İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 19

Kraliçe Maude | Detay

Gözlerimi açtığımda bir koltukta oturuyordum. Karşımda Eris, Lulu ve Pulu vardı. Gözlerim etrafı taradı. Suikastçi hikayesinde ki adamın evindeydik.

"Günaydın."

Lulu'nun sesi ile ayaklandım. Başta başım dönse de sonradan toparladım.

"Ben bu olaydan hiçbir şey anlamadım."

Pulu lafa atladı.

"Hikaye başa sardı. Eris öldüğü için."

Bakışlarımı Eris'e çevirdim.

"Nasıl öldün?"

"Dükkanda iki adam kavga ediyordu. İkisini ayırmak için araya girdim ve adamlardan biri hançer çıkardı. Hançeri dükkan sahibine saplamak istiyordu fakat bana sapladı. Sonrasını hatırlamıyorum."

"Sana ne oldu?"

Lulu'nun sorusu ile kafamı eğip hatırlamaya çalıştım. Bir elimle alnımı ovarken konuştum.

"Eris gelmeyince arabadan inip dükkana girdim. Kimseyi bulamayınca merdivenlere yönelip çıktım. Fakat bir döngü oldu ve ne yukarıya çıkabildim ne de aşağıya inebildim."

Yüzümü buruşturarak anlatmaya devam ettim.

"Sonra bir koku vardı. Berbat bir koku. Kendimi kötü hissettim ve merdivenlerden aşağı yuvarlandım."

"Eris öldüğü için döngüye girdin. Aldığın koku büyük ihtimalle kan kokusu. Neyse, bakın dikkatli olmak zorundasınız. Her ölüm akıl sağlığınızı daha fazla kaybetmenize yol açar."

Pulu'nun konuşması bitince Lulu araya girdi.

"Ayrıca sadece bir hikayede olmanız yeterli değilmiş. Kraliçe Maude'de de olmanız gerekiyor. Onda da bir sürü ipucu var."

"Anlaşılan o da ortak hikaye?"

"Evet."

"Yanlış hatırlamıyorsam Kraliçe ölmüştü."

"Evet. Aslında her şey oradan sonra başlıyormuş. İki hikaye arasında gezip duracaksınız. Bir hikayeden diğer hikayeye geçmek için hikayenin adını söylemeniz yeterli."

Eris'e döndüm.

"Sen Kraliçe Maude'de hangi karaktersin?"

"Prens Gregor."

"Anladım."

"Şimdi Kraliçe Maude'ye gidin."

"Bir dinlenseydik?"

"Dinlenmeye vakit yok. O cadıyı bir an önce bulmanız lazım."

Pulu'nun sert çıkan sesiyle oflayıp ağzımı açtım.

"Kraliçe Maude!"

Çekilirken gözlerimi kapattım. Fakat öncekiler gibi bilincim gitmemişti. Gözlerimi açtığımda yerde oturuyordum. Karşımda annemin cesedi vardı. Bu manzarayı hatırlıyordum.

Ayağa kalktım. Hızlıca odadan çıkıp koşturdum. Gördüğüm ilk muhafıza bağırmaya başladım.

"Çabuk Kraliçe Anais'ın odasına git ve ne gerekiyorsa yap! Herkese haber ver!"

Muhafız daha ne olduğunu anlamadan yanından uzaklaştım. Şuanda ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Partiyi ertelemem ve misafirleri göndermem gerekiyordu. Ve aynı zamanda Eris'i de bulmalıydım.

Koşturarak dışarıya çıktım. Etrafta büyük bir gürültü vardı fakat insanların beni görmeye başlamasıyla etraf sessizleşti. Herkes bana bakarken göz yaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Titrek bir nefes aldım.

"Nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum." Gözlerimi etrafta gezdirdim. "Kim yaptı bilmiyorum ama eğer hala buradaysa bilsin ki onu er ya da geç bulacağım."

Sesim buz gibiydi. Gözlerimin etrafa ateş saçtığına yemin edebilirdim. Kraliyet mensupları ise bana kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu. Kurumuş dudaklarımı yalayıp tekrar ağzımı açtım.

"Kraliçe Anais'in, annemin katilini er ya da geç bulacağım. Nereye gidersen git bu suçunun cezasını en ağır şekilde çekeceksin!"

Gür sesimle herkesin gözleri büyüdü. Şaşkın, endişeli, korkmuş gözlerle birbirlerine baktılar. Bense başka hiçbir şey demeden bahçeden çıkıp tekrar saraya girdim. Uzun koridorda hızlı hızlı yürürken yanıma bir hizmetkar geldi.

"Prensesim, bu duyduklarım doğru mu?"

Kahve saçlarını arkasında sıkı bir topuz yapmış genç kıza baktım.

"Evet Anastasia." İsmi ağzımdan istemsiz dökülmüştü.

Gözleri doldu ve ellerini ağzına götürdü. Önümde eğildi.

"Çok üzgünüm prensesim." Durdu. Yanlış bir şey söylemiş gibi titreyerek konuştu. "Yani kraliçem."

Bir anlığına afalladım. Doğru ya, kraliçe ölmüştü. Artık yeni kraliçe bendim.

"Şey, acınız büyük kraliçem ama artık yeni hizmetkarınız benim."

Kaşlarım çatıldı. Sözcükler yine ağzımdan benden izinsiz döküldü.

"Veronica'ya ne oldu?"

Anastasia kısa bir süre sessiz kaldı. Başımı ona çevirdiğimde ağladığını gördüm.

"Mutfakta ölü bulundu."

Yürümeyi bıraktım.

"Ne!?"

Ağlaması şiddetlendi.

"Oraya sonradan götürülmüş diyorlar. Başka bir yerde öldürülmüş."

Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. İçime bir acı daha düştü. Kimdi bu katil? Neden öldürmüştü kraliçeyi ve hizmetkarı? Kraliçeyi az çok tahmin edebilirdim belki ama hizmetkar?

Titrek bir nefes aldım.

"Ağlama Anastasia. Bize bu acıyı yaşatan pisliğe ben daha büyüklerini yaşatacağım. Annemin ve kuzeninin intikamını alacağım. Söz veriyorum."

Veronica ve Anastasia kuzendi demek. Anastasia gözlerini sildi. Başını kaldırıp derin bir nefes aldı. Kızarmış gözleriyle bana döndü. Yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

"Biliyorum kraliçem. Siz her zaman sözünüzü tuttunuz, dediğinizi yaptınız."

Gülümsedim. Yürümeye devam ettim. Anastasia da benimle geldi. Kraliçenin odasına geldiğimde bir sürü muhafızı gördüm. Hepsinin gözlerinde hüzün vardı. Geldiğimi gördüklerinde hepsi bana selam verip geriye çekildi. Odadan içeriye girdiğimde kraliçeyi bir örtüye sardıklarını gördüm. Baş muhafız kızarmış gözlerle yanıma geldi. Bir elini yumruk yapıp kalbinin üzerine koydu ve önümde diz çöktü.

"Kılıcımı sizi korumak için sallayacağıma yemin ederim. Canım canınız, varlığım kılıcınızdır. Ben ve ordum sonsuza kadar sizin arkanızdayız kraliçem."

Diğer muhafızlarda aynı şekilde yere çöktü. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Çenemi kaldırdım.

"Biliyorum muhafız. Sadakatine güveniyorum."

Bu sırada kraliçenin ölü bedenini odadan dışarıya çıkarmıştı birkaç hizmetkar.

"Ülkenin en iyi dedektifini getir bana baş muhafız. Her yere haber salın. Annemin katili bir an önce bulunsun. Misafirleri de en uygun şekilde gönderin."

"Emredersiniz kraliçem."

Daha fazla odada kalmadım. Hızlıca çıktım. Anastasia da peşimden gelmişti.

"Efendim, taç giyme töreni ne olacak?"

"Tören olmayacak Anastasia."

Şaşkınca bana baktı.

"Haddime değil ama emin misiniz majesteleri?"

"Eminim Anastasia. Tacı kendi başıma kendim takacağım. Böyle bir durumda bir tören düzenleyemem. Ülkeye haber salsınlar. Artık kraliçe benim."

"Emredersiniz majesteleri."

Odamın önüne geldiğimde Anastasia'ya döndüm.

"Yalnız kalmaya ihtiyacım var Anastasia. Daha sonra uzun uzun konuşuruz."

Önümde eğildiğinde odamın kapısını açıp içeriye girdim. Kapıyı arkamdan kapattım. Ve aradığım insan karşımdaydı. Prens Gregor.

"Eris."

"Son durum ne?"

"Kraliçenin bedenini götürdüler. Artık kraliçe benim. Senin burada ne işin var? Burada görünmemen gerekiyor."

"Aslında tam olarak burada olmalıyım."

Kaşlarım çatıldı.

"Nasıl yani?"

"Güya beni odana çağırdın."

Dediği ile derin bir nefes verdim.

"Katil seni de ortadan kaldırmak istemiş."

Kafasını onaylarcasına salladı.

"Denedi de. Ama başarılı olamadı."

Dediği ile heyecanla suratına baktım.

"Nasıl yani? Katili gördün mü?"

"Sadece gözlerini."

"Gözleri ne renkti?"

"Yeşil."

Düşündüm. Yeşil gözlü birini hatırlamaya çalıştım. Gözümün önüne Kraliçe Victoria geldi. Ama hayır, o olamazdı. Daha sonra gözümün önüne oğlu geldi, Prens Owen.

"Prens Owen."

"Ne?"

"Onun gözleri yeşil. O olabilir."

Eris yüzünü ekşitti.

"Sırf gözleri yeşil diye onu suçlayamazsın. Bu gerçek bir kanıt değil."

"Evet ama ortadan kaybolmuştu. Sen de ortadan kaybolmuştun. Sizi ve annemi aramak için davetten ayrılmıştım zaten. Sen buradaysan kardeşin nerede?"

Bakışları yere indi. Bir elini çenesine yasladı. Gözlerimi kısarak onu süzdüm. Kararsızdı ama ne için? Sonuçta gerçek hayatta kardeşi değildi. Hem ben sadece olabilir diyordum. Bir ihtimaldi.

"Prens Owen'ı soruşturalım o zaman."

"Ağabeyi olan sensin. Yakından takip et."

Kaşlarını çatarak suratıma baktı.

"Hayırdır, niye atarlısın?"

"Atarlı değilim." Alayla güldü.

"Hah, hiç de öyle görünmüyor."

Ben de kaşlarımı çatmıştım.

"Atarlı değilim diyorsam değilimdir. Asıl sana hayırdır, atarlı olmamı mı istiyorsun?"

"Bana emir veremezsin Asra!"

"Sana emir verdiğim falan yok zaten Eris!"

İkimizin de sesleri yükseliyordu.

"Yok ağabeyi benmişim, yok takip et. Neyi ima ediyorsun?"

Kaşlarım daha da çatıldı. Eris sakin değildi ve gittikçe sinirleniyordu garip bir şekilde.

"Sana bir şey ima ettiğim yok Eris, kendine gel!"

Bir süre yüzüme baktı. Daha sonra bir rüyadan uyanmış gibi gözlerini kırpıştırdı. Yüzündeki sert ifade silinmişti. Onun yerini şaşkınlık almıştı. Çatılmış kaşlarımı düzelttim.

"İyi misin?"

"İyiyim. Az önce bağırdığım için özür dilerim." Yüzünü buruşturdu. Bir eli başına gitti.

"Az önce ne oldu bilmiyorum."

"Emin ol ben de bilmiyorum."

Eris başını ovuştururken aklıma gelen şeyle gözlerim büyüdü.

"Misafirler gidiyor. Çabuk aşağıya in! Her yerde seni arıyorlardır."

"Hay... neden bana bunu şimdi söyledin ki?"

"İzin vermedin."

"Doğru. Haberleşiriz."

"Tamam."

Eris aceleyle odadan çıktı. Ofladım. Omuzlarım düşmüştü. Az önce gerçekten ne olmuştu? Eris niye sinirlenmişti?

Aklıma hikayenin ayarları ile oynadıkları geldi. Başımıza bir iş gelecekti bir gün bu yüzden. Odanın içinde dolanmaya başladım. Davette yeşil gözlü birini arıyordum ama yoktu. Kraliçe Victoria ve Prens Owen'dan başka hiç kimse yeşil gözlü değildi.

Kraliçenin yaptığını hala düşünmüyordum. Geldiğinden beri masanın başından ayrılmamıştı. Ama Owen yapmış olabilirdi. İyi de ne için? Bir an önce onunla evlenip kraliçe olmam için mi? İyi de bu zaten yakındı. Kraliçenin ölmesine gerek yoktu.

"Hass*ktir"

Kraliçe ölmüştü. Ben Prens Owen ile evlenecektim. Kahretsin!

"Nasıl çıkacağım ben bu işin içinden!?"

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.