İçeriğe geç

Her Zaman

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Her Zaman

Bölüm 3

Bölüm-3: Katilin Yalnız Kızı

Sabah kalktığımda odadaki hiç kimse daha uyanmamıştı. Bugün ilk gün olduğu için dersimiz yoktu ve bende bunu fırsat bilip tabi ki okulu araştıracaktım. Eh tabi kaybolma olasılığını göz önünde bulundurarak. Yalnız gezmeyi amaçlıyordum. Ne de olsa altı yaşımdan beri yalnızlığı en iyi ben bilebilirdim. Harry'den bile daha çok.

Bir süre sırt üstü uzandıktan sonra kalktım ve saat daha altı olduğundan dün yerleştirmeye üşendiğim eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Herkesin kendine ait bir dolabı vardı. Ben -biraz fark yaratmak amacıyla- daha Hogwarts mektubum gelmeden önce aldığım muggle çıkartmalarını dolabıma yapıştırdım. Artık dolabım daha hoş duruyordu.

Daha sonra üstüme Gryffindor cübbemi giydim ve odadan sessizce çıktım. Bizimkilerin uyanmasını istemiyordum. Ortak salonda sadece Weasley ikizleri vardı. Beni görünce konuştukları şeyi kesip önüme atıldılar. Bir an için neye uğradığını şaşırsamda amaçlarının tanışmak olduğunu öğrendiğimde sevindim.

"Ben Fred Weasley" dedi sağda duran.

"Ve bende George Weasley" dedi diğeri.

"Bende Emily Black. Memnun oldum."

"Yoksa sen şu kaçak katil Sirius Black'in kızı mısın?" Dedi Fred.

"Evet" diye yanıtladım isteksizce.

"Ama" dedi üzüldüğümü gören George "Biz inanıyoruz ki..."

Kalan cümlesini Fred tamamladı "Sen onun gibi değilsin."

Ardından ellerinde tuttukları -ama benim görmediğim- maytapları patlattılar. İkizlerden zaten böyle bir şey beklediğim için korkmadım. "Artık gidebilir miyim izninizle?" Dedim gülerek. Neşem yerine gelmişti.

"Eh geç bakalım" dedi George. İstemeye istemeye de olsa izin verdi. Daha nereye gideceğimi bile bilmiyordum. Bu sebeple ilk kütüphaneye gitmeye karar verdim. Belki daha sonra büyük salona inerdim. Zaten Profesör McGonagall'ı -ismini dün öğrendim- görürsem ondan ders listemi alacaktım. Hatta belki Hermione, Lavender, Anna ve Maria'nın ders listesinde alabilirdim.

Kütüphaneye doğru ilerlediğimi düşünüyordum. Çünkü tabela falan yoktu. Sadece tablolara güvenerek ilerliyordum. Ta ki karşıma Peeves çıkana kadar. "Haha sen şu kaçak katil Sirius'un kızı mısın?" Sinirlerim tavan yapmak üzereydi çünkü Peeves iki saniyede bunu bir şarkıya çevirmişti.

"Kaçak katilin kızı

Gelmiş de Hogwarts'a

Herkesi öldürecek

Çekilin bu Emily Black"

Gerçekten, dünyada duyduğum en kötü sesten dünyanın en kötü şarkısını dinliyordum. Bu sırada tablolardan birisi "Aldırma ona, yakında şarkıyı unutur gider." Dedi. O sırada oradan normalde geçse fazlasıyla korkacağım ama şimdi geldiği için Merlin'e şükür ettiğim hayalet, Kanlı Baron geçti. Nede olsa Peeves bir tek Kanlı Baron'un sözünü dinliyordu. Yani öyle diyorlar.

En sonunda zorda olsa kütüphaneyi bulmuş içeri giriş yapabilmiştim. Burası harikaydı ve kesinlikle okulda çoğu zaman burada takılacaktım çünkü ne de olsa aslında katil olmayan bir katilin kızıydım ve yalnızlığa terk edilmiş bir mahkûmdum. Bir çoğu kişi babamın katil olduğunu bu sebeple benimde katil olacağımı düşünüyor olmalıydı çünkü oda arkadaşlarım bile -Hermione hariç- korkarak bakıyorlardı bana -sanki her an öldürmeye hazır bir kurtmuşum gibi.

Kütüphanede yeterince vakit geçirdikten sonra daha yemek saati gelmemiş olsa da Büyük Salon'a inmeye karar verdim. İndiğimde salon birkaç Hufflepufflı ve profesörler dışında boştu. Bende tanışıp kaynaşmak adına Hufflepufflıların yanına gittim.

"Merhaba ben Emily Black ya siz?" Dedim takınabildiğim en masum sesimle. Herkes bana sanki onları yiyecekmişim gibi bakıyordu. "Hadi ama bu kadar katı olmanıza gerek yok" dedi kahverengi saçlı, gri gözlü çocuk. Onu tanımıştım. Benim dün çarptığım çocuktu. Demek Hufflepuff'a seçilmişti.

"Ben Cedric Diggory, memnun oldum." Dedi bana elini uzatarak. Gerçekten tam bir Hufflepufflıydı. Uzattığı elini nazikçe sıktım. Daha sonra biraz konuştuk. Diğerleriyle onunla samimi olduğumuz kadar samimi olamasakta yinede artık bana onları yiyecekmişim gibi bakmıyorlardı.

Bir süre sonra bir çoğu kişi gelmeye başlayınca ben Hufflepuff masasından kalkıp kendi masama geçtim. Sağıma Harry, soluma ise Hermione oturmuştu. "Ee ders listelerini ne zaman alıyoruz?" Dedi Hermione. Onun derse ne denli hayran olduğunu ilk günden anlamıştım. "Bugün ders olduğunu zannetmiyorsun umarım?" Dedim. Suratını "Ne demek bugün ders yok" dercesine astığını anlamak için mimik uzmanı olmaya gerek yoktu.

Yemek sırasında ben daha kendi yumurtamı yeni yemişken Harry'nin sağındaki Ron üçüncü yumurtasını bitirmişti bile. "Bu denli aç olduğunu bilmiyordum Ron" dedim gülerek. Ağzına bir patates tıkıştırırken bana cevap verdi "Bon hop açom napayom?" Anlamadığımı gören Harry bana hızlıca çevirdi Ron'un cümlesini "Ben hep açım napayım diyor" Uzun bir he hecesiyle anladığımı belirttim. İlk gün kesinlikle sıkıntıdan patlama günüydü. Bende bahçede vakit geçiririm diye düşünüyordum. Tabi insanlar rahat bırakırsa.

Yemekten sonra elma ağacının altında biraz oturmaya karar vermiştim ki kafama elma yiyince vazgeçtim. Kafamı azıcık yukarı kaldırdığımda ise tepemde bir Malfoy'un dikildiğini gördüm.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!?" Sesimi çok az(!) yükseltmiş olma ihtimalim vardı bu cümleyi söylerken."Senin kafana elma atıyorum, yoksa yanlış mı biliyorum ben?" Sesi alayla karışık çıkıyordu ve bu beni sinir etmeye yetmişti. "MALFOY" diye bağırdım, "NE DİYE KAFAMA ELMA YİYORUM?" Benim sesim ne kadar kızgın çıkarsa bu onun o kadar hoşuna gidiyordu ve ben bunu bile bile sesime hakim olamıyor daha çok bağırıyordum ve bu kısa döngüye giriyordu ve kısa döngüye girdikçe ben dahada sinir oluyordum. Ama bu kısa döngüden çıkamıyordum.

"Ne o yoksa sende baban gibi katilsinde benden mi saklıyorsun?" Malfoy'un bunu demesi bardağı taşıran son damla olmuştu. "BENİM BABAM KATİL DEĞİL MALFOY VE YAKIN ZAMANDA BUNU BÜTÜN BÜYÜCÜ ALEMİNE KANITLAYACAĞIM" Aslında nasıl yapacağımı bilmiyordum ama sözcükler sanki ben yönetmiyormuşumcasına ağzımdan dökülüveriyordu. Sonra daha fazla katlanamayacağıma karar vererek oradan uzaklaştım. Ayaklarım yönetiyordu beni. Kafamı kaldırdığımda Astronomi Kulesine geldiğimi fark ettim. Aslında bu kulede daha dersimiz yoktu. Hatta bu kule üçüncü sınıf başlayana kadar bize yasaktı ama bu umrumda bile değildi. Kendime kenarda bir yer bulup oturdum daha sonra göz yaşlarım süzülmeye başladı gözümden. Yalnızlığı hiç bu kadar derinden tatmamıştım. Yalnızlığı ve terk edilmişliği.

Daha sonra Malfoy soyadı bir yerden tanıdık geldi bana. Ama nereden? Bunlarla kafamı yormadım. Duyduğum ses ile yerimden kalkıp asamı çektim. Sanki büyü yapabilecekmiş gibi. Gelen Malfoy'du. "Ne istiyorsun Malfoy?" Sesim titreyerek çıkmıştı ve ağladığım belli oluyordu. "Özür dilemek" cevabında ciddi miydi hiç bir fikrim yoktu çünkü onca şey yaptıktan sonra özür dilese ne olurdu? "Ben fazla ileri gittim Black. Gerçekten özür dilerim." Hâlâ ciddi olduğunu düşünmüyordum. "Dalga geçme Malfoy" sesim hâlâ titrekti ama bundan ödün vermemeye çalıştım.

"Söylediklerimde ciddi değildim. Senin kalbini kıracağımı düşünmedim" Malfoy ciddi olamazdı herhalde. Bu Malfoylardan beklenen bir hareket değildi ve olamazdı. Duygularıma yenik düştüm ve ona doğru yürüdüm. Sarıldım. Oda bana sarıldı. Ağlıyordum şimdi, yalnız olmadığımı anladım. "Hogwarts'ta ilk gününün berbat geçmesine sebebiyet verdim bunu telafi etmek istiyorum ne yapmam lazım?" Sesi gerçekten bir Malfoy'dan beklenmeyecek kadar masum ve huzur verici çıkıyordu. "Hmm tanışmakla başlayabiliriz ben Emily Black" dedim ve elimi uzattım. "Bende Malfoy, Draco Malfoy" dedi.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ne yalan söyleyeyim burada da bölümlere oy veriliyor muydu unuttum. O yüzden sizden oy istemeye utanıyordum ama veriliyorsa bi basıverin oy tuşuna. Ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Öpüldünüzz🍀🐊🍷

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.