Kitap yazmak güzel ama çok yorucu. Özellikle bölümü yazarken saatlerce düşünmek, yazdıklarını toparlamak, yazım hatalarına bakmak...
Huh,söylerken bile üzerimden bir ton yük kalktı. Olsun, siz güzel okuyucularımın desteklerini ve hoş yorumlarını görünce mutlu oluyorum.
Neyse, heyecanlı bir yerde bırakmıştım. Okuyun bakalım...
꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦꒷ ꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦
Kapının gürültüyle çarpmasından sonra evin içi donmuş gibiydi.
Jungkook refleksle Taehyung’un önüne geçti, elindeki paslı bıçağı sımsıkı kavradı. Minji uyanmıştı artık. Yatakta doğrulmuş, gözlerini korkuyla büyütmüştü. Taehyung hemen yanına koşup onu sakinleştirmeye çalıştı.
“Minji, korkma... sadece arkada kal. Her şey kontrol altında, tamam mı?”
Sesi titriyordu ama gözlerinde hâlâ o ışık vardı: Güven.
Alt katta birden camlar kırılmaya başladı.
Şaak—tııırr!
Bir değil, iki değil... üç farklı ses.
Jungkook merdivenlere doğru ilerledi. Adımları sessiz, ama kalbi çığlık çığlığaydı.
Kapı... artık kapı değildi.
Yıkılmıştı.
Ve içeri sızan gölgeler, insan değil... ölüydü.
Zombiler.
Yürüyüşleri ağır ama kararlıydı.
İlk gelenin çenesi yoktu. Sarkan dilinden kan damlıyordu.
İkinci olanın sağ kolu eksikti ama geri kalanıyla hâlâ tehlikeliydi.
Üçüncü... sanki hâlâ bir şey hissediyormuş gibi yavaş yavaş başını yukarı kaldırdı ve Taehyung’u gördü.
Jungkook, göz açıp kapayana dek yerden bir sandalye alıp aşağıya fırlattı.
Sandalyeyle ilk zombinin kafasını ezdi ama diğerleri geri çekilmedi.
İçerisi, artık savaş alanıydı.
Taehyung hızla Minji’yi battaniyeyle sardı. “Üst kata çıkın! Jungkook, ben onları oyalayacağım!”
“Hayır! Bu saçmalık!”
Jungkook’un sesi çatladı. Ama Taehyung çoktan alt kata inmişti bile.
Zombilerin arasından sıyrılıp metal bir çubuğu kaptı ve çılgınca savurdu.
Biri yere düştü. Diğeri geri çekildi. Ama bir tanesi... tam sıçrayacaktı ki, Jungkook üstüne atladı ve bıçağını göğsüne sapladı.
“Sakın!”
Taehyung’un çığlığı, Jungkook’un kulaklarında yankılandı.
Ama Jungkook onun için canını ortaya koymuştu.
İkisi de son darbeyi vurduklarında, evin içi sessizleşti.
Yerdeki cesetler artık hareketsizdi.
Kan... ahşap zemine yayılmıştı.
Ama onlar yaşıyordu.
Yorgunluktan birbirlerine yaslandılar.
Kan ter içindeydiler ama hâlâ nefes alıyorlardı.
Taehyung Jungkook’a baktı.
“Beni neden dinlemiyorsun?”
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Jungkook, onun alnına dayadı başını.
“Çünkü... seni kaybetmeye tahammülüm yok.”
O an, birbirlerinin gözlerinde ilk kez açıkça aşk vardı.
Henüz adı konmamıştı ama belliydi.
Minji, üst kattan seslendi:
“Abiler, buraya bakın... burda biri daha var!”
İkisi de irkildi.
Minji’nin gösterdiği köşede... bilinçsizce yatan başka bir çocuk vardı.
Sıska, kirli ve aç görünüyordu.
Ama o çocuk başını kaldırdığında, gözleri korkudan değil... öfkeyle doluydu.
꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦ ꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦
Bir sonraki bölüm spoi;
Yeni çocuk gözlerini kıstı ve tek cümle fısıldadı:
“Siz onun kim olduğunu bilmiyorsunuz, değil mi?”