Yıl 2015 -> Güzel günlerden biri.
"Diyan abya!" diye ağlayan Müge'nin sesini duymamla ders kitaplarımı kenara koyup fırlayarak bahçeye çıkmıştım. "Müge!" diye endişeyle yanına koştum. Düşmüştü. Ayağında olan çiziğe baktım. Allah'tan çok derin değildi.
"İnci çiçeğim, ağlama." diye yanına çömelip sımsıkı sarıldım. "Acıyoy ama." diye biraz daha ağladı. "Çok mu acıyor?" dediğimde ağlamasıyla gözlerim dolmuştu nedensizce. "Ne yaparsam geçer acısı?" diye onu sakinleştirmek için sordum.
"Öpeysen geçey Diyan abya." diye gözyaşlarını silerek konuştu. "Geçer mi?" dediğimde kafasını salladı sevinçle. "Ağlaman da geçer mi?" diye sorduğumda hemen cevapladı. "Geçey."
Kafamı eğerek avuç içlerini, yanaklarını ve çiziğin üst kısmını yani dizini öptüm. Kıkırdadı küçük kız.
"Geçti mi?" diye sorduğumda mutlulukla, "Hemde çok geçti." dedi yarım yamalak konuşarak. Bazı kelimeleri tam söyleyemese de konuşmasını anlıyorduk. "Sana bir şey söyleyeyim mi Müge?" diye sorduğumda hevesle söyleyeceğim şeyi bekledi. Çipil çipil sulu gözleriyle bana baktı.
"Sen bir çiçeksin, çiçekler ağlamaz ki. Çiçekler hep güler. Düşer belki ama düştüğü için ağlamaz. Yaprakları ve gövdesi onu korur. Sen çiçeğin ta kendisisin. Ben yaprakları, abin ise gövdesi." diye söylediğimde merakla konuştu.
"Neden yaprak sen, gövde abiş?"
"Yapraklar olmadan çiçek uzun sürede olsa yaşar. Ama gövde olmadan bir çiçek yaşayamaz ki. Sen bir çiçeksin. Toprak annen, gövden abin, yaprakların benim." dediğimde hiç bekletmeden sorusunu sordu. "Peki ya babiş?" Bu sorunu cevaplayan arkamdan gelen Fırat'ın sesi oldu.
"Baban ise senden dökülen kurumuş yapraklar. Mesela papatyanın beyaz taç yaprakları var ya. Onlar kuruyunca dökülür ve ya bazı insanlar kendileri koparır. İşte babanda orası." diye benim yanıma çömeldi Fırat. "Yapma Fırat." diye konuştuğumda Müge'nin elini tuttu ve avuç içini öptü. "Bir şey yapmıyorum. Küçük, ama büyüyünce anlayacak. Ne demek istediğimi ve istediğimizi. O zaman hak verecektir. Elbet bir gün soracak bunları. O zaman anlatmaktan başka çarem mi olacak? Hayır. Olmayacak. O yüzden üç yaşında olan bu küçücük kıza ancak bu kadar anlatılma oluyor. Oda anladıysa eğer. Şu an anladın mı diye sor hayır diyecek." diye Müge'nin parmaklarıyla oynadı Fırat. Galiba haklıydı....
Yıl 2020 -> bir kaç gün sonra.
"Ne düşünüyorsun?" diye soran Efsun'a baktım. Efsun benim kuzenimdi. Benden iki yaş küçük, kumral, buğday tenli, yeşil gözlü, benden birazcık kısa boya sahip işletme okumuştu.
"İnci çiçeği bulunur mu diye düşünüyorum. Bulunur mu sence?" diye sorduğumda garip garip bana baktı. "Çiçekçilere sormamız gerekli de ne yapacaksın inci çiçeğini?" diye sordu. "Birine hediye edeceğim. Çok sevdiğim birine." dediğimde devamını getirmeden içimden geçirdim. İsminin anlamı İnci Çiçeği olan birine hemde...
"Hadi kalk bana yardım et, inci çiçeği bulacağız. Bir demet olsa bile razıyım. Yeter ki bulalım. Hadisene!" diye Efsun'u sırtından iterek evden çıkardım. O çiçek bu gün sahibine ulaşacak ve onu unutmadığımı bilecekti.
bir kaç saat sonra. -> yazarın anlatımıyla.
Fırat komodinin üzerinde duran telefonuna art arda gelen bildirimle ayağa kalkıp telefonu eline aldı. Yazan kişinin Dilan olduğunu görünce ilk şaşırdı ama daha sonra yazdığı şeyi görünce kaşlarını çattı.
D: Merhaba.
D: bana konum atar mısın?
D: size gelmek gibi fikrim yok ama birşey iletmem gerek Müge'ye.
D: Acil bak Fırat!
F: konum.
F: ne ileteceksin Müge'ye?
D: eve getirecek kuryer, görürsün o zaman.
D: konum için teşekkürler. Ve merak etme korkulacak bir şey yok.
D: konu Müge. Sana yaparım ama ona bir şey yapmam.
D: aslında sana da bir şey yapmam.(Bu mesaj silindi.)
D: neyse.
F: öyle olsun bakalım.
Yarım saat sonra kapı zilinin çalmasıyla Müge koşarak bahçeden içeri girdi ve tam bu sırada Fırat merdivenlerden inerek kapıya ulaştı Müge ile birlikte. El ele iki kardeş kapıya varıp açtıklarında karşılarında elinde bir buket çiçek tutan kuryeri görünce ikisi de şaşırmıştı doğrusu. Beklemiyorlardı.
"Merhaba. Yanlış geldiniz her halde?" diye merakla sordu Fırat. "Müge Erdem?" diye seslendi kuryer. "Benim." diye en ince ve güzel sesiyle cevapladı Müge. "Sana bir çiçek var güzel kız." dedi ve kağıdı Fırat'a imzalatıp gitmişti. Üzerinde bir not vardı çiçeğin;
İnci çiçeklerinin sahibi sensin Müge'm. İnci çiçeklerin seni buldu. Senin kadar güzel olmasalar da onlarda güzel inci çiçeğim. Ablasından inci çiçeğine...
Dilan Ablan :)
Notu okuyan Fırat hafif gülümsemeyle elinde bir buket inci çiçeği tutan Müge'nin tepkilerine baktı.
"Müge?" diye seslendi Fırat. Tepki vermedi Müge. Öylece elinde tuttuğu bir inci çiçeğine, birde notta yazılanlara baktı. "Benim tanıdığım Dilan ablam mı bu?" dediğinde hevesle gülümsedi Müge. 'Evet' diye kafasını salladı Fırat.
"Dilan ablanı görmek istiyorum abi. Beni ona götürür müsün? Onu görmek istiyorum abi ben." diye gözünden bir kaç damla yaş aktı. "Şşt!" diye yere doğru eğilip Müge'ye sımsıkı sarıldı Fırat. Ağlamaması için sarıldı. "Ağlama, tamam götürürüm seni." dediğinde ayrılıp Müge'nin elinde tuttuğu inci çiçeğine kısa bir bakış attı. Müge çok severdi onları.
Dilan'dan -> Hastanede.
F: evde misin?
D: hayır Hastanedeyim.
F: mesai mi?
D: hayır.
D: niye sordun?
F: gelince görürsün.
D: Neler çeviriyorsun acaba?
Odanın kapısı çalındığında içeri Fırat ve yanında 8 - 9 yaşında bir kız vardı.
Gözleri, gülüşü, bakışları, burnu, ifadesi, dudakları - bu oydu...
Müge...
İnci çiçeğim...
"İnci çiçeğim.."
"Dilan ablam!"
_______

Dilan'ın Müge'ye gönderdiği inci çiçeği buketinin fotoğrafı . İnci çiçekleri çok güzeller. Aynı Müge gibi.
Karakterlerin fotoğraflarını bulursam ayrı bir bölüm yapacağım. İçime sineni bulursam tabi. Merak etmeyin elbet atacağım.
İyi okumalar. :)
❤️'e basmayı ve yorum yapmayı da unutmayın. :)


