İçeriğe geç

HEP SENİ BEKLEDİM

Bölüm 6 · 8 dk okuma

HEP SENİ BEKLEDİM

Bölüm 6

6.BÖLÜM KAPILAR KAPALI

​"Hayırlı akşamlar, Murat Bey," dedim sadece. Sesimdeki o ölçülü, ne çok sıcak ne çok soğuk tonu koruyarak hafifçe başımı eğdim. Başka hiçbir şey söylemeden, arkamı dönüp odasından çıktım. Onun o buz gri gözlerinin arkamdan beni izlediğini sırtımda hissetsem de dönüp bakmadım.

​Masama dönüp eşyalarımı toplarken içimde garip bir zafer duygusu vardı. Murat inatçıysa, ben daha inatçı olacaktım. Üstelik telefonda annesine verdiği o tepki, arkasındaki o büyük aile baskısı zihnimde dönüp duruyordu. Ama evdeki pisliği buraya yansıtmadığım gibi, onun şahsi geriliminin de beni gölgelemesine izin vermeyecektim.

​Ofisten çıkıp eve giden otobüse bindiğimde hava tamamen kararmıştı. Üzerimde ilk günün getirdiği o tatlı ama ağır iş sarhoşluğu vardı. Saatlerce koşturmuş, kendimi kanıtlamış olmanın verdiği o garip, gururlu yorgunluk bedenimi sarmıştı. Eve yaklaştıkça o bildik kasvet içime çökmeye çalıştı ama bu sefer o kadar da savunmasız hissetmiyordum. Sokak lambalarının cılız ışığı altında yürüyüp apartman kapısını açtım, anahtarı kilitte çevirdim.

​İçeri girdiğimde ev ölüm sessizliğine bürünmüştü. Babam hâlâ dönmemişti, abim ise zaten kendi keyfinin peşindeydi. Annem salondaki koltukta, televizyonun donuk ışığında öylece oturuyordu. Gözleri ağlamaktan şişmiş, hırpalanmış yüzü iyice çökmüştü. Beni görünce ne bir şey söyledi ne de yüzüme baktı; sadece boşluğa bakmaya devam etti.

​Bu sefer odama kaçıp kapıyı kilitlemedim. Adımlarım beni sessizce salona, onun yanına götürdü. Koltuğun kenarına, tam yanına oturdum. Üzerimdeki o yorgun ama ayakları yere basan iş kadını hali, sesime de bir olgunluk getirmişti. Elimi uzattım, yavaşça annemin dizinin üzerine koydum. Teninin soğukluğu içimi acıttı ama sesimi olabildiğince dingin, sakin tutmaya çalıştım.

​"Anne..." dedim fısıldar gibi. "Kendine bunu neden yapıyorsun? Neden her seferinde suçlusu benmişim gibi davranıp o adamın arkasından gözyaşı döküyorsun?"

​Annem derin bir iç çekti, o şişmiş gözlerini bana çevirdi ama içinde tek bir kelime edecek dermanı kalmamıştı.

​"Eğer bu kadar mutsuzsan," dedim, gözlerinin içine bakarak. "Kendine bu kadar umutsuzsan... Boşan anne. Bitir bu eziyeti. İnan bana her şey şu anki halimizden daha iyi olur."

​Annem hiçbir şey demedi, itiraz da etmedi. Sadece gözleri yeniden o karanlık boşluğa, uzaklara daldı. Bu sessiz sakin konuşma, evimizdeki o gürültülü kavgalardan çok daha ağır gelmişti ikimize de. Elimi dizinden çekip ayağa kalktım. Odama geçtim. Bu kez kapıyı kilitlemeye ihtiyaç duymadım. Kulaklığımı taktım, gözlerimi kapattım ve sadece o plazadaki buz gri gözleri düşündüm. Kendi kaderimi de, belki de annemin kaderini de o şirkette yazacaktım.

​Ertesi sabah şirkete her zamankinden daha dik, daha kendinden emin adımlarla girdim. Üzerime gri, şık bir ceket ve altıma tam oturan siyah bir pantolon giymiştim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapmıştım; bu bana daha profesyonel ve mesafeli bir hava katıyordu.

​Masama oturduktan yaklaşık yarım saat sonra, Murat Bey plazanın kapısından girdi. Her zamanki gibi kusursuzdu ama yüzündeki o sert ifade dünkünden bile daha keskindi. Doğrudan odasına geçmek yerine benim masamın önünde durdu. O buz gri gözleri, sıkıca topladığım saçlarımdan başlayıp üzerimdeki kıyafete, ardından da gözlerimin içine dikildi.

​"Derya Hanım," dedi, sesi tüm ofiste duyulacak kadar net ve pürüzsüzdü. "Dünkü performansınız... fena değildi. En azından ilk gün için."

​Övgüsünü bile kibirle ambalajlıyordu. İstifimi hiç bozmadım. İlk günüm olması onu ilgilendirmez imiş... Ben bu ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde eğitim aldım ve her sene kendimi geliştirmek için staj yaptım. Beni buradaki diğer tecrübesiz, hiçbir şeyden anlamayan kızlar gibi sanıyor olması, içimden gözlerimi devirmeme sebep oldu. Ama o buz gibi bakışların altında duruşumu milim bozmadım.

​"Teşekkür ederim Murat Bey. Söylemiştim, iş konusundaki dikkatim konusunda şüpheniz olmasın," dedim, mesafeli bir gülümsemeyle.

​"Güzel," dedi, masama doğru hafifçe eğilerek. Sesini sadece benim duyabileceğim bir tona indirdi. "Çünkü dün gece kontrol ettiğim verilerde tek bir hata bile bulamadım. Ancak bugün işimiz daha zor. Saat 11:00'deki kreatif toplantıya sen de giriyorsun. Yeni mezunların o çok övülen 'açık fikirlerini' canlı canlı görmek istiyorum. Hazırlıklı ol."

​Arkasını dönüp odasına girdiğinde, içimdeki o rekabet duygusunun hırsla kamçılandığını hissettim. Beni ekibin önünde sınayacaktı. Beni köşeye sıkıştırmak, o inatçı duruşumu kırmak istiyordu.

​Saat tam 11:00'de, büyük cam toplantı odasındaki yerimi aldım. Masanın başında Murat Bey oturuyordu, elindeki kalemi parmaklarının arasında çeviriyordu. Toplantı başladığında, kıdemli çalışanlar yeni kampanya fikirlerini sunmaya başladılar. Murat sunulan her fikri acımasızca eleştiriyor, o buz gri gözleriyle adeta odadaki herkesi eritiyordu.

​"Bunların hepsi birbirinin tekrarı," dedi Murat, kalemi masaya sertçe bırakarak. "Bize ajansın vizyonunu değiştirecek, cesur bir şey lazım. Sırf sunum yapmak için sunum yapmayın bana."

​Odadaki sessizliği fırsat bildim. Sıramın geldiğini, kendimi ağırdan satarken aynı zamanda vazgeçilmez olduğumu göstermem gereken anın bu an olduğunu biliyordum. Derin bir nefes aldım ve oturduğum yerde dikleştim.

​"Eğer izin verirseniz, benim bir önerim var Murat Bey," dedim.

​Murat'ın bakışları hızla beni buldu. Gözlerinde o meydan okuyan, inatçı pırıltı belirdi. "Buyurun Derya Hanım, dinliyoruz. Bakalım en iyi üniversitenin eğitimi bize ne katacak," diyerek arkasına yaslandı. Üstü kapalı bir şekilde bana meydan okuyordu.

​"Geleneksel pazarlama algısını tamamen yıkıp, dijitalde interaktif bir kampanya yürütmeliyiz," diyerek başladım konuşmama. Üniversitede hazırladığım, üzerine haftalarca çalıştığım ve stajlarımda başarıya ulaştığını gördüğüm o büyük projeyi anlatmaya başladım. Sesim tek bir an bile titremedi. Konuştukça odadaki diğer insanların dikkatle beni dinlediğini, başlarıyla beni onayladıklarını fark ettim.

​Murat'a baktığımda ise... O buz gri gözlerin odağının tamamen değiştiğini gördüm. Kalemi çevirmeyi bırakmıştı. Dudakları düz bir çizgi halini almıştı ama gözlerindeki o şüpheci bakış, yerini derin bir etkilenmeye ve şaşkınlığa bırakıyordu. Onun o aşılmaz inadına, profesyonel dünyamla en büyük darbeyi vurmuştum.

​Konuşmam bittiğinde odada kısa bir sessizlik oldu. Murat boğazını temizleyip öne doğru eğildi.

​"Fikir... üzerinde çalışmaya değer," dedi, o kibirli gururundan ödün vermemeye çalışarak. "Toplantı bitmiştir. Derya Hanım, siz bu projenin detaylarıyla birlikte yarım saat sonra odama gelin."

Saat 12 olmuştu. Yemek her zaman ki gibi geçmiş yanımda oturan kızla biraz daha sohbet etmiştik. Kalan 20 dk molamda da arkadaşlarımla mesajlaşmış ve terasta çay içip işimin başına dönmüştüm .

​Murat Bey'in odasına geçmeden önce, kendime olan güvenimi tam anlamıyla tazelemek için kadınlar tuvaletine gittim. Aynanın karşısına geçip derin bir nefes aldım. Sıkıca topladığım saçlarımdan firar eden birkaç tutamı özenle düzelttim, hafifleyen makyajımı tazeleyip dudaklarıma belli belirsiz bir renk kondurdum. Çantamdan çıkardığım parfümümü boynuma ve bileklerime hafifçe sıktım. Kokunun havaya yayılan o taze, hafif esintisi bile içimdeki o gururlu kadını ayağa kaldırmaya yetti. Aynadaki aksime son bir kez bakıp omuzlarımı dikleştirdim. Kendimi ağırdan satacaktım, mesafemi koruyacaktım ama oraya eksiksiz ve kusursuz bir şekilde girecektim.

​Zaman geçmiş, nihayet o yarım saat dolmuştu. Tuvaletten çıkıp koridoru geçtim. Üzerimdeki gri ceketin önünü tek bir düğmeyle ilikledim ve o büyük, şeffaf cam kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı iki kez hafifçe tıkladım.

​"Gir."

​İçeriden gelen o tok ve mesafeli ses tonuyla birlikte kapıyı açıp içeri girdim. Odaya adım atmamla birlikte sıktığım parfümün kokusu o buz gibi odaya hafifçe yayıldı. Murat Bey masasının arkasında değil, odanın köşesindeki geniş, antrasit rengi deri koltuklardan birinde oturuyordu. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Bu hali, masasının başındaki o ulaşılmaz patrondan ziyade, her an atağa geçmeye hazır, tehlikeli bir fırtınayı andırıyordu.

​"Oturun Derya Hanım," dedi, eliyle tam karşısındaki tekli koltuğu işaret ederek. Bakışları bir anlığına tazelenmiş görüntümde, belki de havaya karışan o hafif kokuda asılı kaldı ama bunu hemen gizledi.

​Elimdeki tableti ve notları dizimin üzerine koyarak gösterdiği yere oturdum. Aramızdaki o alçak sehpaya rağmen, o buz gri gözlerin ağırlığı üzerimdeydi. Bakışları yine o her zamanki inatçı ve ne düşündüğünü belli etmeyen mesafeyle doluydu.

​"Toplantıdaki projeniz," diye başladı, arkasına yasalanıp ellerini çenesinin altında birleştirirken. "Açıkçası bu kadar detaylı ve ayakları yere basan bir şey beklemiyordum. Yeni mezunların genelde sadece teorikte kalan, hayal ürünü fikirleri olur. Ama sizinkinde bariz bir saha tecrübesi var."

​"Söylemiştim Murat Bey," dedim, sesimi tam istediğim gibi ölçülü, sakin ve özgüvenli tutarak. "En iyi üniversitelerden birinde okudum evet, ama her yazımı da boş geçirmedim. Sektörün neye ihtiyacı olduğunu biliyorum."

​Murat’ın dudaklarında dün koridorda gördüğüm o belirsiz, alaycı ama takdir eden kıvrılma yeniden belirdi. "Gururluyuz da," diye mırıldandı, ses tonunu biraz daha düşürerek. "Güzel. Ben işinde gururlu insanları severim. Ancak bu projenin bütçesi ve dijital ayakları sandığından çok daha büyük. Bu sorumluluğun altından kalkabileceğinden emin misin?"

​"Eminim," dedim, gözlerimi bir an bile ondan kaçırmadan. "Bana bu şansı verirseniz, bütçenin her bir kuruşunu nasıl doğru yönettiğimi de görürsünüz."

​Para kelimesi ağzımdan çıktığı an, zihnimde sabah cüzdanıma bakıp ay sonunu getirme kaygım, evdeki o faturadan başka bir şey düşünmeyen abim şimşek gibi çaktı. Yüzüme yansıyan o anlık gölgeyi fark etti mi bilmiyorum ama Murat’ın bakışları birden derinleşti. O buz gri gözler, profesyonel bir süzüşten çıkıp sanki ruhumun arkasındaki o gizli savaşı okumaya çalışır gibi bana kenetlendi.

​Tam o sırada, dün akşamki gibi masasının üzerindeki telefonu çalmaya başladı. İkimizin de bakışları telefona kaydı. Ekranda yine "Annem" yazıyordu.

​Murat derin, bıkkın bir nefes aldı. Telefonu eline aldı ama kapatmak yerine bu kez açtı. Bakışlarını benden ayırmadan telefonu kulağına götürdü.

​"Söyle anne," dedi, sesi bir anda o buz gibi duvarların arkasına çekilmişti. "Toplantıdayım... Hayır, dedim ya sana. Akşam o yemeğe gelmiyorum. Benim adıma kimseye söz vermeyin, hayatımı planlamaktan vazgeçin artık."

​Karşı taraftaki kadının ses tonu telefondan hafifçe dışarı sızıyordu; ısrarcı, otoriter ve hesaba çeken bir sesti bu. Tıpkı benim evimdeki o bitmek bilmeyen baskı gibi, bu parıltılı dünyanın veliahdı da kendi ailesinin zincirleriyle boğuşuyordu. Murat daha fazla dinlemeden telefonu yüzüne kapattı ve sehpaya fırlattı.

​Odada ağır bir sessizlik oldu. Murat’ın çene kemikleri sıkılmaktan gerilmişti. Bir an için onun o aşılmaz, inatçı zırhının çatladığını hissettim. Normalde bir çalışanın patronunun bu özel anına şahit olması saygısızlık kabul edilebilirdi ama ben istifimi bozmadım. Kendimi ağırdan satma kuralımı bozmadan, profesyonelliğimi koruyarak yavaşça ayağa kalktım.

​"Eğer proje detayları için bu kadarı yeterliyse, ben masama geçip bütçe planlamasına başlayayım Murat Bey," dedim, sesime en ufak bir merak ya da acıma ifadesi katmadan.

​Murat başını kaldırdı. O buz gri gözlerinde ilk defa sadece öfke değil, bana karşı garip bir merak vardı. Herkesin onun karşısında el pençe divan durduğu, şahsi hayatına yaranmaya çalıştığı bu şirkette, benim bu mesafeli, bakımlı ve sadece işe odaklı duruşum onu şaşırtmıştı.

​"Gidin Derya Hanım," dedi, sesi her zamankinden daha kısık ama etkileyiciydi. "Bütçe raporunu yarın sabah masamda görmek istiyorum."

​"Tabii ki," deyip hafifçe başımı eğdim. Arkamı dönüp kapıya doğru yürürken, aramızdaki o inatçı çekimin ilk ciddi tohumunun bu odada atıldığını biliyordum. O ailesinin baskısından kaçmak, bense ailemin yarattığı harabeden kurtulmak istiyordum. Ve yollarımız, bu plazanın soğuk koridorlarında çoktan birbirine dolanmıştı.

Bölüm sonu

8 yorum