İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 3

Kraliçe Maude

"Majesteleri! Majesteleri uyanın!"

Gözlerimi yavaş yavaş açarken gelen parlak ışık buna hiç yardımcı olmuyordu. Ellerimle yüzümü ovuşturarak yattığım yerde doğruldum.

"Majesteleri, sonunda uyandınız! Anneniz Kraliçe Mell, sizi bekliyor."

Gözlerimi tamamen açtığımda gördüğüm şeyle nefesim kesildi. Etrafa gözlerim pörtlemiş bir şekilde bakarken, gözüm bu sefer yanımdaki kadına takıldı.

"Majesteleri, iyi misiniz?"

Ben kaşlarımı çatmış bir şekilde karşımdaki kadına bakarken gözümün önüne bazı görüntüler gelmeye başladı.

"Ben Veronica majesteleri. Sizi korkuttuysam özür dilerim."

"Sorun değil. Sarayda yenisin galiba?"

"Evet majesteleri."

Kitabın içindeydim. Ve bu kadın, kitaptaki Kraliçe Maude'nin yardımcısı idi.

"İyiyim Veronica. Az önce annemin beni odasında beklediğini mi söylemiştin?"

"Evet majesteleri."

"Tamam, teşekkür ederim. Çıkabilirsin Veronica."

Veronica selam verip odadan çıktığında gözümü odada gezdirdim.

"Muhteşem!"

Oda, genişliğinin yanı sıra harika dekore edilmişti. Pembe, sarı ve beyazın hakim olduğu oda parıl parıl parlıyordu. Tabi odanın içindeki büyük balkondan gelen güneş ışınları da, odanın parlamasına katkıda bulunuyordu.

"Artık annenin yanına gitsen iyi olur."

Duyduğum ince sesle başta ürksem de sonradan sesin sahibinin Lulu olduğunu görünce rahat bir nefes verdim.

"Korkuttun."

Eliyle ağzını kapatıp kıkırdadı.

"Özür dilerim. Ama dediğim gibi, anneni bekletmemelisin. Unutma, sen şuan hikayedesin ve Fransa'nın gelecekteki kraliçesisin. Görgü kurallarını ezbere biliyorsun."

Lulu'nun dediği ile gözümün önüne görüntüler gelmeye başladı.

"Kraliçem, bağışlayın beni ama bunlar çok zor!"

"Zor diye bir şey yok Maude! Sen Fransa'nın gelecekteki kraliçesisin, zor kavramını tanımaman gerekiyor!"

"Doğru."

"O zaman hızlı bir şekilde üstünü değiştir!"

"Önce yüzümü yıkasam?"

Lulu göz devirdi.

"Hikayedesin! O yüzden de yüzün kirli değil!"

"Ha, anladım."

"Hadi hadi!"

Lulu'nun sabırsız sesi ile yataktan kalkıp devasa gardırobuma ilerledim. Gardırobun kapağını açtığımda renk renk bir sürü elbise ile karşılaştım.

"Uu, hepsi çok güzel!"

Lulu'nun dediği ile güldüm.

"Bencede."

Çoğu kabarık ve taşlı tuşlu elbiselerdi. Bazıları gelinliği andırıyordu.

Elbiselere bakarken en sonunda gözüm bir tanesine takıldı. Elbiseyi çıkarıp baştan aşağıya süzdüm.

Bembeyaz ve kabarık olan elbise, diğer elbiselerle kıyaslanınca gayet sade idi. Üstünde taşlı işlemler yoktu, sadece göğüs dekoltesi vardı. Kolları ise karpuz model olan elbise gözüme güzel görünürken, Lulu da beğenmiş olmalı ki beğeniyle konuştu.

"Bu elbise çok güzel! Sade ama bir andan da şaşalı. Bayıldım!"

"Bende çok sevdim."

Gardırobun yanındaki küçük giyinme yerine ilerledim. Hızlıca üstümdeki geceliği çıkarıp elbiseyi giydim. Lulu'nun

yanına gittiğimde ise etrafımda hızlı hızlı uçmaya başladı.

"Çok güzel oldun! Elbise cuk olmuş!"

"Teşekkür ederim."

Kapımın çalınması ile gözlerim Lulu'ya kaydı.

"Seni göremez dimi?"

"Tabiki de hayır!"

Neşeli sesi ile gülümseyip bağırdım.

"Gel!"

Bağırmamla içeriye 5 tane kadın girdi.

"Majesteleri, günaydın. Eğer üstünüzü değiştirdiyseniz izninizle makyajınızı ve saçınızı yapacağız."

"Tabi ki!"

Hemen makyaj masasına oturdum. Başta elbisenin kabarıklığından zorlansam da sonradan alışmıştım. Beş kadın da etrafımda yerlerini alırken gözüm aynaya takıldı. Tamamen değişmiştim.

Kumral saçlarım sarı, yeşil gözlerim ise mavi olmuştu. Dudaklarım daha da dolgun olmuş, zaten küçük olan burnum daha da küçülmüştü. Yüz şeklim bile değişmişti. Masallardaki prensesler gibi mükemmel bir yüze sahiptim. Aynı şekilde mükemmel bir fiziğe de.

Garipsemiştim. Aslında güzel bir duyguydu. Ama yine de içim huzursuzdu.

Kendi kendime düşünürken yardımcıların geri çekilmesi ile işlerinin bittiğini anladım. Aynada kendime baktığımda saçımı topuz yaptıklarını ve yandan da topuzu tutan gül şeklinde bir toka taktıklarını gördüm. Makyaj olarak sadece

dudağıma kırmızı bir şey sürmüşlerdi.

"Umarım beğenmişsinizdir majesteleri."

Kadının eğilerek dediği şeyle gülümsedim.

"Çok beğendim. Teşekkür ederim."

"Rica ederiz."

Beş kadında gülümseyip odadan çıktılar. Bende zar zor oturduğum sandalyeden kalktım.

"Çok güzel görünüyorsun!"

"Teşekkür ederim."

Daha sonra aklıma gelen şeyle konuştum.

"Bu dudağıma sürdükleri şey ne? Bu yüzyılda tahminim üzerine ruj denen şey yok."

"Aslında var ama ruj olarak çok yaygın bir isim değil. İlk makyaj M.Ö. 4000 yılları civarında, Eski Mısır'da ortaya çıktığı düşünülüyor. Şuan sizin dünyanızda eyeliner olarak bilenen şey, ilk makyaj olarak varlık göstermeye başladı. Ki bence bunu Kleopatra'dan biliyorsundur.

Yani kısacası tüm bunları göz önünde bulundurursak makyaj uzun yıllardır var. Sadece yüzyıl farkı ile adları ve yapılış tarzları değişik."

Kafamı anladığımı belli edercesine salladım.

"Bütün bunları nereden biliyorsun?"

Gülerek göz kırptı.

"Ben bir periyim! Her şeyi bilirim!"

"Ama bana sadece sınırlı şeyleri bildiğini söylemiştin?"

"Evet ama o dediğim sadece gezginlik için geçerli. Onun dışında bir sürü şey biliyorum!"

"Hmm, anladım."

"Hadi, anneciğini daha fazla bekletme."

Gülerek kafamı sallayıp odadan çıktım. Odamın önündeki muhafızlara baş selamı verdiğimde başta şaşırsalar da beni bozmayıp onlarda baş selamı verdiler.

Uzun koridorda ilerlerken çaktırmadan Lulu ile konuşmaya başladım.

"Ben nereye gideceğimi bilmiyorum."

"Ayaklarının götürdüğü yere git."

Dediğini yapıp ayaklarımın götürdüğü yere gitmeye başladım. İçimde, sanki milyonlarca kez buraya gelmişim gibi bir his oluşurken büyük bir kapının önünde durdum. İki muhafız önümde eğilerek beni selamladı.

"Hoş geldiniz majesteleri."

"Hoş buldum."

Muhafızlar bana garip garip bakarken bunun nedenini bir türlü anlayamıyordum.

"Sen neredeyse bir kraliçesin. O yüzden onlara cevap vermen garip kaçıyor."

Tam ağzımı açacağım sırada Lulu'nun görünmediği akıma gelince sustum. Muhafızlar kapıyı açtığında içeri geçtim. Muhafızlar kapıyı arkamdan kapatırken ben ise gözümü odada gezdiriyordum.

Kahverengi ve beyazın hakim olduğu odada bir kadın vardı. Odanın penceresinin önünde durmuş dışarıyı seyrediyordu. Üstünde kabarık, mavi bir elbise; başında ise kraliçe olduğunu belli eden mükemmel bir taç vardı. Arkasında bağdaştırdığı ellerine de beyaz bir eldiven takmıştı.

"Hoş geldin Maude."

"Hoş buldum kraliçem."

Ne kadar annem olsa da, ona anne dememin garip kaçacağını düşündüm. Orta Çağ tarzında bir kitap okumuştum. Ana karakter, annesine ve babasına ya kralım,kraliçem ya da majesteleri diyordu. Anne, baba dediği çok nadirdi.

"Seni neden apar topar çağırdığımı merak ediyor olmalısın."

Annem hala pencereden dışarı bakarken kafamı salladım.

"Evet majesteleri."

Kraliçe derin bir nefes alıp bana döndü. Dönmesiyle ister istemez onu baştan aşağıya süzmüştüm. Çok güzel ve asil bir kadındı. Gerek fiziği, gerek yüzü ile de gayet genç görünüyordu. Benim aksime boynunda değerli olduğu anlaşılan bir kolye, parmağında büyük bir taşa sahip olan yüzük ve kulaklarında da büyük taşların sarktığı küpeler vardı. Onun yanında çok sade kalmıştım.

Kraliçenin de beni süzdüğünü fark ettim. Derin bir iç çekip ağzını araladı.

"Her zamanki gibi yine çok sadesin."

Kaşlarım çatılsada bir şey demedim. Bu dediğinin bir iltifat mı yoksa bir bıkkınlık ifadesi mi olduğunu anlamamıştım.

"Bak sevgili kızım, bildiğin üzere sen Fransa'nın gelecekteki kraliçesisin. Ve bazı görevlerin, sorumlulukların var."

Kafamı aşağı yukarı salladım.

"Evet majesteleri. Görevimin ve sorumluluklarımın farkındayım."

"Lakin bunlar sen kraliçe olduğunda artacak. Buna hazır olduğunu düşünüyor musun?"

Şüpheci ses tonuyla içimden bir ses, onu tatmin edecek bir cevap vermemi söyledi. Derin bir nefes alıp ağzımı açtım.

"Halkım için her şeyi göze almaya razıyım kraliçem. Dik başlılığım ve umursamazlığım sizi korkutmasın. Söz konusu halkım ve Fransa olduğu sürece her zaman kendimden ödün vermeye hazırım. Ve bunu vakti geldiğinde, taç giyme töreninde ettiğim yeminle bir nebze de olsa kanıtlamış olacağım. Başım yukarıda, tacım tepede, kılıcım ise hep düz olacak!"

Yaptığım konuşmanın tatmin edici olduğunu düşünerek duruşumu dikleştirdim. Kraliçenin yüzünde oluşan gülümseme ile de başardığımı anladım.

"Asi bir kraliçe olacaksın Maude, bunu hissedebiliyorum. Lakin, isminin anlamı gibi kudretli de olacaksın. Buna inancım tam."

Kafamı salladım. Kraliçe derin bir nefes alarak konuştu.

"Uzatmayı ve dolambaçlı lafları sevmem, bunu sende çok iyi biliyorsun. O yüzden direk konuya gireceğim."

Ben kraliçenin ne diyeceğini heyecanla beklerken o ise beni daha fazla bekletmeden konuştu.

"Taç töreninin zamanı erkene çekildi. İki ay sonra Fransa'nın yeni kraliçesi olacaksın."

Annemin dediği şeyle olduğum yerde donup kaldım. Dediklerini idrak ettiğimde ise içimde bir öfke patlaması hissettim. Sanırsam ki bunu Maude yapıyordu, gerçek Maude.

"Bağışlayın beni fakat taç töreni sekiz ay sonraydı. Neden daha erkene alındı?"

"İngiltere Kralı Darian ile olan yakın dostluğumuzu biliyorsun. Bana oğlunun uzun süredir evlenmek istediğini lakin doğru kişiyi henüz bulamadığından bahsetti."

"Bana Owen ile evlenmemi mi söylüyorsun!?"

Sesim yüksek ve sinirli çıkmıştı. Kendime engel olamamıştım. Sanırım bu da, içimdeki Maude'nin eseriydi. Owen ise, sanırım Darian denen kralın oğluydu.

"Terbiyeni takın Maude! Ben hala senin kraliçenim! Ayrıca bahsettiğin kişi bir prens ve sen nasıl Fransa'nın geleceği isen, o da İngiltere'nin geleceği. Saygılı ol!"

Burnumdan solurken içimde istemsiz bir sinir vardı. Anlaşılan Kraliçe Maude, bu evliliğe sıcak bakmıyordu. Tekrardan ağzıma engel olamayarak konuştum.

"Prens Owen'dan haz etmediğimi biliyorsunuz! Onunla evlenmemi nasıl makul görürsünüz!?"

"Prens Owen'dan nefret etmeni anlayamıyorum Maude! Sana her zaman ilgili ve sıcak yaklaştı fakat sen her seferinde onu elinin tersiyle ittin! Fakat o bütün bu olanlara rağmen seninle konuşmak istiyor, tıpkı bir centilmen gibi!"

Tam tekrar ağzımı açmışken kraliçe lafımı kesti.

"Ayrıca az önce Fransa için her şeyi yapacağını söyledin. Prens Owen ile evlenmek Fransa için iyi bir fırsat."

"Ben Fransayı tek başıma da yönetebilirim! Birisine ihtiyacımın olmadığını bana siz öğrettiniz!"

"Elbet bir gün tahtını birisine devir etmen gerekecek! O kişi de senin varisin olacak!"

"Varisimin sevdiğim adamdan olmasını isterim kraliçem!"

Sert sesim kraliçenin kaşlarının çatılmasına sebep oldu.

"Bu ne hadsizlik! Sen böyle mi Fransa'yı yöneteceksin!?"

Ağzımın tam açılacağı sırada zorlukla kapattım. Kraliçe Maude sinirliydi ve siniri bana da yansıyordu. İçimde bitmek bilmeyen bir ateş vardı ama onu dizginlemem gerekiyordu. Eğer sakince derdimi izah edebilirsem belki ortak bir noktaya varabilirdik.

Başımı eğip mahçup ve sakin bir sesle konuştum.

"Bağışlayın beni kraliçem. Lakin böyle bir konuda benden sakin kalmamı nasıl beklersiniz? Her genç kız gibi bende sevdiğim adamla bir ömür yaşamak isterim. Tıpkı babamla siz gibi."

"Daniel! Daniel aç gözlerini!"

"Anne babama n'oldu?"

Aklıma yine bazı görüntüler gelirken gözlerim dolmaya başladı. İçimdeki ateş yavaş yavaş sönerken omzumda iki el

hissettim. Eğdiğim başımı kaldırıp anneme baktım.

"Emin ol bende sevmediğin biriyle ilişki yaşamanı istemem Maude. Lakin halkın iyiliği için bunu yapmak zorundasın. Hiç değilse, en azından Prens Owen ile konuşmayı denesen? Belki ön yargıların kırılır ve sende onu seversin."

İçimden bir ses bu anın, annem ile yaşadığımız nadir şeylerden biri olduğunu söylüyordu.

Annemin sakin ses tonu üzerine derin bir nefes aldım. Belki bu durumu düzeltebilirdim. Kraliçe Maude anladığım kadarıyla asi ve kafasına buyruk biriydi. Eğer onun yerini sakin ve sessiz biri, yani ben, alırsa Prens Owen ile olan ilişkisi düzelebilirdi. Prens Owen ile sakince konuşup onu dost olmaya ikna edebilirdim.

"Pekala majesteleri, deneyeceğim. Ama evlenme sözü vermiyorum. Sadece halkım ve sizin için deneyeceğim."

Yüzünde memnun ve gururlu bir ifade oluşurken konuştu.

"İşte şimdi tam bir kraliçe gibi konuştun."

Gülümsedim. Annem geri çekilirken tekrar aynı sert yüz ifadesini takındı.

"Pekala, dediklerimi anlayışla karşıladığın için minnettarım. Eğer diyeceğin bir şey yoksa çıkabilirsin."

Dizlerimin üstünde hafif eğilerek selam verdim. Daha sonrasında da odadan çıktım.

"Vay be! Muhteşem konuştun!"

İnce sesle yerimden sıçradım.

"İyi misiniz majesteleri?"

Kapıdaki muhafızın dediği ile bir an ne diyeceğimi şaşırsam da hızlıca durumu toparladım.

"İyiyim. Gölgeyi başka bir şey sandım."

Kafasını salladı. Bende önüme dönüp odama doğru ilerledim. Uzun koridorda kimsenin olmadığını anlayınca Lulu'ya

döndüm.

"Senin de orada olduğunu unutmuşum, ödümü patlattın!"

"Bence sen çok korkaksın. Sana ne zaman bir şey söylesem yerinden sıçrıyorsun."

Göz devirdim.

"Neden acaba?"

Odamın önüne geldiğimde muhafızlar kapımı açıp içeri geçmemi sağladı. Arkamdan kapıyı kapattılarında Lulu tekrar konuştu.

"İçimden bir ses bu Gezginliği becereceğini söylüyor ve benim içimdeki bu ses hiçbir zaman yanılmaz!"

Kendimi tutamayıp gülerek konuştum.

"Daha bugün doğmadın mı sen? Nereden biliyorsun içindeki sesin hep haklı olduğunu?"

Etrafımda gülerek uçtu.

"İşte o da benim sırrım!"

Gülerek Lulu'ya baktım. O ise tam yüz hizamda durdu.

"Yarım saat oldu! Artık gitme zamanı!"

Şaşkınlıkla Lulu'ya baktım. Zaman çok çabuk geçmişti.

"Yarım saatin geçtiğini hiç anlamadım."

Lulu, kollarını göğsünde birleştirip sırıtarak tek kaşını kaldırdı.

"Sana kısa olduğunu söylemiştim."

Küçücük bedeniyle bilmiş bilmiş konuşması gözüme tatlı gelirken kafamı salladım.

"Evet söylemiştin."

"Pekala. O zaman geri dönme zamanı!"

Etrafımda sarı, simli ışıklar oluşurken tekrar bedenimin bir yere doğru çekildiğini hissettim. Gözlerimi kapatırken büyük bir ışık hüzmesi ile bilincim de kapanmıştı.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

1 yorum