Gözlerimi açtığımda başta yerimi yadırgasam da sonradan nerede olduğumu hatırladım.
Yattığım yerden kalktığımda gözlerim karardı. Dizlerimin bağı çözülür iken kendimi tekrar koltuğa attım.
Gözlerimi birkaç kez açıp kapattım. Başım dönüyordu, midem bulanıyordu. Ve buna dün gece aç yatmam sebep olmuştu.
"Ne kadar hikayede olsam da sağlığıma dikkat etmem gerekiyor anlaşılan."
Yavaşça ayağa kalktım. Gözüm kısa bir süre tekrardan kararsa da umursamadan yürümeye devam ettim.
"Alış veriş yapmam lazım."
Ama para neredeydi? Daha doğrusu var mıydı?
Gözümün önüne hiçbir anı gelmez iken düşündüm. Suikastçi idim. Büyük ihtimalle çalıyordum. Fakat ne olursa olsun, az bir miktarda paramın olması gerekiyordu.
Karnımdan gelen sesle bakışlarım kısa bir an karnımı buldu. Parayı sonra düşünürüm, diye geçirdim içimden. Şuan önemli olan karnımın doyması idi.
Yatak odama doğru adımladım. İçeriye girdiğimde hızlıca dolabıma ilerledim. Dolabın bir kapağını açtığımda bir sürü kıyafetin olduğunu gördüm. Hepsi renk renk, çeşit çeşitti.
"Bunların hepsini gerçekten çalmış mıyım?"
Bir suikastçi ve böyle bir evde yaşayan birine göre fazla kıyafet vardı. Gerçi bu, hikayede olmanın verdiği bir etki de olabilirdi. Ya da kılık değiştirme konusunda başarılıydım. Büyük ihtimalle ikinci tahminim idi.
Daha fazla düşünmeden hızlıca gözüme kestirdiğim bir elbiseyi aldım. Kolları uzun ve kirli beyaz renginde, eteği ve gövde kısmı ise koyu kırmızı renginde idi. Bileklerimin yaklaşık bir karış yukarsında biten elbise gayet sıradan biriymişim gibi gösteriyordu.
Üstümdekileri çıkarıp elbiseyi üstüme geçirdikten sonra boy aynasında kendime baktım. Güzel durmuştu.
Tekrar dolaba yönelip bu sefer başka bir kapağı açtım. Takılar, şapkalar, ayakkabılar vb şeyler vardı.
"Yüzümün belli olmaması gerekiyor."
Elimi büyük, kollarımın rengi ile aynı olan şapkaya attım. Kafama taktığımda pek de olmadığını fark ettim. Bu elbiseye şapka gitmiyordu.
"Boş versene. Moda ikonu değilsin sonuçta."
Yüzümün görünmemesi yeterli idi. Kıyafetimin birbiriyle uyumlu olması çok da önemli bir faktör değildi. Nasılsa akıllarında suikastçi, hırsız olarak kalacaktım.
Elimi bu sefer koyu kırmızı, hafif topuklu ayakkabıya attım. Onu da ayağıma geçirip odadan çıktım.
Parkenin üstünde topuk sesleri çıkar iken ister istemez gözümle etrafı taradım. Farklı bir şey görmediğim de ise anahtarı da alıp evden çıktım. Hızlıca kapıyı kilitleyip önce sağıma sonra soluma baktım. Sola doğru yönelmeye yeltendiğimde bir şey beni engelledi. Ayaklarım beni sağa tarafa doğru zorla yönlendirir iken yanlış yola gideceğimi fark ettim.
"En azından yolumu bulmakla uğraşıp vakit kaybetmiyorum."
Ayaklarım beni bir yerlere götürür iken bu karanlık sokaktan çıktım. Çıkmam ile de güneşin ışıkları suratıma düştü. Gözlerim kamaşır iken şapkam ile yüzümü örtebildiğim kadar örttüm. Ne olur ne olmaz diye de ekstradan başımı öne eğip yürümeye başladım.
Etrafta büyük bir uğultu vardı. Çoğu insan kahkaha atıyor, çoğu insan da hararetli bir şekilde bir konuyu tartışıyordu. Yanımdan hızla at arabası geçti. Bir an şaşkınlıkla arkasından baktım. Bana çarpabilirdi ve buna rağmen bir özür bile dilememişti.
Takmadan yürümeye devam ettim. Klasik insanoğlunun vurdum duymazlığı idi. Ne kadar hikayede olsanda bu pek değişmiyordu.
"Yazıyor yazıyor! Grefar Yüzüğü çalınmış!"
Küçük bir çocuğun bağırarak dediği şeyle bakışlarımı onda sabitledim. Siyah beyaz, kareli bir gömlek ve siyah dizlerinin biraz üstünde şort giymişti. Bir kolunda büyük bir çanta ve çantadan sarkan birkaç gazete vardı. Kafasında da yetişkin birinden aldığı belli olan bir şapka.
"Yazıyor yazıyor! En yeni gazeteler bende! Grefar Yüzüğü çalınmış, yazıyor!"
Evet, dedim içimden. Grefar Yüzüğü çalınmıştı ve onu ben çalmıştım. Yine de çocuğa doğru ilerledim. Merak
etmiştim, hakkımda neler yazıldığını.
"Merhaba Küçük Bey!"
Sevimli çıktığını düşündüğüm sesimle çocuk bana döndü.
"Merhaba hanımefendi! Gazete almaz mısınız?"
"Yanımda yeterince param yok. Sadece şu Grefar Yüzüğü olayını merak etmiştim. Doğru mu?"
Çocuk heyecanla kafasını salladı.
"Evet doğru!"
Daha sonra çantasından bir gazete çıkarıp bana uzattı.
"Benden hediye olsun bu seferlik!"
"Yok hayır alamam."
"Lütfen! Akşama kadar bunları bitirmem gerekiyor!"
Yüzümde ki gülümseme ile konuştum.
"Daha akşama çok var, emin ol bitirirsin. Şimdi koy o gazeteyi çantana."
"Sizi burada ilk defa görüyorum. Hem içimden geldi. Bir beyefendinin hediyesini reddetmek büyük kabalıktır!"
Ağzım açık çocuğa baktım. Yaşına göre konuşma tarzı gayet güzeldi. Kurduğu cümlelerde öyle. Büyümüşte
küçülmüş gibiydi.
"Peki madem. Bir dahaki sefere sözüm olsun o zaman."
"Siz bilirsiniz!"
Çocuk heyecanla gazeteyi bana uzattı. Gülümseyerek elinden aldım. Daha sonrada göz kırpıp yoluma devam ettim.
Bu zamanlarda ki insanlar çok nazikti. Nazik ve iyi niyetli. Bu gazeteyi ben kendi dünyamda almaya çalışsam hayatta vermezlerdi.
Gazeteyi açıp Grefar Yüzüğü olayını okumaya başladım.
Grefar Yüzüğü çalındı mı?
Ünlü savaşçı Dean Grefar'ın yüzüğü Teghast müzesinden çalındı! Yıllardır özel odada korunduğu sanılan yüzük, dün gece saatlerinde çalındı!
Muhafızlar çalan kişinin peşinden gitmiş lakin hırsızı yakalayamamışlardır! Hırsıza ait bilinen tek şey siyah saçlı olduğudur!
Başka bir şey yazmıyordu. Ünlü savaşçı Dean Grefar. Ne özelliği vardı da bu adamın yüzüğü bu kadar değerliydi ki? Ne tür bir savaş kazanmıştı da bu kadar ün edinmişti kendine?
Omzumda hissettiğim daha sonrada bütün vücuduma yayılan sarsıntı ile şaşkınlıkla kafamı kaldırdım.
"Kusura bakmayın."
"Sorun değil."
Kadın yoluna devam ederken gazeteyi rulo haline getirdim. Yolda iken gazete okumam yanlıştı. Eve gidince bol bol okurdum.
İlerleyen yolda uğultu ve kalabalık daha da artmıştı. Her yerden insanlar geçiyor, zar zor adım atılıyordu. Zorlukla kafamı kaldırıp etrafa baktım. Bir sürü tezgahtar vardı. Sonunda alış veriş yapabilecektim.
Hızlıca önce salatalık satan tezgaha doğru ilerledim. Hadi bakalım, üstün çalma yeteneklerim kendilerini konuşturmanın vakti gelmişti!
"Hoş geldiniz!"
Adam bana bir kese kağıdı uzatır iken salatalıklara baktım. En iyi olanlarından birkaç tane seçip kese kağıdına attım. Adama kaçamak bir bakış attığımda başka bir hanımefendi ile ilgilendiğini fark ettim. Çaktırmadan kese kağıdını katlayıp elimi arkaya attım. Kese kağıdını şapkamın arasına, kafamın üstüne, koydum. Zaten dört-beş tane aldığım için kolaylıkla sığdırabilmiştim.
Ellerimi saçlarımı düzeltir gibi yapıp indirdim. Salatalıklara bakar iken adam bana yöneldi.
"Beğendiklerinizi kese kağıdına koyabilirsiniz hanımefendi."
Kaşlarımı çattım ve anlam veremeyerek adama baktım.
"Anlamadım? Kese kağıdı derken?"
Adam da kaşlarını çattı.
"Az önce size bir kese kağıdı vermiştim."
Kafamı iki yana sallayarak dudağımı büzdüm.
"Ben daha yeni geldim beyefendi. Bana kese kağıdı falan vermediniz."
Daha sonra kaşlarım ile kalabalığı işaret ettim.
"Yoğunluktan kafanız karışmış olmalı."
Adam derin bir nefes verip burukça gülümsedi.
"Muhtemelen. Üzgünüm hanımefendi, buyurun."
Adam bana tekrardan bir kese kağıdı uzatır iken gülümseyip aldım. Salatalıkları seçiyormuş gibi yapsamda bir andan da adamı süzüp duruyordum. En sonunda adamın, başka bir müşteriye fokuslandığını gördüğümde hızlıca kese kağıdını salatalıkların üstüne bırakıp oradan uzaklaştım.
Yüzümde bir sırıtış oluşur iken elimi şapkama attım. Kafamın üstündeki kese kağıdını elime aldım. Anlam veremediğim bir mutlulukla ilerledim. Lakin birkaç adım attıktan sonra bedenimi bir yere doğru çekilme hissiyatı sardı. Gözlerim, daha ben ne olduğunu anlamadan kısa sürede kararmıştı.
°°°
Gözlerimi açtığımda odamda olduğumu fark ettim. Yatağımın üzerinde oturuyordum.
"Hoş geldin!"
Lulu'nun neşeli sesiyle bakışlarımı ona yönelttim. Birkaç saniye etrafa şapşal şapşal baktıktan sonra kendimi toparladım.
"Hoş buldum."
Lulu etrafımda hızlı hızlı uçup kıkırdamaya başladı.
"Hikaye Gezginliği'ni sevdin mi?"
Gülümsedim.
"Evet."
Kesinlikle sevmiştim. Başta ne kadar ön yargılı davransam da şuan hoşuma gitmeye başlamıştı. Farklı bir evren, farklı bir dünya, farklı bir hayat... şu sıradan ve monoton hayatımda bir farklılık görmek beni mutlu etmişti.
"Bu gücün kıymetini bil gezgin. Zira herkesin eline bu tür fırsatlar geçmiyor."
"Ona ne şüphe!"
Gülerek dediğim şeyle Lulu da güldü. Daha sonra masama doğru ilerleyip etrafında uçmaya başladı.
"Ödevlerin duruyor!"
'O' harfini uzatarak demişti. Gülümseyerek kitabı kapattım. Daha sonrada masama doğru ilerledim. Test kitabımda ki sorulara şöyle bir bakar iken esnedim. Bu soruları çözecek isteği kendimde bulamıyordum.
Düşündüm, okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Ödevlerimi hiç aksatmaz, günü gününe yapardım. Hocalarım tarafından seviliyordum da. Bence bir kereye mahsus beni görmezden gelebilirlerdi.
"Boş versene, yapmayacağım."
Lulu bana şaşkınlıkla baktı.
"Niye?"
"Hem uykum var hemde yapmak içimden gelmiyor. Bu halde ödevlerimi yapmaya kalkarsam büyük ihtimalle epey yanlışım çıkacak. Bu da benim motivasyonumu düşürür. Bir kerelikten bir şey olmaz."
Lulu sen bilirsin anlamında ellerini iki yana kaldırdı. Bende masadaki kitaplarımı kapatıp çantama koydum. Kalemlik ve birkaç defter daha koyduktan sonra yarın için çantam tamamen hazırdı.
Aklıma gelen sorularla Lulu'ya döndüm.
"Benimle okula gelebilir misin?"
"Maalesef ki hayır. Kitaptan sadece belli bir mesafe uzaklaşabiliyorum."
Üzülsem de bir şey demedim. Mantıklı düşününce de Lulu'nun okula gelmesi saçma olurdu. Okuldakiler onu göremeyeceği için beni deli sanabilirlerdi. Zaten yeterince zorbalık görüyordum. Bir de Şizofreni tanısı koymalarına gerek yoktu.
"Peki nerede uyuyacaksın? Ya da uyuyacak mısın?"
"Tabi ki uyuyacağım! Nerede uyuyacağım ise hiç fark etmez. Kitapta da uyuyabilirim, buradaki herhangi bir yerde de."
Kafamı salladım. Aramızda bir sessizlik oluşmuştu.
"Ben dişimi fırçalayıp yatacağım, haberin olsun."
"Tamam!"
"Sen fırçalamayacak mısın?"
"Peri olduğum için dişlerim hiçbir zaman çürümez!"
"Yaralanabiliyor musun?"
"Sadece kanadımdan."
"Anladım."
Lulu gülümseyince bende ona gülümsedim. Daha sonrada odamdaki banyoya doğru ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdim. Hızlıca dişimi fırçalayıp banyodan çıktım. Daha sonrada dolabıma doğru ilerledim. Kapağını açıp yeşil geceliğimi çıkardım. Göz ucuyla Lulu'ya baktım. Çoktan bana arkasını dönmüştü.
İnceliğine karşılık yüzümde bir gülümseme oluşur iken hızlıca önce alt kısmını geçirdim. Daha sonrada üstünü giyip çıkardığım kıyafetleri katladım. Katladığım kıyafetleri geri dolaba koydum. Lulu da tekrar bana dönmüştü.
Yatağa doğru ilerleyip kitabı aldım. Diğer kitaplarımın arasına koyduktan sonra hatırladığım şeyle Lulu'ya döndüm.
"Ben kitabı kaldırdım ama eğer içine girecek isen geri açayım?"
"Eğer senin için sorun yoksa yastığında yatmayı tercih ederim."
Utana sıkıla dediği şeyle gülümsedim.
"Benim için bir sorun yok. Ama elim çarpabilir."
"Çarpamaz. Uyuduğumda beni görünmez bir kalkan koruyor. İstediğin kadar çarp, bir şey olmaz. Dokunamazsın bile."
Kafamı hayretle salladım.
"Şu hayata peri olarak geleceksin!"
Lulu dediğime kıkırdadı. Bende gülerek odamın ışığını kapattım. İçeriyi balkonumdan sızan Ay ışığı aydınlatır iken yatağa doğru ilerledim. Yorganı kaldırıp yatağa girdim. Lulu da hemen yüzümün yanında, yastığıma uzandı. Üstüme yorganı örter iken konuştum.
"Kesin sen şimdi üşümüyorsundur da!"
"Evet!"
Gülerek kafamı salladım. Daha sonrada gözlerimi kapattım. Yavaş yavaş uykunun bedenimi ele geçirdiğini hissetmem çok da uzun sürmemişti.
┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•