"Sen de kimsin!? Daha doğrusu nesin!?"
"Ben Lulu. Sana hikayelerde yol gösterecek olan periyim. Memnun oldum yeni Hikaye Gezgini!"
Ben kaşlarımı çatmış, korkuyla karşımdaki uçan şeye bakarken o etrafımda uçmaya başladı. Bakışlarım hızlı hızlı nereye gittiğine bakarken odamın kapısının bir anda açılması ile yerimden sıçradım.
"Asra Adal, hemen sofraya gel!"
Annemin içeriye bağırarak girmesi ile o uçan şey, annemin hemen arkasında durdu. İşaret parmağını dudağına götürüp sessiz ol hareketini yaparken annem ise bağırmaya devam ediyordu.
"Asra asosyalliğinden bıktım artık! Tamam çevrendeki insanları umursamıyorsun ama biz senin aileniz, bizi umursamak zorundasın! Hayır anlamıyorum, istediğin her şeyi alıyoruz! Ne kızım senin bu bize düşmanlığın!?"
Annem ardı ardına cümlelerini sıralar iken benim bakışlarım ise sürekli ortada dolanan, küçük şeye kayıyordu. Annem onu görmüyordu.
"Beni dinliyor musun sen!?"
Her zamankinden daha yüksek ses ile bağırmasıyla bakışlarımı onda sabitledim.
"Dinliyorum."
"Çabuk sofraya gel!”
"Aç değilim!"
"O zaman yanımızda otur!"
"İstemiyorum!"
"Keşke senin gibi bir çocuk doğurmasaydım!"
Deyip odadan kapıyı çarparak çıktı. Ben ise arkasından göz devirdim. Her zamanki rutin kavgamızdı, alışıktım.
"İyi misin?"
Gelen ince sesle bakışlarımı tekrar periye yönelttim. Bana üzgün gözlerle bakıyordu.
"İyiyim."
Peri yanıma uçup tam yüzümün hizasında durdu. Küçücük bedeninin yanı sıra bebek gibi duruyordu. Üstünde yeşil, simli gibi yer yer parlayan bir elbise vardı. Kafasında ise gerçek yapraklardan yapıldığını düşündüğüm şapkaya benzer bir şey vardı. Saçları ise dalgalı ve kahverengi idi.
"Annenle hep böyle kavga eder misin?"
Sorduğu soruyla kaşlarım çatıldı. Tam ağzımı açmış iken tekrar konuştu.
"Şey... sanırım sormamam gereken bir şey sordum. Özür dilerim."
Ben ne yapacağımı bilemez bir şekilde karşımdaki şeye bakarken o, odanın içinde uçmaya başladı.
"Odan güzelmiş. Senden önceki gezgin zevkli bir seçim yapmış."
Kitaplığımda ki kitaplara bakarken kaşlarımı çatarak konuştum.
"Sen nesin? Ayrıca gezgin de ne?"
Tekrar bana doğru uçup yüz hizamda durdu.
"Dediğim gibi ben bir periyim, Hikaye Perisi. Adım Lulu. Ve şu gezgin olayını sana şöyle açıklayayım."
Peri derin bir nefes alıp etrafımda döndü. Dönmesi ile kulaklarının, bir Elf kulağı kadar sivri olduğunu fark ettim.
"Sana her şeyin en başından anlatacağım. Beni dikkatle dinle."
Daha sonrada içinden çıktığı kitabın üstüne oturdu.
"Yüzyıllar önce bir cadı tarafından yazılan bu kitap, sırayla farklı farklı kişilere geçerek el değiştirir. Cadının ne için bu kitabı yazdığını ya da cadının kim olduğunu bilmiyoruz. Fakat tahminimizin üzerine cadı, bu kitabı yazdıktan sonra birine verdi. O diğerine sonra o öbürüne derken kitap şimdi sende."
Kaşlarımı çatarak karşımdaki küçük periye bakıyordum. Her şeyi net bir şekilde anladığım söylenemezdi.
"Sen yeni Hikaye Gezgini'sin. Senin görevin kitaptaki hikayelere girip oradaki ana karakterin hayatını kurtarmak."
"Hikayeler mi?"
"Evet. Birden fazla hikaye var. En az birisini bitirmek zorundasın. İstediğin hikayenin içinde olabilirsin. Ayrıca istediğin kadar hikayenin içine de girebilirsin. Tabi girdiğin hikayeyi sonuna kadar bitirmen gerekiyor. Ve en az 1 hikayeyi bitirmeden gezginliğini başkasına devir edemiyorsun."
Kafam karışmış bir şekilde karşımdaki periye bakıyordum.
"Hayat kurtarmaktan bahsettin. Tam olarak ne demek istediğini azıcık daha açar mısın?"
"Tabi ki! Girdiğin hikayede ana karakterin hayatı tehlike de olabilir. Onu korumak zorundasın. Eğer hikayede ölürsen, hikayeye en başından başlaman gerekir. Ama fazla ölüm sağlıklı değil. Hikaye bir kısır döngüye dönüp sürekli aynı yerde ölebilir ve bir daha kendine gelemeyebilirsin."
Perinin dediği şey korkmama neden olurken konuştum.
"Böyle bir ihtimal varsa neden yapıyorum? Ayrıca bana bu görev verilmeden önce bana sorulması gerekmez mi? Ya ben istemiyorsam? Ki istemiyorum da."
"Korkarım ki istememe gibi bir şansın yok."
"Ne demek yok? Hayatı tehlikeye girecek benim yalnız!"
"Söylenenlere göre gezgin, sıradaki gezgini seçmeden önce kişiye karşı bir şeyler hisseder. Eğer hissettiği şeyler olumlu ise onu seçer değilse seçmez..."
Lafını kestim.
"Söylenenlere göre, derken? Bu bilginin doğru olmama ihtimali var yani."
Peri derin bir nefes aldı.
"Yani bir nevi... Ama tam olarak bilemememizin sebebi perilerin ölüyor olması."
"Nasıl yani?"
Çok yarım yamalak anlatıyordu. Oradan oraya atlayıp konuyu bir yere bağlıyordu fakat hepsi birbirinden alakasızdı.
"Şöyle, sen yerine geçecek gezgini seçeceğin zaman sana destek çıkan peri ölür. O peri yerine bir başka peri doğar ve bir sonraki gezginin yardımcısı o olur."
"Neden?"
"Bilmiyorum. Peri öldükten sonra diğer periye bazı şeyler bırakır. Ama bunlar sınırlı şeyler. Yani sana anlattığım kadarını."
"Neden sınırlı? Hepsini bırakamaz mı?"
"Ona peri karar veremiyor. Büyük ihtimalle bu kitabı yazan cadının ayarladığı bir şey."
Ne kadar anlamasam da kafamı salladım. Fakat daha sonra aklıma gelen soru ile tekrar konuştum.
"Peki ben istediğim zaman hikayenin içinden çıkabilecek miyim?"
"Evet. Çıkmak istediğin saati bana söyleyeceksin. Bende seni saat geldiğinde hikayeden çıkaracağım."
"Hikayeye birlikte mi gireceğiz?”
"Hayır. Sen tek başına gireceksin. Sadece ilk seferin olduğu için sana başta yardım edeceğim ama sonrası sende."
Ofladım. Şuan yaşadığım şey yeterince garip iken bir de bir kitabın içine girecektim. Bir kitabın içine nasıl girilirdi ki?
Aslında küçüklükten beri hayalim kitabın içindeki ana karakter olup onun yaşadıklarını yaşayabilmekti.
Hissettiklerini hissedip gördüklerini görebilmekti. Ama iş ciddiyete binince pek iç açıcı görünmemişti gözüme.
"Şimdi girmek zorunda mıyım?"
"Hayır. Ama çok geçmeden girmen gerek."
Daha sonra hızlıca dediğine ekleme yaptı.
"Bu arada kitabı kimseye söylemeyeceksin! Yanlış kişilerin eline geçebilir. Bir gezgin olarak kitabı korumak zorundasın. Ve unutma, gireceğin hikayede ana karakter ne hissederse sende onu hissedersin. Ya da sen ne hissedersen ana karakter onu hisseder. Şu ana kadar hiçbir hikaye mutsuz sonla bitmedi. Ve bence bitmemesi de daha iyi olur."
"Mutsuz sonla biterse ne olur?"
"Bilmiyorum. Ama mantıklı düşünürsek Hikaye Gezginliği yüzyıllardır var. Bunca zaman boyunca hiçbir hikaye mutsuz sonla bitmemişse demek ki hikayeler mutlu sonla bitmeli."
Kafamı salladım. Perinin dediği mantıklıydı. Bu garip ve sıradışı durumun içinde mantıklı bir şey bulmuştum. Sevinmeli miyim yoksa üzülmeli mi?
"Bir de, kitabı açmak için bazı sözcükler söylemen gerekiyor. Yoksa kitabı açamazsın. Aynı şekilde hikayeye girmek için de."
Kaşlarımı çatarak periye baktım.
"Ne demem gerekiyor?"
"Kitabı açmak için 'Ben Hikaye Gezgini.' demen gerekiyor. Hikayeye girmek için ise, mesela hikayenin adı Kraliçe Maude. 'Ben Hikaye Gezgini, Kraliçe Maude." demen gerek."
"Her hikayede değişecek dimi bu?"
"Evet. Ben Hikaye Gezgini, dedikten sonra gireceğin hikayenin adını söyleyeceksin. Zaten daha sonrasında kitap seni içine çekecek."
"İçine mi çekecek!?"
"Evet. Başka türlü nasıl hikayenin içine girmeyi planlıyorsun şapşik gezgin!"
Benim korkarak dedim şeye peri, gayet de sakin ve eğlenir bir tonda cevap vermişti.
"Ama... nasıl çekecek? Yani ne bileyim... canım falan acıyacak mı?"
Kafasını iki yana salladı.
"Hayır. Hiçbir şey hissetmeyeceksin. İstersen hemen şimdi deneyebiliriz!"
Sona doğru heyecanlı sesi ile derin bir nefes aldım. Emin değildim. Kitabın içine çekilmek, pekte kulağa güzel gelmiyordu.
Zaman kazanmak için aklıma gelen ilk soruyu sordum.
"Annem seni göremedi?"
"Beni senden başka kimse göremez. Tabi kitabı açmadığı sürece. Bu arada ne yapmaya çalıştığını anlamadım sanma. Eninde sonunda o kitaba gireceksin!"
Azarlayıcı bir tonda söylemişti. Fakat sesinin inceliğinden onu ciddiye alamamıştım. Çok tatlı görünmüştü gözüme.
"Peki kitabın böyle görünmesi sence de fazla dikkat çekmiyor mu? Yani üstündeki motifleri, büyüklüğünü falan geçtim. Kitabı açmaya çalışan açamayacak ve bir şeyler olduğunu anlayacak."
Peri kafasını eğdi.
"Haklısın. Sanırım cadı o kadarını düşünememiş."
Daha sonra umutlu gözlerle gülümseyip kafasını kaldırdı.
"Ama diğer gezginler başa çıktıysa sende çıkabilirsin. Merak etme, sana olan güvencim tam!"
Kendimi tutamayıp güldüm.
"Teşekkür etmeliyim galiba."
Heyecanla oturduğu kitaptan kalkıp etrafımda uçmaya başladı.
"Hadi hadi, hikayeye gir artık! Senden çok ben heyecanlıyım!"
"Şimdi yapmak zorunda olmadığımı söylemiştin?"
"Ne kadar çabuk alışırsan o kadar iyi!"
Derin bir nefes aldım. Bir yandan deli gibi korkuyordum ama bir yandan da çok istiyordum. Bakışlarım kitaba kaydı. Artık sayfaları parlamıyordu. İki sayfada bomboştu.
"Sayfaları çevireceksin şapşik gezgin."
Lulu'nun gülerek dediği şeyle gülümseyip sayfayı çevirdim. Sayfayı çevirmem ile önce bir başlık, daha sonrasında ise sırayla yazılar ortaya çıkmaya başladı. Başlığın üstünde küçük bir fotoğraf vardı. Bir kadın elleri önünde gülümseyerek poz vermişti. Hikayenin adı ise Kraliçe Maude idi. Sanırım fotoğraftaki kişi de oydu.
Fakat kitabın tanıtımında fark ettiğim şeyle kaşlarım çatıldı.
"Bu farklı bir dille yazılmış."
Tahminimce Fransızca idi. Ve ben Fransızca'yı yok denecek kadar az biliyordum.
"Orası önemli değil. Sen hikayeye girdikten sonra karakterlerin dediklerini Türkçe duyacaksın. Sen onlara bir şey dediğin zaman da, onlar seni Fransızca duyacak."
Derin bir nefes alarak kafamı salladım. Elimi diğer sayfaya götürdüm. Açtığımda ise bu sefer Suikastçı adlı bir hikayeyle karşılaştım. Yine bir fotoğraf vardı. Fakat bu arkadan çekilmişti. Üstünde siyah, şapkalı pelerini olan biri koşuyordu. Koştuğunu arkasında uçuşan pelerinden anlamıştım.
"Bence başlangıç olarak Kraliçe Maude iyi. Bu biraz daha aksiyonlu ve tehlikeli bir şeye benziyor. Alışmak için daha yumuşak bir şeyler denemelisin bence."
Kafamı salladım. Başlık ve fotoğraf dışında, hikayenin tanıtımı da hiç güven vermemişti. Bunun yazıları Tükçe olduğundan rahatça bir göz gezdirebilmiştim. Daha fazla sayfa çevirmeden konuştum.
"Haklısın. O zaman Kraliçe Maude ile başlıyorum?"
"Sen nasıl istersen! Gezgin olan sensin sonuçta."
Lulu'nun dediği şeyle tekrar sayfayı geriye çevirdim. Yazılar olduğu gibi duruyordu.
"Şimdi bana ne kadar kalacağını söyle ki, vakti geldiğinde seni geri kitaptan çekebileyim."
Düşündüm. Başlangıç olarak yarım saat yeterdi bence.
"Yarım saat."
Lulu bana göz devirdi.
"Gerçekten mi!? Hadi ama! En azından 1 saat deseydin!"
"Bence başlangıç olarak yarım saat iyi. Hem yapmam gereken ödevlerim de var."
"Off! İyi, peki tamam. O zaman yarım saat sonra seni geri hikayeden çekeceğim. Anlaştık mı?"
"Anlaştık."
Yüzünde heyecanlı bir ifade ile hızlı hızlı uçmaya başladı.
"O zaman sihirli sözcükleri söyle!"
Derin bir nefes aldım. Kaçışım yoktu anlaşılan. Refleks olarak hafif kitaba eğilerek konuştum.
"Ben Hikaye Gezgini, Kraliçe Maude!"
Kurduğum cümleden sonra kitap etrafa sarı ışıklar saçmaya başladı. Gözüm kamaşırken kollarımı yüzüme siper ettim. Vücudumun bir şeye doğru çekildiğini hissediyordum. Parlak bir ışık hüzmesinden sonra duyduğum son şey Lulu'nun bağırışı idi.
"Yehuu!"
┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•