İçeriğe geç

Helyumdan Kalpler

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Helyumdan Kalpler

Bölüm 3

Bölüm 3 > Final

Liam, Elena mutfaktayken çalışma masasının üzerindeki çantayı hızla karıştırdı. Elena'nın doktora ait notları, teşhis dosyaları ve o "çoklu kişilik" dünyasına dair tüm kanıtlar tam karşısındaydı. Dosyaları incelerken Liam’ın elleri titriyordu; Elena gerçekten de çoklu kişilik bozukluğu ile boğuşuyordu. Ancak Liam’ın zihni, bu tıbbi gerçeklerden çok daha fazlasıyla meşguldü.

Çantanın en dibinde, o kırmızı balonu ilk aldığı gün Elena'nın yazdığı not duruyordu: “Bu balon bana kazayla verildi. İplerini tuttuğumda, sanki zihnimdeki o gürültülü kişilikler tek bir noktada birleşiyor gibi hissediyorum.”

Liam bu satırları okurken, Elena'nın ona olan o derin, tutkulu aşkının bile aslında balonun yarattığı o karanlık çekim alanından beslendiğini fark etti. Liam, Elena'nın hastalığına değil, Elena'ya; o karmaşık, parçalanmış kadına deliler gibi saplantılıydı. Balon, Liam'ı bu kadınla mühürlemişti. Sevgili oldukları günden beri Liam, Elena'nın her bir kişiliğini ayrı ayrı sahiplenmiş, onun bu hastalıklı dünyasında kendine bir yer edinmişti.

Mutfaktaki sesler kesildi. Liam arkasını döndüğünde Elena’yı kapı eşiğinde gördü. Elena'nın bakışları buz gibiydi, omuzları çökmüştü; o an, diğer kişiliklerinden biri kontrolü ele almıştı.

"Çantamı mı karıştırıyorsun, Liam?" dedi, sesi tanıdık ama bir o kadar da yabancıydı.

Liam geri adım atmadı. "Seni anlamaya çalışıyorum, Elena. Hepinizi..."

Elena odaya girdi, Liam'ın tam karşısında durdu. Elini uzatıp Liam'ın çenesini kavradı. "Hastalığımı biliyorsun. Bu balonun hayatımı nasıl böldüğünü de... Peki, tüm bunlara rağmen hala benimle kalmaya, o ipe tutunmaya cesaretin var mı?"

Liam, Elena'nın gözlerinin içine baktı. Gözbebeklerinde Elena'nın o fragmanlara bölünmüş zihnini görüyordu ve bu durum onu korkutmak yerine, daha çok kendine çekiyordu. "Ben seninleyim," dedi Liam kararlılıkla. "Ne olursa olsun."

Elena'nın yüzündeki o soğuk ifade bir an için dağıldı, yerine o kırılgan ve "hasta" olan Elena geldi. Hızla Liam'a sarıldı. "Beni bırakma, Liam. O diğerleri... beni senden çalmaya çalışıyorlar. Balonun ipini elimden alırlarsa, seni tamamen kaybederim."

Liam, Elena'nın o anki zayıflığına değil, sadece onun varlığına saplantılıydı. Elena'nın hastalığı, balonun getirdiği o karanlık bağ ve onların bu çarpık ilişkisi... Hepsi birleşince ortaya Liam'ın dünyası çıkıyordu.

Elena bir anda geri çekildi, gözlerini kırpıştırdı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, yüzünde o mahcup gülümsemeyle ona baktı. "Yemek hazır, sevgilim. Neden hala burada duruyorsun?"

Liam, mutfak masasına doğru yürürken, Elena'nın az önceki o korkutucu geçişini bir anlık bir "arıza" olarak zihnine not etti. Elena hastaydı, evet. Ama Liam, bu hastalığın bir parçası olmaktan, o balonun yarattığı bu saplantılı aşkın içinde yok olmaktan memnundu.

Elena mutfak masasına geçtiğinde, Liam'ın az önce çantadan çıkardığı not defterini masanın köşesinde gördü. Bakışları, Liam'ın o defteri karıştırmış olmasıyla aniden değişti. O an, o çoklu kişilik bozukluğunun yarattığı o karanlık ve öngörülemez geçişlerden biri yaşandı.

"Tanıştığımız o günü hatırlıyor musun Liam?" dedi Elena. Sesi normalden çok daha derinden, sanki zihninin en kuytu köşesinden geliyordu. "O balonun birbirimize dolaştığı, Sarah'nın bizi ilk gördüğü o gün... O balon bizi birbirimize bağlamakla kalmadı, Sarah'yı da bu kâbusun içine mühürledi."

Elena elini masanın üzerine koydu, parmakları defterin kenarında ritmik bir şekilde geziniyordu. "Sarah zaten benim kim olduğumu biliyor, Liam. Benim hastalığımı, zihnimdeki o gürültülü kalabalığı, hepsini biliyor. Sen ise hala o defterde yazanları gerçek sanıyorsun."

Elena bir anda ayağa kalktı. Hareketleri o kadar aniydi ki, Liam irkildi. Elena masanın üzerindeki bıçağa doğru uzandı, bu sefer bıçağı eline aldı ama Liam'ı hedef almadı; sadece bıçağın ucunu tahta masaya sapladı.

"Sarah ile buluşmanı biliyorum," dedi Elena, sesi bir an sertleşip sonra aniden kırılgan bir hal aldı. "Ona benden ne anlattığını biliyorum. Sen beni sevdiğini sanıyorsun ama sadece balonun etkisindesin. Sarah'nın yanına gittiğinde, onun gözlerinde gördüğün o korku... o benim gerçek yüzüm."

Elena aniden sustu, gözlerini Liam'ınkilerden ayırdı ve mutfağın camından dışarıya, karanlığa bakmaya başladı. Omuzları çöktü, bir çocuk gibi hıçkırarak ağlamaya başladı. Bir saniye sonra, yine o sert, soğuk ve otoriter ses tonuna geri döndü.

"Onu öldürmeyeceğim Liam," dedi Elena, bıçağı masadan çekip Liam’a doğru bir adım atarak. "Sadece aramızdaki bağı daha da sıkılaştıracağım. Sen Sarah'ya gittiğinde, balonun bizim tanışmamıza neden olduğu o ilk günkü gibi, yine oraya, o balonun gölgesine geleceksin. Ama bu sefer, o balonu senin elinde değil, kendi boğazında hissedeceksin."

Liam, karşısındaki kadının hem kendi içinde parçalandığını hem de bu parçalanmışlığı bir silah gibi kullandığını izliyordu. Elena, Sarah ile aralarındaki o geçmişi ve balonun getirdiği o çarpık kaderi, Liam'ı tamamen kendine hapsetmek için bir araç olarak kullanıyordu.

"Neden hala bana bakıyorsun?" dedi Elena, bıçağı masanın kenarına bırakarak. Sesi tekrar o nazik, sevgili tonuna dönmüştü. "Yemek soğudu Liam, aşkım... neden yemiyorsun?"

Liam masaya oturdu. Elena, sanki az önce bıçakla tehditler savuran o kadın değilmiş gibi, Liam’ın tabağına yemek koymaya devam etti. Liam, Elena'nın zihnindeki o labirentin içinde, balonun getirdiği o kaçınılmaz saplantıyla beraber yavaş yavaş kaybolduğunu hissediyordu.

Elena'nın o "masum" gülümsemesi, masanın üzerindeki bıçağın soğuk metali kadar ürkütücüydü. Liam, tabağına bakarken Elena’nın diğer elinin masanın altında, bacağının üzerinde ritmik bir şekilde gezindiğini fark etti. Bu, onun "diğerlerinden" birinin dışarı çıkmak için tetikte beklediğinin işaretiydi.

"Sarah ile kafede buluştuğunda," dedi Elena, sesi bir anlığına boğuklaştı, sanki gırtlağı düğümlenmişti, "sakın ona benden 'hastalıklı' diye bahsetme. Ona sadece... beni nasıl sevdiğini anlat. Çünkü eğer ona benim hakkımda acıma dolu bir kelime bile edersen, Sarah'nın o çok güvendiği zihnine kendi parçalanmışlıklarımdan birini bırakırım."

Liam cevap vermedi. Çatalını tabağa bıraktığında çıkan ses, sessiz odada bir silah sesi gibi yankılandı. Elena aniden elini masanın altına çekti ve Liam’ın elini, bir pençe gibi bileğinden yakaladı. Bileğini o kadar sert sıkıyordu ki, Liam kemiklerinin sızladığını hissetti.

"Bana bak," dedi Elena. Bu sefer sesi bir kadına değil, bir fırtınaya aitti. "Biz tanıştığımızda o balonun ipini beraber tutuyorduk, hatırlıyor musun? Sarah da oradaydı. O balonun bize verdiği şey, birbirimizin zihnine sızma gücüydü. Ben senin içine, sen benim içime... Biz zaten tek bir kişi gibiyiz. Sarah bunu asla anlayamaz."

Elena aniden Liam'ın bileğini bıraktı. O kadar sert bırakmıştı ki Liam geriye doğru sarsıldı. Elena’nın yüzündeki o sert ifade bir anda uçup gitti; yerini, sanki hiç uyumamış gibi yorgun, gözleri kan çanağına dönmüş o savunmasız Elena aldı.

"Liam... ben yine kendimi kaybettim, değil mi?" diye sordu, sesi çatallanarak. "Yine o 'diğerleri' senin canını yakmaya çalıştı. Lütfen gitme. Sarah ile buluşmaya gitmene izin vermem gerek ama... ama o gelirse, seni benden alırsa, ben o balonun ipini kendime dolarım."

Liam, Elena'nın o acınası haline bakarken, balonun yarattığı o zehirli bağı hissetti. Kendi iradesiyle değil, o balonun getirdiği mecburiyetle oradaydı. Elena, hem kendi zihninin mahkûmuydu hem de Liam'ı bu zindana çeken gardiyan.

Elena masadan kalktı, odanın köşesinde asılı duran, rengi sanki zamanla koyulaşmış o kırmızı balona doğru yürüdü. Balonun ipini parmaklarına doladı.

"Yarın," dedi Elena, sırtı Liam'a dönükken, "Sarah ile buluştuğunda, ona söyle... Ben asla tam olarak 'iyileşmeyeceğim'. Ben, o balonun bizi tanıştırdığı günkü gibi, hep parçalanmış kalacağım. Ve sen, Liam... sen benim o parçalarımı toplayan tek kişisin."

Liam, Elena’nın yanından geçip yatak odasına doğru yürürken, odadaki hava sanki daha da ağırlaşmıştı. Yatak odasının kapısını kapattığında, Elena’nın mutfaktan gelen o tekinsiz, kendi kendine konuşan seslerini duyabiliyordu. Her seferinde farklı bir ton, farklı bir vurgu... Sanki içeride sadece Elena değil, o balondan sızan ve zihnini ele geçiren o kalabalık vardı.

Liam yatağın kenarına oturdu ve başını ellerinin arasına aldı. Sarah ile buluşacağı yarın, Elena’nın "diğerlerinin" ona ne yapacağını kestiremiyordu.

Aniden yatak odasının kapısı yavaşça gıcırdayarak açıldı. Elena içeri girdi. Elinde o kırmızı balon yoktu ama parmakları sanki ipi hala tutuyormuş gibi havada, boşlukta bükülüydü. Yüzü tamamen ifadesizdi, gözleri ise sanki başka bir boyuta kilitlenmişti. Liam’ın yanına, yatağın tam ucuna oturdu.

"Ona gideceğini biliyorum," dedi Elena. Sesi normalden çok daha derindi, sanki göğsünün içinde bir yankı odası vardı. "Ama Sarah'nın sana söylediklerini duyduğumda, senin zihninde ne yankılandığını da göreceğim. Çünkü biz, o tanıştığımız gün balonun ipini beraber tuttuğumuzda birbirimize mühürlendik."

Elena, aniden uzanıp Liam’ın göğsüne elini koydu. Parmakları, Liam’ın kalbinin atışlarını hissediyormuş gibi sertçe bastırıyordu.

"Eğer yarın Sarah'ya 'Elena artık değişti' dersen, ya da onunla kaçmayı planlarsan..." Elena durdu, Liam’ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, Liam o an Elena'nın zihnindeki o çoklu kişiliğin kendi ruhunu tamamen ele geçirdiğini hissetti. "Eğer onu seçersen, seni öldürürüm Liam. Ama öyle hemen değil. Önce senin Sarah'yı sevdiğin o 'kalbi' sökerim, sonra kendi zihnimin o karanlık odalarına kilitlerim."

Elena’nın yüzü bir anlığına sarsıldı, o buz gibi ifade gitti ve yerine büyük bir korku geldi. Gözleri doldu. "Liam? Ben... yine mi saçmaladım? Çok korkuyorum, ne olur beni yalnız bırakma. O sesler... yine senin Sarah'ya gittiğini söylüyorlar. Gitme, ne olur gitme!"

Elena hıçkırarak Liam’ın göğsüne kapandı. Liam, Elena'nın o titreyen bedenine sarıldı ama kolları arasında hissettiği şey, ne kadar yumuşak olursa olsun, altındaki o tehlikeli sertliği gizleyemiyordu. Liam biliyordu; bu gece, Elena’nın o "diğer" kimliklerinin savaş alanıydı ve kendisi, bu savaşın ortasındaki tek ödüldü.

Elena yavaşça doğruldu. Gözlerini silerken yüzünde, Liam’ın daha önce hiç görmediği bir ifade belirdi; hem bir tehdit hem de saplantılı bir arzu vardı. "Yarın Sarah'ya git," dedi fısıltıyla. "Git ve ona son kez bak. Çünkü döndüğünde, senin Elena'n artık sadece sana ait olmayacak."

Liam o gece uyuyamadı. Elena yatağın diğer tarafında, derin ve sanki hiçbir şey olmamış gibi huzurlu bir şekilde uyuyordu. Ancak Liam, odanın içinde sanki birilerinin nefes alışverişini duyuyordu. Sanki odada sadece ikisi değil, Elena’nın o karanlık zihnindeki diğer kişilikler de onlarla birlikte uyuyordu.

Sabah olduğunda, Elena'nın mutfakta hazırladığı kahve kokusu eve yayılıyordu. Ama Liam, masanın üzerindeki o kırmızı balona baktığında, balonun ipinin artık masaya değil, doğrudan kendi sandalyesine dolandığını gördü.

Elena mutfaktan çıktı, elinde iki fincan kahve vardı. "Hazır mısın?" dedi, gülümsedi. "Sarah seni bekliyor."

Bu, bir veda değil, bir meydan okumaydı. Liam, masadan kalkıp kapıya doğru ilerlerken, Elena’nın arkasından gelen o soğuk ve otoriter sesi duydu:

"Unutma Liam, nereye gidersen git, o balonun ipi senin zihninde. Döndüğünde, hangimizin buraya döneceğini sadece ben belirleyeceğim." Dedi Elena ve kendine mukayyet olamayıp iki parmağınıda Liam ın gözlerine soktu ve boğazını kesti

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.