İçeriğe geç

Helyumdan Kalpler

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Helyumdan Kalpler

Bölüm 2

Bölüm 2 > KIRILGAN DENGELER

Liam, notu okuduktan sonra odayı terk edip dışarı çıktığında, şehrin sabah telaşı içini biraz olsun rahatlatmıştı. Bir kafeye oturdu, elinde bir kahveyle Sarah'yı aramayı düşünürken Elena'nın masasına yaklaştığını fark etmedi bile.

Elena, elinde bir demet taze çiçekle masanın yanına geldi. Yüzünde o kadar sıcak, o kadar huzurlu bir ifade vardı ki, Liam bir an için dün geceki balon krizinin bir hayal olduğunu düşündü. "Liam! Seni burada bulmak ne büyük sürpriz," dedi Elena, neşeyle gülümseyerek. Yanına oturdu, elini Liam'ın elinin üzerine koydu. "Dün gece için özür dilerim, gerçekten çok gergindim. Bugün telafi edelim mi? Birlikte yürüyüşe çıkalım, sadece ikimiz."

Liam bir an afalladı. Karşısındaki kadın, sanki dünyalar güzeli, hiçbir sorunu olmayan bir insandı. "Elena... dün gece olanlar..." diye söze başlayınca, Elena hafifçe kaşlarını çattı ama gülümsemesini bozmadı. "Hangi dün geceden bahsediyorsun? Sanırım biraz yorgunsun hayatım."

Birlikte şehri gezmeye başladılar. Elena o kadar ilgiliydi ki; Liam'a kahve ısmarladı, onu güldürdü, elini tuttu. Tam Liam "Belki de sadece stresli bir dönemden geçiyordur" diye düşünmeye başlamıştı ki, bir vitrinin önünde durdular. Elena vitrindeki yansımasına bakarken, yüzündeki o yumuşak ifade aniden sönümlendi.

Bir anda gözleri boşluğa daldı. Çantasının fermuarını yavaşça açtı, sesi aniden çatallı ve soğuk bir tona büründü: "Beni vitrinlerde mi izliyorsun Liam? Hangi açının beni daha masum gösterdiğini mi hesaplıyorsun?"

Elena'nın elindeki çiçek demeti, bir anda sertçe sıktığı için dağıldı. Bıçağını çantasından çıkarmadı ama Liam'ın kolunu öyle bir sıktı ki, Liam acıyla inledi. Elena’nın bakışları bir anlığına vahşileşti; sanki karşısında Liam değil de, ona zarar vermeye çalışan bir düşman varmış gibi gözlerini dikti. "Seni görebiliyorum, içindeki o yalanları görebiliyorum. Sarah'yı düşündüğünü biliyorum!"

Liam korkuyla geri çekildiğinde, Elena aniden titredi ve derin bir nefes aldı. Birkaç saniye sonra gözlerini kırpıştırdı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, yüzünde o mahcup, "ne yaptım ben?" ifadesiyle Liam'a baktı.

"Tanrım, yine başım dönüyor..." dedi Elena, sesi şimdi kısık ve savunmasızdı. "Çok özür dilerim Liam, elini çok mu sıktım? Elim ayağım birbirine dolandı, bazen gerçeklik algımı kaybediyorum... Bana kahve alabilir misin? Belki o zaman kendime gelirim."

Liam karşısında duran kadına bakarken donup kalmıştı. Bir saniye önce onu hırpalayan, bir saniye sonra ise sanki hiçbir şey olmamış gibi ondan kahve isteyen biri vardı. Elena bir kez daha o "normal" maskesini takmıştı ama Liam artık biliyordu; o maskenin altında bir yerlerde, her an patlamaya hazır, bambaşka ve tehlikeli bir ruh hali pusudaydı.

Liam, Elena’nın ona uzattığı boş bakışlara ve o "kahve alabilir misin?" sorusuna karşılık veremeden bir süre öylece durdu. Elena’nın üzerindeki o "normal" maske, sanki çok ince bir camdan ibaretti ve en ufak bir seste çatlıyordu.

"Tabii," dedi Liam, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Bekle burada, hemen geliyorum."

Liam, kafenin tezgahına doğru yürürken arkasına bakmamaya çalışıyordu. Sıraya girdi, iki kahve siparişi verdi. O sırada telefonuna bir bildirim düştü. Sarah’dan gelen bir mesajdı: "Liam, bugün evdeyim, biraz halsizim. Gelebilir misin?"

Liam’ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Sarah’yı Elena’dan uzak tutması gerekiyordu ama Elena’nın tam arkasında, onu izlediğini hissediyordu. Kahveleri alıp masaya döndüğünde, Elena’nın çok sakin bir şekilde oturduğunu gördü. Bir kitap okuyordu, sanki biraz önceki o hırçın kadından eser yoktu.

"Teşekkür ederim, hayatım," dedi Elena kahveyi alırken. Parmakları Liam’ınkine değdiğinde, Liam bir elektrik çarpması gibi irkildi. Elena’nın eli buz gibiydi.

"Sarah mı yazdı?" diye sordu Elena, gözlerini kitaptan ayırmadan. Sesi o kadar huzurlu ve rahattı ki, Liam’ın ensesindeki tüyler diken diken oldu.

Liam yutkundu. "Evet... İşle ilgili bir şey."

Elena gülümsedi, bu seferki gülümsemesi içten ve sıcaktı. Kitabı kapattı ve Liam’ın gözlerinin içine derin derin baktı. "Sarah harika bir insan, değil mi? Çok şanslısın. Keşke ben de onun kadar dengeli ve huzurlu olabilsem." Sesi hüzünle doluydu. "Bazen kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki... sanki içimde bir yerlerde çok gürültülü birileri var ve onları susturmak için çok çabalıyorum."

Liam o an, kadının acısını gerçekten hissetti. "Elena, yardıma ihtiyacın varsa..."

Elena bir anda elini masaya vurdu. Şiddetli bir gürültüyle bardaklar sarsıldı. Kafedeki diğer insanlar onlara baktı. Elena’nın yüzü bir saniyede gerildi, damarları boynunda belirginleşti. Dişlerini sıkarak, neredeyse tıslayarak fısıldadı: "Yardım mı? Sen kimin yardımını hak ettiğini sanıyorsun Liam? O kızı sevdiğini kendine bile itiraf edemeyen sen, bana mı yardım edeceksin?"

Elena aniden ayağa kalktı. Etrafındakilerin bakışlarını umursamadan, Liam’ın yakasına yapıştı ve onu masaya doğru itti. "Eğer bir daha o kızı görürsen, senin o yardım isteyecek ellerini... anladın mı beni?"

Gözleri öfkeden kararmıştı. Ama tam o sırada, yan masadaki bir garson, "Hanımefendi, bir sorun mu var?" diye seslendi.

Elena, sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi anında durdu. Elleri Liam’ın yakasından çekildi. Saçlarını düzeltti, gözlerini kırpıştırdı ve garsona dönüp nazikçe gülümsedi: "Hayır, hiçbir sorun yok. Sadece çok sevindik, bir kutlama yapıyorduk."

Liam nefes nefese kalmıştı. Elena ona dönüp, "Hadi aşkım, kalkmıyor musun? Daha gidilecek çok yerimiz var," dedi. Sesinde, o biraz önceki nefretin zerresi bile yoktu; sanki az önce yaşanılanlar sadece Liam’ın zihnindeki bir kurguydu.

Liam, Elena'nın o değişen ruh hallerinin yarattığı o karanlık labirentin içinde, daha ilk saatlerden boğulmaya başladığını anladı.

Elena, sanki hiçbir şey olmamış gibi elindeki kahveyi yudumlamaya devam etti. Liam ise hala az önce yaşadığı o korkunç dönüşümün şokunu atlatamamıştı. Elena’nın o anki sakinliği, şiddetinden daha korkutucuydu.

"Biliyor musun Liam," dedi Elena, pencereden dışarı bakarken. Sesi, sanki huzurlu bir bahar gününü anlatıyormuş gibi yumuşaktı. "Bazen insanlar, aslında olmadıkları bir şeyi dışarıya yansıtırlar. İçlerindeki o asıl kişiyi saklamak için maskeler takarlar. Sen de öylesin, değil mi? O çok sevdiğin 'dürüst ve güvenilir' Liam masken, aslında sadece korkularını gizlemek için."

Liam sadece susabildi. Elena'nın bu keskin ve yerinde tespiti, Liam’ın içindeki o çaresizlik duygusunu daha da körüklüyordu.

Bir süre sonra Elena aniden saate baktı. "Akşam oluyor," dedi. Sesinde bir anda beliren o çocuksu heyecan, Liam'ı yine ters köşeye yatırdı. "Biliyor musun, bugün seninle vakit geçirmek bana o kadar iyi geldi ki... Sanki yıllardır beklediğim o anı yaşıyorum. Hadi, beni eve bırak. Bugünlük bu kadar yeter, yarın daha güzel şeyler yapacağız."

Liam, Elena’yı evine bıraktı. Yol boyunca Elena, sadece en sevdiği şarkılardan bahsetti, geleceğe dair ufak hayaller kurdu. Tam kapıda vedalaşırken, Liam’a doğru eğildi ve yanağına çok nazik, çok derin bir öpücük kondurdu. "Yarın görüşürüz, aşkım. Beni sakın bekletme, tamam mı?"

Liam arkasına bakmadan hızla uzaklaştı. Eve vardığında kendini yatağına attı. Elena'nın ona bıraktığı o çiçeklerden biri hala ceketinin cebindeydi. Çıkardı, çöpe atmak için eline aldığında çiçeğin sapına bir not iliştirilmiş olduğunu gördü.

Notta sadece şunlar yazıyordu: “Gözlerindeki o korkuyu seviyorum. Yarın, o korkuyu yok etme vakti.”

Liam, çiçeği buruşturup fırlattı. Elena’nın o iyi hallerinin aslında kötü hallerini besleyen birer "avlanma süreci" olduğunu fark etmeye başlamıştı. Elena ona yaklaştıkça, Liam’ın etrafındaki çember daralıyordu.

Ertesi gün, Liam işe gitmek üzere evinden çıktığında, kapısının önünde tekrar o kırmızı balonu buldu. Ama bu sefer balonun üzerinde Elena'nın el yazısıyla değil, daha farklı, daha karalamalı bir not vardı. Notta, Liam’ın o gün Sarah ile buluşacağı saatin ve mekanın tam adresi yazılıydı.

Liam'ın nefesi kesildi. Sarah ile buluşacağını Elena'ya söylememişti bile.

Liam, kapının önünde duran notu avucunda buruşturdu. Kalbi, boğazında bir kuş gibi çırpınıyordu. Elena sadece onu takip etmiyordu; sanki hayatının her hücresine sızmış, zihninin kapılarını zorlayarak Sarah’yı da bu karanlık oyunun içine çekmişti.

Notta yazan adrese, yani şehrin dışındaki o eski göl kenarındaki kafeye gitmemesi gerektiğini biliyordu. Ama Elena, onun kaçacak hiçbir yeri kalmadığını bildiğini her haliyle belli ediyordu. Liam, telefonunu çıkarıp Sarah’ya "Gelemiyorum, buluşmayı iptal etmeliyiz," diye yazdı. Tam "gönder" tuşuna basacakken, telefonu avucunda titremeye başladı.

Ekranda bir fotoğraf belirdi: Elena'nın elinde tuttuğu, Sarah'nın son birkaç saat içinde çektiği bir selfie. Sarah gülümsüyordu, arkasında ise Elena'nın o tekinsiz, donuk yüzü görünüyordu.

Altına Elena'nın mesajı düştü: "Ona çok tatlı bir kahve hazırladım. İçerse çok mutlu olacak, söz veriyorum. Ama sen gelmezsen... kahvenin içine biraz daha 'acı' katabilirim."

Liam, telefonu yere düşürecekmiş gibi oldu. Elena, Sarah’nın yanındaydı. Hem de hiçbir kısıtlama, hiçbir engel olmadan.

Liam, taksiye binip adrese doğru yola çıktığında, yol boyunca Elena'nın az önce kafedeki o "normal" halini düşündü. Çiçekleri dağıtışı, nazik öpücüğü, o hüzünlü bakışları... Hepsi, Sarah’yı tuzağa çekmek için sergilenmiş kusursuz birer tiyatroydu. Ama o tiyatronun perdesi kapandığında, Elena’nın o vahşi yüzü ortaya çıkıyordu.

Göl kenarındaki kafeye ulaştığında, etrafın alışılmadık derecede sessiz olduğunu fark etti. İçerisi boştu. Sadece en köşedeki masada Sarah oturuyordu; önünde iki fincan kahve vardı. Elena ise hemen arkasında, sandalyenin kenarına tünemiş, bir elinde yine o kırmızı balon, diğer eliyle de Sarah'nın saçlarıyla oynuyordu.

Elena, Liam'ı gördüğünde o kadar masum bir şekilde gülümsedi ki, Liam az önce telefonda gördüğü o tehditkar mesajın bir halüsinasyon olduğunu düşünebilirdi.

"Liam! Sonunda geldin," dedi Elena, sesi bir çocuğun şeker bulması kadar mutluydu. "Sarah ile ne kadar çok ortak noktamız varmış, inanamazsın. Bana senden bahsetti... senin ne kadar 'korumacı' olduğundan."

Sarah, Liam'a dönüp gülümsedi. "Elena çok tatlı biri Liam, neden bana ondan hiç bahsetmedin?"

Liam, Sarah’nın gözlerine baktı. O gözlerde, Elena’nın yarattığı o karanlığa dair en ufak bir iz bile yoktu. Sarah, Elena’nın o zehirli oyununun içinde, hiçbir şeyden habersizdi.

Elena, Liam'ın masaya yaklaşmasını işaret etti. Elindeki balonu nazikçe masanın ortasına, fincanların yanına bıraktı. "Hadi aşkım, otur. Sarah'ya seni ne kadar çok sevdiğimizi anlatıyorduk."

Liam, Elena'nın masanın altındaki elinin bıçağı nasıl kavradığını, parmaklarının nasıl gerildiğini görebiliyordu. Elena, Sarah’nın önünde, o iki kişiliği arasında gidip geliyordu; bir yanda nazik bir misafir, diğer yanda ise Liam'ı her an deşmeye hazır bir avcı.

Liam, masaya oturdu. Elena, ona bir fincan uzattı. "Senin için özel bir şey yaptım," dedi. Sesi bir fısıltıydı, sadece Liam’ın duyabileceği bir tehdit taşıyordu: "Eğer bu fincanı içmezsen, Sarah'nın o gülüşünü bir daha asla göremeyeceksin."

Liam, elini fincana doğru uzattı ama parmakları fincanın porselenine değdiği an Elena’nın o keskin bakışlarını üzerinde hissetti. Elena, Sarah’ya bakarken yine o şeker gibi tatlı yüz ifadesine bürünmüştü ama masanın altındaki eli, Liam’ın dizine öyle bir baskı yapıyordu ki, tırnaklarının pantolonun kumaşından etine battığını hissedebiliyordu.

"Neden içmiyorsun Liam?" dedi Elena. Sarah’ya dönüp, "Biraz dalgın, bu aralar çok çalışıyor, değil mi Sarah?" diye ekledi.

Sarah gülümseyerek Liam'a baktı. "Evet, biraz dinlenmesi lazım. Liam, Elena bana balonlardan ve o çocukluk anılarınızdan bahsetti. Çok etkileyici."

Liam’ın midesi bulandı. Elena’nın uydurduğu o sahte anılar, Sarah’nın zihnine bir virüs gibi yerleşiyordu. Liam, fincanı dudaklarına götürdü. Sıvının içinde ne olduğunu bilmiyordu ama Elena’nın o tehditkar baskısı, başka seçeneğinin olmadığını haykırıyordu. Bir yudum aldı. Tadı garip, hafif metalik ve kekremsiydi.

Elena, Liam’ın içtiğini gördüğünde rahatlamış gibi elini dizinden çekti. O an yüzündeki gerginlik tamamen silindi. "Bak, gördün mü?" dedi, sesi o kadar huzurlu ve içtendi ki... "İnsanlar birbirine güvenmeyi öğrenince hayat ne kadar kolaylaşıyor."

Tam o sırada, Elena’nın telefonu çaldı. Ekranda "Doktor" yazıyordu. Elena telefonu açtı, sadece "Evet... şu an yanındayım... merak etmeyin, her şey planlandığı gibi gidiyor," dedi ve kapattı.

Telefonu kapattıktan sonra yüzündeki ifade bir anda değişti. O tatlılık, yerini donuk, ifadesiz ve neredeyse robotik bir ciddiyete bıraktı. Sarah'ya "Bir saniye, lavaboya gitmem gerek," dedi.

Elena masadan kalkıp uzaklaşırken Sarah, Liam’a eğildi. "Liam, sen iyi misin? Yüzün bembeyaz oldu. Bir şey mi oldu? Elena biraz... garip değil mi? Az önce telefonda konuşurken sesi bir anlığına tamamen değişti."

Liam, Sarah’ya gerçeği anlatmak istedi. "Sarah, o gördüğün kişi..." diye söze başladı ama cümlesini tamamlayamadan Elena’nın dönmek üzere olduğunu fark etti.

Elena, kafenin tuvaletinden çıktı. Ama yürüyüşü farklıydı. Adımları daha sertti, omuzları dikleşmişti. Masaya geldiğinde doğrudan Liam’ın gözlerinin içine baktı. Ama bu bakışlarda Elena yoktu; sanki başka bir kişilik, başka bir "Elena" kontrolü ele almıştı. Sandalyeye oturdu, Sarah'ya hiç bakmadan doğrudan Liam'a konuştu:

"Sarah'yı korumak istiyorsan, ona benden bahsetmeyi kes. Çünkü şu an Sarah'nın hayatı, benim içimdeki o 'diğerlerinin' ne kadar eğlendiğine bağlı."

Sarah şaşkınlıkla, "Ne diyorsun Elena?" dedi.

Elena o anda, bir yıldırım hızıyla tekrar o neşeli haline döndü. "Ah, özür dilerim hayatım! Sadece Liam'a bizim çok eski bir oyunumuzdan bahsettiğimi söylüyordum. Çok komik bir oyun, değil mi Liam?"

Liam, fincanındaki o metalik tatla birlikte, Elena'nın zihnindeki o karanlık geçişleri izlemek zorunda kalmanın dehşetiyle baş başaydı. Elena bir yandan Sarah’nın elini tutuyor, diğer yandan masanın altında tekrar Liam’ın dizine bıçağın ucuyla baskı uyguluyordu.

"Liam," dedi Elena, sesi şimdi o kadar masumdu ki... "Sence de bu kahveler çok soğumadı mı? İstersen birer tane daha söyleyeyim. Bu sefer belki... biraz daha tatlı olur."

Liam, masadaki o kırmızı balona baktı. Balon, masanın üzerinde kendiliğinden yavaşça hareket ediyor, sanki Elena’nın sinir sistemiyle bağlantılıymış gibi, onun her duygu değişiminde rengi hafifçe koyulaşıp açılıyordu. Liam, o an Elena’nın sadece bir insan değil, sanki o balonun enerjisiyle beslenen bir parazit olduğunu sezdi.

"Daha fazla içmeyeceğim," dedi Liam, sesini olabildiğince güçlü tutmaya çalışarak. "Sarah ile yalnız kalmak istiyoruz."

Elena’nın gülümsemesi aniden dondu. Odanın içindeki hava çekilmiş gibi oldu. Elena, hiçbir şey demeden, sadece çok yavaş bir şekilde başını yana eğdi. Gözleri, Liam’ın ruhunun içine işler gibiydi.

"Yalnız mı kalmak istiyorsunuz?" diye fısıldadı. "Buna karar verecek olan sen değilsin, Liam. Buna karar verecek olan... o."

Eliyle masanın üzerindeki balonu işaret etti. Balon, o an masanın üzerinde aniden şişmeye başladı.

Balon, masanın üzerinde çatırdayan bir deri gibi genleşirken, kafedeki diğer insanlar hiçbir şey olmamış gibi önlerine bakmaya devam ediyorlardı; sanki o balonun çıkardığı tiz, gergin ses onlar için duyulamaz bir frekanstaydı. Sarah, şaşkınlıkla balona bakıyordu. "Liam, o balon... neden büyüyor?" diye sordu, sesi titreyerek.

Elena, balona dokunmadı bile. Sadece ellerini dizlerinde birleştirmiş, soğuk bir ifadeyle izliyordu. "Büyümesine izin ver, Sarah," dedi Elena, sesi bir vaiz kadar sakin ama bir yılan kadar zehirliydi. "Bazen sakladığımız o devasa sırlar, artık kabına sığmaz olur."

Liam, masadan hızla kalktı. Sarah’nın kolundan tuttuğu gibi onu sandalyeden çekti. "Buradan hemen çıkmalıyız. Şimdi!"

"Liam, dur! Kahvelerimizi bile içmedik," dedi Sarah, hala Elena’nın kurduğu o masalsı atmosferin etkisindeymiş gibi şaşkındı. "Elena, üzgünüm, sanırım Liam biraz stresli."

Elena oturduğu yerden kalkmadı. Sadece Liam’ın gözlerinin içine baktı. O an, Liam onun gözbebeklerinde kendi yansımasını değil, sanki binlerce farklı Elena'nın aynı anda ona baktığını gördü. "Git," dedi Elena, sesi bir anda o kadar boğuk ve yankılı çıkıyordu ki, sanki sesi bir mağaranın derinliklerinden geliyordu. "Git ama unutma, sen nereye gidersen git, o balon seninle gelecek."

Liam, Sarah’yı sürükleyerek kafeden dışarı attı. Yağmur yine başlamıştı. Sarah, Liam’ın kolunu sertçe çekti. "Ne yapıyorsun sen? O kadına neden öyle davranıyorsun? Çok tatlı biriydi!"

"O tatlı değil Sarah, o... o bir hastalık!" Liam’ın bağırmasıyla Sarah sustu. Liam, Sarah’nın gözlerine baktığında, az önceki o "Elena'nın etkisi altındaki" halinin geçtiğini, yerini derin bir korkuya bıraktığını gördü.

"Liam... ben... sanki bir rüyadaydım," dedi Sarah, elleriyle şakaklarını tutarak. "Bana bir şeyler söyledi, sanki zihnime fısıldıyordu... Çok kötüydü, çok karanlıktı."

Liam rahat bir nefes alacakken, ceketinin cebinde bir ağırlık hissetti. Elini attığında, Elena’nın kafede masaya bıraktığı o kırmızı balonun, sönmüş ve buruşmuş halinin cebinde olduğunu gördü. Nasıl olmuştu? O balon masada kalmamış mıydı?

Liam balonu hızla çıkarmaya çalıştı ama balon, cebinin astarına sanki etle kemik gibi yapışmıştı. Liam elini cebinden çektiğinde, parmak uçlarının kanadığını fark etti.

Tam o sırada, sokağın köşesinde Elena belirdi. Ama bu sefer elinde balon yoktu. Üzerinde bembeyaz, tertemiz bir elbise vardı. Yüzü o kadar masum, o kadar "anne şefkatiyle" doluydu ki... Liam’ın yanına yaklaştı.

"Liam," dedi, o kadar yumuşak ve şefkatli bir sesle ki Sarah bile şaşkınlıkla ona baktı. "Sarah’ya zarar verdiğim için çok özür dilerim. Ben... ben atak geçiriyordum. Sarah, lütfen beni affet. İnan bana, Liam’ı gerçekten seviyorum ve ona asla zarar vermem."

Elena, Sarah’nın elini tuttu. Sarah, sanki bir mıknatıs tarafından çekiliyormuş gibi Elena’nın o şefkatli dokunuşuna teslim oldu.

Liam ise Elana'nın bu hallerinden korkmaya başlamıştı "Liam ben en iyisi gideyim" dedi Sarah

Liam adeta donmuştu fakat Sarah cevap beklemeden Elena ile sarıldı ve sonra yavaş adımlarla oradan ayrıldı Liam ve Elen'yı başbaşa bırakmıştı

Liam ve Elena, gün boyu birlikte vakit geçirmişlerdi. Elena günün çoğunda o nazik, sevecen sevgilisiydi; beraber yemek yediler, parkta yürüdüler. Ama gün batımına doğru, Elena'nın o tekinsiz hallerinden biri tekrar nüksetti.

Sokakta yürürken aniden durdu, yüzündeki gülümseme donup kaldı. Liam’ın elini tutarken, tırnaklarını onun tenine öyle bir geçirdi ki, Liam acıyla inledi. Elena’nın gözleri sanki bir başkasının gözleriymiş gibi buz gibiydi. "Sarah’yı düşündüğünü biliyorum," dedi soğuk bir sesle. Liam şaşkınlıkla, "Sarah mı? O sadece bir arkadaş," dese de Elena onu duymuyordu bile. Bir anda cebinden çıkardığı o kırmızı balonu havada salladı, sanki görünmez bir güçle konuşuyordu.

Birkaç saniye sonra, sanki bir film şeridi başa sarmış gibi, Elena derin bir nefes aldı ve gözlerini kırpıştırdı. Liam’a bakıp o şefkatli gülümsemesini takındı. "Ay, Liam, yine mi elini sıktım? Çok özür dilerim hayatım, bazen kendimi kaybediyorum işte, biliyorsun... Gel, seni eve bırakayım, çok yorgun görünüyorsun."

Liam, Elena'nın bu ani değişimlerini izlerken artık sadece korku değil, bir merak da hissediyordu. Eve döndüklerinde Elena mutfakta ona bir şeyler hazırlarken, Liam antredeki çantasına gözü takıldı. Elena’nın o "diğer hallerinin" ipuçları orada olabilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.