Henry’nin namlusu hala Joel’a dönüktü ama parmağı tetikte titriyordu. Arkasındaki küçük Sam, abisinin montunun arkasına daha da sığınmış, korku dolu gözlerle bu iki yabancıyı izliyordu. Joel ise tüfeğini bir milim bile kıpırdatmadan, Henry’nin gözlerinin içine bakıyordu. İki yetişkin erkek, birbirlerinin gözlerinde aynı şeyi arıyordu: Güvenilebilir bir dost mu, yoksa gırtlaklarını kesecek bir düşman mı?
"Silahını indir evlat," dedi Joel, sesindeki o emir kipiyle karışık babacan ama tehlikeli tonla. "Eğer avcı olsaydık, o cipin arkasından çıkmanızı beklemez, sizi çoktan avlardık."
Henry yutkundu. Joel’ın haklı olduğunu biliyordu. Yavaşça silahının namlusunu yere doğru indirdi ama tamamen bırakmadı. "Ben Henry," dedi nefes nefese. "Bu da kardeşim Sam. Şehirden çıkmaya çalışıyoruz ama o orospu çocukları her köşeyi tutmuş."
Ellie, saklandığı barikatın arkasından çıkıp öne doğru bir adım attı. Sam’i yeniden kanlı canlı, o masum çocuk haliyle görmek içini garip bir sızatıyla doldurdu. Gelecekte, Sam’in odasında geçirdikleri o son geceyi, Sam’in ona dönüp İçerideki insanlar hala kendileri midir, yoksa sadece birer hapishane midir? diye sorduğu o felsefi anı hatırladı. O gece Sam’in bacağındaki ısırık izini görememişti. Ama bu sefer... Bu sefer o izi asla kaçırmayacaktı.
"Ben de Ellie," dedi, sesine çocuksu bir sevecenlik katmaya çalışarak. Sam’e doğru hafifçe gülümsedi. "Bu da Joel. Huysuzdur ama iyidir, korkmanıza gerek yok."
Joel, Ellie’nin bu ani samimiyetine ters bir bakış attı ama bozuntuya vermedi. Henry’ye dönerek, "Şehirden çıkış için bir planınız var mı, yoksa sadece rastgele mi kaçıyorsunuz?" diye sordu.
"Bir planımız vardı," dedi Henry, köprünün ilerisindeki askeri kontrol noktalarını işaret ederek. "Ama orası tamamen kapatılmış. Nehir yolunu deneyecektik ama tek başımıza o deponun ve rıhtımın etrafındaki enfekteleri geçemedik."
Joel ve Ellie birbirlerine baktılar. Az önce temizledikleri depodan bahsediyordu.
"O depo temiz," dedi Joel, tüfeğini omzuna asarak. "İçeride birkaç parça bir şey vardı, hallettik. Ama nehir kenarı da tamamen güvenli sayılmaz."
"Harika," dedi Henry, yüzünde ilk defa gerçek bir rahatlama belirerek. "O zaman birlikte hareket edebiliriz. Biz radyo kulesinin oradaki bir grupla buluşacaktık. Eğer bizimle gelirseniz, oradan şehri terk etmek için güvenli bir yol bulabiliriz."
Joel tam "Biz tek çalışırız" diyerek reddedecekti ki, Ellie hemen araya girdi. Gelecekte, Henry ve Sam ile birlikte sığındıkları o yer altı sığınağını (lağımları) hatırlıyordu. Orası tuzaklarla ve enfektelerle doluydu ama aynı zamanda şehirden çıkmanın tek yoluydu.
"Bence harika bir fikir, Joel!" dedi Ellie, heyecanlı bir çocuk taklidi yaparak. "Baksana, ne kadar çok olursak o kadar iyi. Hem Sam de benim yaşlarımda, yolda canım sıkılmaz. Lütfen, birlikte gidelim."
Joel, Ellie’nin bu ısrarına anlam veremiyordu. Normalde Ellie de yabancılara karşı mesafeli olurdu ama bugün sanki bu iki kişiyi yıllardır tanıyormuş gibi rahat davranıyordu. Yine de mantığı, Henry’nin sunduğu radyo kulesi planının mantıklı olduğunu söylüyordu.
"Pekala," dedi Joel, Henry’ye bakarak. "Ama kuralları ben koyarım. Benim sözümden çıkılmayacak. Özellikle de ufaklıklar."
Henry hemen başıyla onayladı. "Kabul. Benim için hava hoş."
Birlikte köprünün altındaki su kanallarına doğru ilerlemeye başladılar. Hava yavaş yavaş kararıyor, nehrin üzerindeki sis yeniden yoğunlaşıyordu. Ellie, yürüyüş sırasında bilerek Sam’in yanına yanaştı. Sam hala biraz çekingendi ama Ellie’nin sırtındaki Savage Starlight çizgi romanının çantasından sarkan rozetini fark ettiğinde gözleri parladı.
"Sen de mi okuyorsun?" diye fısıldadı Sam, abisinin duymayacağı bir sesle.
Ellie gülümsedi. "Evet. 6. sayı var bende. İstersen bu gece kampta sana ödünç verebilirim."
"Gerçekten mi? Abim çizgi romanların sadece zaman kaybı olduğunu söylüyor."
"Abiler ve babalar her şeyi çok bildiklerini sanırlar," dedi Ellie, göz ucuyla önde Henry ile konuşan Joel’a bakarak. Gözlerindeki o muzip ama derin sevgi ifadesi sabitti.
Su kanallarının girişine ulaştıklarında, önlerinde devasa bir lağım tüneli belirdi. İçeriden gelen karanlık ve rutubetli hava, geçmişin o korkunç anılarını Ellie’nin zihnine yeniden üşüştürdü. Gelecekte, bu lağımların içinde kapana kısılmışlar, duvarlarda Burada güvendeyiz yazan ama sonu katliamla biten bir insan topluluğunun kalıntılarını bulmuşlardı. Ve en önemlisi... Sam o lağımlardan çıkarken enfekte olmuştu.
Tünelin paslı demir kapısının önüne geldiklerinde, Henry kapıyı itmeye çalıştı ama kapı arkadan kilitliydi. "Lanet olsun, sıkışmış," dedi Henry.
Joel kapıyı inceledi. Üst tarafta, sadece bir çocuğun sığabileceği kadar küçük bir havalandırma boşluğu vardı. "Şuradan birinin geçip kapıyı arkadan açması gerek," dedi Joel.
Henry, Sam’e baktı ama Sam korkuyla geriledi. "Ben... ben oraya girmem, çok karanlık," dedi küçük çocuk.
"Ben girerim," dedi Ellie hiç düşünmeden öne fırlayarak.
Joel hemen kolundan tuttu. "Ellie, dur. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece tahminlerle hareket edemeyiz."
Ellie, Joel’ın gözlerinin içine baktı. Bu kez gözlerinde çocuksu bir oyun yoktu; tamamen odaklanmış bir yetişkinin kararlılığı vardı. Sesini alçattı, sadece Joel’ın duyabileceği şekilde konuştu:
"Joel, bana güven. İçerideki koridor düz gidiyor, sağda bir kol var. Orada hiçbir şey yok, sadece kapının kilidi var. Hemen açıp geleceğim. Sezgilerim hiç yanılmadı, unuttun mu?"
Joel, Ellie’nin bu sarsılmaz özgüveni karşısında elini yavaşça çekti. Bu çocuktaki tuhaflık artık göz ardı edilemeyecek bir boyuttaydı ama şu an bunu tartışmanın sırası değildi. "Beş dakikan var," dedi Joel sertçe. "Bir ses duyarsam kapıyı kırar içeri girerim."
"Anlaşıldı, patron," dedi Ellie.
Henry ve Joel’ın yardımıyla yukarı tırmandı ve havalandırma boşluğundan içeri süzüldü. Karanlık tünele ayak bastığında, burnuna gelen o tanıdık kokuyla ürperdi. Hafızası yanılmıyordu; burası tam olarak o yerdi. Hızla koridorda ilerledi, sağa döndü ve kapının arkasındaki büyük demir sürgüyü kavradı.
Ancak tam sürgüyü çekeceği sırada, tünelin derinliklerinden, lağım sularının içinden gelen ani bir şapirti sesi duydu.
Bu bir Koşucu ya da Tıkırdayan sesi değildi. Bu, burayı mesken tutmuş, karanlıkta avlanan daha büyük bir şeyin, bir Şişkin'in ayak sesleri olabilirdi. İlk hayatlarında bu lağımlarda bir Şişkin yoktu.
Ellie’nin gözleri karanlıkta büyüdü. Kader... diye düşündü, geleceği değiştirdiğim için oyunun kurallarını mı değiştiriyor? Sürgüyü büyük bir hızla çekti ve kapıyı ittirerek dışarıdaki ışığa açtı. Joel ve Henry içeri dalarken, Ellie nefes nefese Joel’ın gömleğini sıktı.
"Joel," dedi, bu kez sesindeki korkuyu gizleyemeyerek. "Tahminim... bu sefer çok kötü. İçeride normalde olmaması gereken bir şey var. Çok büyük bir şey."