İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 16 · 8 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 16

Suikastçi | Efsane

Gözlerimi açtığımda karşımda Cyrus vardı. Bana kaşlarını çatarak bakıyordu.

"Neden dibimde duruyorsun?"

Pozisyonumuza baktığımda gerçekten de dibinde duruyordum. En son ona tokat atıyordum ve Lulu beni o sırada hikayeden çekmişti.

"Pardon."

Hızlıca geri çekildim. Aşırı panik olmuştum. Lulu'ya saati söylememiştim. Hikaye beni bir anda içine çekmişti. Üstelik ona hangi hikayeyi gireceğimi de söylememiştim.

"Beni duyuyor musun?"

Kafamı kaldırıp Cyrus'a baktım. Gerçekten ikinci bir gezginse ondan yardım alabilirdim. Ama ya değilse? O zaman ne olacaktı?

Cyrus bana kaşlarını çatarak bakıyordu. En fazla ne olabilirdi ki? Hikayeyi tehlikeye atsam nasıl atabilirdim? Eğer dediğimi anlamazsa geri adım atardım zaten.

"Cyrus."

"Evet?"

"Sen Hikaye Gezgini misin?"

Sorduğum soruyla afalladı. Hala kaşları çatıktı fakat bu sefer bakışlarında benim bile anlamlandıramadığım bir ifade vardı. Soruma cevap vermezken bir anda kafasının sağ tarafında bir erkek peri belirdi. Gözlerim büyürken peri bana doğru heyecanla uçtu.

"Sen ikinci Hikaye Gezgini misin?"

Kaşlarım çatıldı.

"İkinci miyim yoksa birinci mi bilmiyorum ama evet, Hikaye Gezgini'yim."

Peri heyecanla etrafımda uçup kıkırdamaya başladı.

"Sonunda bulduk seni! Benim adım Pulu. Senin ismin ne?"

Enerjisi yüzümde bir tebessüme yol açarken ne kadar Lulu'ya benzediğini fark ettim. Tabi sadece enerji bakımından benziyorlardı. Fiziksel olarak alakaları yoktu. Lulu'nun koyu kahve saçları Pulu'nun ise buğday sarısı saçları vardı. Ayrıca gözleri de yemyeşildi.

"Asra."

"İsmin çok güzel!"

"Teşekkürler."

Kafamda kurduğu cümle yankılanırken kaşlarım çatıldı.

"Sonunda bulduk, derken ne demek istiyorsun? Beni arıyor muydunuz?"

Kafasını hızlı hızlı salladı.

"Evet. Çok çok çok uzun zamandır."

"O kadar da değil Pulu."

Cyrus'un dediği ile ikimizinde bakışları ona yöneldi. Masasının ucuna oturmuş, kollarını göğsünde kavuşturup bizi izliyordu.

"İki yıldır onu arıyoruz Eris! Nasıl o kadar uzun değil?"

Pulu'nun dediği ile kaşlarım havalandı. Gayet de uzun bir süreydi. Ama neden? Tam ağzımı açacağım sırada Pulu'nun konuşmasıyla kelimeler boğazıma dizildi.

"Senin perinin adı ne?"

"Lulu."

"İsimlerimiz çok benziyor! Peki nasıl Eris'in Hikaye Gezgini olduğunu anladın?"

"Masasına doğru yürürken dondu. Vurdum, ittirdim falan ama hiç hareket etmemişti. Sonra Lulu beni hikayeden çıkardı zamanım dolduğu için. Ona anlattım, o da bunun olma ihtimalinden bahsetti."

Kronolojik sıralamayı anlatınca kafam yerine geldi. Telaşa kapılırken hızlıca konuştum.

"Bana yardım edebilecek misiniz?"

"Ne konuda?"

Eris'in kaşlarını çatarak sorduğu soru ile tekrar ağzımı açtım.

"Baştan anlatayım. Lulu senin Hikaye Gezgini olmandan şüphelendi ve bunu kesinleştirmek için araştırma yapmaya devam edeceğini söyleyip kitaba girdi. Aradan zaman geçti fakat Lulu hala kitaptan çıkmayınca merak edip kitaba yaklaştım. Fakat kitap beni içine aldı."

Pulu'nun kaşları çatılmıştı.

"Nasıl yani? Hiçbir hikaye adı söylemedin mi?"

Kafamı iki yana salladım.

"Hayır. Kitaba yaklaştım ve kitap beni içine aldı. Ne oldu ben de bilmiyorum. İşin kötü tarafı ben Lulu'ya kaç saat kalacağımı da söylemedim."

Pulu'nun gözleri büyüdü.

"O zaman sen sonsuza kadar burada kilitli kalırsın!"

Derin bir nefes alırken içimde ki panik artmıştı.

"Beni buradan çıkaramaz mısınız?"

"Üzgünüm ama yapamam. Ben Eris'ten sorumluyum. Seni ancak Lulu çıkartabilir."

"Ya çıkartamazsa?"

Pulu bir şey demezken kafasını eğdi. Bir eli çenesinde düşündüğü belliydi.

"Kitabın böyle bir şey yapması normal mi?"

Eris'in yönelttiği soru ile Pulu kafasını kaldırmadan konuştu.

"Hayır. Hiç normal değil. Tabi lanetli kitap değilse."

Kaşlarım çatıldı.

"Lanetli kitap derken?"

Pulu sessizliğini korurken cevap vermesi için Eris'e baktım.

"Çok uzun bir efsane. Artı kesinliği de belli değil."

"Ben bunu bir araştırayım. Belki Lulu ile iletişime geçebilirim ya da seni buradan kurtarabilirim. O zamana kadar görüşürüz!"

Pulu ortadan kaybolduğunda bakışlarımı Eris'e çevirdim.

"Uzun ya da kesinliği önemli değil. Anlat."

"Pekala. Ama istiyorsan otur. Gerçekten uzun."

Anlatması için hızlıca dediğini yapıp oturdum. Eris bana masada oturduğu köşesinden bakarak konuşmaya baladı.

"Yıllar yıllar önce hatta belki de asırlar önce bir cadı varmış. Tabi cadı dedim diye uzun burunlu, yaşlı, kambur biri aklına gelmesin. Gayet genç, bakımlı, oldukça güzel bir kadınmış. Ve bu cadının kitaplara bir tutkusu, bir hayranlığı varmış. Bütün gün dağın ötesinde ki evinde kitap okur, doğru düzgün hiç dışarı çıkmazmış.

Bir gün evde erzağı bitince mecbur dışarı çıkmak zorunda kalmış. Süpürgesine binip evine epey bir uzak olan kasabaya gitmiş. Kasaba da ihtiyacı olan her şeyi fazla fazla alıp çantasına doldurduktan sonra tekrar süpürgesine binip evine uçmuş. Eve girdiğinde ise yabancı birini görmüş. Cadı onu görür görmez kendi yaşlarında genç bir erkek büyücü olduğunu anlamış. Fakat kendisi ne kadar sağlıklı ise büyücü de o kadar yaralıymış. Koltuğunda uzanan büyücünün yanına gitmiş ve ona ne olduğunu sormuş.

Büyücü düşmanlarından kaçtığını söylemiş. Cadı düşmanların kim olduğunu sorduğunda da büyücü cadılar demiş. Genç cadı nedenini merak etmiş. Ne kadar karşısında ki yabancıya karşı tedbirli davransa da olayın aslını öğrenmek istemiş. Fakat büyücü ona yalapşap bir şeyler anlatıp geçiştirmiş. Genç cadı da anlatmak istemediğini düşünüp vazgeçmiş.

Daha sonra büyücüye merhemler ve ilaçlar hazırlamış. Bu sırada da kendisinin cadı olduğundan asla bahsetmemiş. Çünkü büyücü çoğu zaman cadılardan ne kadar nefret ettiğini ve elinde olsa hepsini öldüreceğini söylermiş."

Eris'in lafını kestim.

"Neden onu evinden kovmuyor? Kendi cinsinden nefret eden birini neden iyileştiriyor ki?"

"Çünkü ondan hoşlanmaya başladı ve onu kaybetmek istemedi. Sabırlı ol, oraya da geleceğim."

Kafamı salladım. Can kulağıyla Eris'i dinliyordum. Anlattığı hikaye ya da efsane dikkatimi çekmişti.

"Aradan zaman geçmiş ve büyücü ile cadı çok yakın arkadaş olmuşlar. Cadı ona karşı arkadaşlıktan çok daha ilerisini hissediyormuş fakat söyleyemiyormuş. Öte yandan, büyücünün cadılara olan kini devam ediyormuş. Cadı bunun nedenini sorsa da asla düzgün bir cevap alamamış. Burası hiç kesin değil ama denilene göre büyücüye kendisinin bir cadı olduğunu söyleyip tepkisini merak ettiği düşünülmüş. Ama bunu kanıtlaya hiçbir şey yok. Her neyse, gel zaman git zaman büyücü de cadıya farklı duygular beslemeye başlamış. Ona daha yakın ve daha ilgili davranıyormuş.

Bu durum cadının hoşuna gitmiş. Büyücünün kendisinden hoşlandığını düşünmeye başlamış. Tabi bu süre zarfında cadı, kitap okuma alışkanlığından hiç vazgeçmemiş. Tam olarak ne zaman başladığı bilinmiyor fakat kitap yazmaya başlamış. Türlü türlü hikayeler üretmiş, türlü türlü karakterler üretmiş. Ürettiği her karakter de büyücü ile kendisini düşünmüş. Kendilerini düşünerek yazmış. Ve denilene göre de hep aynı kalemi kullanmış.

Bir süre sonra yazdığı hikayeleri birleştirip bir kitap haline getirmiş. Büyücü bunu görmüş ve ne yaptığını sormuş. Cadı ona durumu anlatmış ve buna büyücü çok sevinmiş. Kendisi de bir kitap yazacağını ve bittiğinde ise onları değişip okuyacaklarını söylemiş. Cadı bunu mutlulukla kabul etmiş.

Büyücü kitabını yazmaya başladığında cadının aklına bir fikir gelmiş. Neden sadece okumakla yetiniyoruz, neden kitabın içine girip de yaşamıyoruz diye. Bunun üzerine cadı karışımlar yapmış. Doğru iksiri bulmaya çalışmış. Kendini o kadar kaptırmış ki asla iksir odasından çıkmaz, bütün gününü orada geçirirmiş.

Aradan zaman geçmiş ve doğru iksiri bulmuş. Fakat bir malzemesi eksikmiş. Kasabaya gitmek için hızlıca süpürgesine binip iksir odasının camından uçmuş. Kasabadan gerekli malzemeyi alıp tekrar iksir odasının penceresinden girmiş. İksir hazır olduğunda heyecanla odasından çıkıp büyücünün kaldığı odaya girmiş. Fakat kapıyı çalmadan giren cadı asla beklemediği bir manzara ile karşılaşmış. Kendisine aşık olduğunu sanan, ona yakın davranan büyücü ve bir kadın odada sevişiyorlarmış.

Cadı bunu görünce deliye dönmüş. Kadını yakmış ve sadece ortada küllerini bırakmış. Büyücüye ise bir sihir yapıp sonsuza kadar acı çekmesini sağlamış. Yaptığı sihir büyücüyü asla öldürmeyecekmiş, sonsuza kadar ıstırap ve acı çekmesine sebep olacakmış.

Cadı ağlayarak odadan çıkmış. Sinirden her yeri dağıtmış, her yeri yakmış. Alevlerin ortasında çığlık çığlığa ağlarken gözüne büyücünün kitabı çarpmış. Aklına gelen şeyle alevleri bir şekilde söndürüp kitabı almış. Kitabı alıp büyücünün yazdığı yerleri silmiş ve mutlu sonla biten bütün hikayelerin sonlarını değiştirmiş. Aynı şeyi kendi kitabına da yapmış. Daha sonrasında iki kitabı da lanetlemiş."

Eris derin bir nefes aldığında ağzımı açtım.

"İyi misin?"

"Dediğim gibi, efsane çok uzun."

Tekrar derin bir nefes alıp ağzını açtı.

"Cadı iki kitabı da lanetledikten sonra kitapları yıllar sonra gelecek kişilere adamış. Fakat daha sonrasında ne yapacaklarını bilmezler diye yardımcılar adamış. Yani periler. Kitaplar ve periler yıllar sonrasına gönderilmiş. Cadı öyle bir büyü yapmış ki kendisi ölse de bu kitaplar yaşamaya devam edecekmiş. Cadı kitaplara girecek kişilere isim takmış, Hikaye Gezgini. Cadı her şeyi düşünüp planlamış ve ortaya güzel bir iş çıkarmış. Tabi kusursuz değil. Çünkü bazı şeyler cadının sonradan aklına gelmiş ve onları sonradan eklemiş. Tabi bu da hikaye de aksaklıklar olmasına ve hatta bazı gezginlerin kitap karakteri olarak hikaye de sıkışmasına sebep olmuş. Sıkışan kişiler bir daha asla hikayeden çıkamamış ve kendi benliklerini kaybetmişler."

Dediği ile karnıma ağrılar girdi.

"Ben kendi benliğimi kaybedecek miyim?"

"Bilmiyorum. Aslında anlatırken bir yeri atladım. Kitaplardan biri, bir şekilde lanetin etkisinden kurtulmuş ve eski haline bürünmüş. Diğer kitap ise lanetten kurtulamamış ve gezginlere sorun çıkartmış. Şuan senin yaşadıkların gibi yani."

"Yani ben şimdi sonsuza kadar buraya sıkıştım mı?"

Sesimde ki korkuya engel olamazken Eris yüzünde ki tebessümle konuştu.

"Sakin ol. Daha hiçbir şey belli değil. Zaten en başında söylediğim gibi bu hikayenin kesinliği yok."

"Ama kesinlik payı var."

"Yani evet."

Başımı ellerimin arasına alıp ofladım. Kendi benliğini kaybetmek ifadesi kulağa hiç hoş gelmiyordu.

"Peki bu nasıl bir lanet? Neyin laneti yani?"

"İki tane gezgin var. Eğer ikisi birbirini bulup birbirinden hoşlanırsa kitap kötü sonla biter ve ikisi de en kötü şekilde ölür. Tabi bu iki kitabın laneti için geçerliydi. Bir kitap lanetten kurtuldu ve bu yüzden de hikayeler mutlu bitiyor. Tabi diğer kitabın etkisi hala var. Hikayenin mutlu sonla bitmemesi için her şeyi yapıyor."

"Ama çok eksik yok mu bu anlattığın efsanelerde? Eğer iki kitabı yazan kişi farklıysa nasıl aynı hikayelerde olabiliyoruz?"

Derin bir nefes alarak konuştu.

"İşte onlar belli değil. Kimileri cadının sonradan büyücünün kitabını komple değiştirip kendi kitabında ki başka bir karakterin ağzıyla yazdığını kimileri ise de büyücünün kitap yazmaya üşenip cadının kitabından kopya çektiğini söylüyor. Efsane de uyuşmayan ve mantıksız çok şey var. Bu yüzden kesin değil zaten."

"Peki cadının sonu ne oldu?"

"Bilmiyoruz. Sadece sana anlattığım kısmını biliyorum. Bana da Pulu anlattı."

Kafamı salladım. Tam o anda bir anda Pulu belirdi.

"Sana iyi bir haberim var gezgin! Lulu ile iletişime geçebildim. Seni birazdan çekecek."

Kaşlarım çatıldı.

"İyi de öyle her istediği zaman çekebiliyor mu?"

Yüzünde sinsi bir gülüş belirdi.

"Kitabın dengesiyle azıcık oynamış olabiliriz. Merak etme bu sana bir sorun yaratmaz. Sadece Lulu'nun seni geri çekebilmesini sağladık. Lulu sana bundan sonra ne yapman gerektiğini anlatacak zaten."

"Ne yapmam gerektiğim mi?"

Cümlem biter bitmez o tanıdık çekilme hissi bütün bedenimi kapladı. Gözlerim kararırken duyduğum son şey Pulu'nun sevinçle bağırmasıydı.

"En yakın zamanda görüşmek üzere İkinci Hikaye Gezgini!"

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.