İçeriğe geç

HER ŞEY BİR ÜNİVERSİTEDE BAŞLADI

Bölüm 2 · 4 dk okuma

HER ŞEY BİR ÜNİVERSİTEDE BAŞLADI

Bölüm 2

YILLARIN ARDINDAKİ SOĞUKLUK

Zaman, o tanıdık kokunun Ankara'nın ayazlı rüzgârıyla burnuma çalındığı an sanki sonsuz bir sessizliğe gömülmüştü. Karşımda duran adam, çocukluğumun en masum anılarını paylaştığım Deniz’di; ama bir yandan da ona tamamen yabancıydım. Sarı saçları rüzgârda dağılıyor, keskin yüz hatları ve uzun boyuyla etrafındaki herkesten sıyrılıyordu. Çocuksu neşesinin yerini mesafeli ve buz gibi bir duruş almıştı.

Aslında annelerimiz yıllar boyunca telefonda görüşmeyi hiç kesmemişti. Annem zamanında Deniz'in bir fotoğrafını bana öylesine, şöyle bir gösterip geçmişti ama üstünkörü gördüğüm o tek bir karedeki çocukla karşımdaki bu adamın hiçbir alakası yoktu. Onu fotoğraftan tanımam imkânsızdı. Fakat o koku... Ve hemen ardından gözlerimin içine bakan o hafif maviye kaçan hırçın gözler bana her şeyi anlatmaya yetmişti. Yıllar sonra ikimizin de yolunun Ankara’da, aynı üniversite kampüsünde kesişeceğini elbette tahmin edemezdim. Karşımda kanlı canlı durmasına hazırlıksızdım.

Gözlerimiz buluştuğunda kalbimin göğüs kafesimi döven ritmini durduramadım. Araya giren onca yıla, söylenmemiş sözlere rağmen adını fısıldamak istedim: "Deniz..."

Fakat o, adımlarını ağır ağır bana doğru atarken bakışlarındaki o hırçınlıkta sıcak bir karşılama aramak büyük bir hataydı. Tam önümde durdu. Aradaki mesafe kısaldıkça üstüme çöken o baskıcı ve soğuk aura daha da belirginleşti.

"Derya?" dedi. Sesi, hafızamdaki o çocuksu tondan çok farklıydı; derin, pürüzsüz ve mesafeli.

"Deniz... Sensin, değil mi?" diyebildim, elimdeki kitap kulplarını daha sıkı kavrayarak. "İnanamıyorum... Bunca yıldan sonra, burada..."

Dudaklarının kenarında kırık, hatta neredeyse alaycı hafif bir kıvrılma belirdi. "Evet, benim. Annem aynı üniversitede olduğumuzu söylediğinde karşılaşabileceğimizi düşünmüştüm. Ankara büyük ama kampüs küçük işte."

Gözlerinde beni yeniden gördüğüne dair en ufak bir sevinç ya da heyecan kırıntısı aradım ama bulamadım. Bakışları o kadar mesafeliydi ki, içimden geçip giden o fırtınayı dışarı yansıtmamak için çenemi sıktım.

“Çok değişmişsin,” diye geçirdim içimden, sesimdeki hayal kırıklığını dışarı vurmamaya özen göstererek. “Yani... Sen olduğunu kokundan ve gözlerinden anlamasam, o tek bir fotoğrafına rağmen seni asla tanıyamazdım.” Ama bu düşüncelerimi ona sunup gururumu ayaklar altına almayacaktım. Sadece sessizce ona bakmakla yetindim.

Deniz, elindeki kalın ders kitabını diğer kolunun altına kaydırdı. "Annelerimizin abarttığı kadar büyük bir tesadüf değil yani. Şehir belli, okul belli."

Sözleri, göğsüme sinsi bir sızı bıraktı. O gün çınar ağacının altında birbirimize verdiğimiz sözler, sahilde topladığı deniz kabukları... Hepsi sadece benim zihnimde mi canlı kalmıştı?

O sırada arkasından gelen cıvıl cıvıl bir ses, aramızdaki o buz gibi gerilimi bıçak gibi kesti.

"Deniiiiizzz! Nerede kaldın oğlum ya, hocayı kaçıracağız şimdi!"

Siyah uzun saçları, sevimli yüzü ve içten enerjisiyle Ayla neşeyle yanımıza koştu. Arkasından da kahverengi saçlarıyla oldukça karizmatik duran Tunç ve hemen yanında esmer, çene hatları keskin ve bakışları sert olan Ahlas geliyordu.

Ayla’nın gözleri bana kaydığı an yüzünde kocaman, sıcacık bir gülümseme açtı. Kanı bana ilk andan öyle bir ısınmıştı ki, bakışlarındaki samimiyeti metrelerce öteden hissedebiliyordunuz.

"Aaa, Deniz! Kim bu güzel kız? Selam, ben Ayla!" diyerek hemen elini uzattı.

Deniz, Ayla’nın bana karşı bu ani ilgisine karşı sadece bana bakarak ifadesiz bir ses tonuyla konuştu. "Mahalleden eski bir tanıdık. Derya."

'Eski bir tanıdık.' Yılların dostluğu iki kelimeye sığdırılıp atılmıştı.

O sırada grubun diğer üyeleri de yanımıza ulaştı. Esmer ve karizmatik olan Ahlas mesafeli bir baş selamı verirken, kahverengi saçlı Tunç dost canlısı bir ifadeyle gülümsedi.

Ayla heyecanla araya girdi: "Bekleyin bir dakika! Madem yeni eğitim yılı başladı, artık grubumuzun resmi adını koyma vaktimiz geldi! Bence biz... 'Çılgın Yörünge' olmalıyız! Bütün kaos bizim etrafımızda dönecek!"

Ahlas gözlerini devirip güldü. "Ayla, yine başladı senin bu kurguların. Ne Çılgın Yörünge'si ya?"

Ayla ona aldırış etmeden bana döndü, gözleri parıldıyordu. "Derya, sen ne okuyorsun? Gel bizimle kafeteryaya geçelim, sana okulu gezdireyim!"

Daha ben cevap veremeden Deniz soğuk bir tavırla araya girdi. "Ayla, ders başlamak üzere. Ayrıca Derya'nın da işleri vardır, uzatmayalım."

Deniz’in beni dışarıda tutmaya çalışan bu tavrı içimdeki gururu şaha kaldırdı. Başımı dikleştirdim, bal rengi gözlerimi Deniz’in o hafif maviye çalan soğuk gözlerine diktim.

"Evet, Ayla. Çok teşekkür ederim ama dersime yetişmem gerekiyor," dedim, kelimeleri Deniz'in gözlerinin içine bakarak vurgulayarak.

"Aa, tüh! Ama numaranı almam lazım, kesin görüşeceğiz!" dedi Ayla neşeyle. Belli ki beni bu gruba dahil etmeyi kafasına koymuştu.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir çığlık ve kargaşa koptu. Kızıl-kahve saçları ve asi tarzıyla Işıl, elindeki sprey boyayla güvenlikten kaçıyordu. Yanında ise onun bu çılgınlıklarına her zaman çanak tutan, suç ortağı olan yakın arkadaşı vardı. Arkadaşı bir yandan Işıl'a yardım ediyor, bir yandan da gözlerini gizlice Ahlas’tan alamıyordu... Çünkü ilk günden beri Ahlas'a içten içe sırılsıklam aşıktı.

Grup, Işıl ve arkadaşını gördüğü an hepsinin yüzü düştü. Çünkü bizim bu grup son derece düzenli ve kurallıydı; Işıl’ın üniversiteyi birbirine katan bu tehlikeli hareketlerine her zaman "Hayır" diyorlardı. Bu da Işıl’ın hiç hoşuna gitmiyor, grupla arasını iyice bozuyordu. Ahlas ise kardeşinin bu bitmek bilmeyen vukuatları yüzünden saç baş yolma noktasına gelmişti.

Ahlas elini alnına vurdu. "Hayır ya... Yine mi?"

Deniz derin bir nefes verip şakaklarını sıktı. "Işıl ve çetesi yine iş başında..."

Işıl, güvenlikten sıyrılırken Ahlas'a bağırdı: "Ahlas! Arabanın anahtarlarını at, disipline gitmek istemiyorum!"

Grup bir anda Işıl'ın yarattığı kaosa müdahale etmek için hareketlenirken, ben aralarındaki o karmaşayı geride bırakarak adımlarımı hızlandırdım.

Ankara'nın sert rüzgârı saçlarımı yüzüme savururken beton zeminde hızlı adımlarla yürüyordum. Çocukluğumun Deniz’i gitmiş, yerine buzdan bir kale inşa etmiş yabancı bir adam gelmişti. Ama bilmediği bir şey vardı: Eğer o bir kale kurduysa, ben de o kalenin kapılarını zorlamayacak kadar gururlu bir kadındım artık.

Bölüm sonu

2 yorum