İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 7 · 4 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 7

7.BÖLÜM - ESKİ DOSTLAR

Depodan çıktıklarında nehrin üzerindeki sis tabakası yavaş yavaş dağılıyordu. Pittsburgh’ün nemli havası, genizleri yakan o tanıdık çürüme kokusunu da beraberinde taşıyordu. Joel önde, Ellie arkada, rıhtım boyunca uzanan paslı rayların üzerinden sessizce yürüyorlardı. Ancak bu sessizlik, az önceki gibi huzurlu bir sessizlik değildi. Deponun içinde yaşananlar, Joel’ın zihnine temizlenmesi imkansız kuşku tohumları ekmişti.

Joel, adımlarını bilerek yavaşlattı ve arkasından gelen Ellie’nin gölgesini izledi. Ellie’nin az önce Tıkırdayan’ın üzerine atılırken sergilediği o korkusuz, neredeyse profesyonelce olan hamlesi zihninde dönüp duruyordu. En çok da o cümle... Boyumun bu kadar kısa olduğunu unuttum. Bir çocuk neden kendi boyunu unuturdu ki? Sanki daha uzun, daha güçlü bir bedene sahip olmaya alışkınmış gibi konuşmuştu.

"Ellie," dedi Joel, arkasına dönmeden, sesindeki o çatallı ve mesafeli tonu yeniden kuşanarak.

"Efendim?" dedi Ellie. Seste en ufak bir açık vermemeye çalışıyordu ama Joel’ın o omuz duruşundan, adamın bir şeyleri sorguladığını çoktan sezmişti. Gelecekte onunla yıllarca yan yana yaşamış, her jestini, her iç çekişini ezberlemişti.

"Depoda söylediklerin..." Joel durdu, arkasını dönüp keskin gözlerini Ellie’nin yüzüne dikti. "Boyunla ilgili olan şey. Ne demek istedin orada?"

Ellie, kalbinin göğüs kafesinde adeta bir davul gibi çaldığını hissetti. Joel’ın bu kadar çabuk şüphelenmesi işleri zorlaştırıyordu. Hemen yüzüne o her zamanki alaycı, 'sen ne saçmalıyorsun' ifadesini yerleştirdi. Hafifçe kıkırdadı, ama bu kıkırdama biraz zorakiydi.

"Ah, hadi ama Joel! Gerçekten o panik anında kurduğum saçma sapan bir cümleye mi takıldın?" diyerek kollarını göğsünde kavuşturdu. "Kendimi o an o kadar büyük, o kadar güçlü hissettim ki... Hani şu çizgi romanımdaki kahramanlar var ya, Savage Starlight’taki Dr. Daniela Star gibi! Adamın üstüne uçup işini bitireceğimi sandım. Ama sonra yerçekimi ve bu lanet olası kısa bacaklarım bana henüz bir çocuk olduğumu hatırlattı. Sadece... komik bir durumdu işte."

Joel, Ellie’nin gözlerinin içine baktı. Küçük kızın gözlerinde en ufak bir yalan kırıntısı aramaya çalıştı. Ellie’nin hikayesi mantıklıydı; çocuklar kendilerini kahraman gibi hayal edebilirlerdi. Yine de içindeki o hayatta kalma içgüdüsü, ters giden bir şeyler olduğunu fısıldamaya devam ediyordu.

"Pekala," dedi Joel, gözlerini hafifçe kısarak. "Ama burası bir çizgi roman değil. Bir sonraki sefere kendini kahraman sanıp ölmeye kalkarsan, seni o hastaneye tek parça halinde ulaştıramam. Marlene bana bunun hesabını sorar."

Marlene... Ellie içinden acı bir tebessüm geçirdi. Gelecekte, Joel'ın o hastanede karşısına çıkan kimse vurduğu insanlardsn biriydi. En azından bu sefer herkesi hayatta tutmanın bir yolunu bulabilir.

"Marlene için endişelenme," diye mırıldandı Ellie, sesi bu kez biraz fazla soğuk çıkmıştı. "Onun öncelikleri çok farklı."

Joel bu yoruma şaşırsa da üstelemedi. Rayların sonuna geldiklerinde, önlerinde nehrin üzerinden karşı yakaya uzanan devasa, yarı yıkık bir köprü belirdi. Köprünün girişinde eski askeri barikatlar, teller ve paslanmış zırhlı araçlar vardı. Burası, şehirden çıkış kapısıydı. Ama aynı zamanda, Ellie’nin hafızasında çok önemli bir dönüm noktasıydı.

Sam ve Henry.

Eğer nehir yolundan devam ederlerse, onlarla karşılaşma ihtimalleri düşüktü. Ancak Ellie, köprünün altındaki o geniş su kanalına doğru baktığında, askeri bir cipin arkasına saklanmış iki gölge fark etti. Biri yetişkin bir adam, diğeri ise küçük bir çocuktu.

Kalbi hızla çarpmaya başladı. Henry ve Sam... Onlar buradaydı. Nehir yolunu seçmiş olsalar bile, kader onları yine aynı noktaya sürüklemişti. Gelecekteki o korkunç son gözlerinin önünden geçti: Sam’in bir odada enfekte olup Ellie’ye saldırması, Henry’nin çaresizlik ve acı içinde kardeşini vurup ardından kendi kafasına sıkması...

"Joel," diye fısıldadı Ellie, aniden Joel’ın arkasına geçip onu barikatın arkasına doğru çekerken. "İleride, cipin arkasında birileri var. İki kişi."

Joel anında tüfeğini kaldırdı ve nişangahından o yöne baktı. "Gördüm," dedi Joel. "Avcı olabilirler. Dikkatli ol."

"Hayır, dur!" dedi Ellie, aceleyle. Sanki sadece tahmin ediyormuş gibi bir mantık kurmaya çalıştı. "Bak, bacaklarına bak. Biri çok küçük, bir çocuk. Avcılar yanlarında çocuk taşımazlar. Onlar da bizim gibi kaçmaya çalışıyor olabilirler. Eğer direkt ateş edersen, masum insanları vurabilirsin."

Joel tüfeğini indirmeden Ellie’ye ters bir bakış attı. "Bu dünyada masum insan diye bir şey yoktur, Ellie. Sadece yaşayanlar ve ölenler vardır."

"Joel, lütfen!" Ellie, Joel’ın kolunu tuttu. Gözlerindeki o yalvaran, ama aynı zamanda geleceğin acısını taşıyan bakış Joel’ı durdurdu. "Sadece... gidip konuşalım. Silahını hazır tut ama hemen ateş etme. Eğer tahminin doğruysa ve avcılarsa, o zaman işlerini bitirirsin. Ama ya sadece hayatta kalmaya çalışan birileriyse?"

Joel derin bir iç çekti. Ellie’nin bu dünyadaki insanlara karşı hala bir umut besliyor olması içini sızlatıyordu. Henüz çok toy, diye düşündü Joel. Ona bu dünyanın ne kadar acımasız olduğunu öğretmem gerek.

"Pekala," dedi Joel, tüfeğini indirmeden öne doğru bir adım atarak. "Ama arkamda kalıyorsun. En ufak bir yanlış harekette tetiği çekerim."

Ellie başını salladı. Henry ve Sam’e doğru yürürlerken, Ellie içinden bir yemin etti. Geleceği değiştirmeye başlamıştı, evet. Joel’ı koruyordu. Ama bu sefer... bu sefer Sam ve Henry’yi de o lanetli kaderden kurtaracaktı. Bu geçmiş yolculuğu, sadece Joel’ı değil, Ellie’nin ruhunda yara açan herkesi kurtarmak için ona verilmiş bir şanstı.

"Hey!" diye seslendi Joel barikatın arkasına doğru, sesi köprünün boşluğunda yankılanırken. "Silahlarınızı indirin. Biz avcı değiliz. Sadece geçip gidiyoruz."

Cipin arkasından yavaşça siyah bir el yükseldi, ardından Henry’nin endişeli ama kararlı yüzü belirdi. "Biz de öyle," dedi Henry, silahını Joel’a doğrultmuş olsa da sesindeki rahatlama hissediliyordu. "Biz de sadece yaşamak istiyoruz."

Ellie, Henry’nin arkasından ürkekçe bakan küçük Sam’i gördüğünde gözleri doldu. Hepsi yaşıyordu. Bu gerçekten ikinci bir şans...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.