İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 10

Kraliçe Maude | Çığlık Çığlığa

"Emin olun, bunu bende bilmiyordum."

Sesinde ki samimi ama hafif de ciddi ton kendimi garip hissetmeme sebep olmuştu. Gülümseyerek gözlerimin içine bakar iken adımın seslenmesi ile arkamı döndüm.

"Nasılsınız kraliçem?"

Prens Owen'ın dediği şeyle derin bir nefes aldım.

"Ben sizin kraliçeniz değilim Prens Owen! Bunu aklınızdan sonsuza dek çıkarın!"

Aslında başta amacım sakince konuşup ikna etmekti, bir ortak yol bulmaktı. Fakat bu prens, bu terslememi bile umursamıyorsa düzgünce konuşmam onda bir etki yaratmazdı. Dinlemezdi bile!

Prens Owen tam ağzını açmış iken Prens Gregor araya girdi.

"Kardeşim, istersen uzatmayalım. Her şeyi zaman gösterecek. Şimdiden bunun tartışmasını yapmaya gerek yok."

Prens Owen sinirlense de bir şey demedi. Aramızda bir sessizlik oluştu. Benim gözlerim Prens Owen ve Prens Gregor'da mekik dokuyordu. En sonunda sıkılıp ağzımı açtım.

"Ben artık gideyim."

"Size eşlik..."

"Yalnız kalmak istiyorum Prens Owen!"

Deyip hızlı adımlarla uzaklaştım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Aslında gitmek istediğim bir yer vardı, odam. Ama odama gitmem çok usulsüz bir davranış olurdu. Sanırım annemin yanına dönmek en mantıklısı idi.

Masalarına geldiğimde eğilerek selam verdim.

"Hoş geldiniz Prenses Maude."

"Hoş buldum kralım."

"Owen ve Gregor nerede biliyor musunuz?"

Kraliçe Victoria'nın sorduğu soruyla ister istemez arkama baktım.

"Aslında onları az önce beraber görmüştüm. Fakat şuan neredeler bilmiyorum."

Kraliçe ağır ağır kafasını salladı. Daha sonrasında masanın etrafına baktığımda annemin olmadığını fark ettim.

"Kraliçe, annem, nerede biliyor musunuz?"

"Bahçeyi dolaşacağını söyleyerek yanımızdan ayrıldı prenses."

"Anladım majesteleri, teşekkürler."

Kraliçe gülümseyip bakışlarını bahçede gezdirdi. Aynı şekilde bende bahçeye bakmaya başladım. Her şey yolunda gözüküyordu. Fakat içimden bir ses sürekli bir şeylerin ters gittiğini fısıldayıp duruyordu. Bu da beni epey huzursuz ediyordu.

Aradan ne kadar geçmişti bilmiyordum fakat ne annem ortadaydı ne de Prens Gregor ve Prens Owen. Bu içimdeki hissi güçlendirirken bakışlarım kraliçeye kaydı. Belli etmemeye çalışsa da gözlerinden endişelendiği belli oluyordu. Kralın ise... pek umurunda değil gibiydi. Elinde ki şarabı keyifle yudumluyordu.

Dikkatleri üzerime çekmek için derin bir nefes verdim. Kral ve kraliçenin bakışları bana döner iken konuştum.

"İzninizle bir anneme bakmak isterim. Uzun bir süredir yok ve takdir edersiniz ki bu durum beni ziyadesiyle endişelendiriyor."

"İzin sizindir prenses."

Gülümseyerek referans yaptım. Tam gideceğim sırada kraliçenin sesi kulaklarıma doldu.

"Sizden rica etsem, eğer oğullarımı görürseniz buraya gelmelerini talep edebilir misiniz?"

"Tabi ki!"

Kraliçe minnetle gülümsediğinde arkamı dönüp bahçeyi gezmeye başladım. Bu sırada birkaç soylu ile de konuşmuştum. Fakat ne iki prensi görmüştüm ne de annemi. Bu daha da endişelenmeme sebebiyet verirken aklıma saray geldi. Adımlarımı hızlandırıp saraya girdim.

Saray boş ve sessizdi. Sessizliğin bana huzur vermesi gereken yerde daha çok huzursuzluk veriyordu. Çok rahatsız edici bir sessizlikti. Sanki her yerden bir ses geliyordu. Fakat sadece ben duyuyordum. Lakin bir yandan da biliyordum ki sarayda doğru düzgün kimse yoktu.

Kafamdaki düşünceleri atıp sarayın içinde gezinmeye başladım. Hizmetkarlar bile ortada yoktu. Annemin çalışma odasına geldim. Kapıyı tık tıklattım. Fakat bir ses gelmemişti. Bunun üzerine içeriye girdim. Etrafa bakındığımda kimsenin olmadığını gördüm. Odadan geldiğim gibi geri çıktım.

"Nerede olabilir ki?"

Aklıma gelen şeyle kraliçenin odasına doğru yürüdüm. Orada olması gerekiyordu. Eğer orada da yoksa aklıma başka bir yer gelmiyordu. Kendi düzenlediği balodan bir anda ortadan kaybolmuştu. Ki zihnimde anımsadığım anılar üzerine de düşünürsek böyle bir şeyi asla yapmazdı.

Odasının önüne geldiğimde kapısını tıklattım. İçeriden ses gelmemişti.

"Majesteleri?"

Seslenmem üzerine de bir cevap gelmeyince içeriye girdim. İçeriye girmemle her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Önce iğrenç bir koku ve sonrasında kraliçenin kanlar içinde yatan kafasız gövdesi.

"Anne..."

Ne yapacağımı bilemez bir şekilde orada duruyordum. Ne düşüneceğimi ne hissedeceğimi bilmiyordum. Göğsüm sıkışıyordu. Bakışlarım kan izlerini takip etti. Annemin başı, kılıçla birlikte duvara tutturulmuştu.

Dizlerimin bağı çözülür iken kendimi yerde buldum. Gözlerimi annemin başsız, yerde kanlar içinde yatan bedeninden alamıyordum.

"Anne..."

Bağırmaya başladım. Çığlık çığlığa ağlıyordum. Boğazımı yırtarcasına bağırır iken şoktan mı yoksa korktuğumdan mı bilmem olduğum yerden kımıldayamıyordum. Ne ileri, annemin yanına gidebiliyordum ne de yardım çağırabiliyordum. Yapabildiğim tek şey, var gücümle bağırmaktı.

Gözlerim kararır iken gördüğüm son şey o kanlar içinde yatan bedendi.

°°°

Gözlerimi açtığımda odamda idim. Gözlerim yanar iken Lulu'nun sesini işittim.

"N'oldu!? Niye ağlıyorsun!?"

Endişeli sesi ile ağladığımı yeni fark ediyordum. Göz yaşlarımı elimle siler iken konuştum.

"Kraliçe... öldü."

"Ne!? Sana o kadar söyledim dikkat et diye! Ya kısır döngüye girseydin!?"

"Ben değil Lulu! Maude'nin annesi!"

Lulu'nun gözleri büyüdü.

"Nasıl oldu?"

Ona olayları baştan sona anlattım. Ellerini ağzına götürür iken şok olduğu belli idi.

"Bu... bu çok canice! Böyle bir şeyi kim, niye yapar ki? Hemde bir kraliçeye. Cesarete gel!"

Sıkıntıyla nefes verdim.

"Kim, ne için yaptı bilmiyorum ama gördüğüm görüntü hiç hoş değildi."

Gözümün önüne sürekli kraliçenin o hali geliyordu. Mide bulandırıcı idi.

"Onu tahmin edebiliyorum."

Lulu'nun bir anda ağlamaya başlaması ile ne yapacağımı bilemedim. Elleri ile yüzünü örtmüş, ağlıyordu.

"Lulu dur, sakin ol."

Kafasını iki yana sallayarak konuştu.

"Elimde değil! Çok canice çok kötü!"

"Evet,evet kötü ama bu bir hikaye. Gerçek değil, sakin ol."

Küçük elleri ile yüzünü siler iken yaşlı gözleriyle bana baktı.

"Biz periler hassas varlıklarız. Her üzücü olayda ağlıyoruz. Yapımız üzgünlüğe değil, mutluluğa alışkın. Mutlu olmak ve mutluluğumuzu saçmak için doğan varlıklarız."

Yüzümde bir gülümseme oluşur iken konuştum.

"Aynı zamanda da çok saf varlıklarsınız."

"Teşekkürler."

Lulu burnunu çekti. Son kez elleriyle, gözlerini sildikten sonra konuştu.

"Tekrar girmek ister misin? Kaldığın yerden devam etmek?"

"Aslında bir yandan çok istiyorum. Ne oldu ne bitti öğrenmek istiyorum. Ama her şey sırayla. İki hikayeyi de bitirmem gerekiyor. O yüzden Suikastçi'ye gireceğim."

"Sen bilirsin. Gezgin olan sensin sonuçta!"

Anında neşeli bir hale bürünen Lulu ile güldüm.

"Saat kaç?"

"16.47 şuan."

"Pekala. Akşam yemeği 19.00'da yeniyor. Ama annem geç gelecek. Bu da demektir ki bugün yemeğimi odamda yiyeceğim. Yani Suikastçi'de de 3 saat kalabilirim."

"Konuyu nasıl bağladın anlamadım ama tamam."

Kahkaha attım.

"Çok tatlısın biliyorsun dimi?"

"Eveeett!"

Kendi etrafında dönüp gülerek bağırdı. Daha sonra ekledi.

"Neyse, hadi hadi gir! Ben bu Suikastçi'yi de çok merak ediyorum!"

"Bende!"

Kitabın sayfasını çevirdim. Suikastçi'nin hikayesi oluşur iken kitaba eğildim. Tam ağzımı açacağım sırada gözümün önüne kraliçenin son hali geldi. Derin bir nefes verip geri çekildim.

"N'oldu?"

"Bilmiyorum. Kraliçenin o hali gözümün önüne gelip duruyor. İster istemez tadım kaçtı."

O görüntüler beni çok etkilemişti. Normalde kitabı okurken bile etkilenir, bir karakter öldüğünde oturur ağlardım. Hatta birkaç gün kendi içimde yas tuttuğum bile olurdu. Okumak bile beni bu denlice etkiler iken bir de canlı canlı görmek iyice kendimi kötü hissettirmişti.

"Haklısın. Etkilenmen doğal ama sonsuza kadar o sahneye takılıp kalamazsın. Kafana takma ve mutlu olmaya çalış. Sen üzüldükçe bende üzülüyorum."

Lulu'nun dediği ile kafamı salladım. Doğruyu söylüyordu. Ama elimde değildi işte. Derin bir nefes alırken kitabın kapağını kapattım.

"Yok, yapamayacağım. En azından şuan değil. Başka zaman gireceğim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum."

"Sen nasıl istersen!"

Neşeli sesi ile gülümsedim. Yataktan kalkıp dolabıma doğru ilerledim. Pijamalarımı çıkartıp banyoya gittim. Üstümdekileri çıkarıp pijamalarımı giydikten sonra banyodan çıktım.

"Uyuyacak mısın?"

"Evet."

"Peki! Şey kitabın kapağını açık tutabilir misin?"

"Ha doğru tamam."

Kitabı yatağın üzerinden alıp masama koydum.

"Ben Hikaye Gezgini!"

Kitap sarı ışıklar saçar iken kapağını açtım. Daha sonrada yatağıma yöneldim. Yorganın altına girip gözlerimi kapattım.

"İyi uykular!"

"Teşekkür ederim!"

Kafamı neredeyse yorganın içine sokup bilincimin kapanmasını bekledim. Birkaç dakika sonra tamamen uykuya dalmıştım.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.