İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 8 · 12 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 8

Kraliçe Maude | Hazırlıklar

"Bu gezgin işini her geçen gün daha da sevmeye başlıyorum."

Gülümseyip lavabodan çıktım. Şimdi nereye gidecektim ki? Sınıfa gitmek istemiyordum. Okuldan kaçsam? Şuan yapmak istediğim tek şey hikayelere girmek idi. Ama bugün annem evdeydi ve eve erken gitmem büyük bir sorun olurdu. Ayrıca bu soğukta da hiç eve kadar yürüyemezdim.

Oflayarak sınıfa doğru ilerledim. Öğleden sonra çok da önemli dersler yoktu. Şoförü çağırıp eve bırakmasını isteyebilirdim. Anneme de kendimi pek iyi hissetmediğimi falan söylerdim. Normalde çok bilindik bir yalan ama ben hasta olsam bile evden kaçmak için okula giden bir insandım. O yüzden annemin rahatlıkla bu yalanımı yutacağını düşünüyordum.

Sınıf kapısının önüne geldiğimde kapıyı tık tıklattım. İçeriden gelen izin sesiyle kapıyı açıp kafamı içeriye uzattım.

"Hocam o şekilde sınıftan çıktığım için özür dilerim. Kendimi pek iyi hissetmiyordum da."

"Sorun değil Asra. Ama bu notundan düşmeyeceğim anlamına gelmiyor."

"Siz bilirsiniz."

Sınıfa girip kapıyı arkamdan kapattım. Yerime geçip çantamdan defterimi çıkardım. Hoca dersi anlatmaya devam eder iken konu tekrarı yaptığını fark ettim. Çok da önemli değildi yani. Zaten günü gününe tekrar yapıyordum. Hocanın dediği her şey ezberimde idi. Yine de dinliyormuş gibi yaptım. Birkaç sorusuna da cevap verdikten sonra ders bitmişti. Hoca sınıftan çıkar çıkmaz sınıfı bir sessizlik hakim oldu.

Umursamadan çantamda ki kitabı çıkardım, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Kitabı herhalde sekizinci okuyuşumdu. Sadece kitabı değil bütün seriyi sekiz kere okumuştum. Ama doyamıyordum. Bıkmadan, tekrar tekrar okuduğum tek kitap olabilirdi.

Kaldığım sayfadan okumaya başlar iken sınıf yavaş yavaş dağılmıştı. Kimisi dışarıda takılıyor kimisi sınıfta gülüşüyordu.

Kitabı okumaya devam ederken tepemde dikilen kişi ile kafamı kaldırdım. Nazlı heyecanla bana bakıyordu.

"Kızım bütün okul seni konuşuyor! Neler yapmışsın öyle!"

Ne ara yayıldı ya!? Daha yeni tenefüs oldu!

"Bir şey yapmadım Nazlı."

"Hı hı, kesin yapmamışsındır. Ya Asra bir anda popüler gibi bir şey oldun! Heyecanlansana!"

"Popüler olmak gibi bir amacım yok Nazlı. Beni yalnız bırakır mısın?"

Deyip kitabıma döndüm. Nazlı derin bir nefes verdi ve söylenerek yanımdan uzaklaştı.

"Her zamanki gibi aynısın!"

Nazlı benimle konuşan tek kişiydi. Kendisi bütün okulun CV'sini ezberlemişti. Herkesle konuşurdu ve buna bende dahildim. Başlarda beni kendi grubuna katmayı düşünmüştü ama ben soğuk davranınca kendini geri çekmişti. Artık sadece arada sırada yanıma geliyordu.

"Oo, bakın burada kimler var! Hayırdır, eziğin değişimi konulu kitaplara mı özendin?"

İçeriye giren üst sınıfları umursamadan kitabıma odaklandım. Kardeşim sizin sınavınız yok mu!? Oturun sınavınıza çalışın! Hayır yani Türkiye şartları da ortada. Buna rağmen hala kendilerinden küçüklerle uğraşabiliyorlar!

"Niye cevap vermiyorsun? Hadi bizimde ağzımı burnumuzu kırsana!"

Gülüşmeler duyulur iken yavaştan sinirlenmeye başladığımı hissediyordum.

"Korkak korkak!"

Kaçıncı sınıf bunlar? İlkokul, zengin bebesi mi yoksa lise son öğrencileri mi?

"Üff, anlaşıldı bundan bir şey çıkmayacak! Tabi gözü yemedi bizi görünce!"

"Üzgünüm ama izbandutlarla dövüşmek ilgi alanım değil."

Oyy! Ben ne dedim az önce!? Ağzımı tutamamıştım, yine!

"Doğru konuş!"

"Doğru konuşuyorum zaten. Fakat insanlar doğrulardan hoşlanmazlar. Çok yakışıklısın, mükemmelsin, harikasın tarzında yalanları severler."

Başıma bir iş gelmeden bugünü atlatırsam iyi!

"Sen ne demek istiyorsun lan!?"

"Ne dediğimi anlayamayacak kadar kıt mısın?"

"Bana bak, sen fazla oluyorsun! İki bebe dövdün diye ne bu havalar!?"

"İki bebe dediklerin senden sadece 1 yaş küçük. Ne o, dört işlem de mi yok?"

"Yeter lan!"

Çocuk üstüme doğru gelir iken zil çaldı. Başta umursamasa da bir arkadaşı kolundan tuttu.

"Ders Tuğçe Hocanın."

Çocuk sinirle soludu. Daha sonrasında işaret parmağını sallayarak konuştu.

"Seninle sonra görüşeceğiz!"

Dedikten sonra arkadaşları ile sınıftan çıktı. Tırsmadım değildi. Harbiden izbandut gibilerdi. En kısası 1.87 falandı zaten.

Hocanın derse girmesi ile dikkatim dağıldı. Herkes ayağa kalktı ve hocanın izniyle tekrar oturdu.

"Evet, açın ödevleri!"

Yapmamıştım. Aslında yapmadım değildi, eksikti. Ama bu hoca ya yaptı ya da yapmadı giriyordu. Eksik ya da yarımı yoktu.

Sıra yavaş yavaş bana geldiğinde çözdüğüm soruları gösterdim. Hoca tam yanındakine geçeceği sırada hızlıca konuştum.

"Hocam şey benimki tam değil. Eksik."

Hoca kaşlarını kaldırarak şaşkınlıkla bana baktı.

"Neden eksik Asra? Normalde bütün ödevlerini günü gününe yapardın, bir sorun mu var?"

"Yok hocam, sadece kendimi pek iyi hissetmiyordum. Anca bu kadar yapabildim."

Gülümseyerek konuştu.

"Sorun değil canım. Dürüstlüğün için teşekkür ediyorum ve bu seferliğine seni affediyorum. Ama bir daha olmasın lütfen. Performansının düşmesi beni çok üzer."

Bende gülümseyerek cevap verdim.

"Bir daha olmaz hocam. Teşekkür ederim."

Hoca göz kırpıp yanımdakine geçti. Ben ise memnun bir şekilde önüme döndüm.

İleriki zamanlar ders, teneffüs ve yemek olarak devam etmişti. Şimdide kapıda şoförü bekliyordum. O üst sınıfta ki çocuklar arıza çıkarmamıştı. Tabi bu, onların çıkarmayacağı anlamına gelmiyordu.

Şoför geldiğinde hızlıca arabaya bindim. Şoför arabayı çalıştırıp eve sürer iken bende kafamı cama yaslayıp yolu seyrettim. Eve gidip bir an önce Lulu'yu görmek istiyordum. Sonrada hikayeye girmek.

Birkaç dakikanın ardından eve geldiğimizde kapıyı açıp hızlıca bahçeye girdim. Hızlı adımlarla ilerleyip kapıya geldiğimde çalıp kapının açılmasını bekledim.

"Hoş geldiniz Asra Hanım."

"Hoş bulduk."

İçeriye geçip tam merdivenlere yöneleceğim sırada arkamdan Gizem'in sesini işittim.

"Asra Hanım, anneniz bugün önemli bir toplantısı olduğundan eve geç geleceğini söyledi. Sizin bol bol dinlenip erken yatmanız konusunda da ısrar etti."

"Tamamdır. Teşekkürler Gizem."

"Rica ederim."

Merdivenlerden odama çıktım. Odama girip kapıyı kapattım. Gözümü odada gezdirdiğimde Lulu'nun yatağın üzerinde kitabımı okuduğunu fark ettim. Bakışlarını bana çevirdi.

"Hoş geldiiinn!"

Neşeli sesi ile etrafımda uçmaya başladı. Gülerek konuştum.

"Hoş buldum."

"Erken geldin?"

"Canım istedi."

Yüzümün yakınında durup haylaz haylaz sırıttı.

"Acaba canının istemesinin sebebi ben ve gezginlik olabilir mi?"

"Bence olabilir."

Gülerek dediğim şeyle kıkırdadı.

"Biliyordum!"

Daha sonra dediğine ekleme yaptı.

"Ee, hangisine gireceksin?"

Düşündüm. Madem ikisini de bitirmem gerekiyordu, o zaman sırayla girerdim. Dün Suikastçi'ye girmiştim. Bugün de Kraliçe Maude'ye girerdim.

"Kraliçe Maude."

"Tamamdır!"

Heyecanla kitaba doğru ilerledi. Bende sırtımdaki çantayı masamın kenarına bıraktım. Montumu da sandalyemin üstüne asıp kitaplığa doğru ilerledim. Kitabı alıp yatağıma oturdum.

"Önce kapıyı kilitle."

Bir an afallasam da sonradan anlayıp hızlıca odamın kapısını kilitledim ve tekrar yatağa atladım.

"Teşekkürler uyardığın için."

"Ne demek!"

Kitaba doğru eğildim ve ağzımı açtım.

"Ben Hikaye Gezgini!"

Kitap sarı ışıklar saçar iken kapağını açtım. Hemen ilk sayfada Kraliçe Maude çıkmıştı.

"Giriyorum?"

"Kaç saat kalacaksın?"

"3 saat."

"Wuhuuu! Hadi hadi gir!"

Gülerek hafifçe bağırdım.

"Ben Hikaye Gezgini, Kraliçe Maude!"

O tanıdık çekilme hissini hissetmem ile gözlerimi kapattım. Son duyduğum şey ise Lulu'nun sesi oldu.

"İyi ki doğdun Hikaye Gezgini!"

°°°

Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda ayakta olduğumu fark ettim. Kaldığım yerden devam ediyordum.

"Şimdi ne yapacağım?"

Yanımda bu sefer Lulu da yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Burada böyle beklemeyecektim herhalde.

Kapının çalınması ile arkamı döndüm.

"Gel!"

İçeriye hizmetçi kız girdi. Önümde eğildikten sonra konuştu.

"Efendim, bu akşam bir balo düzenlenecek ve önemli kraliyet mensupları ile tanışacaksınız. Dünyanın dört bir yanından krallar, kraliçeler, prensler ve prensesleri ağırlayacaksınız. Kraliçe bu konuda çok titiz olunmasını buyurdu ve balo için hazırlıkları sizin yönetmenizi istedi."

Hizmetçinin uzun konuşması bittiğinde derin bir nefes aldım. Resmen ruhum sıkılmıştı. Sanırım kraliçe olmak böyle bir şeydi.

"Tamamdır. Teşekkürler bilgilendirme için. Başka bir şey yoksa çıkabilirsin."

Kız önümde referans yapıp kapıyı arkasından kapattı. Bende oflayıp önüme döndüm.

"Ben bu zamanda neye ne yakışır bilmiyorum ki."

Umarım filmlerdeki gibi bana seçenek sunarlar. Yoksa baştan dekore etmek benim için hayli zor olacaktı. Ayrıca bu ne balosu idi? Benim bundan haberim yoktu.

Kafam karışsa da fazla sorgulamadan odamdan hızlı adımlarla çıktım. Nereye gideceğimi bilmediğimden rastgele sola doğru yöneldim. Adımlarım bana karşı gelmez iken sarayda sadece ben varmışım gibi geliyordu. Hiç ses yoktu.

Birkaç dakikanın ardından bahçeye çıktığımı fark ettim. Ve sarayda sadece ben varmışım gibi gelen hissim anında yok olmuştu. Sanırım herkes buradaydı. Bütün hizmetkarlar oradan oraya koşuşturuyor, süsleri bir yerlere takmaya çalışıyordu.

Kalabalığın ve gürültünün içinden üç hizmetkar bana doğru geldi. Önüme eğilip ellerindeki kumaşları bana doğru yukarı kaldırdılar.

"Majesteleri sizce balonun ana rengi için beyaz mı mor mu yoksa kraliyet mavisi mi tercih edersiniz?"

Üç renge de baktım. Üçü de çok güzeldi. Hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Aklıma gelen şeyle ağzımı açtım.

"Üçü de olsun."

Hizmetkarlar şaşkınca bana baktı.

"Ama majesteleri, bir tane seçmeniz gerekiyor."

"Hayır, üçü de olsun. Sadece tek bir renk olması hem sıkıcı olur hemde ortamı boğar. Üçünden de olsun."

"Siz nasıl isterseniz majesteleri."

Hizmetkarların geri çekilmesi ile bu sefer başka bir kadın geldi. Elinde bir defter ve bir kalem vardı.

"Majesteleri, tatlı olarak capcake mi yoksa macaron mu tercih edersiniz?"

"Macaron."

"Başlangıç olarak Baba au Rhum

düşünmüştüm fakat siz ne arzu edersiniz?"

Ağzım sanki kontrolünü kaybetmiş gibi açıldı.

"Başlangıç olarak Escargots'un daha iyi olduğunu düşünüyorum."

"Doğru. Nasıl daha önce aklıma gelmedi ki!"

Kadın konuşmaya devam etti.

"Peki pasta neyli olsun?"

"Pastaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Onun yerine daha küçük ve tadımlık tatlılardan ikram edebiliriz. Yemeklerde ve tatlılarda her zaman kendi kültürümüzü yansıtmalıyız. Eğer soracak olursan tatlılardan biri Rokoko olabilir."

"Pekala, siz nasıl uygun görürseniz. İzninizle?"

Başımı onaylarcasına eğdiğimde kadın önümde referans yapıp çekildi. Bende bahçeyi gezmeye başladım.

Hizmetkarlar oradan oraya koşturuyordu. Tekrardan iki kadın yanıma geldi.

"Efendim, fiyonk ipleri uzun mu olsun kısa mı?"

"Eğer sırayla yan yana dizecekseniz bir kısa bir uzun olsun."

"Teşekkürler majesteleri."

Kadınlar yanımdan gider iken bu sefer başka bir kadın geldi.

"Efendim, simge olarak aslan mı kullanalım yoksa kaplan mı?"

Kaşlarım çatıldı. Ne aslan ne de kaplan Fransa'nın sembolü değildi.

"İkisi de değil! Fransa'nın simgesi horozdur madam! Horoz kullanacaksınız!"

Kesin ve sert sesimle kadın utançla başını eğdi.

"Haklısınız majesteleri."

Kadın çekilir iken bahçeyi dolaşmaya devam ettim. Daha her şey hazırlık aşamasında idi fakat güzel olacaktı. Bundan emindim.

"Majesteleri, masa örtüsü hangisi olsun?"

Üç kadın yanıma geldi. Ellerindeki örtülerin hepsi işlemeli idi. Taşlı tuşlu, simgeler, resmedilmiş bazı şeyler... Bunlar çok fazlaydı. Zaten bahçe yeterince süslü idi. Bir de örtülerin bu tarz da olması göz yorardı.

"Örtü kullanmayın. Masaların kar beyazı olması yeterli."

"Siz nasıl isterseniz majesteleri."

Kadınlar geri çekildiğinde bahçeyi dolaşmaya devam ettim. Günün geri kalanı hazırlıklara yardım etmekle geçmişti. Ayaklarım çok ağrıyordu. Yürüyecek takatim kalmamıştı. Anlamadığım şey ise bu balonun neden bu kadar aceleye getirildiği idi. Hizmetkarın dediğine göre dünyanın dört bir yanından kraliyet mensupları gelecekti ama 1 günde nasıl geleceklerdi ki?

Derin bir nefes verip yanımdaki hizmetkarı da gönderdim. Hazırlıklar neredeyse bitmişti. Etrafa bir göz atar iken arkamdan gelen sesle durdum.

"Maude!"

Kraliçenin sesiyle arkamı döndüm. Bana doğru geldi ve ağzını açtı.

"Hazırlanmana yardım etmeleri için hizmetkarları odana gönderdim. Hazırlıklar neredeyse bitmek üzere, kalanı ile ben ilgilenirim. Sen bir banyo yap ve üstünü değiştir. Giyeceğin elbiseyi hatta takacağın takılara kadar odana gönderdim. Daha fazla burada oyalanma!"

"Elbette kraliçem. Fakat sorumu mazur görün, yanlış anlamadıysam dünyanın dört bir yanından kraliyet mensupları gelecek. 1 günde nasıl gelecekler?"

Kraliçe derin bir nefes verdi.

"Bu balo çok önceden planlanmıştı. Sadece senin yeni haberin oluyor."

"Anlamadım?"

İçimde yavaştan bir öfke yükselmeye başladı. Bundan nasıl haberim olmazdı!?

"Bu balo çok önceden hazırlandı ve benim haberim yok muydu!?"

Sesim hafif yükselir iken birkaç hizmetkar bana dönmüştü. Kraliçe onlara ters ters baktığında mahçupca tekrar

işlerinin başına geçtiler.

"Benimle düzgün konuş Maude! Özellikle hizmetkarların yanında!"

Bağırmıyordu fakat sesinden sinirlendiği belli oluyordu. Sesimin tonunu kıssam da aynı sinirle konuşmaya devam

ettim.

"Bunu bana nasıl söylemezsiniz kraliçem? Nasıl haberim olmaz? Her şeyi geçtim, bu kadar hazırlığı nasıl 1 güne sığdırmayı göze alabildiniz? Ya yetişmeseydi? O zaman ne olacaktı? Fransa'yı rezil konumuna düşürürdünüz! Eğer bu hazırlık çok önceden planlandı ise hazırlıklar için epey zaman var demektir. Eğer yetişmeseydi hiç kimse demez miydi, koskoca Fransa kraliçesi bir hazırlığı beceremedi, diye!?"

Ardı ardına sorularımı sıralar iken kraliçe derin bir nefes aldı.

"Şuan seninle bunları tartışmayacağım Maude! Git ve hazırlan!"

Tam ağzımı açmış iken kraliçe bir şey dememe fırsat vermeden uzaklaştı.

Derin bir nefes verirken içimdeki siniri azaltmaya çalıştım. Burası yeri değildi. Hizmetkarların önünde kraliçe ile tartışacak değildim. Bu, ne kraliçe ne de benim itibarım için pek iyi olmazdı.

Hızlı adımlarla saraya doğru yöneldim. Hızımı kesmeden odama girdiğimde hiç kimsenin olmadığını gördüm.

"Güzel. Banyo yapacak zamanım hala var."

Üstümdekileri çıkartıp banyoya girdim. Küvete sıcak suyu doldurup içine girdim. Bedenim sıcak su ile gerinir iken resmen rahatlamıştım. Ayaklarım çok fazla ağrıyordu. Bütün gün iki dakika bile oturamamıştım ve şuan, ayaklarımın ağrısını daha fazla hissediyordum.

Gözlerimi kapatır iken uykum gelmişti. Sonsuza kadar burada, bu şekilde kalabilirdim.

Hazırlanman gerekiyor!

İç sesimin dediği şeyle ofladım. Şuan çok rahattım. Kendimi mükemmel hissediyordum ve bu mükemmelliği bozmak hiç içimden gelmiyordu.

Mutsuz bir şekilde yıkanıp banyodan çıktım. Kurulandıktan sonra havluyu etrafıma sarıp banyodan çıktım. Çıkmam ile beş hizmetkarı görmem bir olmuştu. Önümde eğilirler iken bir tanesi öne çıktı.

"Majesteleri, sizi baloya hazırlamak için biz görevlendirildik."

"Anlıyorum madam. O zaman ben masaya geçiyorum."

Kadın sandalyeyi çekip oturmamda yardım etti. Daha sonrasında hizmetkarlar resmen akbaba gibi başıma üşüştü. Birisi saçımı havlu ile kurutuyor diğeri makyajımı yapmaya çalışıyordu. Hizmetkarların arasında sadece havlu ile oturmak ne kadar garip gelse de onların bunu umursadığından pek benim değildim.

Kadınlardan biri saçımı şekillendirmek için kullandığı metal çubuğu kafa derime değdirmesi ile kendimi geri çekerek dişlerimin arasından acıyla nefes aldım.

"Hih! Çok özür dilerim majesteleri! Lütfen affedin!"

Kadın korkuyla yüzüme bakar iken ne diyeceğimi bilememiştim. Tamam, korkması normaldi fakat dokunsam ağlayacaktı. Bu kadar korkmasına gerek yoktu.

"Öncelikle sakin ol. Herkes hata yapabilir. Önemli değil."

Hizmetkarlar bana şaşkınca bakıyordu. Yanlış bir şey mi söylemiştim? Hayır. Bence gayet de doğru bir şey söylemiştim.

Kadın bana minnetle gülümsedi.

"Teşekkürler majesteleri. Söz veriyorum bir daha olmayacak."

Gülümseyip tekrar dikeldim. Hizmetkarlar tekrar işlerini yapmaya devam etti. İşleri bittiğinde geri çekildiler. Aynada kendime baktığımda derin bir nefes aldım.

Saçlarımı bukle bukle dalgalar halinde şekillendirmişlerdi. Makyaj olarak gözlerimde beyaz pırıltılar, dudağımda ise sadece renk veren, açık renkte bir ruj vardı. Adı ruj değildi belki fakat bu zamanda ruja ne dendiğini bilmiyordum. Yanaklarımı ise yine açık bir tonda allamışlardı.

"Beğendiniz mi majesteleri?"

Gülümseyerek konuştum.

"Çok güzel olmuş, teşekkürler."

"Rica ederiz. Bu da elbiseniz."

Kadın paravanın arkasına doğru ilerledi. Saniyeler içinde ise elinde yeşil bir elbise ile döndü.

Ben daha ne olduğunu anlamadan hizmetkarlar beni ayağa kaldırdı. Çamaşırlarımı bana verdiklerinde geri çekilip beklemeye başladılar. Başta afallasam da sonradan hızlıca paravanın arkasına geçip giyindim. Çıktığımda tekrar etrafımı sardılar.

Önce korseyi belime geçirdiler. Nefes alamayacağım kadar çok sıktıklarında neredeyse öne doğru düşüyordum. Bu kadar fazla sıkmanın mantığı neydi!?

Korseyi belime bağladıklarında elbiseyi üstüme geçirdiler. Daha sonrasında inci küpeler ve ucunda yine inci olan bir kolye getirdiler. Kulağıma ve boynuma takıları taktıktan sonra ayakkabılarımı getirdiler. Onları da giydikten sonra hazırdım.

"Bizim işimiz burada bitti majesteleri. Bizden istediğiniz özel bir şey var mı?"

"Hayır teşekkürler. Çıkabilirsiniz."

Kadınlar önümde referans yapıp odadan çıktılar. Bende boy aynasında kendime baktım.

Uzun ve kabarık elbise çok hoştu. Omzumun biraz altında başlayan, tülden karpuz kollara sahipti. Hafif göğüs dekoltesi vardı. Gayet güzeldi ve bence makyajım ile de uyumlu idi.

Derin bir nefes aldım. Ayaklarım hala ağrıyordu. Aslında elbisenin uzunluğundan ötürü ayaklarım görünmüyordu. Ayakkabıyı çıkarsa mıydım?

Saçmalama istersen! Böyle bir riski göze alamazsın! Ya dans ederseniz? O zaman ne olacak? Ayrıca önemli kraliyet mensupları gelecek! Rezil mi olmak istiyorsun!? Bilmem farkında mısın ama hikayeyi de tehlikeye atıyorsun!

İç sesimin uzun konuşması ile ona hak verdim. Uykusuzluktan sağlıklı düşünemiyordum. Umarım baloda da saçmalamazdım.

Derin bir nefes alıp adımlarımı kapıya yönlendirdim. Büyük ihtimalle misafirleri karşılaşmam gerekecekti. Geç kalmasam iyi olurdu.

Tam odadan çıkmak için kapıyı açacağım sırada vücudumu o tanıdık çekilme hissi kapladı.

"Ama ne ara!?"

İsyankar sesimle söylediğim son cümlem ile gözlerim kapanmıştı.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.