Izgarayı gürültüyle itip koridora adım attıklarında, saniyeler içinde etrafları silahlı askerler tarafından sarıldı. Ancak Ellie’nin dik duruşu ve Joel’ın sarsılmaz sakinliği, ortamdaki namluların havada kalmasını sağladı. Koridorun sonundan hızla yaklaşan Marlene, bitkin ama şaşkın gözlerle onlara baktı.
"Marlene," dedi Joel, sesini düz tutarak. "Kızı getirdim."
Marlene, Ellie’ye doğru koşup ona sarılmak istedi ama Ellie hafifçe geri çekilerek mesafesini korudu. Bu soğuk karşılama Marlene’i şaşırtsa da Boston’dan buraya kadar yaşananların onları yıprattığını düşündü. "Tanrım... Başardınız," diye fısıldadı Marlene, gözleri dolarak. "Aşağıda kimsenin canını yakmadığınız için teşekkür ederim Joel. Telsizden sızma olduğunu duyduk ama kimse zarar görmeyince bir şeylerin farklı olduğunu anladım."
Marlene, yanındaki askerlere döndü. "Silahlarınızı indirin. Onlar düşman değil." Sonra tekrar ikiliye bakarak derin bir nefes aldı. "Çok uzun bir yoldan geldiniz. Sizi hemen yormayacağım. Şu koridorun sonundaki odalarda biraz dinlenin, soluklanın. Benim yukarıda doktorlarla ve konseyle acil bir toplantı yapmam gerekiyor. Sizin geldiğinizi onlara bizzat haber vermeliyim. Birkaç saate yanınıza geleceğim."
Marlene acele adımlarla merdivenlere yöneldiğinde, koridordaki askerler de yavaşça dağıldı. Onlara geniş, loş ve sakin bir koridor kalmıştı.
"İyi misin ufaklık?" diye sordu Joel, Ellie’nin omzuna dokunarak. "Yüzün bembeyaz oldu."
"İyiyim," diye mırıldandı Ellie, ama içi cayır cayır yanıyordu. "Sadece... buraları keşfetmek istiyorum. Yürüyeceğim."
Joel onun peşini bırakmadı. İkili, hastanenin dinlenme odalarının ve laboratuvarlarının olduğu sessiz koridorda yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Duvarlardaki eski panolar, terk edilmiş sedyeler ve ilaç kokuları arasında Ellie, zihnindeki o büyük finali planlamaya çalışıyordu. Marlene doktorlarla konuşurken, o ameliyat kararının çıkmasını engellemeliydi.
Tam o sırada, koridorun sağ tarafındaki yarı açık ahşap kapının arkasından hafif bir gürültü geldi. Burası hastane personelinin ve Ateşböcekleri'nin dinlenme odasıydı. Ellie, içgüdüsel olarak kapıyı eliyle yavaşça itti. İçeride kimin olduğunu merak etmişti; belki de ilk hayatında adını bile bilmeden öldürdüğü o doktorlardan biriydi.
Ancak kapı tamamen açılıp odanın içi görüş açısına girdiğinde, Ellie’nin göğsüne adeta devasa bir balyoz indi.
Nefesi boğazında tıkandı. Kalbi bir anlığına durdu, ardından kulaklarında sağır edici bir uğultuyla delice çarpmaya başladı. Dizlerinin bağı çözüldü, elleri tir tir titrerken arkasındaki duvara tutunmak zorunda kaldı. Eli ayağı tamamen boşalmıştı.
Odanın ortasındaki masada, elindeki bir tıp kitabını inceleyen ve arkaya doğru sıkıca örülmüş sarı saçlarıyla duran genç bir kız vardı. Henüz yirmili yaşlarının bile başında görünmüyordu. Yüz hatları daha yumuşaktı, o nefret dolu çizgiler henüz yüzüne yerleşmemişti. Üzerindeki askeri kıyafet ona biraz büyük gelmiş gibiydi.
Abby.
Gelecekte, Jackson’daki o karlı sığınakta elindeki golf sopasıyla Joel’ın kafasını parçalayan, Ellie’nin hayatını sonsuz bir karanlığa gömen, Seattle sokaklarında günlerce peşinden gittiği o amansız düşmanı... Tam karşısındaydı. Sadece... çok daha gençti. Henüz ellerine o canavarca nefretin kanı bulaşmamıştı.
"Ellie? Ne oldu? Kim var orada?" diye sordu Joel, Ellie’nin bu ani çöküşünü ve dehşet dolu yüzünü fark ederek hemen önüne geçti. Elini tabancasına götürdü.
Odadaki genç kız, kapıdaki gürültü üzerine başını kitaptan kaldırdı. Mavi gözlerini önce Ellie’ye, sonra da onun önünde bir kalkan gibi dikilen Joel’a çevirdi. Yüzünde en ufak bir düşmanlık yoktu; sadece şaşkınlık ve merak vardı.
"Şey... Merhaba?" dedi Abby, sesinde henüz o katilin sertliği yoktu, aksine oldukça genç ve ürkek bir tonda konuşmuştu. "Bir şeye mi ihtiyacınız vardı? Siz... Marlene’in bahsettiği misafirler misiniz?"
Ellie, Joel’ın sırtına bakarken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Katili ve kurbanı şu an aynı odadaydı ve birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı. Geçmişi değiştirmişti, evet; ama geleceğin en büyük kabusu tam karşısında, masum bir genç kız olarak dikiliyordu. Ellie dişlerini sıktı, tırnaklarını avcuna geçirdi. Bu döngüyü tamamen kırmak istiyorsa, sadece kendi hayatını değil, bu odadaki iki insanın da kaderini değiştirmek zorundaydı.