İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 5

Suikastçi

Gözlerimi açtığımda elim bir yere uzanmış yamuk bir şekilde duruyordum. Kaşlarım çatılmıştı. Etrafa baktığımda karanlık bir odanın içinde olduğumu gördüm. Bakışlarımı uzandığım şeye çevirdim. Karşımda cam fanusun içinde olan bir yüzük duruyordu. Kare ve koyu kırmızı olan yastığın ortasına yerleştirilmişti.

"Çalacağın yüzük Grefar Yüzüğü. O yüzüğü alıp bana getireceksin! Yalnız dikkatli ol, o yüzüğü canlarından bile fazla korurlar!"

"Bu yüzük neden bu kadar önemli?"

"Güçleri olduğuna inanılıyor. İyi bir tarihçesi, efsanesi var. Güzel para eder."

Gözümün önüne gelen anılarla yüzüğe yöneldim. Cam fanusu yavaşça kaldırıp yüzüğü aldım. Daha sonrasında da fanusu geri kapattım.

Geri arkamı dönüp çıkacağım sırada gözümün önüne tekrar görüntüler gelmeye başladı.

"Bu Grefar Yüzüğü'nün sahtesi. Gerçek yüzüğü aldığın zaman bunu, onun yerine koyacaksın."

Derin bir nefes verip tekrar döndüm. Gözlerim üstüme kaydı. Üstümde siyah bir tişört, altımda ise siyah bir pantolon vardı. Sırtımda ise siyah, uzun, kapüşonlu bir pelerin vardı. Aklıma hikayenin başındaki resim gelmişti. Oradaki kişinin de kıyafeti böyle idi. Sanırım bir şeyden kaçacaktım.

Elimi pelerinimin cebine attım. İçinden yüzüğü çıkarıp cam fanusun içine koydum. Daha sonra da hızlı adımlarla kapıya yöneldim.

Kapıyı açıp çıktığımda beni uzun, loş ışık alan bir koridor karşıladı. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Nereye gideceğimi bilmiyordum, ayaklarım beni götürüyordu.

En sonunda küçük bir kapağın önünde durdum. Kapağı açıp içine girdim. Tünel gibiydi fakat çok dardı. Zar zor kapağı geri kapatıp emeklemeye başladım.

Uzun bir süre emekledikten sonra başka bir kapağın önüne geldim. Kapağın deliklerinden birisinin olup olmadığına baktıktan sonra kapağı yavaşça açtım. Hızlıca bu ince ve dar yerden çıkıp kapağı geri kapattım. Daha sonrasında etrafıma baktığımda karanlık ve tenha bir sokakta olduğumu gördüm.

"Sanırım kurtuldum."

Sol tarafa doğru ilerlemeye başladım. Birkaç dakikanın ardından caddeye çıkabilmiştim. Bir sürü at arabaları ve insanlar vardı. Gecenin bu saati olmasına rağmen.

Kafamdaki kapüşonu çıkartıp hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Rüzgar saçlarımı ve pelerinimi savurur iken duyduğum bağırış sesi ile olduğum yerde donakaldım.

"İşte orada, hırsız!"

Arkama baktığımda birkaç tane muhafızın koşarak bana geldiğini gördüm.

"Kahretsin! Nasıl görebildiniz!?"

Kapüşonu hızlıca kafama geçirerek koşmaya başladım. İnsanlar yolumu açar iken adımlarımı hızlandırdım.

"Kaçma! Yakalayın şunu!"

Aklıma gelen şeyle pelerinimin cebinden çakımı çıkardım. İnsanlara gelişine göre sallıyormuşum gibi gelse de temkinli bir şekilde sallamaya başladım. İnsanlar korkuyla yolumu açar iken gördüğüm yol sapması ile oraya girdim. Adımlarımı hızlandırır iken arkama baktım. Muhafızları göremiyordum fakat bağırışlarını duyabiliyordum.

"Lütfen ölmeyeyim lütfen!"

Karanlık ve dar yolda koşarken yol ayrımına denk geldim. Kahretsin! Sağ mı sol mu!? Adım sesleri yaklaşır iken soluma baktım. Daha karanlıktı. Muhafızlar aydınlık yola gidebileceğimi düşünüp sağa doğru ilerleyebilirdi. Ama eğer sağı seçer isem insanların arasına karışıp kurtulma ihtimalim vardı.

"Bu taraftan!"

"Ne olacaksa olsun!"

Tüm gücümle sol tarafa doğru koşmaya başladım. İlerlediğim yol gittikçe daha da karanlıklaşıyor ve ıssızlaşıyordu. Rüzgarın şiddeti artarken kafamda ki kapüşonun düştüğünü hissettim. Ellerimle kapüşonu tutup koşmaya devam ettim. Nereye gittiğimi bilmiyordum ve bu sefer ayaklarımda beni yönlendirmiyordu.

Ne kadar zamandır koştuğumu bilmiyordum fakat artık muhafızların seslerini duymuyordum. Yavaşlayarak durup ellerimi dizlerime koyarak eğildim. Derin derin nefesler alır iken arkama baktım. Kimse yoktu. Önüme dönüp soluklanmaya devam ettim. Birkaç saniyenin ardından son kez derin bir nefes alıp dikeldim. Daha sonrasında da elimdeki çakıyı tekrar pelerinimin cebine koydum. Ayaklarım ağrımıştı resmen.

Arkamı dönüp ilerleyeceğim sırada gördüğüm şeyle yerimden sıçradım.

"Nereye kadar kaçabileceğini sanıyorsun?"

Kaşlarımı çatarak birkaç metre ötemdeki adama baktım. Muhafız gibi durmuyordu. Simsiyah giyinmişti. Üzerinde dizlerinin biraz altına kadar gelen siyah bir kaban vardı. Elleri cebinde bana bakar iken yüzünü tam olarak seçemiyordum.

"Sonuna kadar!"

Deyip tüm gücümle koşmaya başladım. Arkamdan o da koşar iken adımlarımı hızlandırdım. Nereden çıkmıştı şimdi bu!?

Arkama baktığımda bana yaklaştığını gördüm. Nasıl bu kadar hızlı koşabiliyordu!? Önüme döndüğümde beni yüksek bir duvar karşılamıştı. Kahretsin! Bırak atlamayı tırmanamazdım bile!

Arkamdan bir gülüş sesi işittim.

"Sanırım bahsettiğin son bu, ha?"

Adama baktığımda yüzünü ne kadar seçemesem de sırıttığına adım kadar emindim. Adam üstüme üstüme gelmeye başlar iken etrafıma baktım. Sağım ve solum yüksek duvarlar ile çevrili idi. Duvardan sekerek adamı geçebilirdim.

"Benim bir sonum yok yabancı!"

Koşarak sağımdaki duvara ilerledim. Adam beni takip eder iken duvara zıpladım. Yaklaşık dört adım attıktan sonra tekrardan yere zıpladım. Tam gaz koşmaya devam edeceğim sırada kolumdan tutuldu. Kolumu kendine çekip ters tarafa doğru yukarı kaldırmaya başladı. Diğer kolum içinde aynı şeyi yapar iken ağzımdan bir inilti koptu.

"Eğer o yüzüğü bana verir isen hiçbir şey olmamış gibi burada gidebilirsin."

Adamın sesi kulaklarıma dolarken acıyla konuştum.

"Ya vermezsem?"

"İşte o zaman önce burada kolunu kırar daha sonrada seni muhafızlara teslim ederim. Sonrasında ise acılı bir ölüm için dakikalarını sayarsın."

"İşte bence ondan o kadar emin olma!"

Kafamı hızlıca geriye attım. Kafam, kafasına çarptığında ağzından bir inilti kopmasının yanında kollarımı tutan elleri de gevşemişti. Bunu fırsat bilip tüm gücümle geriye zıpladım. Zıplamam ile adamın arkasına geçerken beline güçlü bir tekme attım. Adam sendelese de düşmemişti.

Hızlıca bana doğru dönüp yumruğunu yüzüme savurdu. Sağa eğilerek yumruğundan kaçıp kolunu tuttum. Daha sonrasında kolunu bırakmadan sırtımı, göğsüne dayayacak şekilde dönüp eğilerek tüm gücümle yere fırlattım.

"Bana bulaşmayacaktın yabancı!"

Arkamı dönüp koşmaya başladım. Geldiğim yoldan hızlıca geri dönerken arada sırada arkama bakıyordum. Kimse yoktu. Yine de hızımı kesmeden koşmaya devam ettim. Başladığım yola geri geldiğimde sağa yöneldim. Eğer düz gitseydim muhafızlara yakalanma ihtimalim olurdu.

Birkaç dakikalık koşuşun ardından tekrar sokağa çıktığımda insan sayısının azaldığını gördüm. Temkinli adımlarla yürümeye başladım. Nereye gideceğimi yine bilmiyordum lakin bu sefer ayaklarım beni götürüyordu.

Sokakta ilerlerken bir andan da etrafa bakıyordum.

"Acaba bu hikaye nerede geçiyor?"

Kitabın açıklama kısmı Türkçe yazılmıştı. Adamın dediklerini de Türkçe duymuştum fakat Türkiye'nin eski zamanları için biraz fazla gösterişli ve modern duruyordu. İnsanların giyiniş tarzları, mimari... Gerçi kaç yılındayız onu da bilmiyordum ama yine de garip gelmişti.

Tenha bir sokağa girdiğimi fark ettiğimde ister istemez arkama baktım. İnsan sayısı artık yok denecek kadar azalmıştı. Önüme döner iken tekrar ayaklarım beni sağa yönlendirdi. Birkaç adım daha attıktan sonra bir evin önünde durdum. Kapı kolayca açılacak gibi duruyordu.

Pelerinin cebinden anahtar çıkarıp kilidi açtım. Kapıyı ittirdiğimde ise baya ağır olduğunu fark ettim. Görüntüsüne rağmen zar zor açılıyordu. Kapıyı en sonunda açtığımda içeri geçip arkamdan kapıyı zar zor kapattım. Arkamı dönüp etrafıma baktığımda kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.

"Fena değil."

Dışarıdan bakıldığında eski ve yıkılmasına çok az kalmış gibi duran ev, içeriden gayet güzel görünüyordu. En azından bir suikastçi için.

İçeri girdiğim de ilk gördüğüm şey salon olmuştu. İki tane koyu kırmızı koltuk vardı. İkisi de genişti, büyüktü. Bir tanesi duvara dayalı iken diğeri koridoru birbirinden ayırmak için kullanılmış gibi kapının biraz ilerisinde idi. Koltukların ortasında büyük, yuvarlak orta sehpa vardı. Kirli beyaz halının tam ortasında duruyordu.

Gözüm duvardaki pencereye çarptı. Ortalama boyda olan pencereden içeriye hafif ışık süzülüyordu. Eşyalar yeni gibi duruyordu. Duvarlarda tek bir çizik ya da kir yoktu. Kafamı sola çevirdiğimde mutfak ile karşılaştım. Bir yemek yeme masası, ocak, birkaç dolap ve buzdolabı vardı.

Koridorda ilerledim. Zaten uzun bir koridor değildi. Karşıma çıkan ilk kapıyı açtığımda buranın banyo olduğunu gördüm. Kapıyı arkamdan kapatıp diğer kapıyı açtım. Burası sanırım yatak odamdı.

İçeriye girdiğim gibi beni büyük bir pencere karşılamıştı. İçeriye ışık sızar iken gözüm yatağıma takıldı. İki kişilik yatak derli toplu idi. Yanında komodin ve üstünde küçük, vazoya benzer bir şey vardı. Kapı tarafındaki duvarda büyük bir dolap ve onun yanında da boy aynası vardı. Yatağın karşısındaki duvarda ise bir tablo asılıydı. Burada da eşyalar yeni ve temiz duruyordu.

Yatak odasından çıktığımda da başka oda kalmamıştı. Tek kat ve küçük bir yerdi. Fakat buna rağmen gözüme güzel

gözükmüştü. Salona doğru ilerleyip pelerinimi çıkardım.

"Yüzüğü ertesi gün bana teslim edeceksin."

Aklıma gelen şeyle derin bir nefes aldım. Ederiz ederiz. Kendimi koltuğa attığım sırada aklıma gelen şeyle hızlıca geri ayağa kalktım. Görünüşümü merak etmiştim. Hızlıca odama doğru ilerledim. Kapıyı açıp içeri girip hemen boy aynasının önüne geçtim. Aynada ki kendime hayranlıkla bakmaya başladım.

Simsiyah, belimin biraz yukarısında biten saçlarım ve yemyeşil, büyük gözlerim vardı. Bembeyaz tenim beraberinde gelirken yüzümün mükemmelliği onu takip ediyordu. Küçük bir burnum, Kraliçe Maude kadar olmasa da dolgun ve kırmızı bir dudağım vardı. Fiziğim ve boyumda gayet güzeldi.

"Kelimenin tek anlamıyla muhteşemim!"

Kraliçe Maude'de de güzeldim fakat bu hikayede kendimi ayrı bir beğenmiştim. Acaba ismim neydi?

"Memnun oldum Jayla. Bende Alex."

Kafamda tanıdık ses yankılandı. Bu ses, benden yüzüğü çalmamı isteyen kişinin sesiydi. Demek adım Jayla idi. Güzel isim.

"Bakalım isminin anlamını taşıyor musun."

Tekrardan kafamda o ses yankılandı. Jayla, özel kişi demekti. Ki bence aynaya bakınca bile özel olduğum anlaşılıyordu.

Kendimi süzmeye devam ederken karnımdan gelen sesle dikkatimi aynadan çektim. Acıkmıştım. Odadan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa girdiğimde hızlıca buzdolabını açtım.

"Ouw."

Dolapta soğuk su ve içki dışında hiçbir şey yoktu, bomboştu.

"Niye bu kadar beklemişim acaba? Dahası içkinin bile olup bir tane bile yemeğin olmaması normal mi!?"

Oflayarak dolabın kapağını kapattım. Bu saatte hiçbir yer açık olmazdı.

"Aç aç yatacağım anlaşılan."

Kendimi koltuğa attım. Rahat bir pozisyonda uzanır iken gözlerimi kapattım. Eğer uyursam bir an önce sabah olurdu ve açlığımı hissetmezdim.

Bedenime bir ağırlık çökerken kısa sürede bilincim kapanmıştı.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.