Ağzım açık bakıyordum. Etrafıma bakındığımda neredeyse herkesin benim gibi baktığını gördüm. Ama Hogwarts gerçekten göz alıcı bir yerdi. Hogwarts'ın içi ise apayrı bir dünyaydı. Hepimiz ilerliyorduk ve ben önüme değil tavana bakıyordum. Bu sırada durduğumuzu fark etmemiştim ve önümde duran kahverengi saçlı çocuğa çarptım. Arkasını döndüğünde ise fark etmeden gözlerinde kaybolmuştum. Gri renkteydi gözü. Bu çocuğun gözü hakkında bildiğim tek şey mükemmel oluşuydu.
"Özür dilerim" dedim ses çıkarmamaya çalışarak. "Sorun değil" dedi. Sesi çok hoş geliyordu. Hatta peron 9¾'e gitmeme yardımcı olan kadından bile hoştu. Merlin'e şükür yüzüm asla kızarmazdı. Ama eğer kızaracak olsaydı eminim ki şu an kızarırdı. Bir süre sonra önümüzde zümrüt yeşili giyinmiş bir kadın duruyordu. Kendisinin profesör olduğunu düşünüyordum.
"Hogwarts'a hoş geldiniz,"dedi Profesör. "Ders yılı başlangıç şöleni biraz sonra başlayacak, ama büyük salonda yerlerinizi almadan önce seçim yapılacak, hangi binalara verileceğini saptanacak. Seçim son derece önemli bir törendir, çünkü burada kaldığınız sürece binanız Hogwarts'taki aileniz gibi olacak. Derslere kendi binanızdakilerle gireceksiniz, kendi binanızın yatakhanesinde uyuyacaksınız, boş vakitlerinizi binanızın ortak salonunda geçireceksiniz."
"Dört bina var; adları Gryffindor, Hufflepuff, Ravenclaw ve Slytherin. Her binanın kendi soylu tarihi var, her bina çok önemli cadılar, büyücüler yetiştirmiştir. Hogwarts'ta bulunduğunuz sürece yaptığınız iyi işler bina notlarını yükseltir, kurallara uymamakta bina notlarını düşürür. Yıl sonunda toplam notları en yüksek olan bina, Bina Kupası'yla ödüllendirilir, büyük bir onurdur bu. Dilerim hepiniz kendi binanızın notlarına katkıda bulunursunuz. Seçim töreni biraz sonra bütün öğrencilerin önünde yapılacak. Bu arada beklerken hepiniz kendinize çeki düzen verin."
Profesör'ün konuşmasının ardından herkeste bir hareketlilik oldu. Herkes kendine çeki düzen vermeye çalışıyordu. Bir kişi hariç : Hermione Granger. Gerçi kendisi her haliyle güzeldi ama yinede ondan da kendisine çeki düzen vereceğini düşünmüştüm. Ben sadece at kuyruğumu sıkılaştırdım. Biraz sonra Profesör tekrar geldi ve bizi Büyük Salon dedikleri yere götürdü. Ama salon gerçekten adının hakkını verecek kadar büyüktü ve tavan ise daha mükemmeldi. Hogwarts : Bir Tarih adlı kitapta okuduğumda göre tavan havaya göre değişiyordu ve bu da Hogwarts'ın ayrı bir güzelliğiydi. En son profesörlerin oturduğu masaya gelince üç ayaklı bir tabure gördüm ve üstünde bizi kulelerimize yerleştirecek olan seçmen şapkayı.
Profesör bir kağıt çıkarmıştı. Belli ki oradan isimlerimizi okuyacaktı.
"İsmini okuduğum kişi buraya gelsin ve tabureye otursun"dedi ve ardından ilk ismi söyledi "Abbott, Hannah" Sarı saçları düzensiz bir at kuyruğu yapılmıştı. "HUFFLEPUFF" diye bağırdı seçmen şapka. "Bones, Susan" bir iki dakika sessizliğin ardından seçmen şapka yine bağırdı "HUFFLEPUFF" Ondan sonra bir Ravenclaw, üç Slytherin ve iki Gryffindor seçildi. "Black, Emily" profesör adımı seslenince koşmadan ama hızlı adımlarda tabureye gittim ve oturdum. Herkesin benim hakkımda konuştuğunu duyabiliyordum. Ne de olsa babam vaktiyle bir ölüm yiyen olmakla suçlanmıştı ve adı hâlâ aklanmamıştı.
"Hmm sen baban kadar cesursun ama bir o kadarda zekisin. İki kuleyede uygunsun ama dur bir dakika buldum." Dedi benim kulağıma ve dışarıya doğru "GRYFFİNDOR" Diye bağırdı. Seçimden gayet memnundum. Geriye kalanlarda seçildi ve yemek başladı. Trende bir sürü abur cubur yemiş olmama rağmen hâlâ aç olduğumu fark ettim. Her şey ne kadar hoş derken konu bir şekilde aileden açılmıştı. Konuşurlarken yemeğimle ilgilensemde bana da soru sorduklarına yemin edebilirdim. Duymazlıktan geldim. Ama ikinci defa sorduklarında duyduğumu belli ettiğimden cevaplamak zorunda kaldım.
"Bende bir çoğunuz gibi safkanım fakat annemle babamın yüzünü iş gezileri dolayısıyla pek göremiyorum." Diyerek geçiştirdim. Onları düşünmek acı veriyordu. Bana onları düşünmek kadar hiç bir şey acı veremezdi. Gözlerimin dolduğunu fark ederek tabağımla ilgilenmeye başladım. Daha sonra yemekler toplanınca -bu büyüyle şak diye olmuştu ve buna alışmam lazımdı.- yine Weasley olduğunu düşündüğüm ve büyük ihtimalle sınıf başkanı olan kişi bizi götürürken Ron kulağıma "Percy. Abim kendisi." Diye fısıldadı.
Yemeğin üstüne bir uyku ağırlığı çökmüştü bana bu sebeple hemen yatıp uyumak istiyordum. Ama Percy'nin bizi bir tablonun önünde durdurması hem garibime gitti hemde sinirlenmeme yol açtı. Neden durmuştuk şimdi? "Parola?" Diye mırıldandı tablo. "Fortuna Major" dediğini duydum Percy'nin. Demek ki Gryffindor ortak salonuna bu şifre olmadan giremezdik. Gryffindor ortak salonuna girdiğimde kendimi yine büyülenmiş olarak buldum. Normalde kırmızı renginin bir odaya yakışmayacağını düşünürdüm ama burası apayrı bir yerdi.
"Hepiniz yatakhanelerde beşer kişi kalacaksınız ve bu kişiler Hogwarts'ta okuduğunuz sürece hep oda arkadaşınız olacak." Dedi Percy. Bu da demek oluyordu ki birlikte kalacağım kişileri iyi seçmek zorundaydım ve neredeyse -Hermione hariç- hiç kız tanımıyordum. Ben daha bunları düşünürken Hermione yanıma geldi. "Sanırım oda arkadaşlarımızı biz seçiyoruz. Bende düşündüm ki seninle aynı odada kalabiliriz. Tabi istersen." Hogwarts'ta tanıdığım ilk kızdı Hermione. "Tamam benim için uygun." Dedim ve ekledim "Ama bir odada beş kişi kalıyormuş kalan üç kişi kim olacak?" Hermione tam cevap vermek için ağzını açmıştı ki arkadan gelen ses yüzünden durdu. "Sizin için sorun olmazsa bende sizinle kalabilirim." Bu Lavender'dı. Bu sene seçilen ilk Gryffindorlu. Hermione'ye baktım. Fark etmez dercesine bir yüz ifadesi takınmıştı. "Tamam kalabilirsin o zaman, ben Emily Black." Dedim ve elimi uzattım. "Lavender Brown" dedi.
"O zaman kaldı iki kişi" dedi Hermione. Daha sonra bize Anna Nicole ve Maria Smith katıldı ve boş bir oda arayışına girdik. İlk baştaki odalar doluydu ama az bir süre sonra bir oda bulduk. Girdiğimizde bana kalan yer cam kenarında bir yerdi ve ben bundan son derece memnundum. Sonuçta ben gece insanıydım ve cam kenarı bir yatağımın olması bana daha çok ay ışığı geleceği anlamına geliyordu ve ben bundan mutluydum. Yatağıma yattığımda ne kadar rahat olduğunu fark ettim. Bu rahatlıktan ve uykumun gelmiş olmasından dolayı kafamı yastığa koyduğum gibi uykuya daldım. Hatta oda arkadaşlarımın gülüşmelerini bile duymadım.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kusura bakmayın lütfen bir ara çizgi stüdyoyu silmiştim. O yüzden bölüm yükleyemedim. Ama yeniden sahalara döndüm ve bu sefer bu sahalardan gitmeye niyetim yok. Hepinizi çok seviyorum. Öpüldünüz.