Başardım galiba. Ancak üzülüyorum, ölümüm yakınken birine aşık olduğum için. Öleceğim. Artık kurtuluşum yok.
Bugün aynı saatimizde oradaydık. Bütün gün söylediği şarkılar ve kazandığı paralar ile evine dönüyordu. Bende çizmedim veya boyamadım bugün. Teslim etmem gereken şarkılarım vardı. Onlar ile uğraştım. Zihnimin içinde yankılanan sözlere de birkaç cümle yazdım. Güzel gidiyor.
Ona baktım, düşündüm, hayal ettim, kurguladım, dizayn ettim. Sonra gökyüzüne baktım. Yakında oraya ait olacak olan bedenime baktım. Ve tekrar onun güzel gözleri ile karşılaştım. Gözlerim doldu, gitmek istemiyorum. Ölmek istemiyorum.
Onunla kalmak istiyorum.
Öğle vaktiydi. Esnaf ve seyyar satıcıların yemek saatiydi, bir çoğu kepenklerini indirmiş pazarın başındaki balık pazarına gitmişti. Ben gitmedim. Ben zaten gitmezdim oraya. Jeongin de gitmedi. Onun sadece bir kere gittiğini gördüm. Herkes gittiğinde ortamda oluşan sessizlik ruhuma işledi. Sonra göz göze geldik. Elinde sımsıkı tuttuğu gitarı ile gözleri sanki bana bir şey anlatmak istiyordu. Rica ediyordu. Soruyordu bana. Ne sorduğu belirsiz.
Sonra bakışları yoğunlaştı ve ani bir hareket ile gitarının tellerine vurup elini gitarinin ovuğuna vurdu. Çıkan ritmik ses gülümsememi sağladı. O da gülümsedi. Ardından gitarının askısını taktı ve yanıma geldi. Tam karşımda durdu. Gölgesi yüzüme düşüyordu. Hafif esen rüzgar onun kokusunu burnuma ufluyordu sanki. Saçları hafif hafif havalanıyor çarpık gülüşü ile ölüme yaklaştırıyordu beni.
Ona bir tabure çektim. Tam karşıma oturdu. Onun en çok bu özelliğini seviyorum. Konuşmadan anlaşabiliyoruz. Kelimeler ile arası iyi olmayan ben için bu çok güzel bir şey. Onun için gözlerine bakmam, dediklerim için gözlerime bakması yetiyor.
Oturdu tabureye ve akordunu ayarlayıp ritmi çalmaya başladı. Sesi kulaklarıma doldu. Kendimden kıskandım onu. Ölen bedenime hiç yakışmıyordu. Yine o günkü şarkıyı çalmaya başladı. Ritim düştü ve söze girdi. Bende ona eşlik ettim. Sesimiz boş pazarda yankılandı. İçine kuş cıvıltıları karıştı. Karşımdaki küçük çay sanki gür bir su sesi yaydı. Çanlar çaldı ve hava karardı. Ellerim tutmadı defretim yere düştü Jeongin'in sesine bir şey oldu sonra. Gözlerimi açmak istedim. O an anladım kararan hava değil kapanan gözlerim, çalanlar çan değil kapanan bilincimin bana verdiği bir uyarıydı. Geç kaldım. Hayata çok geç kaldım.
Yogunum. Çok yorgunum. Çarpan kalbimi fark edemeyecek kadar yorgunum. Sıkıldım, isteyip de ellerimden kayıp gitmesini izlemekten sıkıldım. Sabrettim, daha ne kadar sabredebilirim? Ölüyorum. Daha ne kadar bekleyeceğim?
Sanırım Jeongin benim iyi olmadığımı anladığında gitarını bırakmıştı. Çünkü, sandalyeden düşerken başımı vurmadım, onun yerine onun hayran olduğum uzun kemikli elleri arasına başımı yasladım. Sonrası ise bir hikaye olarak kaldı benim için.
Gözlerimi açtığımda hastanede olduğumu anlamam uzun sürmedi. Kalp atışlarımın sesi kulağıma doldu. Sonra beyaz saçlı meleğim girdi görüş açıma. Aynı anda yandaki makineden sesler geldi. Fark etti bunu ve bana gülümsedi. Kalbimi ne denli hızlandırdığını anladı. Nefes almam için takılan maskeyi güç bela çıkardım. O da hemşire çağırmaya gitti. Yine aynı senaryoydu benim için. Alıştım buna. Çıktık hastaneden. Tek kelime dahi konuşmadık. Bu konu canımı sıkmaya başladı.
"Yürüyebilir miyiz?"
"Konuşabilir miyiz?"
Aynı anda sorduk. Sonra gülümsedik birbirimize. Sırtındaki gitarını düzeltti ve bana baktı.
"Konuşabiliriz," dedi.
"Yürüyebiliriz," dedim.
Şimdi bir kaç söz daha yankılandı zihnimde. Başlamadığım şarkımın sözleri oturmaya başladı zihnimde.
"Hyunjin, adım Hyunjin," dedim zor çıkan sesim ile. Bana baktı beni inceledi ve yüzünden düşürmediği gülümsemesini genişletti. Gamzeleri çok güzeldi.
"İyisin değil mi Hyunjin?"
İyi miyim, diye düşündüm. Değildim. Ancak bunun yalan olduğu anlaşılırdı. Sanırım iki yıldır karşılıklı adalarda oturuyoruz ve ben şu zamana kadar onun gözleri önünde çok kez bayıldım. Bizim iletişim şeklimiz hep gözlerimiz sayesinde oldu. Çok nadir konuştuk.
"Değilim. Ama olmaya çalışıyorum."
Sakince konuşmayı denedim ve başarılı oldum.
"Neden sürekli bayılıyorsun?"
"Ritim bozukluğu ve ileri seviye panik atağım var. Sanırım.. bu yüzden."
Anlatmak iyi gelir derlerdi inanmazdım. Ama onunla birkaç cümlelik konuşma o kadar iyi gelmişti ki bana.
"Her bayıldığında çok endişeleniyorum."
Cılız sesi kulaklarıma ilişti. Onun bu haline güldüm.
"Arkadaş olalım mı? Belki daha rahat olur bu?"
Doğru ya arkadaş bile değildik biz. Bunu dediğinde kendimi biraz kötü hissetim ama sonra bu his geçti. En azından arkadaş olacaktık. Numaramı verdim, numarasını aldım.
Güzel, o çok güzel.
Şarkı sözü:
"Can we walk,
And maybe share
our live.
Can we talk,
And maybe love your eyes..."
Hyunjin-