İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 20 · 7 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 20

Kraliçe Maude | Dedektif

"Nasıl çıkacağım ben bu işin içinden!?"

Ellerimi saçlarımdan geçirdim. Pekala, sakin olalım ve mantıklı düşünelim. Owen katil olma ihtimali çok yüksek bir karakterdi. Daha dedektif gelecekti ve o da araştıracaktı ama içimden bir ses Owen diye bas bas bağırıyordu. İçimdeki bir başka ses ise bu katilin işimize yarayacağını söylüyordu.

Kapının açılması ile bakışlarımı oraya çevirdim. Anastasia önümde reverans yaptı.

"Majesteleri, istediğiniz gibi misafirleri gönderdik. Şuan bahçe temizleniyor."

Kafamı salladım.

"Tamamdır Anastasia, teşekkürler."

"Benim için bir onurdur."

Gülümsedim ve odadan çıktım. Bu ağır kan kokan odada daha fazla kalmak istemiyordum. Cinayet benim odamda işlenmediği halde kan kokusu alıyordum resmen. Hikaye beni de etkiliyordu.

Koridorda yürürken aklıma gelen şeyle ağzımı açtım.

"Tacı şimdi kafama takacağım."

Anastasia'nın gözlerinin büyüdüğünü biliyordum.

"Ama halkın önünde yemin etmeniz gerekiyor majesteleri!"

"Yeminimi yarın edeceğim. Halka açık bir planda tacı kafama takacağım ve yemin edeceğim. Sabahtan herkese haber verin. Bir tören, şölen yapmayacağız. Ülke yas içinde."

"Siz nasıl uygun görürseniz majesteleri."

Kafamı salladım. Sarayda bir koşuşturma vardı. Bunun nedeni epey açıktı. Etrafı kontrol edip tekrar odama dönmek zorunda kaldım.

"Annemle ilgili bir gelişme olmadığı sürece beni rahatsız etmeyin."

"Elbette kraliçem."

Arkasından kapıyı kapattığında omuzlarım düştü. Bu iş beni çok yoracaktı. Ne kadar bir an önce çözülmesini umsam da çözülmeyeceğini adım gibi iyi biliyordum.

"Lulu beni duyuyorsan çabuk buraya gel!"

Seslenmemden birkaç saniye sonra Lulu tam önümde belirdi.

"Asra bir şey mi oldu?"

"Sence daha ne olabilir?"

Lulu suçlulukla kafasını eğdi. Derin bir nefes alıp elimi boş ver anlamında salladım.

"Her neyse, biraz konuşmaya ihtiyacım var. Birkaç da soru soracağım."

Lulu hızlı hızlı kafasını salladı.

"Sen bu hikayenin sonunu biliyor musun?"

"Hayır."

Tek kaşımı kaldırdım.

"Emin misin? Güvenesim gelmiyor nedense."

Yaptığım ima ile ofladı. Elleriyle yüzünü örttü.

"Özür dilerim. Beni hiç affetmeyeceksin ama zorundaydım. Gerçekten bilmiyorum her şey sizin kararlarınıza göre değişecek. Bu hikayeyi siz yönlendireceksiniz. Bu sizin hikayeniz. Sonunda her şey olabilir. Belirli bir son yok."

Uzun açıklaması ile kafamı salladım. Tatmin olmuştum.

"Pekala. Bir soru daha. Bunca yıldır bu gezginlik işi var. Neden benden önceki ya da benden sonraki gezgin değil de ben? Rastgele seçilmiş bir şey mi bu yoksa herkes bu yollardan geçti mi? Eğer geçtiyse cadının çoktan ölmüş olması gerekmez mi?"

"Senden önce de bu yollardan geçen kişiler vardı. Herkes değil ama vardı."

"Ee, cadı nasıl ölmedi?"

Lulu yutkundu. Söylemekte kararsız olduğu belliydi.

"Ölmedi. Çünkü... çünkü öldüremediler. Kendileri bilinmezliğin içinde kayboldu."

"Ne!?"

Sesim fazlasıyla yüksek çıkmıştı. İster istemez bakışlarım kısa bir an kapıyı buldu. Kısık sesle tekrar Lulu'ya döndüm.

"Lulu sen ne dediğinin farkında mısın? Ya ben de öldüremezsem?"

"Yapabileceğim bir şey yok."

"Ne demek yok!"

Derin bir nefes aldım. Derin bir nefes verdim. Birkaç kere tekrarladım. Bir andan da Lulu konuşuyordu.

"Bak, gerçekten çok üzgünüm ama benim yapabileceğim bir şey yok. Bu senin kaderin."

"Kadere inanmıyorum."

Yüzümü ekşiterek dediğime Lulu cevap vermedi. Ben de devam ettim.

"Sen ne dersen de Lulu, ben bu başıma gelenlere kader deyip geçemem."

Kafasını salladı. Bir elimi saçlarımdan geçirdim. N'apacağım ben? Bilinmezliğin arasında kaybolmak, ölümden de beterdi.

"En ufak bir ipucu da mı bilmiyorsun?"

Sorduğum soruyla yerdeki kafasını kaldırdı.

"Hayır gerçekten bilmiyorum."

"Bana sanki bu katilin cadıyla alakası varmış gibi geliyor."

"Muhtemelen var. Katili bulman gerekiyor."

Ters ters baktım.

"Oradan söylemesi kolay tabi."

"Hadi ama! Bana kızma artık. Perilerin de bir kalbi var."

Gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Burnunu çekti.

"Eğer söylememe izin verilseydi gerçekten söylerdim. Ama yasak."

"Kim koyuyor bu yasağı?"

"Galiba cadı. Kim bilmiyorum ama konuşmamı engelliyor. İstesem de ağzımı açamıyorum."

Bakışlarımı Lulu'dan çekip pencereye diktim. Karanlık gökyüzüne bakarken Lulu'nun dedikleri beynimde dolanıyordu. O an fark ettiğim şeyle ağır ağır kafamı ona çevirdim.

"Konuşmanın engellendiğini, yasak olduğunu söyledin. Bana doğruyu söyle. Bir ipucu biliyorsun da bana mı söyleyemiyorsun?"

Lulu şaşkınlıkla bana baktı. Bakışlarını kaçırdı. Pekala, bu da bir cevaptı.

"Bunu olumlu bir cevap olarak kabul etmem gerekiyor galiba?"

"Sonunun ne olacağına kadar her şeyi biliyorum."

Gözlerim büyüdü.

"Nasıl yani? Her şeyi biliyor musun?"

Kafasını salladı.

"Lulu ben sana nasıl güveneceğim!? Az önce hiçbir şey bilmediğini söylemiştin!"

"Şuan bana güvenemezsin çünkü konuşmam yasak. İstesem de konuşamıyorum. Ama bu olay bittiğinde güvenebilirsin."

"Bu olay bittiğinde sana güveneceksem bu yaşıyor olduğum anlamına geliyor dimi?"

"Hayır. Gelecek değişkenlik gösterir. Kesin hiçbir şey söylemedim sana, söyleyemem de."

"Lulu bu işin sonunda ölüp ölmeyeceğimi bilmek hakkım!"

Lulu hiçbir şey demedi. Sinirle saçlarımı çekiştirdim.

"Delireceğim delireceğim."

Aklımı kaçıracaktım! Bir şeyi ben dışında herkesin bilmesi beni sinir ediyordu. Dahası bu bilmediğim şey benim hayatımdı. Ne gibi bir ışık gördü de benden önceki gezgin beni seçti ya!

"Asra çok üzgünüm."

"Tamam Lulu."

Ters sesimle bir şey demedi. Birkaç saniye içinde ortadan kayboldu. Bir elim çeneme gitti. Diğer elimle, dirseğimi destekledim. Bu işin sonunda ölebilirim, diye geçirdim içimden. Hatta sadece ölmek değil, daha fazlası ve acılısı.

Kader... Bir anda kafama bütün bunların komplodan ibaret olduğunu düşündüm. Aklıma nereden geldi bilmiyorum ama benim geçmişteki birileri ile bağlantım olabilir miydi? Lakin Lulu'nun dediğine göre benden önceki gezginler de cadıyı bulmakla uğraşmışlardı. Hepimize komplo kurmaları saçmaydı.

Ofladım. Düşünme, düşünme... sadece cadıyı bul yeter.

Aklıma gelen şeyle tekrar odadan çıktım. Ayaklarım benden bağımsız hareket ederken bense tacı düşünüyordum. Bir odanın önünde durduğumda derin bir nefes alıp içeriye girdim. Kapıyı arkamdan kapattım. Odanın ortasında cam fanusun içinde kraliçenin tacı vardı. Bana özel yapılmıştı bu taç.

Fanusu kaldırdım. Kırmızı yastığın üstündeki taca baktım. Beyaz taç safir taşlarla bezenmişti. Oldukça büyüktü. Tacı elime aldım. Çok ağırdı. Ama bu tacın ağırlığı mıydı yoksa başıma taktığımda omuzlarıma yüklenecek yükün müydü bilmiyorum.

Tacı kafama taktığımda derin bir nefes aldım. Hiçbir değişiklik yoktu. Sadece kafama bir taç takmıştım. Ama kendimi hiç olmadığım kadar güçlü ve farklı hissediyordum.

°°°

"Majesteleri dedektif geldi."

Anastasia'nın dediği ile arkamı döndüm. Az önce halkın önünde yalapşap bir yemin etmiştim. Gelenek olduğu için. Şimdiyse dedektifi bekliyordum.

"Tamam, çıkabilirsin."

Kapıyı arkasından kapattığında derin bir nefes aldım. Aklım Eris'de idi. Telefon da yok ki bu devirde hemen haberleşelim!

Odadan çıkıp ana salona ilerledim. Tahtın başına geçtiğimde karşımdaki orta yaşlı dedektif önümde eğildi.

"Kraliçenin yerini aratmayacağınızdan eminim majesteleri."

Kafamı salladım.

"Katili bulabilecek misiniz?"

Tatlı tatlı gülümsedi.

"Elbette."

Nazik bir adamdı.

"Beni takip edin lütfen."

Tahttan inip yürümeye başladım. Dedektif ve iki muhafız da arkamdan geliyordu. Annemin odasına geldiğimizde kapıdaki muhafızlar kapıyı açtı. Kapının açılmasıyla burnuma kan kokusunun gelmesi bir olmuştu. Bilerek hiçbir değişiklik yaptırmamıştım.

Benim arkamdan dedektif odaya girdi. Etrafa baktı. Odanın ortasında duruyor ve etrafa bakıyordu.

"Kraliçe boynundan kesilerek öldürülmüştü değil mi majesteleri?"

"Evet."

Odanın içinde dolaşmaya başladı. Ağır ağır sanki müzede gezer gibiydi. Fakat gözlerine bakınca araştırdığı ve derin düşüncelere daldığı belli oluyordu.

"Saraydaki çalışanları sorgulamam lazım majesteleri. Lütfen kraliçenin korunmasından sorumlu olan kişileri bir odaya toplar mısınız?"

Omzumun üzerinden muhafaza baktım.

"Duydunuz."

"Emredersiniz."

"Ayrıca davette ki soyluları da soruşturmalıyız. Dikkatinizi çeken biri var mıydı majesteleri?"

"Prens Owen ve Prens Gregor kısa bir süreliğine ortadan kaybolmuştu."

"Anlaşıldı. Prens Owen ve Prens Gregor'un saraya gelebilme şansı var mıdır?"

Tekrar muhafaza döndüm.

"Bir mektup yaz ve saraya gönder."

"Elbette kraliçem."

Muhafız odadan çıktığında dedektife baktım. Odayı incelemeye devam ediyordu fakat hiçbir yere dokunmuyordu. İçimde kötü bir his belirdi. Benim paranoyaklığım mıydı bilmiyorum ama bu dedektif beni rahatsız etmeye başlamıştı.

Aklıma Prens Gregor'dan şüphelendiğimi söylediğim geldi. Dikkat çekmemek için söylemiştim. Çünkü Owen'ın olmadığı yerde Gregor da yoktu. Umarım anlar.

Birkaç dakika içinde muhafız yanıma geldi.

"Topladım majesteleri."

"Güzel."

Dedektif hala odaya bakıyordu ve transa geçmiş gibiydi. Daha da rahatsız olmaya başlamıştım.

"Eğer işiniz bittiyse çıkalım."

Kafasını ani bir hareketle bana çevirdi. Kaşlarımı çatmamak için kendimi zor tuttum. Bu adamın gözleri ela mıydı?

"Tabi."

Muhafız bizi yönlendirirken dedektife kaçamak bir bakış attım. Gözlerinin açık kahve olduğuna yemin edebilirdim. Fakat şuan ela gözüküyordu. Kafamı iki yana salladım. Işıktan kaynaklı olmalıydı. Ya da benim hayal gücüm.

Odanın önüne geldiğimizde muhafız kapıyı açtı. İçeride Anastasia'da dahil bir sürü hizmetkar ve muhafız vardı.

"Benim tercihim herkesle tek tek konuşmak. Lütfen siz dışında herkes dışarı çıksın."

"Duydunuz."

Anastasia dışında herkes dışarı çıktı. Dedektif arkasından kapıyı kapatırken kaşlarım çatıldı. Bu dedektifte kesinlikle yolunda gitmeyen şeyler vardı. Muhafıza yaklaştım ve ağzımın ucuyla konuştum.

"Bu dedektifin adı ne?"

"Lucy Verdartmen."

"Bu adamı araştırın."

"Emredersiniz majesteleri." dedi ve uzaklaştı. Gözüm kapıya ilişti. Umarım senden bir şey çıkmaz dedektif.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.