İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 9

Kraliçe Maude | Misafirler

Gözlerimi açtığımda yatağımda oturduğumu fark ettim.

"Hoş geldin!"

"Hoş buldum."

"Bir suratın düşmüş sanki. Ne oldu?"

Gülerek cevap verdim.

"En heyecanlı yerde sürem bitti."

Lulu bana gözlerini pörtleterek heyecanla baktı.

"Ya ne oldu? Çabuk anlat!"

Yüzümdeki gülümseme ile olanları anlattım. Lulu ben konuşur iken resmen gözlerimin içine bakıyor, beni dikkatle dinliyordu. Onun beni böyle dinlemesi mutlu etmişti. Daha önce kimse beni Lulu gibi dinlememişti. Dinlese bile anlamamıştı.

Konuşmam bitince Lulu kıkırdadı.

"İstersen bir daha girebilirsin gezgin! Ama ondan önce..."

Dedi ve eliyle bir şeyler yaptı. Kaşlarım çatılır iken Lulu'nun ellerinden sarı, parlak tozlar çıkıyordu. Sim gibi. Daha sonrasında ise bir yüzük oluştu. Yüzük bana doğru süzülür iken elimi açtım. Tam avucumun ortasına yerleşir iken Lulu konuştu.

"İyi ki doğdun Hikaye Gezgini!"

Ağzım açık yüzüğe bakıyordum. Bakışlarımı yüzükten çekmeden konuştum.

"Lulu bu çok güzel!"

Yüzüğün bir ucu balık kuyruğu idi. Diğer ucunda ise küre şekilinde bir taş vardı. Kürenin içindeki maviler, su dalgası gibi hareket ediyordu. Aynı zamanda içinde sim gibi bir şey vardı ve arada sırada parlıyordu. Yüzük resmen 'Ben sihirliyim!'diye bağırıyordu!

"Çok teşekkür ederim! Harika bir şey bu!"

Yüzüğü parmağıma taktığımda tam olmuştu. Lulu etrafımda kıkır kıkır gülerek uçmaya başladı.

"Ne demek rica ederim! Bu yüzük sihirli bir yüzük. Kimin parmağına taksan onun parmağına olacak şekilde genişler."

"Benden başkasının bu yüzüğü takmasına izin vermem!"

Lulu gülerek konuştu.

"Bencede verme!"

"Keşke sana sarılabilsem."

"Ben sana sarılabilirim!"

Deyip bir anda yanağıma uçtu. Bir eli burnum ve dudağım arasındaki küçük boşlukta idi. Kafasını ve gövdesini yanağıma yaslamış bir şekilde bana sarılıyordu.

Gülerek işaret parmağımı sırtına koydum. Bende ona bu şekilde sarılmıştım.

Lulu benden ayrılıp odada hızlı hızlı uçmaya başladı.

"Çok mutluyum çok mutluyum!"

Gülerek onu izler iken gözüm kitaba kaydı. Tekrar girmek istiyordum.

"Senin aklın kitapta anlaşılan."

Lulu gülerek kitabını üstüne oturduğunda gülümseyerek cevap verdim.

"Evet. Balo da ne olacak merak ediyorum."

"Bir daha girebilirsin! Ama Suikastçi'yi unutma!"

"Yok yok unutmam."

"O zamaaann, kaç saat kalacaksınız Asra Hanım?"

"Üç saat yine."

"Hay hay efendim!"

Gülerek kitaba doğru hafif eğildim. Lulu kitaptan kalktığında da konuştum.

"Ben Hikaye Gezgini! Kraliçe Maude!"

Kitaba doğru çekilmeye başladığımda gözlerimi kapattım.

"Üç saat sonra görüşürüz!"

°°°

Gözlerimi açtığımda kapıya eğilmiş bir şekilde duruyordum. Kaldığım yerden kitaba devam ediyordum.

Hızlıca kapıyı açıp odamdan çıktım. Uzun koridordan geçip bahçeye doğru ilerlemeye başladım. Bahçeye yaklaştıkça sesler artıyordu.

Bahçeye girdiğimde İspanya kraliyet ailesinin geldiğini gördüm. Bahçede fazla kişi yoktu. Tanıdığım tek kraliyet ailesi onlardı.

Gülümseyerek yanlarına doğru ilerledim. Beni fark ettiklerinde gülümsediler. Kralın önünde saygıdan ötürü hafifçe dizlerimi kırıp eğildim.

"Hoş geldiniz Kral Michael."

Tekrar dikelir iken kral konuştu.

"Hoş bulduk prenses."

Eliyle yanındaki kişileri göstererek konuşmaya başladı.

"Kızım Sofia'yı tanıyorsunuzdur. Çocuk iken at eğitimlerinizi beraber almıştınız."

"Haha! Bir atın üstünde bile duramıyor! Bir de kraliçe olacak!"

Yerden kalkıp gözlerim yaşlı bir şekilde Sofia'ya baktım. O ise midillisinin üstünde gülerek beni seyrediyordu.

"Ben gelecekte Fransa'nın kraliçesi olacağım! Peki sen ne olacaksın? Bildiğime göre tahta en büyük çocuk geçer! Bu durumda ağabeyinin kuyruğu olmaktan başka bir işe yaramayacaksın!"

Gözümün önüne gelen anı ile içim bir anda nefret ile doldu. Ne kadar gülümseyerek konuşsam da sesimdeki iğneleyici tona engel olamadım.

"Evet tanıyorum. Hemde çok yakından."

Sofia sert sert bana baksa da kral sanırım bunu fark etmemiş olmalı ki eliyle tanıtmaya devam etti.

"Oğlum Caren. İspanya'nın gelecekte ki kralı. İllaki ismini duymuşsunuzdur fakat birebir görüşme şansınız

olmamıştı."

Gülümseyerek baş selamı verdim. Prens Caren elini uzatınca başta ne yapacağımı bilemesem de hızlıca durumu düzeltip elimi, elinin üstüne koydum. Elimi nazikçe öptüğünde yüzümdeki gülümsemeyi genişlettim.

"Tanıştığımıza memnun oldum prenses."

"Aynı şey benim içinde geçerli."

Elimi geri çektiğimde sıra yaşlı kadına gelmişti.

"Ve bu güzel hanımefendi de kraliçem olur."

Dizimi kırarak selam verdim. Daha sonrasında hepsinde bakışlarımı gezdirerek konuştum.

"Sizlerle tanışmak benim için bir şereftir."

Kral ve prens bana içten bir şekilde baksa da Sofia ve kraliçe pek bir mutsuzdu. Burada olmaktan memnun olmadıkları belliydi. Çok da tın!

"İzninizle diğer misafirlerle de ilgilenmek istiyorum."

"İzin sizindir."

Gülümseyerek yanlarından ayrıldım. Bahçe kapısına doğru ilerledim. Annem beni bekliyordu. Beni gördüğünde gülümsedi.

"Hoş geldin Maude. İspanya ailesini gördün mü?"

"Evet kraliçem."

"Sofia nasıl?"

İster istemez güldüm.

"Aynı."

Hıh, tarzında bir ses çıkardı. Şaşırmamış gibiydi.

"Aramızda kalsın ama Kraliçe Isabel de öyle. Hala aynı."

Gülmemi engelleyemedim. Kraliçe de gülmeme eşlik etti.

"Her neyse, kapat bu konuları. Birazdan İngiltere kraliyet ailesi gelecek. Prens Owen konusunda uyarmama gerek yoktur umarım?"

"Hayır yok."

Kraliçe kafasını salladı. Aklıma gelen şeyle ağzımı açtım.

"Prens Caren'ın Fransızca aksanı çok iyi. Bir Fransalı olmadığı belli ama aksanı hoşuma gitti."

"Prens Caren, gelecekte kral olacak. Neden Fransızca'sının bu kadar iyi olduğuna şaşırdın? Sen nasıl bir kraliçe olacağın için farklı farklı diller biliyorsan, o da bir kral olacağı için farklı farklı diller biliyor."

Kraliçenin dediği ile yutkundum. Farkında olmadan biraz yersiz bir soru sormuştum. Durumu düzeltmek adına kafamı salladım.

"Haklısınız kraliçem. Bir anlığına kafam karıştı."

"Misafirlerin yanında da karışmaz umarım Maude. Rezil olmaya pek niyetim yok."

Kaşlarım çatıldı. Bu kadar fazla tepki göstermesi normal miydi? Orta Çağ'da kurallar katıdır fakat bir hataya bu kadar sert çıkışılacağını tahmin etmemiştim. Hoş, yaptığım şeye hata bile denilemezdi. Aklıma annem geldi. Kesinlikle soyu bir kraliyet ailesine dayanıyordu. Tabi sadece bu konuda. Asalet bakımından maalesef ki bir şeyler alamamış.

Aradan geçen zamanda gelen misafirleri karşılamıştık. Arada sırada bahçede olan bitenleri kontrol etmiştim. Her şey yolunda idi. Şuanda da İngiltere kraliyet ailesini bekliyorduk. Bir tek onlar gelmemişti.

"Geliyorlar!"

Annem yerinde dikleşti. Baktığı yöne bakışlarımı çevirdiğimde bir at arabasının durduğunu fark ettim. Bir hizmetkar kapıyı açtığında önce Kral sonra Kraliçe, Prens Owen ve yanında tanımadığım bir adam indi.

"Nasılsınız prenses?"

Karşımdaki çocuğa baktım.

"İyiyim. Siz?"

"Bende iyiyim. Üzgün görünüyorsunuz?"

Omuz silktim. Çocuk derin bir nefes alıp yanıma oturdu.

"Kardeşim Owen bazen çekilmez biri olabiliyor. Eğer size bir daha bir şey yapmaya kalkarsa bana söyleyin lütfen. Babam yani kral ona gereken cezayı verir."

Bu Prens Owen'ın ağabeyi idi. Onunla, Prens Owen'dan daha iyi anlaşırdım.

Yanımıza geldiklerinde referans yaptım.

"Hoş geldiniz. Sizi aramızda görmekten onur duyduk."

"Hoş bulduk Kraliçe Anais."

Kral bana döndü.

"Prenses? Son görüşmemizden sonra epey değişmişsiniz."

Yerimde sayacak halim yok elbet!

İçimdeki sese aldırmadan gülümseyerek konuştum.

"Aynı şeyi sizin için söylemek isterdim lakin maalesef ki bu pek mümkün değil. Hala güçlü ve genç duruyorsunuz kralım."

Kral yaptığım bu küçük iltifat ile yüzünde memnun olmuş bir gülümseme yer aldı.

"İltifatınız için teşekkürler prenses."

Daha sonra arkasına dönüp konuştu.

"Oğlum Owen'ı zaten tanıyorsunuz. Oğlum Gregor ile yanlış bilmiyorsam pek konuşma fırsatınız olmamıştı."

Bakışlarımı Prens Gregor'a çevirdim. Sevecen gülümsemesi ile ister istemez yüzümdeki gülümseme genişledi.

"Çok önceden bir diyaloğumuz olmuştu. Fakat kendisinin bunu hatırladığından şüpheliyim."

"Üzgünüm prenses fakat yanılıyorsunuz. Aramızda geçen diyalog dün gibi aklımda. Emin olun o günden bu güne çok değişmişsiniz."

"Hatırlamanız beni ziyadesi ile mutlu etti. Ve emin olun sizde çok değişmişsiniz."

Prens Gregor gülümseyerek elini uzattığında elimi, elinin üstüne koydum. Elimi öptüğünde vücudumu bir sıcaklık sardı. Gözümün önüne birkaç görüntüsü gelmişti. Gerçekten çok değişmişti. Çocukken bile çekici idi. Büyüdükçe yüzü daha da oturmuştu. Yakışıklılığının aksini iddia eden net kördür.

Ellerimizi ayırdığımızda kral konuşmaya devam etti.

"Kraliçem Victoria."

Referans yaptım. Kraliçe bana içten bir gülümseme ile karşılık vermişti.

"Arzu ederseniz artık bahçeye geçelim."

"Tabi ki."

Kral ve iki kraliçe önden yürümeye başladılar. Prens Owen, Prens Gregor ve ben onların arkasından ilerliyorduk. Prens Owen kulağıma eğildi.

"Nasılsınız kraliçem?"

Gerildiğimi hisseder iken konuştum.

"Ben senin kraliçen falan değilim."

"Şimdilik."

Nefesini kulağıma üfleyip geri çekildi. Derin bir nefes alır iken içten içe sinirlenmeye başlamıştım. Bir insan nasıl bu kadar gurursuz olabilirdi?

Yüzümün ifadesi anında değişmişti. Sanırım bunu Prens Gregor fark etmiş olmalı ki bu sefer o kulağıma eğildi.

"Yıllar önceki konuşmamızı tekrar etmeme gerek yok sanırsam prenses. Sonuçta dediğiniz üzere çok net hatırlıyorsunuz."

Dediği şeyle yüzümde hafif bir sırıtış belirdi. Bende ona eğilerek konuştum.

"Evet hatırlıyorum Prens Gregor. Ama kendim halledebilirim."

"Siz nasıl isterseniz."

Gülümseyerek geri çekildiğinde az da olsa moralim yerine gelmişti. Prens Gregor ile pek bir konuşmamız olmamıştı fakat iyi enerji almıştım. Samimi gelmişti.

"Sizin için bu masayı düşündüm. Lakin başka bir masa da seçebilirsiniz elbet."

Masanın önüne geldiğimizde, buranın biraz daha saraya yakın olan bir kısım olduğunu fark ettim.

"Emin olun buna gerek yok. Her şey için şimdiden çok teşekkür ederiz."

"Bizim için onurdur."

Daha sonrasında ise konuşmaya dalmışlardı. Kraliyet işleri, halkın durumu, varislik vs. Canım sıkıldığı için bahçeyi dolaşmaya başladım. Gördüğüm herkese gülümseyip selam veriyordum. Bazıları ile de konuşuyordum.

En son Belçika prensesinin yanından ayrılıp bahçede dolaşmaya başladım. Etrafa bakar iken akşamın temiz kokusunu içime çektim. Etrafta bir uğultu vardı. Eğer o uğultu olmasaydı sonsuza kadar burada kalabilirdim.

"Prenses?"

Yanımdan gelen sesle kafamı hemen sola çevirdim.

"Kusura bakmayın, amacım sizi korkutmak değildi."

Prens Gregor'a gülümsedim.

"Hiç sorun değil."

"Dalgın görünüyordunuz. Sebebini özel değilse öğrenebilir miyim?"

Omuz silktim.

"Dışarıdan dalgın olduğumun farkında bile değilim. Sadece bu akşamın tadını çıkarmaya çalışıyorum."

Yüzünde küçük bir gülüş yer aldı.

"Pek becerili olamıyorsunuz galiba?"

Güldüm.

"Evet. Aslında etrafta bu uğultu olmasa her şey çok güzel. Yanlış anlamayın lütfen, sizleri sarayımda ağırlamak benim için bir onurdur. Fakat..."

"Açıklama yapmanıza gere yok prenses. Sizi tanıyorum. Ne kadar fazla bir konuşmuşluğumuz olmasa da çocuk iken sizi izlerdim. O zamanlardan bile belliydi asi ve farklı biri olacağınız."

Derin bir nefes alır iken konuşmasına devam etti.

"Ki izlemesem bile haberlerinizi duyuyorum prenses. Herkes sizin asi, vurdum duymaz ve dik başlı olduğunuzdan bahsediyor. Bu dediklerimi yanlış anlamayın. Sadece sıra dışı olduğunuzu anlatmaya çalışıyorum. Sizin gibi kaç tane prenses vardır acaba?"

Gülümsedim. Başka ülkelerin benim hakkımda konuşması hoşuma gitmişti. Egom okşanmıştı.

"Benim kadar olmasa da bence sizin damarlarınızda da bir asilik var. Dünya'yı dolaşmak için kaç kişi kral olmaktan vazgeçer ki?"

Gülerek cevap verdi.

"Doğru. Fakat yine de asilik konusunda sizi geçemem."

"Üzgünüm ama beni herhangi bir konuda geçmek pek de mümkün değil."

Kahkaha attı.

"Küçüklüğümden beri egonuza hayran olmuşumdur."

Gülerek konuştum.

"Benim hakkımda bu kadar olumlu ve güzel düşüncelere sahip olduğunuzu bilmiyordum."

"Emin olun, bunu bende bilmiyordum."

Sesinde ki samimi ama hafif de ciddi ton kendimi garip hissetmeme sebep olmuştu. Gülümseyerek gözlerimin içine bakar iken adımın seslenmesi ile arkamı döndüm.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

1 yorum