Kairi (Okyanus Köyü)
Kuşluk vakti...
Güzel kadın, kenevir lifinden yapılmış halatlarla tavana asılı yatakta uyuyan küçük kızının kımıldandığını duyunca onu kontrol etmek istedi. Kızın içinde uyuduğu şey, aslında bir yataktan çok kozayı ya da bir ağaç kovuğunu andırıyordu. Bu yüzden olsa gerek toplumda da böyle adlandırılmıştı: Koza.
Kadın, dışarıdan kızının yüzünü göremediğinden ses çıkarmamaya özen göstererek kafasını boşluktan içeri soktu. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gelen kız; gözleri kapalı, bir şeyler mırıldanıyordu. Uyuyor olmasından istifade ederek uzun uzun izledi kozanın içindeki kelebeğini.
Ağzından akıp yanağından süzülerek kaz tüyü yastığı ıslatan salyasına rağmen dünyanın en tatlı Amaya'sıydı onun gözünde. Uzaktan bakıldığında beyaz sanılabilecek kadar açık renkteki sarı saçları, yusyuvarlak yüzü, pembe dudakları, yumuşacık yanakları; upuzun, kıvrımlı kirpikleri öyle güzel bir bütün oluşturuyordu ki ona bakmaya doyamıyor, bir yandan da sanki bakışları ona zarar verecekmiş gibi tedirgin oluyordu. Aslında şu ana mahsus değil, bir yıla yakındır sürekli tedirgin haldeydi.
O büyük Lanet, Amaya halkının üzerine çöktüğünden beri yerinde durmayan ve her şeyi bilmek isteyen kızı için endişeleniyor, zamanının çoğunu onun sorularına verecek daha güzel cevaplar bulmak ve onu korumak için harcıyordu.
Yine de kızının uyurken tehlikeden uzak ve güvende olduğunu bildiği için biraz olsun mutluydu.
Ne kadar süredir kozanın başındaydı bilmiyordu ama kızın göz kapakları nihayet aralandı. Karşısında annesini görünce hemen mahmur halde gülümsedi. Zaten herkesin bayıldığı o gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmazdı.
Küçük, beyaz parmaklarıyla kanatlarını yokladıktan sonra bir mücevher gibi parlayan mor gözlerini annesinin üzerine dikti.
"Anneciğim, kanatlarım ne zaman çalışacak?"
Yine başladık, diye düşündü kadın. Hüzünlendi.
Kızının da daha önceki çocuklar gibi bu güzel yaşlarını gökyüzü parklarında oynayarak geçirmesini istiyordu ama ne yazık ki lanet yüzünden hiçbir Amaya kanatlarını kullanamıyordu.
Yaratıkların solup, parlak rengini kaybeden kanatları artık bir aksesuar olmaktan ileri gidemiyordu.
"Bilmiyorum bebeğim, üzgünüm." dedi kadın kızın saçlarını okşarken.
"Rüzgar dansı yapamayacağım." diye mırıldanan kızın bir an suratı düştü ama sonra kendisi için üzülen annesini görünce hemen tekrar gülümsedi.
"Olsun, üzülme anne. Ben de insanların yaptığı dansları öğrenirim."
Çocuğun insanlardan bahsettiğini duyan kadın, hemen kaşlarını çattı. "İnsan" kelimesini duyması bile tüylerini ürpertmeye yetiyordu.
"Nereden öğrendin bakayım sen bunu?" dedi endişeli biraz da kızgın bir ses tonuyla.
"İnsanlı kitaptan gördüm." dedi kız kendiyle gurur duyar gibi.
"Bir daha insanlardan bahsetmek yok." dedi kadın işaret parmağını kaldırıp sallayarak.
Kızın her şeye olduğu gibi buna da verecek bir cevabı vardı. Annesi soru yağmurundan kurtulmak için arkasını dönmeye yeltenince hemen kozasında doğruldu.
"Ama Aytekin de bir insan, biliyorum. Bizim gibi kanatları ya da parlak gözleri yok. Hem kulübesinde bir sürü insanlı kitap var, gördüm!"
Kadın ne diyeceğini bilemedi. Bir insan olmasına rağmen her Amaya gibi kadın da Aytekin'i gerçekten çok sever ve ona saygı duyardı. Küçüklüğünden beri Kairi'ye yaptığı yardımlar yadsınamaz boyuttaydı.
Ayrıca kadın, kısır olduğundan bir çocuk hasretiyle yandığı zamanlarda küçük kıza iyi bakacağından emin olup ona verdiği için çok minettardı. Şimdi bir çocuk doğursa bu çocuğu sevdiği kadar sevmezdi öz çocuğunu, biliyordu.
"O diğer insanlardan farklı." diyebildi kadın.
"Bir istisna mı?" diye sordu çocuk heyecanla.
Kadının gözleri şaşkınlıkla parlarken güldü.
"Allah'ım! Yağmur, sen bu kelimeyi nereden öğrendin?"
"Bu bir sır." dedi kız kıkırdayarak. Yeni öğrendiği kelimenin fark edilmesine sevinmişti ve şimdi onu da öğrendiği diğer kelimeler gibi her fırsatta kullanacaktı.
"İstisnalar kaideyi bozmaz." dedi kadın tekrar ciddileşerek.
"Kaide ne demek?" Kız öğreneceği yeni şeyi kapmak için hemen iri iri gözlerini açtı ama kadının söylemeye niyeti yoktu. Güldü.
"İstisnayı kimden öğrendiysen ona sor."
Küçük kız hayal kırıklığı ile alt dudağını sarkıtınca onu koltuk altlarından tutup kaldırdı ve kucağına alıp yumuşak yanağına bir öpücük kondurdu.
Sonra da kızın hoşuna gittiğini bildiği için kafasını boynuna bastırırken bir canavar gibi sesler çıkarmaya başladı.
"Voaah, bu canavar o kadar acıktı ki, bu kızı yiyebilir."
Üzüntüsü birkaç saniye süren küçük Amaya hemen çığlık atarak gülmeye başladı. Annesi onu lavaboya götürüp eliyle yüzünü yıkarken Yağmur, hâlâ gülüyordu.
Lavabodan çıktıklarında kadın, küçük kızı nazikçe yere bıraktı ve kahvaltıyı hazırlamak üzere mutfağa yöneldi. Yağmur da hemen ahşap sandalyeye oturup kendisini bekleyen resim defterini açtı ve minik ayaklarını sallayarak bir şarkı mırıldanmaya başladı. Bir yandan da ne çizeceğini düşünüyordu.
Tabi ki bir insan! diye düşündü.
Yaramaz duyguları ve insanlara duyduğu ilgi hemen içini kıpır kıpır etmişti. Annesinin sesine kulak kesilip hâlâ işleri olduğu ve kendisinin yanına gelmesinin uzun süreceğini anlayınca da hemen resim defterini ters çevirdi, bir lastikle tutturduğu bölmeyi açtı ve sayfaları çevirmeye başladı. Burada bir sürü insan ve onların dünyasına ait şeyler vardı. İnsanların kitaplarından gördüğü şeyleri aklına kazıyor, sonra da eve gelir gelmez odasına kapanıp onları resmetmeye çalışıyordu.
Apartmanlar, asfalt yollar, arabalar...
Tüm dikkatini vererek Amayaların aksine daha sivri bir yüze, daha küçük gözlere ve kanatsız bir vücuda sahip olan bir kız çizdi. Ardından da gözlerini insanların arasında en yaygın göz rengi olan kahverengiye boyadı. Resmi nihayet bitirdiğinde kıvırcık saçları olan bu kıza bakarken ona imrendiğini hissediyordu. Amayaların saçları hep düz olurdu fakat Yağmur, kıvırcık saçlarla nasıl görüneceğini merak etmeden duramıyordu.
Annesinin adım seslerini duyduğunda hemen sayfayı kapattı ve kafasını masaya koyarak şarkısını mırıldanmaya devam etti.
Artık hiçbir Amaya kahvaltıda süt içemiyor, peynir ve yumurta yiyemiyordu. Okyanus Köyünü etkisi altına alan bu lanetten sonra otlak hayvanlarının sütü kesilmiş, tavuklar yumurta vermez olmuştu. Ambardaki yiyeceklerse gittikçe azalıyordu ve bu eşsiz ırk ne yapacağını bilmez halde yavaş yavaş kaçınılmaz bir sona sürükleniyordu.
Karnı zil çalan Yağmur, annesinin önüne koyduğu küçük çavdar ekmeğini büyük bir iştahla yerken birden dışarıdan alışılmadık şekilde yüksek konuşma sesleri gelmeyi başladı.
Merakla seslere kulak kesilen kadın kısa bir tereddütten sonra merakına yenik düşerek Yağmur'u da kucağına aldı ve dışarı çıktı. Tüm Amayalar köyün girişinde toplanmış, hep bir ağızdan konuşuyor, bağırışıyorlardı.
Kız ve annesi herkesin neden bu kadar şaşırdığını anlamak için kalabalığın arasına girdiğinde gördükleri şeyle adeta şoka uğradılar.
İki Amaya'nın taşıdığı sedyenin üzerinde baygın bir insan yatıyordu. Bu, siyaha yakın koyu kahverengi, dalgalı saçlara ve biçimli, dolgun dudaklara sahip genç bir kızdı. Kalabalık susup da kızı seyretmeye başladığında daha önce Aytekin'den başka canlı bir insan görmeyen Yağmur dayanamayarak çocuksu heyecanıyla neşeli bir çığlık attı ve etrafa hakim olan sessizliği bozdu.
"Bir insan! O...o çok güzel!"



