Bugün günümden bahsetmeyeceğim. Çünkü, aynıydı. Onu izledim, bazen bakıştık. Ona sormak istiyorum. Aklimdakileri ve kalbimdekileri. İçimi dökmek istiyorum ama daha erken. Biliyorum. Onu sıkmak istemiyorum. Daha arkadaşlığımız için yeni adımlar atmaya başlamışken onu sesim ile sıkmak, sorularım ile bunaltmak istemiyorum.
Ama belki bir gün ona sorarım.
Beni kendine nasıl aşık ettin?
Belki de cevap verir. Emin değilim.
Kalbim. O deli gibi atarken tilki gözlü güzelce gülümsedi. Nefesim kesildi ve o bunu fark etti. Öksürdüm. Nefes alabilmek için daha çok öksürdüm. Gözlerimden yaşlar aktı. Ama biliyor musun, bayılmadım. Belki tilki gözlü elimi tuttuğu için belki de iyileşmeye başladığım için. İyileştiğimden emin değilim ama üç gündür ilaçlarımı içmiyorum. Bu büyük bir adım değil mi?
Pazar dağıldı, kepenkler kapandı, güneş battı ve kuşlar uçtu. Toparlandık ve karanlık pazar çıkışında karşılaştık. Aslında onu bilerek bekledim. Ay bugün dolunaydı ve olduğundan daha parlak ve büyük görünüyordu. Tilki gözlünün gözlerinde ay parladı. Belki de onun küçük gözlerinde ki ay benim dünyamı aydınlattı. Bu olası bir durum.
Pek uzun olmayan fakat kısa da olmayan pazarın karanlık çıkış sokağından beraber geçtik. Yıldızlar üstümüzde ihtişam ile parlıyordu. Sanki bir şey demeye çalışıyorlardı. Sanki.. kötü bir şey demeye çalışıyorlardı. Tabii bunu benim uydurduğumu da düşünebiliriz. Neyse işte. İçimdeki kötü hissin suçunu yıldızlara verdim. Onlar bunu hak etmedi.
Hareketliydi cadde bugün. İnsanlar hayatın telaşına fazla düşmüştü. Ya da koca bir kaosun ortasında kaldık tilki gözlüm ile. Elimde fazla bir eşyam yoktu. Eskiz defterim ve dört beş farklı kalem vardı. Onları da giydiğim deri ceketin iç cebine koymuştum. Elim boştu anlayacağın .
Sokaktan çıktıktan sonra fark ettim tek kelime konuşmamıştık yine. Konuşurduk. Sonuçta o inesiye kadar ben inmiyordum otobüsten. Geniş kaldırımın sokağın çıkışının çaprazında kalan durağına ilerledi Jeongin benden önce. Dalgın görünüyordu. Nedenini öğrenmek istedim. Bende peşinden gittim. Yanyana oturduk.
Sessizlikti belki de bizim en yüksek sesimiz. Konuşmadığımız kelimelerdi belki de içimizde büyüttüğümüz. Aslında konuşsak sabaha kadar susmayacağız.
Ah bir konuşsan da ortam sessizleşse. Kaderim olsan ellerim arasına. Gülümsediğinde atsa kalbim ve sen bana baktıkça ben ölsem her gece.
"Nasılsın?"
Dedim ona, kendimce konuşmaya çalışıyordum. Farkındaydım aramızdaki bağ iletişimi gerektirmiyordu. Birbirimizin nefes aldığını bilsek bize yetiyordu.
Biraz bekledi. Sanki söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Belki de kafasında hala bir şeyler netleşmemişti.
"Bilmiyorum. Sen?"
Bilmiyorum... Acaba neler yatıyordu o bilmiyorumun altında. Aslında neler haykırmak istiyordu da yapamıyordu. Neydi onu bu kadar üzen şey?
Bilmiyorum.
"İyi olmaya çalışıyorum..."
Aslında bir şey daha sormak ve bu geceyi tamamen değiştirmek istiyordun ama bilemedim o an. Ona bunu soracak kadar yakın mıydık?
Yakındık.
"Jeongin?"
Dedim onu daldığı yerden çıkarmak için. Bana baktı. Gözleri, bana bir şeyler anlatmak istiyordu. Ne diyorlardı. Bir çok şey. Kurtar beni, diyorlardı en başta. Kurtar beni bu karanlıktan, ellerimi tut ve çıkar beni buradan, çünkü biliyorum kelimeler olmasa bile biz gülümseyerek konuşuruz, beni buradan kurtar.
Beni kendinden kurtar.
Şarkı sözleri belirdi kafamda. Onun gözlerine dalıp gitmişken.
"Hyunjin?"
Bu seferde o beni daldığım yerden çıkardı. Ona baktım olabildiğince güzel şekilde.
"Eğer istersen... Gidelim mi?"
Ağzımdan çıkacak olan kelimeler bunlar değildi. Bunlar olmamalıydı.
"Nereye?"
"İnsanlardan, bu şehirden uzağa. Biraz kaçalım mı?"
Kaçalım mı bu şehirden. Koşalım ve kaçalım. Herkesten uzağa gidelim. Bir dağ bulalım ve arkasına saklanalım.
Baktı. Çok derin baktı. Yorgun gözleri daha da battı. Korku, heyecan, istek. Belki de hiç biri. Battı ama. Düşündü. Sanki fazla düşündü. Sonra yüzünün tüm hatları kasıldı. Dudakları gerildi. Ve bana gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi.
Ne var ölen bedenime çiçek eksen?
"Gidelim."
Sanki anlaşmış gibi aynı anda gülümsedik birbirimize ve ayağa kalktık. Ben önden ilerledim o arkamdan geldi. Şehrin gürültüsü arasında sadece ikimiz hayat telaşını bir kenara bırakıp gittik. Onu ıssız bir sahile götürdüm.
Dalgaların sesi kendi sessizliğimize karıştı. Gecenin kör karanlığında yıldızların süslediği denizin kıyısındaki kumların üzerine attık kendimizi ellerimi başımın altına aldım ve boylu boyunca uzandım. O da aynısını yaptı ve yanıma yattı. Şimdi arka planda dalgaların sesi, yan tarafımda tilki gözlü çocuğun sakin nefesleri, üstümde dünyanın yükünden sıyrılıp izlediğim yıldızlar vardı. Nefesim daralmıyor, kalbim çarpmıyordu. Başım hiç dönmemiş ve ya inhaylerımı hiç görmemiştim.
"Yorgunum," dedi tilki gözlüm. Başımı ona çevirdim ve onun yan profilini izledim. Küçük burnu ve tatlı yanakları vardı. Küçük keskin gözleri ve uzun kirpikleri, şakağının yanından sallanan çok kısa olmayan fakat çok uzun da olmayan beyaz saçları...
Tanrım o eşsizdi.
"Senin nasıl dinlenmeni sağlayabilirim?"
İlgili bakışlarımı onun yüzünden çekemedim. İç çekti, ellerini başının altından çekti ve bana döndü ellerini yüzünün altına koydu ve bana bakmaya başladı. Aramızda inkar edilemeyecek bir çekim var, en az benim kadar farkında o da.
"Bilmiyorum. Sadece yorgunum."
Haklıydı. Gözlerine baktığımda cidden yorgundu. Dediğim gibi yalvarıyor gibiydiler bana. Onu karanlıktan çekip kurtarmamı istiyordu. Ben yanlış adamdım ama, ben yapamazdım. Hastayım ve ne kadar bir ömrümün kaldığını bile bilmiyorum. Ben daha kendimi kaldıramıyorken ayağa onu nasıl kaldıracağım ki?
Yanlış anlama hemen beni. Ben gerekirse ömrümü kısaltır onun için çabalar ve onu ayağa kaldırdırırdım. Benim korkum, ya onu kaldırmaya çalışırken, onu düştüğü karanlıktan kurtarmaya çalışırken daha çok batırırsam?
Bu benim korkum. Onu üzecek en ufak bir harekette bulunmak istemiyorum. Hatta ona dokunmak bile istemiyorum. Hastalıklı bünyem onu zehirleyebilir çünkü.
"Hyunjin.."
Adımı mırıldandı. İşte o an kulaklarımda onun sesine karışık kalp atışlarım yankılandı. Korktum. Gözlerimi kapattım ve derin bir iç çektim. Nefes almaya ve içindeki heyecanı bastırmaya çalıştım. Doğruldum ve elimi göğsüme koydum. Jeongin'de kalkmak için hareketlendi.
"Dur.." dedim ona fısıltı ile. Yatmaya devam etti. Ellerim titredi terler boşaldı yüzümden. Ama kendimi sakinleştirmeyi başardım.
"İyi misin?"
Endişeli çıktı sesi bunu en ücra yerlerime kadar hissetim.
"Beni heyecanlandırıyorsun tilki gözlü çocuk," dedim gülerek geri yatarken. Ona döndüm aynı onun gibi.
"Tilki gözlü mü?" Güldü. Küçük gülüşü bana en güzel hediyeydi.
"Jeongin.."
Bu sefer bende onun adını mırıldandım. Işıltılı gözleri en derinime baktı.
"Neden beni seviyorsun Hyunjin?"
Neden seni seviyorum Jeongin?
Gözlerim doldu. Onu sevdiğimi anladığım ilk gün geldi aklıma. En zor zamanlarımdan biriydi onun bana ilk gülümsediği gün.
"Sana dürüst olmalı mıyım?"
Anlatmak istemedim aslında ve bunu belli eden ses tonum ile konuştum. Ancak inatçı biri o biliyorum bunu. Bu yüzden sormaya devam etti.
"Bence en dürüst olman kişi benim, değil mi Hyun-ah?"
Güldüm kullandığı hitap şekline.
"Sen," dedim duraksadım biraz. Kalbim çarpsa bile söyleyecektim. "Herkes gittikten sonra bana gülümsedin. Kimsem kalmamışken sen geldin.. belki bu yüzden seni seviyorum?"
Gözlerini kapattı.
"Beni çok fazla seviyorsun değil mi?"
Bu sorunun altındaki imayi anladım. Bana resmen"bana aşıksın değil mi?" Dedi. Yutkundum. Ne diyebilirdim ki. Evet bütün ailemi yangında kaybettikten sonra ve arkadaşlarımın bana ihanetinden sonra o çıktı karşıma ve gülümsedi. Tam çöktüğüm ve her gün hastaneye gittiğim dönemlerde onun gülüşünü düşünürken iyileştim. Sonra kalbimi aldı benden ve onu kontrol etmeye başladı. İki yıl oldu. Onunla gözlerimin konuşmaya başlamasının üzerinden iki yıl geçti ve ben daha yeni onunla arkadaş olabilmiştim. Onu kaybetme korkusu vardı bedenimde ama yakında kendini de kaybedecekti bedenim. En fazla eski halimize döneriz, diye düşündüm.
"Evet," dedim korkuyla. Gözlerini açtı ve bana baktı. Gülümsedi. Aynı ilk günkü gibi gülümsedi.
"Ben hiç birini senin gibi sevmedim..."
Şarkı sözleri döndü beynimin içinde. Sanırım bu sefer bir dize bitirdim. Hemen yazayım mı buraya sonra devam ederim anlatmay, hm?
Şarkı sözü:
And if you don't know love
I will make the best of us
And if you know so much
Why don't you give me love?
Ah tamam devam edebilirim.
"Beni sevmek ister misin?"
Daha geniş gülümsedi. O an cesaret geldi bana ve sağ elimi başımın altından çekip sol tarafımdaki tam karşımda duran tilki gözlümün beyaz saçlarını sevdim. Gözleri kapandı ve sol gözünden bir yaş düştü. Burun kemerinden kumla buluştu o yaş. Hemen elimle yaşın oluşturduğu yolu sildim.
"Neden ağlıyorsun?"
"Korkuyorum Hyunjin.. çok korkuyorum birini sevmekten. Ben ya sana, ya sana zarar verirsem. Kalbin, o kadar sağlam değil biliyorsun ve ben seni bir cümlem ile kırmaktan korkuyorum."
Buydu işte. Buydu beni bitiren. Ne demeliyim, kilitlendim sanki ama kısa sürdü sessizliğim. İlk önce beynimin içindeki sesleri susturmam lazımdı.
"Sen.. beni seviyor musun ki?"
"Sevmesem neden korkayım seni kırmaktan?"
Mantıklıydı.
"Beni sev, korkma. Eğer bilmiyorsan sevmeyi sana gösterebilirim ama eğer biliyorsan sevmeyi neden bana sevgini vermiyorsun ki?"
Cevap vermedi. Gözlerini açtı ve hala saçlarında olan elimi tuttu ve baş parmağı ile okşadı.
"Bana biraz zaman ver. Düşünmek istiyorum."
Gülümsedim en içten halim ile.
"Seni öleceğim ana kadar bekleyeceğim tilki gözlü çocuk."
Yanağını avcuma sürttü ve doğruldu. Bende doğruldum. Ellerimizi arkaya sabitledik ve hafif eğik bir şekilde dalgaları izlemeye başladık. Konuyu değiştirmek istedim.
"Sevdiğin bir şarkı var mı?"
Madem gitar çalıyordu, şarkılar ile arası iyi olmalıydı değil mi?
"Hm, aslında Long for you 'yu seviyorum. Sürekli de onu söylüyorum zaten.. onun dışında Day6 dinlemeyi severim. Bir arkadaşım onun ciddi bir hayranı. İşte bende birkaç şarkısını dinliyorum... Sen sever misin peki?"
"Ben yazarım çoğunlukla. Ama senin söylediğin şarkıları dinlemeyi çok seviyorum."
Kahkaha attı. Boş sahilde dalgaların sesine karıştı onun kahkahası. Bende güldüm onunla beraber. Sonra yeniden sessizlik en büyük sesimiz oldu. Zaten ondan sonra çok oturmadık. Üşümüştü bunu söylemedi ama ben anlamıştım. Üstümdeki deri ceketi ona verdim. Biraz zor ikna ettim ama aldı. Sonra da bir otobüs durağı ayırdı bizi.
Yeni aklıma geldi. Eskiz defterim ceketimin cebinde kaldı ve içinde şarkı notlarım var. Ayrıca onun resimleri var. Korktuğundan değil ama Long for you o defterin içinde yazıyor.
Sanırım birkaç şey açığa kavuşacak hm?
-Hyunjin