İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 18 · 7 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 18

Döngü

"Onların hafızalarını sildik. Ailenin artık Asra diye bir kızları yok. Seni tanımıyorlar."

Pulu'nun dediği ile ağzım açık ona baktım. Dediklerini sindirmem saniyelerimi almıştı.

"Ne demek hafızalarını sildik? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?"

Ne düşüneceğimi ya da ne hissedeceğimi bilmiyordum. Bana resmen artık bir ailemin olmadığını söylüyordu.

"Bu yıllar sürecek bir görev. Yıllar boyunca ortadan kaybolup sonra da bir anda bulunman normal gözükmez."

"Bu yaşadığımız şeyler çok mu normal? Ben sonsuza kadar bu hikayede kalmayacağım. Geri döndüğümde ne olacak? Ben üniversite sınavına hazırlanıyordum!"

Bağıra bağıra dediğim şeylere Pulu çok sakin cevaplar veriyordu ve bu beni delirtiyordu.

"O zaman kaldığın yerden devam edeceksin. Sadece bir süreliğine sildik zaten. Siz geri dönünce her şey normal haline geri dönecek."

Her şey bu kadar basit miydi? Ya bulamazsak? Tamam, ailemi sevmiyordum fakat sonsuza kadar bir hikayenin içinde kalmak da istemiyordum.

"Bizden bu kadar, gerisi sizde. Kolay gelsin."

İki peri de kaybolurken ellerimi yüzümle kapattım.

"Ben de seninle aynı durumdayım."

Eris'in dediğiyle kafamı kaldırıp suratına baktım. O ise konuşmasını sürdürdü.

"Benim de ailemin hafızası silindi, benim de sonsuza kadar bu hikayede sıkışma ihtimalim var. Ama olabildiğince sakin olmamız gerekiyor. Fazla panik bize hata yaptırır ve bu işin uzamasına sebep olur."

"Bu durumda gerçekten sakin olabiliyor musun?"

"Hayır. Seninle şuan bu kadar sakin konuştuğuma bakma. Pulu da bana haber vermemişti. Sen ne kadar sinirli isen ben de o kadar sinirliyim. Ama sinirimi senden çıkartmam hiçbir şeye fayda sağlamaz."

Ofladım. Haklıydı fakat yine de sinirlenmek istiyordum. Sakinleşmek istemiyordu bir yanım.

"Eskiden çok sinirli bir insandım. Psikologa falan gidiyordum her ay. Ama bu hikayeye girdikten sonra karakterlerin özellikleri bana geçti. Şuan daha sakin ve mantıklı kararlar alıyorum."

Alaycı bir nida çıktı ağzımdan.

"Benim tam tersi. Hikayelere başladıkça sinirli ve fevri bir insana dönüştüm."

"O zaman ikimizin de bu özelliklerini kullanacağız. Fevrilik dışarıdan ne kadar kötü görünse de aslında işe yarayabilir."

Kafamı salladım. Eris'in sakince konuşması ister istemez beni yatıştırmıştı.

"Peki neden bu hikaye?"

"Bilmem. Ama asıl soru bu değil. Şimdi ne yapacağımızı bulmamız gerekiyor. Nereden başlayacağız, nereye gideceğiz, ipin ucu nerede?"

Yüzümü buruşturdum.

"Bu çok saçma. Daha nereden başlayacağımızı bile bilmiyoruz. Nasıl cadıyı bulacağız ki? Hem cadıyı bulmak kolay olmayacaktır. Karşımıza ne çıkacağını da bilmiyoruz. Ne tür silahlar kullanacağız?"

"Bir yerden kılıç, hançer falan alacağız."

"Peki sor bakalım ben kılıç kullanmayı biliyor muyum?"

"Öğrenirsin. Daha doğrusu öğreniriz."

"Dediğin kadar basit değil biliyorsun değil mi? Hikayede de ölemeyiz."

"Dediğin gibi hikayedeyiz. Az çok bir şey biliyoruz zaten. Ki hatırlatırım sana sen bir suikastçisin. Bildiğinin farkında bile değilsin belki de."

"Ben suikastçiyim. Peki sen nesin?"

"Dedektif. Amacım seni bulmaktı. Sonrası klasik, birbirimize aşık olacağız ve hikaye bitecek."

"Gemma'nın Taşı'ndan bahsetmiştin. O ne alaka?"

"O taş seni kandırmak içindi. Evet, öyle bir taş var fakat hikayenin rivayetine göre taş kırılmış. Oralar çok önemli değil. Konumuzda bu değil."

Şapkasını kafasına geçirdi.

"Gidelim. Birkaç silah alıp yola koyuluruz."

Tek kaşım havaya kalktı.

"Hemen mi? Erzak ya da ne bileyim haritaya ihtiyacımız olacak. Bunların hepsi hazır mı?"

"Evet. Sen uyanana kadar Pulu ve Lulu ile hazırlamıştık. Biraz peri gücü kullandık ama netice de hazırlar."

"Silahı da halletseydiniz bari. Ya da sorsaydın nereden başlayacağız diye."

"O an aklıma gelmedi. Daha üstümde ki şoku atlatamamıştım ve ne yalan söyleyeyim tripliydim."

Kafamı salladım. Eris dolabı ittirdi ve geldiğimiz kapı açıldı.

"Elini bana ver."

Elimi ona doğru uzattığımda bileğimden tutup beni merdivenlerden indirdi. Kendisi de birkaç basamak indikten sonra dolabı geri kapattı. Göz gözü görmüyordu. Ha gözüm açık ha gözüm kapalı, aynı şeydi.

Bileğimde ki el başta korkutsa da bunun Eris olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Birkaç dakika sonra yüzüme vuran rüzgarla caddeye çıktığımızı anlamıştım. Yine de hala pek bir şey görünmüyordu.

"Sen etrafı görüyor musun?"

"Evet. Yıllardır bu yollardan geçtim. İster istemez görüyorum."

"Yıllardır derken?"

"Ana karakterin evi burası. Ayaklarım bana yön veriyor."

"Anladım."

Yaklaşık iki üç dakika içinde sokağın ışığını görmeye başladım. Zaten ışığı gördükten sonra Eris bileğimi bırakmıştı.

"Nereye gideceğimizi biliyorsun dimi?"

"Evet."

Sokağa çıktığımızda önde Eris arkada ben vardım. Peşinden onu takip ediyordum.

"Bu kılıkla dikkat çekmez misin sence?"

"Benim dedektif olduğumu bu kasabadaki herkes biliyor. Sorun çıkmaz."

"Sen bilirsin."

Dar sokaklardan çıkıp meydana geldiğimizde büyük bir uğultu bizi karşıladı. Gülüşenler, kahkahalar atanlar, bağıra bağıra sohbet edenler, dedikodu yapanlar...

"Çok yürüyecek miyiz?"

"Hayır. Hatta neredeyse hiç yürümeyeceğiz."

Deyip sağa doğru ilerlemeye başladı. Nereye gittiğine baktığımda ise at arabalarına doğru ilerlediğini gördüm. Peşinden hızlı adımlarla ilerledim.

"Bir araba bizim için müsait mi beyefendi?"

"Tabi ki dedektif. Buyurun."

Adam kapıyı açtığında Eris geçmeme yardımcı oldu. İçeri geçip oturduğumda Eris de karşıma geçti. Birkaç saniye sonra sürücünün sesi duyuldu ve araba hareket etmeye başladı.

"Nereye gideceğimizi nereden biliyor?"

"Hikaye bunun için planlandı. Daha doğrusu öyle olmasını sağladık. Lulu ve Pulu olabildiğince işimizi kolaylaştırmaya çalıştı."

"Hikayede haddinizden fazla oynama yaptınız yani?"

"Öyle de denilebilir."

"Umarım bu yüzden başımıza bir şey gelmez."

Eris sessiz kaldı. Ben de daha fazla bir şey demeyip arabadan etrafı seyretmeye başladım. Eski zamanlar çok güzeldi. Mimari, insanların birbirine karşı tutumu, kıyafet tarzları... Keşke hep böyle kalsaydı.

"Dışarı çıktığımızda pek fazla konuşma."

"Neden?"

"Sen konuşma. Nedenini ben de bilmiyorum ama içimden bir ses konuşmaman gerektiğini söylüyor."

"İçinde ki ses acaba Lulu ya da Pulu olabilir mi?"

"Olabilir."

Araba durduğunda Eris birkaç dakika beklemesini, hemen geri geleceğini söyledi. Daha sonra da bana döndü.

"Sen burada bekle. Ben silahları alır gelirim."

Kafamı salladığımda Eris arabadan indi. Ben de başımı arkaya yasladım. Fakat rahatsız olup geri indirdim.

"Cam yok ki kafamı yaslayayım."

Oflayıp Eris'i beklemeye başladım. Acaba ne zaman geri dönebilecektik? Ya da dönebilecek miydik? Döneriz ya. Niye dönmeyelim ki? Biraz uzun sürerdi ama dönerdik sonuçta. Sonsuza kadar burada kalmazdık.

Aradan neredeyse on dakika geçti. Fakat Eris hala gelmemişti.

"Nerede bu ya?"

Merakıma yenik düşüp arabadan indim.

"Ben hemen geliyorum."

"Bekliyorum hanımefendi."

Arabanın önünde durduğu dükkana ilerledim. Kapıyı açtığımda zil sesi kulaklarıma doldu. İster istemez kafamı yukarıya kaldırdım. Hep filmlerde görürdüm, aşırı hoşuma giderdi.

Kapıyı kapatıp bakışlarımı dükkanda gezdirdim. Bir tarafta boy boy topuzlar, bir tarafta hançerler vardı. Gözüm kılıçlara ilişti. Hepsi parıl parıl parlıyordu.

"Kimse var mı?"

Dükkan rahatsız edici derecede sessizdi. Hiç kimse yoktu. Ne dükkan sahibi ne de Eris.

"Eris! Orada mısın?"

Cevap yoktu. Tedirgince dükkanda ilerlemeye başladım. Dükkan fazlasıyla genişti. Hatta merdivenlerden anlaşılacağı üzere üst katı bile vardı.

Ne olur ne olmaz diye elime bir hançer aldım. Tedirgince ve olabildiğince sessiz bir şekilde merdivenleri çıktım. Sinsi sinsi burnuma bir koku gelmeye başladı. Koku kötüydü fakat çok tanıdıktı. Daha önce bu kokuyu aldığıma emindim.

Merdivenleri çıktıkça koku daha da arttı. Kafamı kaldırıp yukarıya baktım. Sayısız merdiven vardı. Dönerek bir yere çıkıyordu fakat çıktığı yeri bile göremiyordum. Adımlarımı hızlandırdım. Az da olsa topuk sesim etrafta yankılanıyordu.

Derin bir nefes alıp bekledim. Burnuma gelen koku başımı döndürüyordu. Berbat kokuyordu ve merdivenlerden çıktıkça daha da artıyordu.

Uzun süre dayanamayacağımı anlayıp merdivenleri koşarak çıkmaya başladım. Bir andan da kokuyu anlamaya çalışıyordum. Her merdiven basamağında daha tanıdık bir hal alıyordu.

Basamaklar bir türlü bitmezken ellerimi dizlerime koydum. Bir elim merdivenin korkuluğunda idi. Olduğum yerde hafif eğilmiş, derin derin nefesler alıyordum. Kafamı kaldırdım. Kaşlarım çatıldı. Sanki hiç yerimden kımıldamamıştım. Hala merdivenin sonunu göremiyordum.

Merdiveni çıkmaya devam ettim. Bir süre sonra tekrar kafamı kaldırdım. Aynıydı,değişen hiçbir şey yoktu. Döngü gibiydi. Ben merdivenleri çıkıyordum ve yoruluyordum ama mesafe hala aynıydı. Mesafe aynı olmasına rağmen koku artmaya devam ediyordu.

Kokudan gözlerim karardı. Merdivenin kolunu daha güçlü sıktım. Gözlerimi kapatıp açıp görüşümü netleştirmeye çalıştım. Başım dönse de çıkmaya devam ettim.

"Neden bitmek bilmiyor?"

Derin nefeslerimin arasından dediğim şeyle yere çömeldim. Burnumu hissetmiyordum.Başım feci bir şekilde dönüyordu. Akciğerlerimde oksijen değil, bu koku vardı. Ve ben oksijen için her derin nefes aldığımda bu koku akciğerlerimde artıyordu.

Kafamı zar zor kaldırıp merdivenlere baktım. Yapamayacaktım. Geri döndüm. Aşağıya inmeye başladım. Hızlı hızlı aşağıya iniyordum. Fakat bir terslik olduğunu hissettim. Belkide sekizinci kez yukarıya baktım. Hiçbir değişiklik yoktu. Sanki hiç hareket etmiyordum.

"N'oluyor ya?"

Aşağı inmem kokuyu hafifletmemişti. Her geçen saniye koku daha da güçleniyordu. Aşağı inmeye devam ettim. Resmen sürünüyordum. Yere oturmuş, trabzanlardan yardım alarak iniyordum.

"Ben bu kadar fazla çıkmadım."

Aşağıya baktım, dükkan gözükmüyordu. Yukarıya baktım, merdivenin sonu gözükmüyordu. Ben yukarı da çıksam aşağı da insem her şey aynıydı.

"Döngüye girdim."

Aklıma kitabı ilk bulduğumda Lulu'nun bahsettiği kısır döngü geldi. Döngüye girmiştim. Fakat neden, nasıl? Daha ölmeyi bırak zarar bile görmemiştim. Neden durduk yere döngüye girmiştim ki?

"Haddinizden fazla hikaye ile oynadınız yani?"

Lulu ve Pulu'nun hikaye ile oynamasından dolayı idi. Hikaye ile fazla oynamışlardı.

"N'apacağım ben?"

Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Koku beni delirtiyordu. Her şeyi kırıp dökmek istiyordum. Kendimi parçalara ayırmak istiyordum fakat bir yandan da bunları yapamayacak kadar halsizdim.

Trabzanı tutan elimin gevşediğini hissettim. Gözlerimi daha fazla açık tutamazken bedenim kendini bıraktı. Yuvarlanmamı zar zor durdurmuş, çıkan tok ses ve kafamdan aşağıya akan kanlar gördüğüm son şey olmuştu.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.