İçeriğe geç

HEPSİ SENSİN

Bölüm 4 · 5 dk okuma

HEPSİ SENSİN

Bölüm 4

4.Bölüm: Müge

Yıl 2017 -> Ring meydanı.

Kafesin kenarında nefret dolu bakışlarla kafesin içinde olan Fırat ve diğer adama baktım. Adamın bakışı bana dönünce Fırat yüzünü adamın baktığı yere, yani bana çevirdi. Adam sırıtarak birşeyler söyledi Fırat'a. Bu bile sinirlenmesine sebep oldu. Öfke kontrolü yoktu ki durdursun kendini. Boynundan şakağına doğru uzanan ince damar sinirlenmesiyle kendini belli etti. Yasak kafes dövüşünden ebediyen nefret etmiştim. Hepte nefret edecektim.

Nefret etme sebebim hem Fırat yüzünden hemde babam yüzündendi. Babam kafes dönüşlerinde kendini yaralamıştı. Kafes dönüşlerinin eski tanınmış hakemi olmuştu. Ebedi bir nefret vardı bende kafes dönüşlerine karşı. Hiç birşey bana sevdiremezdi. Bu Fırat olsa bile.

Yıl 2020 -> Müayine odası.

"Düşündün mü hiç?" diye soran Farah'a döndü bakışlarım. "Neyi Fara?" diye sormamla tek kaşını kaldırıp imayla bana baktı. Ne dediğini şimdi anlamıştım. Fırat'tan bahsettiğini düşünmemiştim. Aklımla kalbim yer değişmiş gibi hissediyordum. Sanki lise zamanlarında 'sınava girince aklınızı evde bırakıp derse geliyorsunuz' diyen hocalarımız gibi aklımı evde bırakmış gibiydim. Çalışmıyordu kafam. Düşünemiyor, karmakarışık hissediyordum.

Dün beni ringten bir hışımla çekip çıkaran Fırat deli danalar gibi dolaşıyordu. Sevmediğini söylediği halde bu hareketleri, davranışları neydi peki? Neden böyle davranıyordu?

"Dinliyor musun kızım sen beni?" diyen yaşlı teyzeye baktım. Yanında imayla hala bana bakan Farah ve sedyede bana şikayetlerini dile getiren Feriha teyze vardı. "Ha kusura bakmayın dinliyorum evet. Buyrun." dememle tekrar konuşmaya başladı Feriha teyze. "Oynaklarımda çok ağrı var kızım." dediği an konuşmasını bölüp tam konuşacaktım ki kapının çalınmasıyla kelimelerim ağzıma tıkıldı ve içeri giren kişiye bakınca şaşkınlıkla gelen kişiye baktım. Gelen Fırat'tı. Farah'ın öksürmesiyle bakışlarımı ondan çekip Feriha teyzeye çevirdim.

"Teyzem ben travmatoloji uzmanı değilim ki, oynak ağrılarına, kemiklerine bakayım. Ben beyin cerrahıyım. Bak şimdi şöyle yapalım. Feriha teyzem gel benim en yakın, en iyi hemşirem olan Farah ile seni Travmatoloji Uzmanı olan Adnan beyin yanına yollayayım. Şimdi arayıp kendisine haber de ederim. Ne derdin, sıkıntın varsa hepsini Adnan beye söylersin o her şeyi en inceliğine kadar yapar. Olur mu?" dedim hızla. Kafasını salladı Feriha teyze. Farah'a göz kaş yapmamla herşeyi anladığı an Feriha teyzenin koluna girip birlikte odadan çıktılar.

Arkama dönüp Fırat'a baktığımda neden geldiğini sorgulayan bakışlarla baktım ona. Ondan önce söze başladım. "Buyur geç. Derdinizi öğrene bilir miyim?" dediğimde garipseyen bakışlarla baktı bana. Mesafeli konuşma tarzımı hiç sevmezdi. Konuşmaya devam ettim. "Mesafeli konuşmamı eskiden de sevmezdin. Ama prensiplerim gereği işimle alakalı gelen tüm hastalarla ve çalışanlarla böyle konuşmam gerekli. Prensip meselesi." Kafasını sallayıp hala ayak üste durmayı seçti. Çalışma masasına geçip bilgisayarın başına oturdum.

"Neyiniz var?"

"Darbe aldım."

"Nerenize?"

"Kalbime." dediğinde bakışlarım aniden bakışlarına çevrildi. Gözlerinde takılı kaldım. Hemen kendini topladı ve "Kafa ve kaburga." demesiyle kafamı salladım. "Röntgen çekmenizi isteyeceğim. Ezilme, kırık, çatlama gibi durumlar olur bazen. Ne olur ne olmaz işimi garantiye almam lazım. Sizden istediğim bi' röntgen çektirmeniz." dediğimde bakışlarımı bilgisayardan kaldırmadım. Bir kaç şey yazıp ellerimi bir birine birleştirdim ve ifadesizce yüzüne baktım. Yüzüne şimdi dikkat ediyordum. Yüzünde, sağ elmacık kemiğinin tam üstünde hafif morarma vardı. Bunca zaman ilk defa görüyorum dersem yalan olmazdı bence. Çünkü hiç görmemiştim. Yenilseydi şu an karşımda değil mezarda olurdu. Darbe almasına rağmen kazanmış olmalıydı.

Her şeye kafa sallamasından nefret eder hep bu yüzden azarlardım onu. 'Konuşmak eğlemi boşuna çıkarılmadı' diye atışırdık.

Bir kez daha kafasını salladı ve yüzünü dönüp çıkacaktı ki ayağa kalkıp merhem dolabına ilerledim hızla. "Fırat." dediğim an adımları kapı önünde durdu. Omzunun üzerinden bir bakış attı bana. "Günde iki kez; sabah uyanınca ve akşam yatmadan önce."diyerek elimde tuttuğum sıkı bağlı olan merhemi ona atmamla tek eliyle havada yakaladı. Hasta doktor ilişkisini bir kenara koyup konuşmaya başladım.

"Sen doktora gelip görünen biri değilsin. Eminim hakem zorla getirtmiştir seni buraya. O merhemi bir hafta devamlı kullanmazsan seni boğarım Fırat! Bu merhemle bir haftaya çekilir morarma. O morarma bir hafta sonunda geçmezse görürsün o zaman! O merhemi sürmediğini öğrenirsem evine gelip ben seni boğa boğa sürerim. Beni deli etme." diye çıkıştım sinirle. Şaşkınlıkla bana bakınca. "Bu neydi şimdi?" diye kapı önünde Farah bize baktı büyük bir şaşkınlıkla. "Dilan'ın ani sinir patlamaları işte." diye açıklayan Fırat'a baktı Farah. "Hafife almayın derim." diye cevapladı bu sefer Farah ve devam etti.

"12 yıldır tanırım kendisini. Yaparım derse yapar. 3 yıllık ilişkinize dayanarak düşünmeyin derim Fırat bey." Kafa sallayan ben, sessiz kalan Fırat'tı. Yine cevap vermeden ve konuşmadan giden de Fırat'tı.

Yıl 2015 -> Güzel anlardan biri.

"Diyan abya. Ben geydim!" diye hevesle Müge koşarak boynuma atladı. 3 yaşlı Müge, Fırat'ın küçük kız kardeşiydi. Çok tatlı, sevimli, hayat doluydu. Baktıkça insanın içi açılıyordu resmen.

"Dilan ablan kurban sana Müge'm. Hoş geldin inci çiçeğim." dediğimde kıkırdadı. Gülümseyerek bize bakan Fırat yanıma geldiğinde Müge'nin gözlerini elleriyle kapatınca dudaklarıma kapandı. Mızmızlanan Müge yüzünden Fırat benden ayrıldı ve ters bakışlarla küçük kıza baktı. Bende gülerek onları izledim.

"Abiş bağlamasana gözlerimi ya! Sanki bilmiyorum ne yaptığını." diye haklı bir isyanda bulundu Müge. "Çok bilmiş bücürsün sen. Ne yapmışım bakalım ben?" dediğinde cevap gecikmedi. "Diyan abyanı öptün işte. Hemde dudağından!" diye son harfi uzatarak güldü Müge. Fırat Müge'ni kucağımdan alıp gıdıklamaya başladı. "Boşuna çok bilmiş bücür demiyorum. Ayıp diye bir şey var Müge'm. Bunuda senin görmemen lazım tatlı çöreğim." dediğinde pis pis sırıtarak bana bakan Fırat'tı ve mızmızlanan Müge'ydi. İkisine de kafamı sallayıp gülerek baktım.

Yıl 2020 -> Sıradan bir gün.

"Müge kim Dilan?" diye soran Farah'a baktım hüzünlü gülümsemeyle. Aklıma gelen anılarla, konuşmalarla burukça gülümsedim duyduğum isimle.

"Müge mi?" diye sordum. Kafasını salladı. "Müge Fırat'ın küçük kız kardeşi." dediğimde bakışlarımla zemini izlemeye devam ettim. "Siz tanıştığınızda kaç yaşındaydı peki?"

"3 yaşındaydı. Güzeller güzeli, prenses, tatlı, beyaz tenli, simsiyah saçlı, simsiyah gözleri, hayat dolu bakışları ve hiç bitmeyen insanı mutlu eden pozitif enerjisi vardı Müge'nin. Bir görsen bir daha kopamazsın. Çok tatlı, çok güzel bir kız çocuğuydu o Fara." diye hüzünle cevapladım. Özlemiştim. 3 yıl geçmişti görmeyeli onu. Ve neredeyse bir kaç aya 9 yaşına girecekti Müge.

Dilan ablasının bir prensesi vardı, oda Müge'siydi. Oda Müge'ydi.

Hayat dolu, musmutlu İnci Çiçeğimdi...

________

İyi okumalar. :)

❤️'e basmayı ve yorum yapmayı unutmayın. :)

Bölüm sonu

5 yorum