Bir hafta boyunca sabahları gözümü açar açmaz aklıma gelen ilk şey, Kerem’in o sinir bozucu gülümsemesiydi.
Sınıfta o kadar rahat bir şekilde oturuyor, bana öyle doğal bir şekilde soru soruyordu ki, sonunda her sabah o gülüşü görmeye alışmaya başlamıştım. Ama ne kadar alışmaya çalışsam da içimdeki ses, “Buna hiç alışma” diyordu.
Kerem’le her anımız, sanki bir deney gibi geçiyordu. Sabahları bir “merhaba”dan başka bir şey söylemedikçe, okulun ortasında gerçekten konuşmuyorduk. Ama işin garibi, o bana o kadar çok soru soruyordu ki, bazen gözlerimin içine bakıp “Neden bu kadar çok merak ediyorsun?” diye sorasım geliyordu. Ama her seferinde susuyordum.
Bir gün, dersten sonra Kerem yine peşimden geldi. “Beni hep böyle mi kaçıracaksın?” diye sordu, alaycı bir şekilde gülümseyerek. “Kaçmıyorum,” dedim, kitabımı tutarak hızla yürümeye başladım. “Sadece konuşmak istemiyorum.” O, hızla yanımda yürümeye devam etti. “İnan bana, seninle konuşmak çok eğlenceli olacak. Bunu göreceksin.” Yavaşça başımı çevirdim. “Buna inanabilmem için biraz daha güven duymam gerek.” Kerem bir an için ciddi bir şekilde baktı. “Güven? Seninle sadece sohbet etmek istiyorum, Melis. Gerçekten başka bir amacım yok.”
Kendime “Sadece sohbet et” diyordum ama içimde bir şey hep beni uyarıyordu. “Bununla ilgili bir yanlışlık var,” diye düşünüyordum. Ama hala bir şeyleri anlamaya çalışıyordum.
O gün, öğle arasında Kerem beni okul bahçesinde buldu. Ben yine bir köşede tek başıma kitap okurken, gelip yanıma oturdu.
“Bugün de kitap okumak mı?” dedi. “Bunu yapmana bir anlam veremiyorum.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Senin için her şeyin anlamı olmalı mı?” Kerem hafifçe güldü. “Bazen evet. İnsanları anlamaya çalışmak eğlenceli.”
İçimden “Bana güvenme” diyordum ama o kadar çok soru sormuştu ki, biraz daha sohbet etmeyi denemek istedim. “Beni neden merak ediyorsun?” diye sordum.
Kerem omuzlarını silkti. “Bilmiyorum. Herkes seni garip buluyor ama... bir şey var. Bunu hissediyorum.” Bir anda bana doğru döndü, gözleri gözlerime kilitlendi. “Bunu çok uzun zamandır düşünüyorum. Seninle daha çok vakit geçirmek istiyorum, Melis.” Sadece ona bakakaldım. Şaşkınlık, kararsızlık ve bir parça da korku vardı içinde.
Çünkü aslında, içimde de bir şeyler değişmeye başlamıştı. Ama hala Kerem’e güvenmekte zorlanıyordum. Gerçekten onun söyledikleri doğru muydu? Yoksa yine bir oyun muydu?
Bilmiyorum, ama bir şeyler giderek daha karmaşık hale geliyordu.
~~~~
Nasıl gidiyor akıyor mu sıkıcı mı? Düşüncelerinizi bekliyorummm