İçeriğe geç

Hilaf Alavere

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Hilaf Alavere

Bölüm 10

4.BÖLÜM-ARALIK KAPI

4.BÖLÜM ARALIK KAPI

Duygular içeri sızmak için her zaman kapının açık olmasını beklemezler.

Bir ağacın iki farklı dalı farklı şekillerde uzasa da aynı yerden başlamışlardır. İster ucunda çiçekler açsın ister kuşlara yuva olsun ister de çocukların oynayacağı bir dal parçasına dönüşsün. Bu birliktelik başta onların kaderini mi yazmıştır yoksa sadece başta olarak sonlarını mı getirmiştir işte bu bir bilinmezdir.

O denli rahat ve uzun uyuduğunu hissediyordu ki uyanmasına rağmen gözlerini açmakta zorlanıyordu. Hızlıca yüzünü yıkamaya kalktığında gerçekten dinlenmiş ama hala dinlenmeye aç hissediyordu kendini. Güzel bir kahvaltı ve bir bardak çay bu hissini daha da pekiştirebilirdi. Buranın yerel kahvaltılarının ne kadar zengin ve güzel olduğunu hep duyardı bu zamana kadar deneyimlemeye pek fırsatı olmamıştı. Belki şimdi kendine profesyonelce olmasa da bir tane hazırlayabilirdi.

Mutfakta ne var ne yoktu emin değildi. Ama nedense direkt olarak dolabın dolu olacağını düşünmüştü.

Yanılmamıştı da. Yumurta vardı, pişirmenin çok zor olmayacağını düşünüyordu.

Açtığı tarif miktarlar konusunda detaylı değildi ama kız yiyeceği kadar pişirecekti zaten. Üç yumurta kırdı önce tavanın içinde. Haşlarken suyu üstlerine gelene kadar koyuyordu. Bu yumurtanın yağdapişen bir modeliydi. O zaman yağ geçene kadar koyacaktı. Altını açtığı ocakta pişirmesi gereken yumurtaları adeta yağda kaynamaya bırakıp başka neler yapabileceğine bakmaya koyuldu.

Hamurlu bir tarif vardı biraz zamanını alırdı ama yapması kolay gözükmüştü gözüne. Hamur harcını hazırlarken kabarcıklaşmış yumurtanın altını kısmak aklına gelmişti. Ama yumurtanın yağ içinde yüzdüğü tavanın önünde gülmemek için kendini zor tutanı gördü.

“Onlara yüzme dersi mi veriyordun?”

“Pişiriyordum.”

“Bu kadar yağ fazla gelmedi mi gözüne?” Adamın her halinden çok eğlendiği belli oluyordu. Daha önceden uyanmış ve kız aksine mahmurluğu üzerinden çoktan atmıştı. Kız onu ilk defa bu kadar keyifli görüyordu.

“Kaynatırken ne kadar su koyuyorsam o kadar işte.” Bu sefer gerçek bir gülümseme görmüştü kız. İstemsizce daha da şaşırmıştı. Ama bu şaşkınlığa rağmen onun da dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı.

“Alâ.” Adam söylediğinin farkında dahi değildi.

“Efendim?” Kız anlamadığı için soruyordu.

“Alabildiğine koymuyorsun suyu.” Kız omuz silkti bunu yanlış yapmış olma ihtimali gerçekten yüksekti.

“Nasıl bir görev bu?”

“Bu bir görev değil.” Kız ne demek istediğini anlamadı bu zamana kadar bu şekilde dillendirmemiş miydi?

“Nasıl?”

“İlk başta kontrolü yitirmemen için sana yardım edecektik.”

“Ettiniz.”

“Ettik.” Adeta ağzından cımbızla kelimeleri alıyordu.

“Tarif için birkaç kitap vardı onlara neden bakmadın?”

“Dikkatimi çekmedi.”

“Yalancı.”

“Pardon?” Kız ses tonundan buna gülerek cevap vermişti.

“Çok yazılı sevmezsin.” Kız ne dediğini anlamamıştı yine.Kitaptan bahsettiğini anlayabiliyordu ama bu çıkarıma nereden vardığını bilemiyordu.

“Buraya taşınmasaydık edebiyat okuyacaktım.” Bu karşısındakini daha da şaşırtmıştı.

“Dalga geçiyorsun?” Kız elinde olsa alınmaya başlayacaktı.

“Okumayı severim ve anne babam öğretim üyesi?” Çokta beklenmedik bir sonuç değildi.

“Ölü bir kurbağa.” Adam istemeden yapıyordu ama kendine dur diyemiyordu da.

“O yok içlerinde Çin mutfağından esinlenmedim.” Kız salataları kesmeye devam etti.

“Madem görev değil ne yapıyorum burada?”

“Bu masum yumurtalarla onu çözmeye çalışıyoruz.” Cevap alamamaya alışık olsa da şuan bu durum canını sıktı. Elindeki bıçakla döndüğünde elinden bırakmadan yaklaşmıştı ona.

“Düzgün bir cevap istiyorum.”

“Bekliyorum.”

“Neyi?”

“Beklememi isteyeni.”

“Bunu senden ben istemedim, eğer bir yanlış anlaşılma olduysa.” Kızın cümlesi bittiği an daha da yakınlaşmışlardı.

“Sen benden çok şey istedin.”

“İstemedim.” Aralarında bıçak kadar mesafe vardı.

“İstemiyor musun?” Gözlerine baktığında kız zihninin bulandığını hissetti. Kendini çamura batmış gibi hissediyordu.

Arkaya çekilip bıçağı tezgaha bıraktığında bu işi becerebildiğinden emin değildi.

“Cımbızcı seni.”

“Ne?” Adam bunu beklemiyordu.

“Cımbızla laf almaya çalışıyoruz ya.”

“Bu durumda cımbızcı sen oluyorsun.”

“Neyse ne!” Kızın yapma ani alevlenen siniri çok tanıdıktı. Bu adamı ister istemez gülümsetti.

“Yumurtaları da unuttun anlaşılan.” Kızın arkasından seslenmişti duyacağına emindi ama anlamakla duymak arasında fark vardı.Kız odadan çıktığında hazır bir kahvaltı sofrası görmeyi beklemiyordu. Bir şikayeti yoktu zaten odasındaki sessizliği ilk bozan midesi olmuştu.

“Bu iş gitgide can sıkıcı olmaya başlamadı mı ne dersin?” Sessizliği bozan o olmuştu çünkü buna dayanamıyordu. Sessizlik demek kendisini dinlemesi demekti.

“Oysa çok neşeli bir kişiliksin.”

“Bu ironiyi iltifat olarak alacağım.” Ne yaparsa ne derse desin bu adamı görevinden koparamıyordu ki görev olmadığını söylese de kız başka bir tanımlama bulamamıştı.

“Bir asker disiplinine sahipsin.” Kız birbirleri hakkında hiç konuşmadıklarını fark etmişti. Kahvaltı masasına oturmuştu hızlıca.

“Babam kıdemliydi ordu da.”

“Disiplinini ondan almış olmalısın.”

“Bunun disiplin olduğunu mu düşünüyorsun?”

“Görevine bu bağlılık başka ne olacak?”

“Bilmem bir düşün bakalım.” Kız buna bir cevap bulamıyordu. Sofrada leziz görünen şeylerden yavaş yavaş tadıyordu aynanda. Çok üzerine düşündüğü de söylenemezdi.

“Başka bir bağlılık o, ben annemi örnek alırım.”

“Baban yaşıyor mu?”

“Hayır.” Babasına duyduğu mesafeyi görmüştü belki de boş boğazlıkla söylediği babasına benzeme metaforu onu rahatsız etmişti.

“Nasıl biriydi?”

“Soğukkanlıydı.”

“Tam bir asker gibi.”

“Hayır daha çok askerin elindeki silah gibi.” Babası sadece kurşun sıkmaktan ibaretti.

“Annen senin yanında fazla narin kalıyor.”

“Suçlamayı asla bırakmayacaksın değil mi?”

“Elimde değil.”

“En klişe bahane.”

“Kahvaltı için teşekkürler ben gidiyorum.”

“Hep kaç.” Kız tezgaha götürmek için eline aldığı tabak ile kalakaldı.

“Kaçabilsem burada mı olurdum?” Duraksamadan devam etti.

“Emin ol kaçacağım yön sen değilsin.”

…

“O artık Ala değil ama hala tek başına.” Yanında olmaktan çok yanında olduğunu ona hissettirmek istiyordu. İçi parçalanıyordu adeta.

“Bir daha asla Ala olmayacak.” Laman bunun kızın kafasını gereksiz bir karışıklığa sürükleyeceğinin farkındaydı.

“Öğrenmeye hakkı var.”

“Bu hayatını değiştirecek bir sır değil. Seni hatırlaması için istiyorsun.”

“Kendini hatırlaması için.”

“Kendini kandırmayı kes artık o zaten kendinde.”

“Ala ya da Meyus ne dersen de ikisi de Hilaris soyunun son kızı.”

“Ayrıca bu hayatını değiştirecek bir sır değil.” Laman kızın öğrenmemesi gerektiği konusunda şüphe dahi duymuyordu.

“Bir isim, bir kader.”

“Bir isim, tek kader.”

“Bana dokunmayan yılan felsefesi mi yani?” Birbirlerini anlamaktan uzaklardı.

“Meyus o.”

“Hepimiz olacağız, dediğin gibi, bir isim tek kader

Bölüm sonu

7 yorum