeylerin gerçek olduğuna inanmazdı. Babası da inanmazdı.

Öyle ki babasından bir masal dahi dinlememişti. Babası inanmazdı yedi cüceye, saçları o denli uzun olan kadına onun gençleştirdiğine. İnanmazdı uyuyan bir kadının bir öpücükle uyanabileceğine ya da bir kurdun beden değiştirebileceğine.

Aşağıya inerken yüzü son derece sakindi, tepki veremiyordu. Duruyordu her şey etrafında dönüyordu ama o tepki dahi veremiyordu.

Meyus bunu bilirdi. Tepkilerini patlayış noktasına kadar içinde tutmayı, patlayış noktasında yalnız olmayı. Mutfakta kahvaltı eden ailesini gördü. Normal göründüler günler sonra gözüne. İkisi de ellerindekilerle ilgileniyordu, başka bir şey ile değil.

Karnının acıktığını hissediyordu lakin yemek yemeyecekti. Sebeplerine bağlanmıştı, ayrıca ailesinin onlara karşı tavır aldığını düşünmeleri de işine gelirdi. Güçlü olmak istemiyordu, enerjisini kazanmak istemiyordu. Kendisinden korkuyordu, gördüklerinden.

“Aç hissetmiyorum.” Ağzından çıkan yalan eşliğinde evden ayrıldı. Okula yürüyebileceğinden emindi ama bazı şeyleri reddetmek değil, defetmek istiyordu.

Patika yolunu yürümek bugün oldukça yormuştu onu. Yolda gördüğü bir taksiye el ettiğinde araba hızla yanına yanaşmıştı. İşlerin burada nasıl işlediğinden pek emin değildi, taksi okulun önünde durduğunda taksimetreye baktı ve bilmediği para biriminde takılı kaldı. Bunu düşünmemişti. Adamın dilini bilip bilmediğinden emin olamadı ve telefonun çeviriye baktı.

“Dolar ile ödeme yapılır mı?” Çevirinin mekanik sesini duyan adam ilk defa arkasını döndüğünde kız gerildiğini hissetti.

Adamın bakışları rahatsız ediciydi yüzündeki tebessüm de bunu daha masum kılmıyordu. Adamın onun yabancı olduğunu anlamasını umdu ama bu adamın zaten bildiği bir şeydi.

"Kan ile de yapılır küçük kız." Adamın ne dediğini anlamasa da yüz ifadesini beğenmiyordu. Duyduğu cümleyi çeviriye yazamadan araba hareket etti.

“Durun gelmiştik.”

Lakin araba durmuyordu söylenilen cümleyi harfleri seçebildiği şekilde çeviriye yazdı. Gördüğü bir kaç eksik kelime kanının donmasına yetmişti. Arabanın kapılarını zorlasa da bu bir işe yaramamıştı.

Korku ve panik vücudunda aynanda ses verirken aynadaki görüntüsüyle göz göze geldi. Kendi gözlerini gördü. Aynı anda ona bakan adamda gördüğü gözler ile paniklemiş ve arabayı durdurmuştu. Bunu fırsat bilerek kapıyı zorladı kız, fazla kuvvetliydi kapı aniden elinde kaldığında artık tamamen kendinden korkuyordu.

Arabadan hızla kaçtı, peki kendinden nasıl kaçacaktı? Elindeki kapıyı bıraktı, yere düşüşün çıkarttığı gürültülü ses onu ürküttü. Araba bir kapısı eksik bir şekilde gözden kaybolurken doğruldu, içinde birkaç defterden fazlası olmayan çantası arabada kalmıştı.

Önemsizdi, eve dönmeliydi lakin şuan nerede olduğunu dahi bilmiyordu.Telefonu elindeydi. Konum kısmından nerede olduğuna bakmayı düşündü telefonu elinden alınana kadar bunu yapabilirdi.

“Burada ne işin var?” Duyduğu sesi tanıyordu.

“Sen.” Korkmuştu bir kez daha. Kendinden, yapabileceğini düşündüklerinden korkmuştu.

Kız tökezlediğinde ondan destek aldı, genç adam sadece doğrulmasına yardımcı oldu ve geri çekildi. Kızın içine gömdüğü tepkiler

boğazında düğümleniyordu, kız o düğümlere rağmen çığlık atmayı denese bu acınası dururdu böyle düşünüyor daha fazla susuyordu.

“Beni bu hale kim getirdi?” Sorarken istemsizce ellerini göstermişti adama.

“Odra.” Adamın cevabı netti, tereddütte dahi düşmemişti. Bunu istemedi, bundan kaçamadı, bununla yaşayacak mıydı? Bu bir

muamma idi gözünde.

"Burada olmamalısın."

Onun gözlerini görmüştü ve dün onu evinde bırakıp gitmişti, ne olduğunu öğrenmeden ondan uzak durmak en iyisiydi. Bir ay kadar

malzeme ihtiyacı da olmayacaktı.

Yani normalde böyle olurdu ama bu kızın durumunda daha doğrusu durumu yönetememesinde bir farklılık vardı. İçindeki isteksizlik

ile evrimi kısa zamanda tamamlamayacağı ortadaydı.“İsteyerek gelmedim.” Karşısındaki adam sorularını yanıtlıyordu lakin o anda zihninde doğru soruları seçemiyordu. Ne yapması

gerektiğini bilmiyor sadece dikiliyordu. Bir anda büyükannesinin ölüm haberini almıştı, aniden ülke değiştirmişlerdi ve mantıklı bir

açıklama da bulunan yoktu. Bedeniyle ilgili söylenen karmaşa vardı ve hepsi onu boğmak üzereyken çırpınamıyor sadece dibe

batmayı bekliyordu. Bert'in beklemediği bir anda koşmaya başladı, arkasından koştuğunu hissettiğinde önce başlaması bir avantaj

değildi.

“Bırak peşimi.”

Onu duyabileceğini biliyordu. Lakin duysa da dikkate almadı genç adam. Meyus aniden durduğunda bunu hesaba katmamıştı ki bir

saniye daha koştu ve kıza koz verdi. Kız bunu fırsat bilerek yanında koştuğu ormana daldı. Çalılar tenine ufak kesikler açıyor, saniye

süren acı eşliğinde yok oluyordu. Bir kütüğe çarpıp yere düşene kadar koşmuştu. Yerde oturuşunu sonlandırıp çimenlere yattı, uzun

süre sonra bedeni güçsüzlüğü tadıyordu, yorulmuştu. Uzun süredir yeniyordu.

"Beni yalnız bırak." Ona doğru geleni engellemeyi amaçlamıştı. Bert durmadı, kız ne yapacağını anladığı an tekmesini karın

boşluğuna geçirdi, lakin bu bir sinek ısırığından farksızdı ve kimseyi etkilemezdi. Bacakları yorgunluktan titriyordu, kim bilir ne

kadar koşmuştu. Ayrıca yeterli besini de almamıştı vücuduna.

"Rahat dur, kilometrelerce koştun." Adam kızı yavaşça kucakladığında bu sefer itiraz edememişti. Gücü buna yetmiyordu. Ormanın

içinde yürüyerek bir yere gidiyordu. Meyus karşısındakine bakmak istemediğinden kafasını geriye vermişti. Her şeyi ters görüyor

ama ormandan çıkmadıklarını anlayabiliyordu.

“Başını yaslayabilirsin ceset taşıyor gibiyim.”

Benzetmesi yerli yerinde olmuştu, bu şekilde durmaktan başı dönen Meyus itiraz etmeden denileni yaptı. Acaba kaç tane ceset

taşımıştı diye düşündü adam hisse aşina olduğunu açıkça belli etmişti. Onun gözlerini üzerinde hissedince kız hızla gözlerini yumdu.

Çok sürmeden durduğunda, Meyus gözlerini araladı. Eski lakin içinde yaşam olduğu belli olan bir ev gördü, oldukça büyüktü belki

de üç katlı bile olabilirdi.

“Buradaki eski konaklardan.” Ormanın ortasında, kız uçmaz kervan geçmez bu yerde neden böyle büyük ve gösterişli bir yapı

olduğunu sorguluyordu kız.

“Buralı mısınız?” Bu sorunun cevabını kendince bilse de emin olmak istemişti.

“Hayır.” Adam ne kadar kızı cevapsız bırakmamaya çalışsa da konuşkan biri sayılmazdı yerine göre. Gücünün az da olsa bir kısmını

dinlenerek sağlamıştı bu sebepten hızla ayaklarını yere bastı. Bert evin kapısını çaldığında kızı hemen ardında hissediyordu. Kızın

kalbi o denli hızlı atıyordu ki ne kadar sakinleşse de içinde ki nefret ve korkunun bitmediğinin en büyük kanıtıydı bu. Liren kapıyı

açtığında neşeli gözüküyordu. Yeni bir eğlence bulmuştu kendine.

“Meyus hoş geldin.” Liren kapıyı ardına kadar açtığında Bert hızla gitmişti içeriğe. Lakin ona hoş geldin diyen ses Liren'e ait değildi.

Sese dönerek gördüğü yüz beklenmedikti.

“Emir?” Onun buradaki işini çözmeye çalıştı, inkar evresini çoktan atlamıştı.

“Neler bilmiyor da buralara kadar geldi?” Kız dili bilmediğinden kurulan cümleyi anlamamıştı.

"Bert her şeyi açıkladınız mı?"

"İhtiyaç olmadı." Kız bayılmadan birkaç dakika dahi geçirmemişti üstelik kızın verdiği tepkilerde aklını karıştırmıştı.

Kız ne konuşulduğunu anlamıyor lakin ondan bahsedildiğini hissettiği için rahatsız hissediyordu.

“Lütfen İngilizce konuşun ya da kendinize oda tutun.” Emir ona ufak bir tebessüm ile onay verdiğinde kız neden burada olduğunu

sorguluyordu.

“Sende mi?” Sorusu garipti Emir buna tebessüm ederek cevap verdi.

“Evet bende.” Kızın alışma ve yadırgama sürecinin uzun olacağını biliyordu. Kendisi ilk öğrendiğinde nereyse bir yılı aşkın hor

görmüştü bunları. Liren konuşmanın saçmalığını fark etmişti, dış kapıyı kapattı, elindeki kahve dolu kupayı kıza uzattı.

"İç." Meyus elindeki bardak ile karşısındaki kıza bakıyordu. Anlamadığını sormazdı, nedenini sormazdı. Merak içini kemirir ama o

onu yutardı.“Sence seni öldürecek olsam bunu kansız bir şekilde halletmek ister miyim?” Açıklaması kızı ürpertirken haklı olduğuna emindi. Bu

insanlara güvenmemesi gerektiğini biliyordu, ama onu öldürmek olsaydı amaçları bunu onu gördükleri ilk anda yapabilecek

güçtelerdi.

"İç, asabi kızıla bakma." Sıcak kahveyi kafasına dikti, tadı daha önce içmediği bir aromadaydı. Kahve sevse de bu midesini

bulandırmıştı. Hafifçe titrerken kupa elinden alındı.

"Teşekkürler." Refleks olarak ettiği bir şeydi bu yoksa minnet duymaktan çok uzaktı. İsmi yabancı değildi, kız daha önce bu ismi

duymamıştı. Tüm dünyada varlar mıydı?

"Tüm dünyada varla-"

"Lanetliler. Kendi türünden ismiyle bahsetmeyi öğrenmelisin." Bert'in bu beklenmedik çıkışıyla ona döndü. Lakin sakinledi, tepki

vermedi ve omuz silkti. Buraya neden getirildiğini bilmiyordu ama bu boşluğum ortasında daha fazla durursa tepki vermesi

gerekebilirdi.

“Kendinize böyle demekten gurur duymanız acınası.”

“Şuna bak konuşabiliyormuş.” Bu kadında ona ürkütücü gelen bir şeyler vardı. Bu belki duruşundan kaynaklıydı belki de

bakışlarındandı.

“Tıpkı normal bir insan gibi.”

“Hala böyle olduğunu düşünmen daha acınası.” Bu kızda kesinlikle onu iten bir şeyler vardı.

"Ben gidiyorum." Ne yapacağını bilemiyordu ve bunda hakkı olduğunun odadaki herkes bilincindeydi. Evden çıktığım da nereden

gitmesi gerektiğini bilemiyordu.

"Bende öyle tahmin ettim." Kafasını onun hemen ardından çıkmış Emir'e çevirdi.

"Yolu gösterebilirsin." Genç adam bir süre kıza baktı, kızın tepkisizliğini anlamlandıramıyordu. Şimdiden hepsini öldürmeyi

denemeliydi. Kız aslında tepkisiz sayılmazdı sadece bunu yansıtmada iyi değildi ve daha hazmedemediğini hissediyordu.

"Koş aksi takdirde uzun sürer." Kız koşabileceğinden emin değildi ama bedenine zarar verecekse bunu yapmaktan geri

durmayacaktı. Kız doğaüstü bir hızda koşan çocuğun peşine takıldı.

"Benimle lanetli olduğumdan mı konuşmaya karar verdin?" Nereye gönderme yaptığı anlaşılıyordu. Konuşmayı hala sevmiyordu

ama şuan öğrenebileceği en ufak bilgiye bile ihtiyacı vardı ve ne sorması gerektiğini bilemiyordu. Soruları yoktu cevap vererek

cevap istiyordu.

"Sadece ihtiyacım olduğundan. Söylediklerinizin farkında mısın?" Koşmasına rağmen gayet rahat bir solukla sohbet edebiliyordu

Emir. Lakin Meyus nefesini toplamakta zorlandığını hissediyordu. Bu acı çektirme hissini daha fazla hissetmek istedi, gördüklerini

lanetlemek istedi. Kendini lanetlemek istedi, bedeninden kurtulmak. Ruhunu evinden ayırmak istedi ama ev bir kaptan ibaret değildi.

Daha da hızlandı koşması, fark etmeden yanındakini geçtiğinde durmadı ve daha da hızlandı.

“Meyus hızlı ol, hızın olmaz ise bir hiçsin.” Kelimeler küçük kızın ruhuna saplanıyordu adeta. Fazla masumdu, bu kelimeler belki de

bu sebepten ağır geliyordu ona. Büyükannesi sadece koşmasını istiyordu, kızın bacaklarında takat kalmamıştı. Kendini yarış atı gibi

hissediyordu, bu hoşuna gitmedi. Bir süre sonra düşündü kendince, yarış atları koşmalarını isteyenlerin en yakın dostu olmaz mıydı?

Belki o da büyükannesinin en iyi dostu olurdu. Koşmaya devam edecekti, titreyen bacaklarına rağmen.

“Koş hadi küçük kurt.” Odra yarış atını hazırlıyordu onu en iyisi yapacaktı belki ya da iyi bir miktara verecekti. Odra işlediklerinin

boynunu bükmesini engelleyecekti.

Duraksadı, hızla koştuğundan dengesini kaybedip yere düşmüştü.

"İyi misin?" Yanına gelen endişeli sesi başıyla onayladı. İyiydi, sadece başı dönmüştü. Etrafa dikkatli baktığında neredeyse evin

önüne geldiklerini gördü. O kadar ağacın arasından nasıl geçmişti hatırlamıyordu bile ama kıyafetindeki delikler sandığı kadar kolay

olmadığının işaretiydi. Emir'in kendisine bir soru daha sormasına izin vermeksizin eve girdi. Yorgundu, titreyen dizlerini kontrol

edemedi. Doğaüstü güçteydi lakin doğa besinsiz bir hiçti. Doğa enerjisi olmadan bir hiçti, doğadaki enerji her şeyin hükümdarıydı.

Enerjinin hükümdarı ise en saf olandı.

Anne babasının evde olmamasına sevinmişti, buzluğun üzerine ilişmiş notu okudu. İkisinin de iş görüşmeleri olduğundan

bahsediyordu. Onlara yalan söylemek istemiyordu, onların aksine. Bildikleri bir şey olduğunu düşünmüyordu ne annesi ne babası bu

tarz şeylere inanmazdı. Odasına gittiğinde öncelikle duşa girip temizlendi. Bedenini kirli hissediyordu, bu beden kirliydi. Üzerindekikalın bornoz ile kocaman yatağına yöneldi ve hızla yorganın altına girdi. Bu kocamanlığı sevmiyordu. Küçük odasını özlemişti,

uykusu yoktu daha öğlen vakti olmasına rağmen perdeleri kapalı bu oda oldukça kasvetliydi. Başı ağrıyordu, açlık içini kaçırırken

bedeni adeta kendi içini yiyordu. Bir ekmek parçasına muhtaç vücudu en son içtiği kahvenin ağırlığıyla kasılıyordu.

“Koşmayı kes Meyus!” Duyduğu sese rağmen durmadı, bunu yapabilirdi. Koşabilirdi, titreyen bacaklarını zorlamaya devam etti. Ta

ki sert bir bedene çarpana değin.

“Ah saf temsilcimiz ve-”Gözlerini kızın titreyen bacaklarına indirerek devam etti.

“Güçsüz bacakları.” Ufak alaycı bir kahkaha duyuldu. Kız karşısındaki yabancıya bakıyordu. Bu yabancı uzundu, kız bu yabancının

gölgesinden çıkmak için süründü yerde.

“Ne yapacaksın Odra? Onu dönüştürebilecek misin? Ya da oğlun gibi bir hüsrandan öteye gidemeyecek mi?” Savs lafını sakınmayı

sevmezdi, en iyisi yetiştirmişti onu. Küçük kız bacaklarında hissettiği yüzeysel sızı ile düştüğü yerden kalkamıyor karşısında

büyükannesinden bile genç duran kadına bakıyordu.

“Ne olduğunu biliyorsun, cezan ağır olacaktır.” Kadının saçları güneşin etkisiyle alev alevdi. Ayaklarının dibinde gölge içinde

yaşayan kıza bakmıyordu. Gölge rahattı diye kıskanıyordu ama hiç o karanlığa girmemişti. Yanlarına gelmiş büyükannesinin

ayaklarına yanaşmaya çalıştı küçük beden.

“Sen öyle san.” Kızın son hissettiği ağrı yorgun bacaklarına ait değildi.

Korku ile gözlerini araladı, bilinçaltındaki sanrıların gerçeklik hissi onu ürkütüyordu. Babaannesini bu kadar çok hatırlamıyordu,

özellikle son günlerde gördüğü sanrılardan sonra sadece kendisinden nefret etmiyordu. Bu bedene hapsolmuştu, onu istemiyordu

lakin vereceği tepkiler sanki sınırlandırılıyor ve içine gömülüyordu.

"Uyandın." Duyduğu ses ile iki kat irkildi, sıcakladığından açtığı yorganı hızla açıkta kalan bacaklarına çekti.

"Burada ne yapıyorsun?"

"Kendini koruyamıyorsun." Sesinin altında gizli ukala bir ton vardı.

"Sizden mi?" Kendini ortaokulda saçma bir kavgada gibi hissetti. Vereceği tepkileri dizginleyen beyni saçmalamak dışında iki kelime

dökemiyordu kızın dudakları arasından.

"Korunmaya ihtiyacım yok dolunay geçti." Korunması gerekmiyordu, başkalarını korumalılardı. Zarar verebilecek olan kendisiydi bu

sebepten bu bedenden daha çok nefret edecekti. Kendini sevmemek daha da ötesi nefret etmek birinin kendi sonunu getirmesinin en

kolay yoluydu.

"Bugünkü taksici eve yerleştiğinden beri seni takip ediyor ama ruhun dahi duymadı." Buna şaşırmıştı çünkü gerçekten de fark

etmemişti.

"Siz daha farklısını yaptınız çünkü? Sizin niyetinizin iyi olduğunu neden düşünmeliyim?"

"Bizden de şüphe etmeyerek kendini korumadın ama." Haklı olması üzerine kız yüzünü buruşturdu. Liren'e ilk gördüğünde

kendisinden hoşlanmamıştı lakin onu takip ediyor olabileceği aklının ucundan dahi geçmemişti.

"Pekala, yine uzaktan izle o zaman." Kısaca gitmesini vurguluyordu lakin bu vurguya dikkat eden olmamıştı. Dakikalardır ayakta

dikildiğinden yatağın kenarına oturdu. Kız yorganı daha fazla üzerine çekti.

"Gidebilirsin, sadece uyuyacağım" Uyumak istemiyordu, bilinçaltı onu rahat bırakmayacaktı. Bilmediği karşısındakinin de bunun

farkında olduğuydu. Kızla konuşmak istiyordu bu onu anlamasında yardımcı olabilirdi. Etrafı yakıp yıkmak ve parçalamak istemesi

gerekiyordu bu kızın tek yaptığı ise durmadan bayılmaktı. Bunu anlamlandıramıyordu, ne kadar iyi bir insan ve de güçlü iradede

olursa olsun bunu kontrol edemezdi ilk zamanlar, edememesi gerekirdi.

"Gül güzeli."

"Bana o şekilde seslenme." Verdiği anı tepki ile kendi de şaşırdı, sanrılar onu rahatsız ediyordu. Sesi istediğinden çok daha yüksek

çıkmıştı. Sinirleri bozulduğundan ona arkasını döndü, sıcaklasa da yorganı üzerinden atamıyordu.

"Sıcaklıyorsun." Aldırmayarak omuz silkti kız. Karnı açtı lakin bunu bastırabiliyordu. Boş midesi suyu kabul edip bir süre daha

oyalanıyordu."Gitsen mi artık?" Bu sefer omuz silken karşı taraftı. Daha fazla sıcaklarsa ateşi çıkacaktı, bunu düşünmemeye çalışarak yorgana

daha sıkı sarıldı. Yorgan aniden üzerinden çekildiğinde eliyle tuttuğu kısmı parçalamıştı. Üzerinin açılmasından ziyade parçalanmış

yorgana bakarken korkuyla geriledi.

"Bunu-" Ellerine baktı, pençeleri gördü, korkuyla salladı ellerini, geçsinler istedi her şeyden çok. Paramparça etmişti. Koparmıştı

yorganı. Pamuklar saçılmıştı etrafa. Ama kanla parçalanmışlardı. Kız ellerine geçirdiği tırnaklar ile kan akıtıyordu.

"Sakin ol." Elleri sivri pençelere ev sahipliği yapan elleri kavradı ve yavaşça okşadı, sakin olmazsa geçmeyecekti. Dingin bir halde

olması lazımdı. Delirdikçe daha da güçlenirdi. Bu bir virüsten farksızdı. İkinci formun aklı ya da mantığı olmazdı, birincisini kıskanır

ve direnmez isen onu kaybetmen için uğraşırdı.

"Sakin olursan geçecekler." Kız derin bir nefes aldı adam Odra'ın bu kıza bu kompleksi verip tüm işi ona bırakmasına sinirliydi.

Kızın bu denli kabullenememesi de anlamsız geliyordu. Daha önce böyle bir durumla ne karşılaşmış ne de duymuştu.

"Geçin lütfen, gidin." Kızın gözünün de daha fazla siper alamayan yaşlar yanaklarından süzüldü. Açlıkla kavruldu içi, harcadığı

enerji onu içinden yiyordu. Bedenini içindeki yanma onu kurt formuna daha çok bürüyordu.

"Derin nefes al." Sadece denileni yaptı, normale dönmek istiyordu.

Birkaç nefes sonrası zihnini boşaltmayı denedi. Vahşeti düşünmedi rüzgarı düşünmedi bulutlara baktı, yorganındaki pamuklara onlara

uzandığında elleri normale dönmüştü, bulutlara zarar vermeyecekti.

"Oldu gittiler." Kız sevinçle ellerini zarar veremeyeceği pamuklardan kaldırıp genç adamın boynuna doladı. Küçükken ne zaman bir

şey başarsa koşup annesine sarılıp anlatmak isterdi çoğu zaman elinde eldiven olan ve ona yaklaşmayan annesine. Elindeki

kimyasallar ile kızı ile arasındaki bağları eriten annesine. Bu konuda tepkilerini gizleyemiyordu ya da aza indirgeyemiyordu çünkü

bunu istemiyordu. Her seferinde annesine koşmuş ve eli boşta dönse bunu yapmaktan asla vazgeçmemişti.

Vermesi gereken ağır tepkileri bazen törpülerdi, bu duygularının üzerine çökerdi ve adam bunu anlayabiliyordu. Yaşamıştı. Verdiği

tepkinin fazla olduğunu düşünerek kendini geri çekecek iken ellerini belinde hissetti.

"Sakin kal, nefes alışın hızlandı." Duyabildiğini tahmin etmeliydi, belinden destek vererek yatmasına yardım ettiğinde kız itiraz

etmedi. Kız onun kalp atışlarını duyamıyordu, bunu merak etse de nefreti hemen kendini belli etti. Derin bir enfes aldı, adam kızın

üzerini parçalanmış yorganı ters çevirerek örttü. Verdiği tepkileri büyütmemeye çalışıyordu.

Öğrendiği şeyler üzerine az gelmemişti, tepkilerini yavaş yavaş veriyordu. Kız uykusu olmamasına rağmen gözlerini yumdu.

"İstemiyorum onları, beni zincirle kimseye zarar vermeyeyim lütfen." Çaresizdi, yalvarmaktan nefret eden kız durmaksızın

yalvarıyordu.

"Sakin ol, kimseyi istemeden incitmeyeceksin." Telkinleri kızı geçicice olsa bir süre sonra sakinleştirmek başarmıştı ya da kızın

bedeni uyanık kalacak enerjiye dahi sahip değildi. Ya da sahip oldukları ve erişmeye çalışmadıkları aynıydı.

Kız uyumuyordu, gözleri kapalı bir şekilde yatmış sakinliğini korumaya çalışıyordu. Yeterli enerjiyi içinde depoladığında uyanmıştı.

Siyah saçları dört bir yana dağılmıştı. Zihnini durduramıyor kafasının karışmasını engelleyemiyordu.

"O yaptı değil mi?" Dakikalardır sakince yatan kızı izleyen genç adam kimden bahsettiğini anlamıştı. Bunu daha önce de sormuştu

lakin aldığı cevaba ikna olmamıştı. Adam ise cevabını kesince vermişti, başka bir ihtimal saçma olurdu. Kendi yapmış olmasa bile

sebebi ve isteyeni oydu.

"Bu yüksek bir ihtimal ama seni sen fark etmeden ısırması mümkün değil."

"Bu da ne demek?" Sırtını yatak başlığına yasladı tıpkı onun gibi. Yorganın bir kısmı bacaklarından çekilerde genç adamın

bakmadığından emin olduğundan tekrar örtmeye gerek duymamıştı.

"İşin içine başka bir şey girmiş olabilir demek." Kim bilir daha neler diyecekti, zihninin patlayacağını hissediyordu.

"Artık gitmelisin." Tepkilerini yalnızken verebilirdi, belki duvarları güçsüzce tekmeler ayağını acıtırdı. Güçsüzce olurdu değil mi?

"Benimle gelecek misin? Kız son derece emin bir şekilde yanıtladı.

"Hayır."

"O zaman daha buradayım." Cümlesini tamamladıktan sonra kıza yüzünü dönerek yatakta yatar biz pozisyon aldı. Kızın bacaklarının bir karış ötesindeki yastığa kafasını koydu ve gözlerini yumdu, saatlerdir kızı gözetliyordu.Kız sesini çıkartmadı, yavaşça yataktan kalkıp parçaladığı yorganı çıkartıp onu genç adamın üzerine örttü.

Genç adam gözlerini aralamadı sadece kaşları hafifçe havalandı. Genç kız ailesinin gelmeyeceğini bilse de kapısını kilitledi. Düşünmeye ihtiyacı vardı, koltuğuna oturdu. Düşünmek ne kadar onu daha da delirtecek olsa da kontrolü kaybettiğini hissediyordu. Bunu engellemek içinde etraflıca düşünmeliydi.

“O yavaş salyangoz için hiçbir şey yapamazsınız.” Diye bağırmıştı okuldaki arkadaşlarından biri. Anaokulunun beden dersindeydiler.

“Ben yavaş değilim.” Diyerek kendini savunmaya çalıştı küçük Meyus.

“Yavaşsın işte, ikile şimdi.” Yavaş değildi, büyükannesi de böyle söylüyordu. Babası ona küçük ceylan diye hitap ederdi çocukluğunda. Ceylanlar yavaş olmazdı, küçük kız babasını hayal kırıklığına uğratmak istemedi. Bilmiyordu ki ceylan yem olurdu açgözlü kurda. Daha hızlı koşmayı denedi.

“Bulutlar kadar yavaşsın.” Çocuk güldü.

“Birbirini tamamladı insanlar ona karşı, o yarım kaldı. O hep tekti, hep yavaştı. Arkasını döndüğünde ona uzatılmış eli tuttu.

Gözlerini korkuyla araladığında kan ter içindeydi. Elleri pençelenmiş, pençeleri kan süslemişti. Bulutlara zarar veriyordu, rüzgâr bulutları dağıtıyordu. Rüzgâr olmak istemiyordu, içindeki çığlığı bastırmak isterken dudakları bir el tarafından kapatıldı.

"Sakin ol, sadece rüya görüyordun."

Çığlık atmayacağından emin olunca el geri çekildi, kızın dudağında bıraktığı kan için bir peçete buldu. Elindeki peçete ile kızın dudağına pençelermiş elinden bulaşan kanı sildi.

Adam koltuktaki kızın önünde diz çökmüş doğrudan yüzüne bakıyordu, kızın bir sanrı daha gördüğünü anladığında yanına gelmişti.

Bu kızla ilgili kafasını karıştıran şeyler gitgide artıyordu.

"Sakin ol." Dudaklarına hafifçe temas eden parmaklar zaten hayvanat bahçesine dönmüş midesinde kelebekleri aradı. Ama bulamadı. Belki bir koza? Hayır bir koza dahi yoktu. Tırtıllar midesini içten içe kemiriyordu sadece. Hissettiği açlıktı. Kız pençelerine bakamıyordu, Bert sağ eliyle kızın kendisine bakmasını sağladı.

"Derin bir nefes al." İlk defa gözlerini bu yakınlıktan görüyordu. Güzel gözleri vardı, siyah beyaz olduğunda ürkütücüydü sadece.

Kız derin nefesler alırken genç adam kızın sakinleştirmek istedi.

Bu işin ona bırakılmış olmasını istememişti, Odra'ya soracak hesabı olduğunu sayıklıyordu kendine. Pençeler söndüğünde rahatlamıştı.

"Uyumak istemiyorum." Kızın sesi fısıltı gibi çıksa da adamın onu duyduğunu biliyordu. Sırtını döndü. Onu tanımıyordu lakin şu an aynı odada sakince kalabiliyordu. Sanırım istemeden ona güvenmişti. Ya da ondan korkmuyordu çünkü korkulası gerekenlerden olduğunu biliyordu. Arkasında hissettiği hareketlilik sonucu üzerine yorgan örtülmüştü. Parçaladığı yorganı gördü ve irkildi.

Yorgan gözünde masum bir bedene dönüşürken titredi. Bedeni artık enerjiyi uykudan almaya çalışıyor içinde ne varsa harcıyordu.

Titrediğinin farkında bile değildi. Kızın bedeni açlıktan kavrulurken genç adam kızın sakin kalamayacağını anladığında tam arkasına uzanıp kızı kendine çekti. Kızın sırtını göğsüne yasladıktan sonra elini sakince beline sardı. Kızın vücudunu kasılırken bunun etkisini açlığa vuruyordu zihni.

"Sakin kalmalısın."

Duyduğu fısıltı şeklindeki bu cümleyi kuran nefesi saçlarında hissetmişti. Yumrulu gözleri zihnini susturmaya çalıştı. Ve uykuya direndi.

Bölüm sonu

5 yorum