16 saat önce
Genç kız ekipmanlarını dikkatlice kasasına yerleştirdikten sonra burada biriktirdiği anılara usulca veda edercesine yoğun bir hüzünle etrafına bakındı. Haftalardır beklediği okçuluk kampındaki günleri göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş, ormandan ayrılma günleri gelip çatmıştı. Oysa kız kendini içinde yaşadığı o küçük apartman dairesine değil, buraya ait hissediyordu. Dudakları üzgünce aşağı doğru sarkarken diğerlerinin üzerinde göz gezdirmeye başladı.
Birkaç öğrenci yakılan ateşi söndürüyor, diğerleri çadırlarını topluyordu. Çoktan eşyalarını toplamayı bitirip boşta kalanlar ise kamp alanındaki çöpleri toplamak üzere görevlendirilmişlerdi. Gayet mutlu görünüyor ve işlerini yaparken neşe içinde sohbet ediyorlardı.
Kız kendini hiçbir zaman onlara yakın hissetmeyi başaramamıştı. Aslında bu durumun sadece kamp arkadaşları için geçerli olduğu söylenemezdi. Mahalle ve hatta sınıfındakiler... Hiçbiri ondan haz etmiyordu. Çünkü kızın bu hayatta tutkuyla bağlı olduğu tek şey, bir bebek gibi özenle bakımını yapıp ilgi gösterdiği yayı idi. Okçuluğa olan sevgisi artık hastalık boyutuna ulaştığından başka herhangi bir şeye ayıracak zamanı yoktu. Biri bunun kendisine bir fayda sağlamadığını, hatta zarar verdiğini söylerse anında agresifleşiyordu. İsabetsiz bir atış gerçekleştirdiğinde aklını kaybedecek gibi oluyordu. Haliyle tüm bunlar zamanla insanların onu bir ucube olarak görmesine neden olmuştu.
Çantasına taktığı rozetler, odasındaki boy boy posterler, hayallerini doldurduğu defterler... Genç kız adeta kendini içine hapsettiği fantastik bir dünyada yaşıyor, bundan zerre kadar rahatsızlık duymuyordu. Zaman zaman yaşadığı dengesizliklere rağmen yine de sessiz, sakin ve uyumlu biriydi.
Yay kasasını eline alıp yolun kenarında bekleyen otobüse yöneldiğinde sırt çantasının yanında olmadığını fark etti. Yine nerede unutmuştu acaba? Biraz düşündükten sonra sabah gittikleri yürüyüşün sonunda büyük bir taşın üstünde oturup dinlendiğini hatırladı. Kolundaki saate baktı. Otobüsün kalkmasına henüz yirmi dakika vardı. Hızlı olursa yetişebilirdi. Yine de riske atmamak için diğerlerine haber vermeye karar verdi.
Ağacın yanında grup halinde sohbet eden kızlara yaklaştı ve kısa bir tereddütten sonra adını hatırladığı bir tanesinin omzuna dokundu.
"Merhaba Selin. Sanırım çantamı sabah gittiğimiz yürüyüş yolunda unutmuşum da eğer geç kalırsam benim için otobüsü bekletebilir misin?"
Kâküllü kısa saçlara ve hafif çekik gözlere sahip olan Selin gülümsedikten sonra,
"Tabi ki." diye yanıt verince kız gönül rahatlığıyla arkasına döndü.
Ormanda her yer birbirine benziyordu ve genç kızın takip edebileceği belirgin bir patika yoktu fakat kamp alanında yere saplanmış küçük bir kazığa bağlı ip hâlâ yerinde duruyordu. Hocaları giderken öğrencilerine doğada kullanabilecekleri bir taktik vermesi açısından bu ipin ucundan tutup gittikleri noktaya kadar götürmüştü. Geri dönerken de bu yolu takip etmişlerdi.
Kız hemen yerdeki kırmızı ipi takip ederek yürümeye başladı. Bir yandan da dün kazandığı turnuvayı düşünerek gülümsüyordu. Hava beklenilen aksine rüzgarlıydı ve buna rağmen o hedefi tam on ikiden vurmuştu. Finalde alt ettiği, en az kendi kadar hırslı olan kızın da biraz önce konuştuğu grupta olduğunu ve gözlerindeki kıskançlığı ve öfkeyi gizleyemeden kendisine baktığını fark etmişti. Bu da açıkçası gururunun okşanmasına sebep olmuştu.
Yavaş yavaş hayaller kurarak yürümüş ve yaklaşık on dakikanın sonunda sabah oturduğu taşın yanına varmıştı. Kendisini bekleyen çantasına bakarak gülümserken, "ormanın güzelliği" diye düşünmeden edemedi kız. Hâlâ biraz vakti vardı. Taşın üstüne oturduktan sonra çantasındaki matarasını çıkararak birkaç yudum su içti ve ormanı seyre daldı fakat seyri çok da uzun sürmedi çünkü bu doğal güzelliğe veda edip sıkıcı apartman dairesine dönme vakti gelmişti.
Derin bir nefes aldı, çantasını sırtına taktı ve kamp alanına dönmek üzere arkasına döndü ama gördüğü -daha doğrusu göremediği- şeyle donakaldı. İp yerinde yoktu! Daha biraz önce buradaydı, dedi kendi kendine. İçinde yavaş yavaş yükselen korkuyu bastırmaya çalışıyor ama bunu başaramıyordu. Biraz gezinip kırmızı ipi görme tekrar umuduyla etrafa bakındı. Sadece birkaç saniye içinde kalp atışları hızlanmış, hareketleri aceleci hale gelmişti.
Saatine baktı. Otobüsün kalkmasına yalnızca beş dakika kalmıştı. Hızla geldiği yöne doğru koşmaya başladı fakat bir süre sonra yön duygusunu kaybetti. Gelirken birkaç kez sağa ve sola saptığını hatırladı. Şimdi ise düz koşuyordu. Hata yapıyordu. Sakinleşmeliydi. Durdu ve tanıdık gelen bir şey görme umuduyla etrafa bakındı fakat yararı yoktu. Tüm ağaçlar, çalılar neredeyse tamamen aynı görünüyordu. Ayrıca gelirken o kadar düşünceliydi ki, etrafına bakmaya pek fırsatı olmamıştı.
Selin'in tatlı gülümsemesini hatırlayıp rahatlamaya çalıştı. Kamptakiler onu bekleyecek, hatta gelmezse aramaya çıkacaklardı. Onu burada bırakıp gidecek halleri yoktu ya!
Biraz olduğu yerde bekledi, sonra bunun kötü bir fikir olduğuna karar vererek yürümeye devam etti. Tüm bedenine hakim olan korku ve endişe hissiyatından dolayı düzgün düşünemiyor sadece kamp alanını görme hayaliyle yürüyordu. Tam yarım saatin ardından umudunu iyice kaybetmiş, gözlerine dolan gözyaşlarını tutamaz olmuştu. Yorgunlukla bir ağacın yanına oturdu ve gözyaşlarını serbest bıraktı. Hava gittikçe kararıyordu. Birazdan güneş tamamen batacak ve orman karanlığa gömülecekti. O zaman ne yapacaktı? Peki ya bir vahşi hayvanın saldırısına uğrarsa? Aklına gelen türlü türlü kötü ihtimalle ağlaması daha da şiddetlendi. Daha önce hiç bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu.
Ilık gözyaşları yanaklarından süzülürken sımsıkı tuttuğu yay kasasını sıkıca göğsüne bastırdı. Rüzgar korkutucu bir müzik gibi kulaklarında uğuldarken gündüz dostu olan doğa, gecenin ormana hakimiyet kurmasıyla şimdi düşmanı olmaya hazırlanıyordu.
Birden duyduğu sesle kafasını sola doğru çevirdi ve rüzgarla savrulan bir poşet gördü. Heyecanla ayağa kalktıktan sonra hemen poşetin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Kamp alanı işte burada, hemen karşısında duruyordu! Fakat bomboş bir halde...
Ağzı açık bir halde şaşkınlıkla etrafa bakındı. Ne otobüs ne de tek bir insan...Kimse yoktu! Onu burada bırakıp gitmişlerdi.
Kızlar onu unutmuş muydu? Yoksa, yoksa bilerek mi yapmışlardı? Kamplarda yola çıkılmadan önce yoklama alındığını hatırladı. Otobüs o olmadan hayatta hareket etmezdi. Tabi birisi onun yerine "buradayım" dememişse! Kız birden arkasında bıraktığı ipin neden kaybolduğunu anladı.
Bu kadar kötü kalpli olabilirler miydi gerçekten? Yüzleştiği gerçeklerle dehşete düşmüştü! Şimdi onun arkasından gülüyor ve konuşuyor olmalıydılar. Hayır, kız buna inanmak istemiyordu fakat başka çaresi de yoktu.
İçinde kalan son bir umudu da kaybedince titremeye başladı. Cesur olması gerekiyordu. Hayranlıkla okuduğu tüm o doğa kitaplarını, internetteki yazıları hatırlamaya çalıştı. Fakat ruhunu zehirli bir sarmaşık gibi sarmalayan korku hissinden bir türlü kurtulamıyordu.
Bir an otobüsün geldiği yolu takip etmeyi düşündü fakat içinden bir ses bunun daha tehlikeli olduğunu söylüyordu. Buraya gelmeleri saatlerini almıştı ve o ıssız yolda, bu karanlıkta yürümeye cesareti yoktu. Tüm kötü haber başlıkları gözünün önüne geldi ve ürperdi. Yapayalnızdı. Annesini özlüyordu, telefonu yanında değildi. Yapacak bir şeyi olmadığı gerçeği dank edince öyle kalakaldı. Yere oturdu ve orman karanlığa gömülürken öylece bekledi.
Rüzgarla hareket eden ağaçların üstüne doğru eğildiğini hissediyor, kafasını dizlerindeki kollarına gömüp hiçbir şey görmemeyi ve duymamayı diliyordu ama bu belirsizlik hissi hemen kendisini daha tedirgin ederek içinde etrafına bakma isteği uyandırıyordu.
İçinden bir ses herhangi birinin onun yokluğunu fark edeceğini söylüyordu ve yolu seyrederken otobüs farlarının ışıklarını görmeyi düşlüyordu. Belki de kızlardan biri vicdana gelirdi!
Tüm gücüyle umuda sarılsa da korku her zaman baskın geliyordu.
"Benim bir silahım var." dedi birden.
Daha önce yayını hiçbir silah olarak düşünmemişti. Onun gözünde yayı sadece onun en sevdiği manevi eşyası ve spor ekipmanı olmuştu fakat bu gece belki de öyle düşündüğü son gece olacaktı.
Hemen kasayı açarak yayını çıkardı ve ok kılıfının içine birkaç tane ok koyduktan sonra kılıfı kafasından geçirerek sırtına astı. İçi çok az da olsa rahatlamıştı. Yayını daha önce hiç kendini savunmak için kullanmak zorunda kalmamış olsa bile hareketli hedefler üzerinde de birçok antrenman yapmıştı ve çok başarılı olmuştu. Doğuştan mücevher gibi parlayan özel bir yeteneğe sahip olan genç kız, içindeki tutku ve hırsın da etkisiyle katıldığı tüm turnuvalarda birinci olmuştu.
Tetikte beklediği birkaç saatin ardından biraz gevşemeye ve mırıldanarak hayaller kurmaya başladı.
"Birazdan uyuyakalacağım, sabah olduğunda ise burada olacaklar ve beni evime götürecekler. Annem bana sıkıca sarılacak."
Ormanın korkutucu atmosferi kızın üstünde uyuşturucu bir etki yapmış, bir süre sonra daha fazla korkamaz hale gelmişti.
Ta ki bir ses duyana kadar. Üşüme hissiyle çantasından ceketini çıkarıp giydiği anda duymuştu bu sesi. Tam karşısından gelmişti. Biri ya da bir şey hareket ediyordu. Ani bir hamleyle okunu yayına geçirerek gerdi. Elleri titriyordu ve kalbi yerinden fırlayacakmış gibi artıyordu. Evinden uzakta, karanlık bir ormandaydı ve yalnız değildi.
Elindeki yayıyla geri geri yürürken içindeki korkunun eşi benzeri yoktu. Derin derin aldığı nefeslerinin çıkardığı yüksek sesi engelleyemiyordu. Kendisine doğru yaklaşan bir hayvan silüeti gördüğünde içini öyle dehşet bir his kapladı ki arkasına bakmadan koşmaya başladı. Sıkıca tuttuğu yayıyla beraber, koşuyor koşuyordu. Ciğeri sökülecek duruma geldiğinde bile durmadı. Fakat en nihayetinde gecenin karanlığı ona ihanet etti ve yerdeki büyük bir dal parçasına takılarak yere kapaklandı. Taşa vurduğu başından hafif bir kan süzülürken çoktan bilincini kaybetmişti bile.
