Bir kaç gün sonra artık William akademiyi tam anlamıyla keşfetmek ve meditasyon tekniğini almak için sabah erkenden odasından ayrıldı.
Sokaklar kesinlikle başkentten daha güzeldi. Her şey için ayrılmış bir bina vardı. Örneğin, demirciler binası, evcil hayvan binası, iksirler binası ve buna benzer daha onlarca bina.
Onun en çok merak ettiği yerler, görev binası, tenkikler binası ve belirli elementleri çeken, büyük ruh gücü oluşumlarının olduğu, gelişim binasıydı.
Gelişim binasına şu anda istese bile giremezdi. Herkesin katıldığı anda hiç katkı puanı olmadığını biliyordu.
Görev binasından, görev alarak yavaş yavaş biriktirmesi ve harcaması gerekecekti. Bu gün ilk durak olarak teknikler binasına geldi.
Gri renkli dört katlı devasa bir binaydı.
İçeri girdiğinde, bir kaç kişinin lobide oturup bir şeyler okuduğunu ya da sohbet ettiğini gördü. Tüm akademi genel olarak zaten biraz sessizdi. Gerçekten sanki burası kutsal bir eğitim yeri ve öğrenciler de dindar, sadık inananlardı.
Binanın her giriş katında iki koruma vardı. Birilerinin çalma cesareti göstermesine karşın konulmuşlardı.
Hemen sadece içeridekinin başı görünecek şekidle düzenlenmiş bir masanın önüne geldi.
Sessizce konuştu. “Merhaba, ben meditasyon tekniği için geldim. Yeni katılmama rağmen demir seviyeyim. Seviyeme uygun bir teknik alabilir miyim?” diye sordu.
Masanın arkasında yirmilerinde bir genç kız vardı. İki kuyruk yapılmış uzun saçları ile son derece sevimli duruyordu. Fakat William onun kesinlikle demir seviye bir savaşçı olduğunu biliyordu. Bu okulda zayıf hiç kimse yoktu.
Kız ona gözlerini devirerek baktı. “Önce bir bakalım, bana kimliğini ver.” Dedi.
William, boyutsal çantasından, öğretmenin onları yerleştirdikten ertesi gün verdiği bir el büyüklüğünde bir mühür çıkardı.
Bu mühür gerçekten büyülü bir şeydi. Aynı kimlik kartı gibi bir işlevi vardı. Ayrıca içerisine kazandığı ödüllerden gelen katkı puanları yazıyordu. Şu an kendisininkinde sıfır yazıyordu.
Kız mührü aldı ve içine qi gönderdi. İçinde William’ın yüzü ile şeleşen bir resim gördüğünü doğrualdıktan sonra, kendi önünde daha büyük görünen bir mühre bakmaya başladı.
Bir süre sonra başını kaldırdı. “William, şanslısın. Öğretmenler senin demir seviye meditasyon tekniği alabileceğini yazmış.” Sonra ufak bir simge uzattı. “Bununla 1. Kata çık. Yarım saat seçmek, yarım saat kopyalamak için süren var. Kendine uygun bir meditasyon yöntemi seç.” Dedi.
William ufak simgeyi ve kendi mührünü aldıktan sonra teşekkür etti. 1. Kata çıktığında neredeyse bomboştu. Girişte bir masanın yanında, aynı kütüphane görevlisi gibi bir adam sessizce kitap okuyordu. William’ın geldiğini görünce başını kaldırdı ve elini uzattı.
“Simgeni uzat.” Dedi.
William, az önce aldığı simgesini uzattı.”
Adam onu aldı ve “Yarım saatin var. Hızlı seç.” Dedi.
William zaten bir kaç gündür bu konu üzerinde düşünüyordu. İki adet yakınlığı vardı ve metal yakınlığı biraz daha iyiydi. Üstelik savunma gücü konusunda çok iyimserdi. Saldırı teknikleri daha havalı olsa da kendisinin bir canı vardı. Henüz yaşamak istediği uzun bir hayatı vardı. Bu yüzden, metal teknikleri yazan bölgeye doğru yürümeye başladı.
Burada çok fazla teknik yoktu. Fakat her elementten bir kitaplık dolusu meditasyon yöntemi vardı.
Burayı düzenleyen adama binlerce kez içinden teşekkür etti. Yoksa seçim, hepsini okumakla geçeceğinden uygun bir şey bulamayabilirdi.
Metal Teknikleri yazan rafın önüne geldiğinde, çok şaşırdı.
Diğer raflarda en az yüzlerce teknik bulunmasına rağmen metal elementi meditasyon teknikleri neredeyse yarı yarıya daha azdı. Kitaplığın sadece yarısı doluydu.
Vakit kaybetmek istemedi ve sıradan ilk deri parşömeni aldı.
Meditasyon tekniğinin adı, “Metal sırtlan’ın dişi.” Idi. Kısa açıklamasında ‘aynı bir sırtlan gibi sert ısırın’ yazıyordu. Mızrak tekniği uygulayan insanlar için güzeldi.
İsmini komik buldu, ufak bir gülümsemeyle yerine bıraktı. Herhangi bir saldırısına katkı sağlayacak meditasyon tekniği istemiyordu bu yüzden bakmaya devam etti.
Fakat ne kadar bakarsa baksın hepsi saldırı ile ilgiliydi. Önünde sadece üç paarşömen kalmıştı.
Metal elementinin saldırı teknikleri konusunda savaşçılar için açıkça bir üstünlüğü olduğu doğruydu. Fakat bu açığı normal tekniklerle kapatabilirdi.
Sondan üçüncü parşömeni eline aldı. Bu biraz daha ilgisini çekti. Meditasyon tekniğinin adı, “Ağır Beden” di.
Tekniğin üç seviyesi vardı.
Açıklamada sadece seviyelerin getirdikleri yazıyorduı.
“1.Seviyede %10, 2.seviyede %20, 3.seviyede %30-40 arası metal tekniklerini güçlendirdiği yazıyordu.”
Bu kesinlikle mükemmel bir teknikti. Savunma gücünü yüzde kırk daha güçlü olduğunu düşündü ve iyi bir teknik olduğuna karar verdi. Diğer ikisinin isimlerine ve açıklamarına baktı ve sadece elindekinin ona en uygun olduğuna karar kıldı. Bu yüzden hemen aldı ve kopyalamak için adamdan izin istedi.
Adam ona köşedeki bir masayı işaret etti. William oturdu ve kopyalamaya başladı.
Bir insan, demir seviyeden bronz seviyeye geçmek isterse, içindeki sis halinde olan qi gücünü sıkıştırmalıydı. Bu sıkıştırma ile her seviyede bir damla qi gücü elde ederdi.
Bu damlaların gücü hafife alınamazdı çünkü her biri en azından güçlü bir demir seviye savaşçının toplam qi gücüne eşitti.
Toplam üç damla oluşturması gerekiyordu. Üç damla qi yi birleştirdikten sonra, bronz seviyeye ilerlemek için bu üçünü birleştirmesi gerekiyordu.
Meridyenler kişinin yaşam ve ölümünü belirlerken, seviyeler kişinin gücünü belirlerdi. İnsanların zaten bu tür seviyelerde takılı kalmasının sebebi de bu birleştirme aşamaları gibi karmaşık düşünce yapısı gerektiren işleri yapamamalarıydı.
William, zaten öğrendiği teknikleri bu sayede hızlıca tamamlayabilmişti. Modern bir çağdaki ve burası gibi sadece güce önem verip, matematik, fizik ve fizyoloji gibi konularda neredeyse hiç bilgiye sahip olmayan insanlar için karşılaştırma elbette yapılamazdı.
Kendisi de biraz bu sebeplerden dolayı avantajlı olduğunu düşünmeye başlamıştı fakat emin olamıyordu.
Zaten bu onun için güzel bir şeydi. Bu yüzden pek sorgulamadı.
Parşömeni hızlıca kopyaladı ve teşekkür ederek oradan ayrıldı.
Meditasyonu denemek için acele etmiyordu. Yavaşça akademinin içinde gezindi. Bir üsre sonra kendisini görev binasının önünde buldu.
Kapı sürekli meşguldu. Sürekli birileri girip çıkıyor, kimisi büyük çantalarla girip mutlu yüzlerle ayrılıyor, kimisi üzgün girip üzgün ayrılıyordu.
Ne tür görevlerin olduğunu merak ettiği için bir bakmaya karar verdi.
İçerisi dışarıda göründüğünden daha kalabalıktı. Kocaman, duvardan duvara bir pano, üzerinde asılmış kağıtlarla onu karşıladı. Binlerce kağıt vardı. Bu kağıtların verilen görevler olduğunu anladı.
Hızlıca yaklaştı ve rasgele bir görevi okudu.
“Görev adı: Yeryüzü Solucanının Kanı
Görev yeri: Kara orman’ın 50 km doğusu, Solucan Dağları.
Görev tehlike seviyesi: üç yıldız.
Görev amacı: Yeryüzü solucanının (Demir seviye) bir fıçı kanını alın ve pıhtılaşmadan getirin.
Görev ödülü: 5 düşük seviye ruh taşı ve ya 50 katkı puanı
Tavsiye edilen seviye: Demir Seviyenin Zirvesi.
Not: Pıhtılaşma önleyici iksir, görevi alınca verilecektir.”
William çok şaşırdı. Ufacık bir kağıdın üzerine bu kadar gerekli bilgiyi sığdıracaklarını düşünmemişti.
Görev ile ilgili neredeyse her şey yazıyordu. Tek eksik olan, Yeryüzü Solucanının sahip olduğu güç ve zayıf noktalar gibi en önemli kısımdı. Fakat bunun neden böyle olduğunu anlayabiliyordu çünkü her şeyi de insan karşı taraftan bekleyemezdi. Biraz kitap okumalı ya da tecrübe ederek öğrenmeliydin.
William bu görevi almayı düşündü fakat vazgeçti. Çünkü tek başına kesinlikle zirve demir seviye önerilen bir yaratığı öldüremezdi. Sınırlarını biliyordu.
Üstelik görev ödülü bir takım halinde tamamlamak için de çok azdı.
Görevlerde bir sürü bilmediği yaratığın yer aldığını keşfetti. Akademinin normal kütüphanesine gitmesi gerektiğini düşündü. Bu akademide altın para ile girebileceğiniz tek yer normal kütphaneydi.
Orası da gerçekten pahalıydı. Günlüğünün on altın olduğunu duymuştu. Neyse ki, kendisi dahil akademideki zengin veletlerin para eksiği yoktu.
Bu sırada bir görev dikkatini çekti. Yine aynı görevdi. Diğer görevin alınmayacağından korkmuş olacak gereksinimler düşürülmüştü. Bu sefer yer olarak, ‘dağın etekleri, kayalıklar’ yazıyordu.
Görev ödülü diğeri kadar değildi fakat yine de iyi sayılırdı. Çünkü en başından kendisi tek başına tamamlamak istedi. Şimdilik bir takım arkadaşı ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.
İki yıldız tehlike seviyesine sahip, 3 ruh taşı ödüllü görev kağıdını panodan söktü. Hızlıca görevi aldığını kaydettirmek için insanların sıra olduğu masaya gitti. Bir süre sonra sıra kendisine gelince hızlıca görevi kaydettirdi ve kütüphane için ayrıldı. Gideceği yerin kaba bir haritası ile karşılaşacağı yaratıkların seviyesini öğrenmek istedi.
Kütüphane son derece büyük olmasına rağmen çok sessizdi. Yaşlı bir adam yönetiyordu.
Hızlıca on altını çıkardı ve sordu.
“Bu bölgedeki yaratıkların yazıldığı bir kitap var mı?”
“Yaşlı adam bıkkınlıkla cevap verdi. Elli birinci kitaplık, aşşağıdan dördüncü raf.”dedi.
William teşekkür ederek söylediği yere koştu. Fakat kitap çoktan alınmıştı. Tekrar görevliye geri döndü. Bu sefer yaratıklardan ziyade yolda toplayabileceği bitki, değerli taş gibi öğeler için bir kitap sordu.
Kitabı kolayca buldu. Topladığı bitkiler veya cevherler de akademinin hazine salonuna katkı puanı ya da ruh taşı karşılığında satılabilirdi. İnsanların bu kitabı boş bırakmasından, bu bölgenin zaten bütün bitkilerinin toplanmış olabileceği anlamına geliyordu. Fakat yine de bilmek istedi. En azından bilmediği bir bitki ile karşılaşırsa değerli olup olmadığını belirleyebilirdi.
Kitapta binlerce bitki çeşidi işlenmişti. Bunu okuması uzun süreceği belliydi. Öğlene kadar ‘Bitkiler Ansiklopedisi’ ni, öğleden sonra ise ‘Dağlar ve cevherler’ adlı bir kitabı okudu. Cevherler hakkında bahseden kitap nispeten kısaydı. Ona çevrenin coğrafyası hakkında hatırı sayılır bir miktarda bilgi vermişti. Kara ormanın bu bölgesi, binlerce dağ, vadi ve göllerden oluşuyordu.
Habitat olarak zengin bir bölgeydi ve yaratık çeşitliliği de boldu. Güçlü yaratıklar ise kesinlikle akademinin önüne gelebilecek kadar umursamazdı.
Özellikle yetişen bitkiler ilgisini çekti. Bazı bitkiler, zengin ruhsal güç barındırdığından çok değerliydi.
Bazı yasak bölgeler de vardı tabi. Gümüş seviye bir öğretmen bile o bölgelerden çıkamayabilirdi.
Uzak durulacak bölgeler diye kafasına yazdı. Bol metal elementine sahip dağlar da vardı elbet fakat içleri genelde güçlü yaratıkların yuvalarıydı.
Örnek olarak gideceği solucan dağı verilebilirdi. En güçlü solucanlar genelde dağın daha derinlerinde yaşıyordu. Ve metal ile toprak elementinin en yoğun olduğu yerler burasıydı.
William bu dağları ve tünelleri yavaş yavaş keşfetmek için planlar yaptı. Her görevde güçlenecek, güçlendiğinde ise daha derine inecekti. Işin sıkıntılı tarafı, solucan dağlarına ulaşmak kolay değildi. Çünkü bu bölge biraz kaotikti. Yaratık bolluğu ve çeşitliliğinden dolayı, oraya giderken bile çok güçlü bir yaratıkla karşılaşabilir ve hayatını kaybedebilirdi.
Akademinin çok yüksek bir ölüm oranı olmasının sebebi buydu. Her yıl katılan yeni öğrencilerin yarısı kesinlikle hayatını kaybederdi. Tabi ki hepsi güçlenme ve para uğruna idi. Onları akademiye gönderen aileleri de bunu biliyordu.
Akademi her sene çok az mezun verirdi. Fakat mezun olanlar kesinlikle güçlü denebilecek kimselerdi.
Dışarıda kendi imkanları ile gelişmiş kişilere kıyasla, emek ve çaba karşılığı gelişen insanlar elbette ki daha üstündü.
Elindeki iki kitabı da okuyup rafa koyduktan sonra, akşam yemeği için ayrıldı.
Akademi de yemeklerin ücretsiz olmasına sevinmişti. Normal bir yemek olduğu sürece, yeterince yiyebilirdin. Özel olarak sipariş verebileceğin yemekler de vardı elbet fakat fiyatı ya ruh taşı ile ya da katkı puanı ile ödemen gerekirdi.
William zaten sürekli göreve çıkmak istediğinden, kara ormanda bol bol sihirli yaratıkların etini yiyebileceğini biliyordu. O yüzden şimdilik normal yemek yeterliydi.